1
1,2. Tâ. Sîn. Mîm. İşte bunlar sana (hakkı bâtıldan) ayırt edici kitabın âyetleridir.
2
1,2. Tâ. Sîn. Mîm. İşte bunlar sana (hakkı bâtıldan) ayırt edici kitabın âyetleridir.
3
Îman eden bir kavim için Mûsa ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana, en doğru şekliyle okuyacağız.
4
Gerçekten Firavun, ülkesinde azmış ve halkını çeşitli sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir grubu eziyor, oğullarını öldürüyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.
5
Biz de o ülkede ezilenlere¹ lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve (firavunların topraklarına) vâris kılmak istiyorduk.
1 Müstaz’af: Zayıf buldu, zayıf gördü, zillete duçar etti anlamındaki (ضَعُفَ) fiilinin istif’al babından edilgen sıfat fiilidir. Cahiliyye toplumlarında toplumun çoğunluğunu meydana getiren, ezilen, hor görülen, güçsüz bırakılmış halk tabakası demektir. İslâm dışı toplumlarda toplum, sistematikleri farklı olsa da baskı altına alınan ve ezilen büyük çoğunluk ve onlara baskı yapan ve ezen küçük azınlıktan oluşur. Bu toplumlarda kişilerin liyakatleri ve kabiliyetleri hiç önemli değildir. Hiç liyakatleri olmasa da hâkimiyeti elinde bulunduranlar daima yetenekli kişiler olarak kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Bk. (A’raf: 75 ve dipnotu.)
6
Ve onları oraya yerleştirmek, Firavun’a, Hâmân’a¹ ve ordularına, (İsrail oğullarından) korktukları şeyi² kendilerine göstermek, (istiyorduk).
1 Hâmân: Bu konudaki âyetlerden anlaşıldığına göre; Firavun’un emri altında, geniş yetkilerle donatılmış, güçlü ve üst düzey bir kimsedir. Bu yüzden, Hâmân’ın Firavun’un vezirlerinden veya komutanlarından birisi olma ihtimâli vardır. Ayrıca Hâmân kelimesi, Hâmân’ın özel isim mi, işgal ettiği makamın ismi mi? olduğu da kesin değildir. 2 Yani İsrâil oğullarından birisinin çıkıp, kendi saltanatlarını yıkma korkusu.
7
Mûsa’nın annesine: “Onu emzir, ona (bir zarar geleceğinden) korktuğun zaman da derhal denize bırak, sakın korkma ve üzülme. Çünkü onu sana geri verecek de onu Peygamberlerden birisi yapacak da Biziz.” diye vahyettik.¹
1 Bu vahiy “nübüvvet vahyi” değil, o şahsın özel durumuyla ilgili bir vahiydir. Her kendisine vahiy gelen peygamber değildir. Eğer öyle olsaydı, Musa’nın annesi ile beraber Hz. Meryem’in ve arıların da peygamber olmaları gerekirdi. Buna “ilham” veya “rüya” demek de mümkündür. İlham; bütün insanlar için din ortaya koyamaz, ancak sahibini bağlar. Bu bir kerâmet de sayılabilir. Benzeri bir ilham da Hz. Meryem’e gelmiştir. Bk. (Meryem: 18-26)
8
(Sonunda) Firavun’un ailesi onu, ileride kendilerine bir düşman ve başlarına dert olmak üzere yitik olarak bulup aldı. Şüphesiz Firavun, Hâmân ve orduları hep cânî kimseler idi.
9
Firavun’un karısı (kocasına): “(Bu) benim de senin de gözünü aydınlatacak¹ (bir çocuk), sakın onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur ya da onu evlât ediniriz,” dedi. Hâlbuki onlar (başlarına geleceklerin) farkında değillerdi.
1 (قُرَّتُ عَيْنٍ) mecâzî bir ifâde olup; neşe kaynağı, göz bebeği, göz nûru, göz aydınlığı gibi anlamlara gelir.
10
Mûsa’nın anasının yüreği bomboş olarak sabahladı.¹ Eğer Biz (sözümüze) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş² olsaydık, neredeyse işi açığa vuracaktı.
