2
İşte bunlar sana (hakkı bâtıldan) ayırt edici¹ Kitap’ın âyetleridir.²
1 Mübîn için Bk: (Yusuf: 1) 2 Aynı âyet için Bk. (Kasas: 2)
3
(Ey Muhammed!) Sen, O (Mekkeli müşrikler) inanmıyorlar diye neredeyse kendini mahvedeceksin (öyle mi?)¹
1 Bk. (Kehf: 6, Fâtır: 8)
4
Eğer Biz dileseydik, o (müşriklerin) üzerine gökten bir mûcize indirirdik, onlar da o (mûcizeye) toptan boyun eğerlerdi.
5
Onlar kendilerine Rahman (olan Allah)’tan gelen her yeni uyarıdan mutlaka yüz çevirdiler.
6
Üstelik (bir de onu) yalanladılar. Fakat hafife aldıkları şeylerin haberleri, onlara çok yakında gelecektir.
7
Onlar, yeryüzünde Bizim, ne kadar (güzel ve) yararlı, bitki (ve canlı) türleri yarattığımızı görmediler mi?¹
1 Zevc kelimesi burada sınıf cins, nevi anlamındadır. Ayrıca (أَنْبَتَ) fiili zâhiren bitkilere ait gibi görünürse de bitki ve canlılar için kullanılabilen bir fiil olduğu için tercüme bu şekilde yapılmıştır.
8
Şüphesiz bunda, (insanlar için) bir ibret vardır; ama onların çoğu (hâlâ) inanmadılar.¹
1 Aynı âyet için Bk. (Şuara: 67, 103, 121, 174, 190)
9
Şüphesiz senin Rabbin O, çok şerefli, pek merhametli olan (Allah)’tır.¹
1 Aynı âyet için Bk. (Şuara: 68, 104, 122, 140, 159, 175, 191)
10
Bir zamanlar Rabbin Mûsa’ya: “O zâlimler topluluğuna git.” diye seslendi.
11
“-(Yani) Firavun’un toplumuna.- Onlar (kötülüklerden) hâlâ sakınmayacaklar mı?” (diye seslendi.)¹
1 Bu iki âyet; “Bir zamanlar Rabbin, Mûsa’ya: -O zâlimler tpluluğu olan, Firavun’un toplumuna git. Onlar (kötülüklerden) hâlâ sakınmayacaklar mı?- (diye seslendi.)” şeklinde de tercüme edilebilir.
12
Mûsa: “Ey Rabbim! Doğrusu, beni yalanlamalarından korkuyorum.” dedi.
13
(Ve devamla): “(Sonra) içim daralır, dilim dönmez, onun için Hârûn’a da elçilik ver.”¹
1 Bk. (Tâ Hâ: 29, Kasas: 34)
14
“(Bir de ben,) onlara göre suçluyum.¹ (Bundan dolayı) beni öldürmelerinden korkuyorum.” (dedi.)
1 Yani ben, onlardan bir adamı öldürmüştüm. Konuyla ilgili olarak Bk. (Kasas: 15)
15
Allah: “(Seni) asla (öldüremezler!) İkiniz birden mûcizelerimizi (onlara) götürün. Şüphesiz, Biz sizinle beraberiz, (olan her şeyi) işitiyoruz.”¹ buyurdu.
1 Bu âyet; “Allah: Hayır, ikiniz (onlara) mûcizelerimizle gidin, şüphesiz Biz, sizinle birlikteyiz (ve her şeyi) işitiyoruz.“ şeklinde de tercüme edilebilir.
16
(Ve devamla Allah): “Haydi ikiniz Firavun’a gidip; ‘gerçekten biz, âlemlerin Rabbi (olan Allah)’ın elçisiyiz’ deyin” (buyurdu.)
17
(Bir de): “İsrail oğullarını bizimle beraber gönder. (deyin)” (buyurdu.)
18
(Bunun üzerine Firavun Mûsa’ya): “Çocukken seni himâyemize alıp biz büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?” dedi.
