2
İnsanlar sadece, “inandık” diyerek hiç imtihan edilmeden (başıboş) bırakılacaklarını mı¹ sandılar?²
1 Bu soru inkarîdir. Yani, “bunu akıllarından bile geçirmesinler, kesinlikle böyle olmayacaktır,” demektir. 2 Bu âyetin iniş sebebi ile ilgili rivâyetler şöyledir: a- Ammâr b. Yâsir, Ayyâş b. Ebî Rebîa, Velîd b. Velîd ve Seleme b. Hişâm’ın Mekke’de işkence görmeleri sebebiyle nâzil oldu. b- Mekke’de bir takım insanlar, Müslüman olacaklarına dâir söz vermişlerdi. Hicret âyeti nâzil olunca sahabe Medîne’den bunlara, “hicret etmedikçe Müslümanlığınız kabul edilmeyecek” diye yazdı. Onlar da derhal Medîne’ye doğru yola çıktılar. Müşrikler de takip edip geri çevirdiler. İşte o vakit haklarında bu âyet nâzil oldu. Bu âyetin nâzil olduğunu duyunca tekrar yola çıktılar. Müşrikler de takip ettiler. Sonuçta birbirleriyle çarpıştılar, kimi şehit oldu, kimi de kurtuldu. (Vâhidî) c- Bedir günü ilk şehit olan “Seyyid’üş-Şühedâ” diye anılan “Mihca’ b. Abdullah hakkında nâzil olduğu söylenmiştir. Bk. (Elmalılı)
3
Yemin olsun ki onlardan önceki (ümmet) leri de imtihandan geçirdik. (İleride) kimin doğru (söylediğini) kimin yalancı olduğunu, Allah kesinlikle bildirecektir.¹
1 Bu âyetin metnindeki “bilecektir” ifâdesi, “bildirecektir, ayırt edecektir veya karşılığını verecektir” anlamlarınadır. (Beyzâvî) Fahreddin Razi: “Müfessirler zannettiler ki, bu âyetin görünen mânâya alınması, Allah’ın ilminin yenilenmesini gerektirir. Hâlbuki Allah, doğruyu ve yalancıyı imtihandan önce bilirken, imtihan sırasında bilecek demek nasıl mümkün olur? diye; buna, -gösterecek, ortaya koyacak, ayırt edecek- mânâlarını verdiler. Biz de deriz ki, âyet olduğu gibi görünen manasındadır, çünkü Allah’ın ilmi bir sıfattır ki, onda her olay, olduğu gibi ortaya çıkar. Mesela Allah, Zeyd’in itaat edeceğini, Amir’in de isyan edeceğini tekliften önce bilir, sonra teklif vaktinde de bilir ki o itaatkâr, öbürü isyankârdır. Onlar ömürlerini tamamlayınca da bilir ki, o itaat etti, öteki isyan etti. Hallerin hiç birinde O’nun ilmi değişmez, değişen ancak bilinendir” der. (Elmalılı)
4
Yoksa bütün bu kötülükleri¹ yapanlar, Bizden kurtulabileceklerini mi sanıyorlar?² (Eğer böyle zannediyorlarsa) ne kadar yanlış hüküm veriyorlar.
1 Burada özellikle, Müslümanlara karşı yapılan kötülükler bahis konusudur. Yani küfür, dinsizlik taassubu, şehvetler ve ihtiraslar sebebiyle Müslümanlara husumet besleyen, zulüm eden kimseler kastedilmektedir. 2 Bu soru da inkarîdir. Yani, “bizden asla kurtulamazlar,” demektir.
5
Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, şüphesiz Allah’ın belirlediği vakit¹ kesinlikle gelecektir. Zîrâ O (Allah) hakkıyla işiten, (her şeyi) çok iyi bilendir.
1 Cezâ ve mükâfatın verileceği âhiret hayatı, kıyamet günü veya diriliş günü...
6
Kim de (Allah yolunda) cihad ederse yalnız kendisi için cihad eder,¹ şüphesiz Allah’ın, âlemlere ihtiyacı yoktur.²
1 Âyetin bu bölümü, “Kim de çalışırsa, yalnız kendisi için çalışır” şeklinde de tercüme edilebilir. 2 Yani O, hiçbir şeye muhtaç değildir.
