1
Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu (Muhammed’e) Furkan’ı¹ indiren,² Allah’ın şânı çok yücedir.³
1 Furkan: Ayırmak, ayırt etmek anlamında mastardır. Önemli davaları halleden kesin delil ve mûcizelere Furkan denilir. Bu manâ ile Kur’an’ın bir ismi de “el-Furkan” dır. “Hak ile bâtılı ayırt eden” demektir. 2 Tenzil: İndirmek demektir ve çokluk ifâde eder. Onun için toptan indirmeye inzal, birçok defalarda (tedricen) indirmeye tenzil denilir. 3 Tebareke (تَبَارَكَ): Tefâul babından di’li geçmiş zamandır, çekimi yoktur ve Allah’tan başkası için kullanılmaz. Yani hem zatı, hem sıfatı hem de fiillerinde mükemmel, ulu ve yüksek olan demektir. Türkçe karşılığı tam olmamakla beraber; “yüce, çok yüce, pek çok bereket sahibi veya ne kutlu” diye tercüme edilebilir.
2
Göklerin ve yerin hâkimiyeti Onundur. O hiç çocuk edinmemiştir, hâkimiyetinde Ona ortak (hiçbir şey) yoktur ve her şeyi, O yaratmış ve yarattıklarını mükemmel bir şekilde düzene koymuştur.¹
1 Yani, her şeyin bir sınırı vardır ve hiç bir şey, bu sınırı aşamaz. Bu yüzden hiç bir şey, kulluk sınırını aşıp, Ona ortak olmaya imkân bulamaz.
3
(Kâfirler) O (Allah’ı) bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, kendileri yaratılmış olan,¹ kendilerine zarar da fayda da veremeyen, öldürmeye, hayat vermeye ve ölüleri tekrar diriltmeye güçleri yetmeyen (şeyleri) ilâhlar edindiler.
1 (وَهُمْ يُخْلَقُونَ)’deki (خَلَقَ) fiili, yaratmak anlamına geldiği gibi, “yalan uydurmak” anlamına da gelir. Bk. (Ankebut: 17) Bu anlamla tercüme edilirse, âyetin bu bölümünün tercümesi: “yahut ilâh diye yalan yere uydurulup duruyorlar” şeklinde de olabilir.
4
Kâfirler: “Bu (Kur’an,) o (Muhammed’in) uydurduğu bir yalandır ve ona başka birileri bu hususta yardım etmiştir.”¹ diyerek, (esas kendileri) haksız ve asılsız bir söz uydurdular.²
1 Bk. (Nahl: 103 ve dipnotu) 2 Bu âyetin son bölümü, “haksız ve asılsız söz uyduran birileri, bu hususta ona yardım etmiştir” şeklinde de tercüme edilebilir.
5
(Yine) o (kâfirler): “(Bu Kur’an,) onun başka birine yazdırıp da kendisine sabah-akşam okunan, saçma sapan masallardır.” dediler.
6
(Ey Muhammed!) Onlara: “Onu göklerin ve yerin bütün sırlarını bilen (Allah) indirdi. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” de.
7
Onlar (bir de): “Bu ne biçim¹ Peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor. Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olarak bir melek indirilse, olmaz mıydı?” dediler.
1 (مَالِ هَذَا)’nın (مَالِهَذَا) şeklinde yazılması gerekir. Fakat ilk nüsha Kur’an’da ayrı yazılmış olduğu için böyle yazılmaya devam edilmiştir.
8
(Ve devamla):¹ “Veya ona bir hazine verilse yahut (ürünlerini) yiyeceği bir bahçesi olsa olmaz mıydı?” (dediler.) (Ayrıca) o zâlimler (Müslümanlara): “Siz, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz!” dediler.