1 Yani; meraktan çıldıracak oldu, gönlü acıyla dolup taşarak sabahladı, hayretten ve dehşetten gönlüne hiç bir şey girmiyordu. 2 Konu ile ilgili olarak Bk. (Âlu İmrân: 200)
11
Annesi (Mûsa’nın) ablasına: “Onu takip et.” dedi. O da onlara fark ettirmeden uzaktan kardeşini gözetledi.
12
(Ayrıca) Biz onun (annesinden) önce sütanneleri (emmesine) müsaade etmedik. (Bunun üzerine ablası): “Size onun bakımını üstlenecek ve onu eğitecek bir aile göstereyim mi?” dedi.
13
Böylece Biz onu anasına, gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah’ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin diye, geri verdik. Fakat (insanların) çoğu, bunu hâlâ bilmiyorlar.
14
(Mûsa) olgunluk çağına erip dengini bulunca, kendisine hâkimiyet ve (vahiy) ilmi verdik. İşte Biz iyilik yapanları¹ böyle ödüllendiririz.
1 Muhsin: İyilik yapan, güzel hareket eden, her ne kadar Allah’ı görmese de Allah’ın kendisini gördüğünü aklından çıkarmadan Allah’ın iyi dediği şeyleri yapan kişi demektir.
15
Mûsa halkının (kendisinden) habersiz olduğu bir sırada şehre inince orada, birisi kendi tarafından,¹ diğeri düşman tarafından² olan iki adamın birbiriyle kavga ettiğini gördü. Kendi tarafından olan adam, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsa da ötekinin çenesine bir yumruk vurup³ öldürdü.⁴ (Mûsa bunun üzerine): “Bu şeytanın işidir. O gerçekten apaçık, saptırıcı bir düşmandır.” dedi.
1 Yani; İsrâil oğullarından... 2 Yani; Firavun’un halkından... 3 (وَكَزَ) fiili; tokat vurmak, çenesine yumruk atmak, burnunu kırmak anlamlarına gelir. 4 Bk. (Tâ Hâ: 40)
16
Mûsa: “Ey Rabbim! Doğrusu ben, kendime zulmettim. Beni bağışla” dedi. Allah da onu bağışladı. Çünkü çok bağışlayıcı, gerçekten merhametli olan ancak O (Allah)’tır.
17
(Mûsa): “Ey Rabbim! Bana bu lütfundan dolayı, artık suçlulara asla destekçi olmayacağım.”¹ dedi.²
1 Bu âyete göre; bir Müslüman, zâlim bir ferde, zümreye veya iktidardaki bir hükümete destek olmaktan kesinlikle kaçınmalıdır. Birisi, Ata b. Ebi Rebah’a: “Benim kardeşim Emevî hâkimiyetinde olan Kûfe’nin vali kâtibi, gerçi halkın meseleleriyle ilgili kararları o vermiyor ama kararlar onun kalemiyle neşrediliyor. Bu hizmeti sürdürmek zorunda, çünkü bu onun tek gelir kaynağıdır.” deyince Ata, bu âyeti okudu ve: “kardeşin kalemini elinden atsın. Rızkı veren Allah’tır.” dedi. 2 (بِمَا) daki (ب) kasem manası verilerek tercüme edildiğinde Allah’tan başka şeyler için yemin edilmiş olmaktadır. Bu da bir beşere câiz olmadığı için (ب)’ye ı’vaz manası verilmiştir. Ayrıca bu âyeti “(Mûsa): -Ey Rabbim! Bana lütfettiğin bu nîmete (şükürler olsun) artık (bundan sonra) suçlulara asla arka çıkmayacağım- dedi” şeklinde tercüme etmek de mümkündür.
18
(Mûsa) şehirde korku içerisinde çevreyi gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen adam, feryat ederek yine kendisinden yardım istiyor. (Bunun üzerine) Mûsa ona: “Sen kesinlikle, azgının birisin.” dedi.
19
Mûsa ikisinin de düşmanı olan (Firavun taraftarı olan) adamı yakalamak isteyince, o adam: “Ey Mûsa! Dünkü adamı öldürdüğün gibi, (şimdi) de beni mi öldürmek istiyorsun? Herhalde sen haksızlıkları düzeltmek değil, bu memlekette tam bir zorba olmak istiyorsun!” dedi.
20
Şehrin en ileri gelenlerinden¹ bir adam koşarak geldi ve: “Ey Mûsa! (Firavun’un) ileri gelenleri, seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Derhal (buradan) uzaklaş. Doğrusu ben, senin iyiliğini isteyenlerdenim.” dedi.