7
(Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri¹ yaşayanlara² gelince Biz şüphesiz onların (geçmişteki) kötülüklerini örteceğiz ve onları yaptıklarından daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.³
1 Amel-i Salih: İyi ve faydalı işler demektir. Bir iş, Allah’ın ve Rasûlü’nün koyduğu ölçülere uyduğu müddetçe iyi ve faydalıdır. Allah ve Rasûlünden başkalarının iyi ve kötüyü belirleme hakkı yoktur. Belirleseler de bu, onların kendi iyi ve kötüleridir. 2 “Amel-i salih yapmak” demek, “inandığını tam olarak yaşamak” demektir. 3 Âyetin bu bölümü: “…biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve onları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracağız.” diye de tercüme edilebilir. Ancak, böyle tercüme yapılırsa, bir defa bile iyilik yapanın kesinlikle onunla mükâfat görmesi gerekeceğinden; yukarıdaki tercüme daha doğrudur. Bu âyet; Müslümanlara yaptıkları kullukların karşılıklarının fazlasıyla ve kat kat verileceğini müjdelemektedir. Konuyla ilgili olarak Bk. (Tevbe: 121, Nur: 38)
8
Biz insana anne ve babasına (karşı) iyi (davranmasını) tavsiye ettik. Ve eğer onlar, bilmediğin bir şeyle Bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa sakın onlara itaat etme.¹ Zâten dönüşünüz Banadır ve Ben (o gün) tüm yaptıklarınızı size haber vereceğim.
1 Sa’d b. Ebî Vakkas: Anneme Müslüman olduğumu söyleyince; ”sen dinini bırakıncaya kadar hiçbir şey yiyip içmeyeceğim” diyerek beni dinimden çevirmeye çalıştı. İnsanlar bana günlerce, “ey anasının katili!” dediler. Bunun üzerine ben de gidip anneme: “Ey anneciğim senin yüz tane canın olsa ve her gün bir tanesi çıksa ben dinimi asla terk etmem. Bundan sonra ister ye, ister yeme” dedim. Bendeki bu azmi görünce yedi ve bu âyet indi. (Tirmîzî) Bk. (Bakara: 83, Nisâ: 36, En’am: 151, İsrâ: 23, Ahkaf: 15, Lokman: 12-13)
9
(Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara gelince; Biz onları elbette inandığını yaşayan kullar arasına katacağız.
10
İnsanlardan öyleleri de vardır ki; “Allah’a îman ettik.” der(ler). Fakat Allah için (herhangi bir) eziyete uğrayınca insanların azabını Allah’ın azabı ile eş değerde sayarak (onlara itaat ederler).¹ Ama Rabbinden Müslümanlara bir zafer gelince de kesinlikle, “biz sizlerle birlikteyiz.” derler.² Hâlbuki Allah âlemlerin gönüllerinde sakladıklarını en iyi bilen değil midir?³
1 Böylece onlara ilâhlık payesi verirler, Allah’tan çok onlardan korkarlar. 2 Yani münâfıklık yaparlar. 3 Bu soru inkârîdir ve “elbette en iyi bilendir.” demektir. Ayrıca bu âyet kâfirlerin eziyetleri karşısında dinlerinden dönen bazı Müslümanlar hakkında inmiştir. Bu âyetin Medine’de indirilmiş olması muhtemeldir. Çünkü münafıklar, Medine’de idiler.
11
Hâlbuki Allah (ileride) kimin gerçekten îman ettiğini, kimin münâfık olduğunu, kesinlikle bildirecektir.
12
Kâfirler îman edenlere, (aslında) onların hiç bir hatasını yüklenemeyecekleri halde: “Siz bizim yolumuza uyun, biz de sizin bütün günâhlarınızı yüklenelim.” derler. İşte onlar yalancıların tâ kendileridir.
13
O (kâfirler,) hem kendi (günâhlarının) yüklerini, hem de kendi yükleriyle birlikte başkalarının yüklerini de yüklenecekler¹ ve kıyamet günü, uydurdukları şeylerden dolayı hesaba çekileceklerdir.
1 Yani Allah, veballerinden dolayı yükleyecek.
14
Yemin olsun Biz Nûh’u da kendi kavmine gönderdik. O onların içerisinde bin seneden elli sene eksik¹ yaşadı. Sonunda onlar, (şirklerine) zulümlerine devam ederlerken, tûfân da onları yakalayıverdi.