1 Bir gün Kureyş’in önde gelenleri Peygamberimize: “Ey Muhammed! Sen eğer bu sözle mal istiyorsan sana mal verelim eğer şeref istiyorsan seni reisimiz yapalım” dediler. Peygamberimiz (s.a.v): “Bende dediklerinizden hiç biri yok, ben size getirdiğimi mallarınızı almak, şerefli olmak ve reis olmak için getirmedim. Allah beni size bir Peygamber olarak gönderdi ve bana bir kitap indirdi. Ben de size Rabbimin emirlerini tebliğ ettim. Eğer siz, getirdiğimi kabul ederseniz o sizin dünya ve âhirette nasibinizdir ve eğer onu reddederseniz Allah, benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar ben Allah’ın emrine sabrederim.” dedi. Onlar da: “Ey Muhammed! Eğer tekliflerimizi kabul etmeyeceksen o zaman kendin için Rabbinden sana inanacak ve seni bizden koruyacak bir melek iste. Bir de sana bahçeler, altından gümüşten köşkler yapsın da seni çalışmadan kurtarsın, çünkü sen de bizim gibi çarşılarda dolaşıyorsun…” dediler. Peygamberimiz (s.a.v): “Hayır, ben size onun için gönderilmedim, Allah beni bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi.” dedi. Bu âyetler indirildi. (Elmalılı, Taberi)
9
(Ey Muhammed!) Bak seni, nelerle mukayese ederek nasıl da sapkınlığa düştüler, artık onlar, hak yolu asla bulamazlar.¹
1 Aynı âyet için Bk. (İsra: 48)
10
Dilerse sana bunlardan çok daha iyi olan, zemîninden ırmaklar akan cennetleri verecek ve sana saraylar ihsan edecek olan Allah’ın şânı, çok yücedir.
11
Onlar (aslında seni değil) kıyamet gü-nünü yalanlıyorlar. Biz ise, kıyameti inkâr edenlere çok şiddetli bir ateş hazırladık.
12
(Cehennemin alevli ateşi) uzak bir mesafeden onları görünce, (kâfirler) onun öfkelenişini ve homurtusunu işitirler.¹
1 Teğayyüz: öfkelenmek, Zefir: bir kişiyi içeri almak için sömürmek demektir. Burada öfkelenmek, sömürmek gibi görmek fiili de cehenneme nispet edilmiştir. Bu ise cehennem ateşinin bir idrak sahibi olduğuna işarettir. Bunu birçokları mecâzî olarak anlamışlarsa da (Kaf: 30)’da, “İşte o gün Biz cehenneme: ‘Doldun mu?’ deriz, o da: ‘Daha fazlası var mı?’ der.” ifâdesinden cehennemin idrak sahibi olduğu anlaşılmaktadır.
13
Ve (cehennemin) dar bir yerine, birbirlerine bağlı olarak atıldıkları zaman da oracıkta yok oluvermeyi isterler.
14
(O gün onlara): “Bugün (sadece) bir defa yok olmayı istemeyin, (aksine) defalarca yok olmayı isteyin!” denilir.
15
(Ey Muhammed! Onlara): “Bu mu daha iyi,¹ yoksa takva sahiplerine bir mükâfat ve bir barınak olarak vâdedilen sonsuzluk cenneti mi? (daha iyi)” de.
1 “Bu mu daha iyi” ifâdesi cehennemde iyilik olacağı anlamına gelmez. Burada; kâfirlerin iyi zannettikleri şeyler hakkındaki kanaatleriyle, zarif bir istihza, söz konusu olabilir.
16
Onlara o (cennette) sonsuz kalmak üzere diledikleri her şey vardır. İşte bu, Rabbinin (her zaman) istenmeye değer bir vaadidir.
17
O gün Rabbin, onları ve Allah’tan başka taptıkları şeyleri bir araya getirir ve (onlara): “Benim şu kullarımı, siz mi yoldan çıkarttınız, yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?” der.
18
Onlar da: “(Ey Rabbimiz!) Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız, Senin dışında başka dostlar edinmek bize yakışmaz. Fakat Sen, onlara ve atalarına (dünyada) nîmetler verdin de sonunda (Seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir toplum oldular.” derler.
19
(Bunun üzerine ötekilere): “işte bakın, (ilâhlarınız,) sizin söylediklerinizi yalanlıyorlar. Artık (bundan sonra azabı) da uzaklaştıramazsınız, (kendinize) yardım edecek birini de bulamazsınız. Sizden kim de (dünyada) zulmetmişse, ona büyük bir azap tattıracağız.” (denilir.)
