1
Tâ. Sîn. (Ey Muhammed!) İşte bunlar sana, Kur’an’ın ve (hakkı bâtıldan) ayırt edici kitabın âyetleridir.
2
Îman edenlere hak yolu göstermek ve (cenneti) müjdelemek için (indirilmiştir.)
3
O (Mü’minler) âhirete gönülden inanarak namazı dosdoğru ve devamlı kılar ve zekâtı verirler.¹
1 Demek ki, îmandan sonra âhirete gönülden inanarak bu iki ibâdeti de kesinlikle yerine getirmek gerekmektedir. Namazı ve zekâtı kaybedenler bu müjdeyi de kaybetmiş olurlar. Hz. Ebû Bekir, bunları yerine getirmeyenlerle bu yüzden savaşmıştır. Aynı âyet için Bk. (Lokman: 4)
4
Şüphesiz Biz, âhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar bu yüzden, bocalayıp duruyorlar.
5
İşte bunlar, azabın en kötüsüne lâyık kimselerdir ve âhirette en çok rezil olacaklar da onlardır.
6
(Ey Muhammed!) Şüphesiz bu (Kur’an) sana, hüküm (ve hikmet) sahibi olan, her şeyi bilen (Allah) tarafından verilmektedir.
7
(Bir zamanlar) Mûsa, ailesine: “Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size¹ oradan ya bir haber getireceğim ya da ısınabileceğiniz bir kor parçası getireceğim.”² demişti.
1 Hz. Musa’nın eşine “sana” demeyip “size” demesi ailesinin bir kişiden ibaret olmadığına işaret etmektedir. 2 Aynı konu için Bk. (Kasas: 29, Tâ Hâ: 10)
8
(Mûsa) oraya varınca: “(Ey Mûsa!) Bu ateşin yanında¹ bulunan (sen) ve çevresindekiler mübârek kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şânı çok yücedir.” diye seslenildi.²
1 (فِي) Harf-i cerri burada (مَعَ) anlamında tercüme edilmiştir. Eğer “içerisinde” şeklinde tercüme edilirse bu sefer; “ateşin içerisindekinin kim olduğu?” sorusu akla gelir ki bununla ilgili yorumlar Kur’an’ın temel mantığına ters düşmektedir. 2 Tabiî ki burada seslenen; Allah’tır.
9
(Ve devamla): “Ey Mûsa! Gerçekten, çok güçlü, hüküm (ve hikmet) sahibi olan Allah, Benim Ben!”
10
“Âsânı yere at!” (diye seslenildi.) Mûsa, (âsâyı atıp) onun yılan gibi hareket ettiğini görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Allah da ona): “Ey Mûsa! Korkma; (onu o hale getiren) Benim. (Sonra, Benim) huzurumda Peygamberler asla (hiçbir şeyden) korkmaz.”¹ (dedi.)
1 “Benim huzurumda Peygamberler asla korkmaz.” İfadesindeki “korku,” Allah korkusu değil, dünya korkularıdır. Zîrâ Peygamberler, Allah’tan en çok korkan kullardır. “Allah’tan ancak âlim kulları, (hakkıyla) korkar.” (Fâtır: 28) âyetini en iyi yaşayanlar peygamberlerdir.
11
(Ve devamla): “Ancak zâlimler bunun dışındadır. Ama sonra, işlediği kötülüğün yerine iyilik yaparak (tevbe eder)se şunu iyi bilsin ki Ben çok bağışlayıcıyım, pek merhamet sahibiyim.”
12
“(Ey Mûsa!) Firavun’a ve kavmine (göstereceğin) dokuz mûcizeden¹ (biri) olmak üzere; elini koynuna sok da kusursuz bir şekilde, bembeyaz olarak çıksın.² Çünkü onlar hak yoldan çıkan bir toplumdur.” (dedi.)
1 Hz. Mûsa’ya verilen dokuz mûcize için Bk. (A’raf: 133, Hûd: 96, İsrâ: 101, Mü’min: 23-24) 2 Bazı hayal gücüyle tefsir yapanlar, “bu beyazlığın temizlik olduğunu ve Hz. Musa’nın daha önce öldürdüğü adamla kirlenen elinin temizlendiğini” ifade etmişlerse de bunun mucizeyi yok saymaktan başka bir izahı olmasa gerektir.
13
Mûcizelerimiz onlara bütün açıklığıyla gelince: “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler.
14
Vicdanları kabul ettiği halde, sırf zulüm ve kibirlerinden dolayı onları inadına inkâr ettiler. (Ey Muhammed!) Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
15
Yemin olsun Biz, Dâvût’a ve Süleyman’a (da) bir ilim¹ verdik. (Bunun üzerine) onlar: “Bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a, hamd olsun.”² dediler.