1 Yani dokuzyüz elli sene… Bazı akılcı (Rasyonalist / Mutezili) mantıklılar bu ayette geçen “bin” ifadesini “deyimsel ifadesiyle” gibi uyduruk bir yöntemle, “bir insanın yaşayacağı en uzun süre” diye yamultmaya kalksa da Allah, Hz. Nuh’un toplumunda dokuzyüz elli sene yaşadığını açıkça ifade etmektedir. “Bin” kelimesinin çokluktan kinaye olmadığının açık delili ise “elli sene eksik” ifadesidir.
15
Sonunda Biz onu da gemidekileri de kurtardık ve bu (olayı)¹ akıllılar âlemine ibret (alınacak bir olay) kıldık.
1 Bundan maksat, gemi de olabilir.
16
İbrahim’i de (kendi kavmine gönderdik).¹ O da kavmine: “Yalnız Allah’a kulluk edin ve Ondan hakkıyla sakının. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.”
1 Bu parantez içi, tefsirlerdeki rivâyetlere göre: a- “İbrahim’i de (kurtarmıştık)...” veya b- “İbrahim’i de (hatırla)... “ şeklinde de olabilir.
17
“Siz kesinlikle Allah’ı bırakıp birtakım putlara¹ tapmaktan ve sadece yalan üretmekten² başka bir şey yapmıyorsunuz.³ (Gerçek şu ki) sizin Allah’tan başka taptıklarınız, size rızık (bile) veremezler. Öyleyse rızkı Allah’ın katında arayın, kulluğu ve şükrü sadece Ona yapın. (Sonunda) Ona döndürüleceksiniz.” dedi.
1 Evsân: Tekili “vesen”dir. Vesen taş vesaireden yapılıp tapınılan her hangi bir şey, put, fetiş anlamına gelir. Fetiş, asnam’dan daha geneldir. Meselâ dikili putlar, haç, Yahudi yıldızı ve şamdanı, anıtlar, tapınılan heykellerin tamamı evsan türündendir. 2 Buradaki (خَلَقَ) fiili, “yaratmak” anlamında değil, “iftira etmek” anlamındadır. Zâten iftira, aslı astarı olmayan yani yoktan meydana getirilen söz, demektir. “Yalan yaratmak” demek, “yalan yere hayalden ibaret olan birilerine mabut veya şefaatçi diyor, onlara tapıyor, onlardan şefaat bekliyorsunuz” demektir. 3 Hep iftira ve yalan söylüyorsunuz, yalan yere birer hayâl oldukları halde onlara tanrı diyorsunuz, bunu açıkça söylemeseniz bile uygulamalarınızla onları ilâh konumuna getiriyorsunuz. İşte böyle hayâl olan fânîlere ilâhlık payesi vermek, büyük bir küfürdür.
18
(Ey Mekkeliler! Muhammed’i) yalanlarsanız (yalanlayın,) sizden önceki ümmetler de (kendi Peygamberlerini) yalanlamışlardı. Zâten Peygambere düşen, apaçık bir tebliğden başka bir şey değildir.¹
1 Bu hitap, Hz. İbrahim’e ait olabilirse de onun sözlerini hikâye sırasında Rasûlüllah’a hitap olması daha belirgindir. Eğer bu hitabı Hz. İbrahim’e ait kabul edersek o zaman tercüme, “Eğer yalanlarsanız (yalanlayın), sizden önceki ümmetler de (kendi Peygamberlerini) yalanlamışlardı” dedi, şeklinde olur.
19
Allah’ın yaratma işini başlangıçta nasıl yaptığını, sonra da onu (âhirette) tekrar nasıl yapacağını bilmiyorlar mı?”¹ (İşte bütün bunlar) Allah’a göre çok kolaydır.
1 Bu bölüm: “Onlar, Allah’ın yaratmayı nasıl yaptığını, sonra bunu nasıl tekrarladığını bilmiyorlar mı?” diye de tercüme edilebilir.
20
(Ey Muhammed!): “Yeryüzünde dolaşırken (Allah’ın her şeyi ) baştan nasıl yarattığına bir bakın. (İşte) Allah âhirette de (her şeyi aynen öyle) yaratacaktır.¹ Şüphesiz Allah’ın, gücü her şeye yeter,”
1 Âyetin bu bölümü, metne sadık kalarak: “Yeryüzünde dolaşın ve Allah (her şeyi) ilk baştan nasıl yaratmış bakın. İşte Allah bundan sonra âhiret hayatını da (aynı şekilde) yaratacaktır.” diye de tercüme edilebilir.