1 Bu bölüm: “Şehrin öteki ucundan bir adam” diye de tercüme edilebilir. Bk. (Yâsin: 20)
21
(Mûsa,) korku içerisinde (çevreyi) gözetleyerek orayı terk ederken: “Ey Rabbim! Beni bu zâlimler topluluğundan kurtar.” dedi.
22
Medyen’e doğru yönelince de: “Ümit ederim ki Rabb’im, beni hak yola iletir.” dedi.
23
(Mûsa) Medyen suyuna varınca, ora-da (hayvanlarını) sulayan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını) uzakta tutmaya çalışan iki kız gördü. Onlara: “Sizin derdiniz ne?” dedi. (Onlar da): “Babamız¹ çok yaşlı olunca çobanlar (hayvanlarını) sulayıp çekilmeden biz (hayvanlarımızı) sulayamıyoruz.” dediler.
1 Bu kızların babalarının Hz. Şuayb (a.s) veya onun oğlu olduğu rivâyet edilmektedir. Bu rivâyetler kesin olmadığı için tercüme metninde Hz. Şuayb’ın ismi zikredilmemiştir.
24
(Mûsa) hemen onların (hayvanlarını) suladı. Sonra gölgeye çekildi ve: “Ey Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra, muhtacım” ¹ dedi.
1 Âyetin son bölümü, “Ey Rabbim! (başıma) getirdiğin bu işlerden dolayı (şimdi de) fakir düştüm (yardımına muhtacım.)” şeklinde tercüme edilebilir.
25
Derken, o iki kızdan biri edepli (ve hayâlı) bir şekilde yürüyerek¹ ona geldi: “Babam, bizim (hayvanlarımızı) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor.” dedi. Mûsa, (babalarının) yanına varıp başından geçenleri anlatınca o: “Korkma! Artık o zâlim toplumdan kurtuldun.” dedi.
1 Burada; Müslüman bir kadının yabancı erkeklerin yanına gelişinde takınacağı tavır ve onunla konuşma tarzı ortaya konmaktadır. Bilhassa edebin yürüyüşte olması çok daha önemlidir. Hayâsız bir yürüyüşün, bir erkek için çok şey ifâde ettiği, bilinmelidir.
26
O iki kızdan birisi : “Ey Babacığım! O (adamı) ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle çalıştıracağın en iyi kimse, budur. Zîrâ hem güçlü hem de güvenilir (bir adam)” dedi.
27
(Kızların babası Mûsa’ya): “Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu kızlarımdan birisini seninle evlendirmek istiyorum. Eğer istersen on yıla da tamamlayabilirsin ve ben (bu hususta) sana baskı yapmak da istemem. İnşaallah beni dürüst davranan bir kimse olarak bulacaksın” dedi.
28
(Mûsa): “(Tamam) bu, seninle benim aramda (bir anlaşma)dır. (Ama) bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, bana karşı bir düşmanlık olmasın. Bu konuştuğumuz şeylere de Allah vekîldir.” dedi.¹
1 Kıssanın devamından; Hz. Mûsa’nın o kızlardan birisiyle evlendiği ve orada belirledikleri süre kadar kaldığı anlaşılmaktadır.
29
(Sonunda) Mûsa, süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca,¹ dağ tarafında bir ateş gördü. Ailesine: “Siz (burada) durun! Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan ya bir haber ya da ısınabileceğiniz bir kor parçası getireyim.” dedi.²
1 Musa (a.s.) ailesiyle birlikte yola çıkınca nereye gittiği beyan edilmiyor. Bazıları Mısır’a demişler. Lâkin 33. ayetteki, “Ey Rabbim! Ben onlardan birisini öldürdüğüm için onların da beni öldürmelerinden korkuyorum.” ifadesi buna ters düşer. Bazıları Kudüs’e doğru demişler ki bu doğruya daha yakındır. (Elmalılı) 2 Aynı konu için Bk. (Neml: 7, Tâ Hâ: 10)
30
Oraya gelince, o kutsal yerdeki vadinin sağ kıyısında (bulunan) ağaç tarafından kendisine: “Ey Mûsa! Gerçekten, âlemlerin Rabbi olan Allah, Benim Ben!” diye seslenildi
Sonraki 30 ayet →