1 Burada “ilim" kelimesinin belirsiz olarak zikredilmesi; onun daha önce bilinen ilimlerden olmayıp, tamamen Allah tarafından gönderilen vahiy bilgisi olduğuna, işarettir. 2 Çünkü onlara verilen ilim, böyle demelerini gerektiriyordu. Ayrıca; Allah, ilim verdiklerinin derecelerini böyle yükseltir. Bk. (Mücadele: 11)
16
Süleyman, Dâvût’un yerine geçti ve: “Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ve bize her şeyden¹ (bolca) verildi. Kesinlikle bu, apaçık bir lütuftur.” dedi.
1 “Her şey” yerine, “her şeyden” denilmesi çokluktan kinâyedir. Bu ifâdeyle ayrıca devlette servetin önemine de bir işaret vardır.
17
(Allah tarafından)¹ Süleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ve harp nizamında yürüyen ordular toplandı.
1 (حُشِرَ) fiili meçhul kullanıldığı için tercüme bu şekilde yapılmıştır ve esas fâil, Allah’tır.
18
(Sonunda) karıncalarla (dolu bir) vadiye geldikleri zaman, karıncalardan biri:¹ “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin. Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezip geçmesin!” dedi.
1 Bazı meal ve tefsirlerde (نَمْلَةٌ) kelimesinin “dişi karınca veya ana karınca” olarak tercüme edildiği görülmüşse de bu kelimenin sonundaki “ta-i merbuta” değil “ta-i vahdettir, “bir karınca” demektir. Ayrıca bu ayette önemli olan karıncanın cinsiyeti değil orada geçen olay ve o olayla verilmek istenen mesajdır.
19
(Süleyman) onun bu sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve: “Ey Rabbim! Gerek bana, gerekse anne ve babama verdiğin nîmete şükretmemi ve beğeneceğin iyi işleri yapmamı bana nasip eyle ve beni rahmetinle inandığını yaşayan kulların arasına kat.” dedi.
20
(Süleyman) kuşları¹ denetledi ve: “Ben hüdhüdü² göremiyor muyum, yoksa o kayıplara mı karıştı?” dedi.³
1 Âyetin bu bölümü; “(Süleyman) hava kuvvetlerini denetledi.” diye de tercüme edilebilir. 2 Hüdhüd: Güzel ses ve nağme ile öten bir kuştur. Bu kuşa, “çavuş kuşu” veya “ibibik” de denilir. 3 Bu âyete göre, devletin bütün kuvvetlerini ve işlerini en ince noktasına kadar denetlemesi devlet adamının ana görevidir.
21
(Ve devamla): “(Karşıma) inandırıcı bir mazeretle çıkmadığı takdirde onu ya şiddetli bir cezâya çarptıracağım ya da onun boynunu vuracağım!”¹ (dedi.)
1 Bu ifâdelerden; devlet adamının emri altındakilere karşı gerektiğinde kararlı, tavizsiz ama adaletli olması gerektiği anlaşılmaktadır.
22
Çok geçmeden (hüdhüd) gelip:“Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe’den¹ çok önemli bir haber getirdim.”² dedi.
1 Sebe’: Aslında Sebe’ b. Yeşcüb b. Ya’rub adında bir adamın adıdır. Daha sonra, Yemen tarafında Belkıs tarafından yönetilen ve Hz. Süleyman’a iltihak eden bir devlete ve bu devletin bulunduğu yere isim olarak verilmiştir. Rivâyetlere göre bu devlet ve arazisi son derece ma’mûr imiş ve güneşe taparlarmış. 2 Burada kuşun bir keşif uçağı gibi düşünülmesi de mümkündür.
23
“Gerçekten ben o (Sebe’lileri) yöneten, kendisine her türlü imkân verilmiş ve büyük bir de tahtı olan bir kadın buldum.”
24
“Şeytanın, kendilerine yaptıklarını süslü göstererek (Allah’ın) yolundan alıkoyduğu için hak yolu bulamamaları sebebiyle onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp güneşe secde eder bir halde buldum.”
25
“(Şeytan bunu) göklerde ve yerde gizlenen her şeyi açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmesinler. (diye yapmış.)”.
26
“(Hâlbuki) büyük Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilâh yoktur.” (dedi.)
27
(Süleyman hüdhüd’e): “Göreceğiz bakalım, doğru mu söylüyorsun yoksa yalancının birisi misin?” dedi.
28
(Ve devamla): “Şu mektubumu götür, onlara ver. Sonra (bir kenara) çekil de ne sonuca varacaklarına bir bak.” (dedi.)
29
(Melike, mektubu alınca): “Ey ileri gelenler! Bana, çok önemli bir mektup gönderildi” dedi.
30
(Ve devamla): “Mektup (hem) Süleyman’dan (geliyor hem de) Rahman, Rahîm Allah’ın adıyla (başlıyor).”¹
1 Bu âyetten, bütün resmi ve özel yazışmalara “besmele” ile başlamanın gerektiği anlaşılmaktadır.
Sonraki 30 ayet →