21
“O dilediğine (adaletiyle) cezâ verir, dilediğine de (lütfuyla) merhamet eder. Ve (sonunda) Ona döndürüleceksiniz,”
22
“Siz, yerde de gökte de (Allah’ı asla) âciz bırakamazsınız. (Zâten) sizin Allah’tan başka, dostunuz da yardımcınız da yoktur.” de.
23
Allah’ın âyetlerini ve Ona (âhirette) kavuşmayı inkâr edenler var ya işte onlar, Benim rahmetimden ümit kesmiş¹ olanlardır ve acıklı azap da onlar içindir.
1 Allah’ın rahmetine ulaşabilecekleri bir kullukları ve yüzleri olmadığını, bildikleri için...
24
(Bunun üzerine İbrahim’in) kavminin cevabı: “Onu öldürün ya da yakın” demekten başka bir şey olmadı. Sonunda Allah da onu, ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, inanan bir topluluk için, ibretler vardır.
25
(İbrahim de): “Siz, dünya hayatında sadece aranızdaki karşılıklı menfaatten dolayı, Allah’ın dışındaki (bir takım) şeyleri (kendinize) ilâhlar edindiniz.¹ Sonra kıyamet günü ise birbirinizi inkâr edecek ve birbirinize lânet yağdıracaksınız.² Sizin varacağınız yer, ateştir ve hiç kimse size yardım da etmeyecektir.” dedi.
1 Âyetin bu bölümü: “Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has sevgi uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz...” şeklinde de tercüme edilebilir. 2 Yani ilâhlarınız sizi, siz de ilâhlarınızı inkâr edeceksiniz veya tanımayacaksınız…
26
Lût hemen ona îman etti ve (İbrahim): “Gerçekten ben Rabbime hicret edeceğim.¹ Çünkü gerçek güç ve hüküm sahibi olan sadece Odur.”² dedi.
1 Tebliğin fayda vermediği ve Allah’ın hükümlerinin icra edilmediği bir yere çakılıp kalmanın anlamsızlığı, buradan çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. 2 Tırnak içerisindeki sözler Hz. Lût (a.s)’a ait de olabilir. Bk. (Saffat: 99 ve devamı.)
27
Biz (İbrahim’e) İshak’ı ve Yâkûb’u hediye ettik ve Peygamberliği ve kitabı¹ da (belirli bir süreye kadar)² onun soyuna has kıldık. (Yaptıklarının) karşılığını³ (da daha) dünyada iken verdik. Şüphesiz o âhirette de kesinlikle salihlerdendir.
1 Kendisinden sonraki Tevrât, İncil ve Kur’an gibi kitapları veya yepyeni din ve şeriatı... 2 Hz. Muhammed (a.s)’a kadar... 3 Onu överek veya onun soyundan başka Peygamberler göndererek…
28
Lût’u da (kendi kavmine gönderdik.)¹ O, kavmine: “Siz gerçekten, sizden önce (akıllılar) âleminden hiç kimsenin, sizden daha ileriye gitmediği² çirkin bir işi yapıyorsunuz.”
1 Bu parantez içi, tefsirlerdeki rivâyetlere göre: a- Lût’u da (kurtarmıştık)...” veya b- “Lût’u da ( hatırla)... “ şeklinde de olabilir. 2 Âyetin bu bölümü: “gerçekten siz, sizden önce âlemlerde hiç kimsenin yapmadığı çirkin bir işi yapıyorsunuz...” şeklinde de tercüme edilebilir. Konuyla ilgili olarak Bk. (A’raf: 80-84, Neml: 54-58)
29
“Siz (hâlâ) ille de erkeklere ilişmeye, (bu iş için) yol kesmeye ve toplantılarınızda pis işler¹ yapmaya devam edecek misiniz?” dedi. Bunun üzerine kavminin cevabı sadece: “Eğer doğru söylüyorsan (haydi) bize Allah’ın azabını getir (bakalım.)” demek oldu.
1 Bu pis işlerin; toplum içerisinde sesli yellenmek, yabancı ve gariplerle alay etmek, açıktan birbirlerine ilişmek gibi daha pek çok şey olduğu hakkında rivâyetler vardır.
30
(Lût da): “Ey Rabbim! Ortalığı fesada veren (bu) kavme karşı bana yardım et.” diye duâ etti.
Sonraki 30 ayet →