19
(Ve devamla): “Sonunda yapacağını yaptın.¹ Sen nankörün birisisin!” (dedi.)
1 Yani o Kıpti adamı öldürdün. Bk. (Kasas: 19)
20
(Mûsa): “Ama ben, o (adam öldürme) işini bilmeyerek yaptım.” dedi.
21
(Devamla): “Sizden korktuğum için de kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet¹ verdi² ve beni Peygamberlerden kıldı.”
1 Hikmet: Yanlışlığı asla düşünülemeyen mutlak doğru önermeler demektir. Bu önermeler de ancak “vahiyle” ortaya konulur. Kâinattaki yegâne hikmet ise Allah tarafından Peygamberlere gönderilen ilâhî kitaplardır. Bu da şu anda sadece Kur’an’dır. Hikmet ayrıca; sağlam bilgi, güzel ahlak, kötülüğe engel ve iyiliğe sebep olan şey, nasîhat olan her hangi bir söz, nübüvvet, şeriat, din, kitap, anlayış, adalet, veciz söz, felsefe ve Kur’an anlamlarına gelir. Hikmet; Kur’an’da dört farklı anlamda kullanılır: 1- Nasîhat, (Bakara: 231) 2- İlim ve anlayış, (Lokman: 12) 3- Peygamberlik (Nisâ: 54) 4- Kur’an. (Nahl: 125) Bk: (Bakara: 269) 2 (وَهَبَ) ifâdesinden Peygamberliğin, kazançla değil, tamamen Allah’ın lütfuyla olduğu, anlaşılmaktadır.
22
“(Yani) o nîmet diye başıma kaktığın da İsrâil oğullarını köleleştirmen midir?”¹ (dedi.)
23
Firavun: “Âlemlerin Rabbi dediğin (de) nedir?” dedi.
1 Bu âyet soru cümlesi olarak tercüme edilmezse, Hz. Mûsa’nın Firavunun yaptıklarını nîmet olarak kabul ettiği anlaşılır. Bu sebeple âyet, soru cümlesi olarak tercüme edilmiştir. (Kurtubî)
24
(Mûsa): “Eğer gerçekten inanmak istiyorsanız O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin, Rabbidir.” dedi.¹
1 Yani Firavun bu soru ile Âlemlerin Rabbinin mahiyetini sordu. Bir şeyin mahiyeti ise emsali ile beraber ortak oldukları ana hakikatidir. Filanın mahiyeti nedir? denildiği zaman ona nev’i veya cinsi nedir? denilmiş olur. Hâlbuki Allahu Teâlâ’nın şeriki, benzeri muhal olduğundan Ona mahiyet tasavvur olunamaz. Onun için Hz. Musâ, cevapta üslûb-i hakîm denilen tarzı tercih edip yalnız Rabbül’âlemîn ismini mefhumu ile tasavvur ettirmek üzere âlemîni tefsir ederek: “Göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbi” dedi. (Elmalılı)
25
(Firavun) çevresindekilere: “Onun dediklerini duyuyor musunuz?”¹ (dedi.)
1 Bu âyet: “(Firavun) çevresindekilere: -bakın ben ne soruyorum o nasıl cevap veriyor- dedi.” şeklinde de tercüme edilebilir.
26
(Mûsa): “O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.” dedi.
27
(Firavun etrafındakilere): “Size gönderilen bu elçiniz, kesinlikle delidir.” dedi.¹
1 Firavun Rasulünüz diyerek Hz. Musa ile istihza ediyordu. Tarih boyunca Firavunluk taslayanların hepsi Peygamberlere ve onun temsilcilerine hep böyle mecnun demişler ve onlarla alay etmişlerdir.
28
(Mûsa): “Eğer düşünme yeteneğiniz varsa O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunan her şeyin Rabbidir.” dedi.
29
(Firavun): “Eğer benden başkasını ilâh edinirsen, seni hapse attırırım!” dedi.
30
(Mûsa): “Sana (doğruluğumu ispat eden) apaçık bir şey getirsem de mi?” dedi.
Sonraki 30 ayet →