20
(Ey Muhammed!) Bizim senden önce gönderdiğimiz bütün Peygamberler de kesinlikle (senin gibi) yemek yerler ve çarşılarda dolaşırlardı.¹ (Ey insanlar!) Acaba karşılaştığınız sıkıntılara katlanabilecek misiniz diye sizi birbirinize imtihan (vesilesi) kıldık. (Zira) Rabbin her şeyi hakkıyla görendir.
1 Yani, bütün Peygamberler, toplumlarından ayrı, üst bir yaşayış tarzı ortaya koymazlar, firavunlar ve krallar gibi toplumlarını hakir görmezlerdi. Onlar, yaşayış biçimi açısından normal mütevazı birer insanlardı.
21
Bize kavuşacaklarını ummayanlar:¹ “Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik.”² dediler. Yemin olsun ki onlar, kendilerini büyüksündüler ve azgınlıkta da son derece ileri gittiler.
1 Yani, Allah’ın huzuruna çıkmaya yüzü olmayan, Allah’ın karşısına çıkacaklarını, azabını göreceklerini ümit etmeyen, âhirete inanmayan, Allah’tan korkmayanlar, şeklinde de ifâde edilebilir. 2 Kendilerini Peygamberin yerinde veya daha üstün görmek istediler ve hattâ Allaha karşı büyüklük tasladılar ve büyük bir haksızlıkla azgınlık ettiler. Bunca beyyinâtı tanımadılar da peygamberlerin bile önüne çekilmiş olan ve Allah’ın Hz. Musa’ya dediği (لَنْ تَرَانِى) “Beni asla göremeyeceksin” perdesinin nefs-i habîslerine karşı yırtılmasını istediler. (Elmalılı) Hâşâ; “Musay-ı didar olmuşam ben len teranî neylerem” diyenler ve çalgı-çengi eşliğinde bunu dinleyerek bir şeyler yaptığını zannedenler, bunların kafirliklerini de aşarak küfrün zirvesine ulaşmışlardır.
22
Melekleri görecekleri gün (var ya) işte o gün; günâhkârlara hiçbir müjdeli haber yoktur ve (onlar meleklere): “Aman bizim yanımıza yanaşmayın, ötelere gidin”¹ derler.
1 (حِجْراً مَّحْجُوراً) sözünün meleklere ait olduğu düşünülürse âyetin tercümesi, “(Melekler onlara): size iyi haber yasaktır yasak, derler.” olabilir.
23
Onların (dünyada) yaptıkları bütün işleri ele alırız ve onu havada uçuşan toza dönüştürürüz.¹
1 Heba: Pencereden güneş ışığı vurunca uçuşan toz, Mensur: saçılmış demektir. Burada bir istiâre-i temsiliyye vardır. Yani; kâfirlerin âhiretteki durumları, isyan etmiş ve hükümetleri tarafından bütün tutamakları parçalanarak, dağıtılıp yok edilmiş bir toplumun haline benzetilmiştir. Yani o kâfirlerin akrabayı gözetmek, fakirlere yardım etmek, insanlığa yararlı bir iş yapmak gibi bazı iyilikleri varsa bile, kâfirlikleri yüzünden hepsi boşa gitmiştir ve hiç birinin faydasını göremeyecekler.
24
O gün, cennetliklerin kalacakları yer, çok hayırlı ve dinlenecekleri yer, pek güzeldir.
25
O gün gökyüzü (beyaz) bulutlarla (beraber)¹ yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.
1 (Celâleyn)
26
İşte o gün, mutlak hükümranlık, çok merhametli olan (Allah)’ındır ve o (gün), kâfirler için pek zor bir gündür.
27
O gün, o zâlim¹ (pişmanlıktan) ellerini ısırarak:² “Keşke o Peygamberin gittiği yoldan gitseydim.”³ der.
1 O zâlim; Ukbe b. Ebi Muayt’tır. (Celâleyn) 2 “El ısırmak,” hiddet ve hasretle pişmanlıktan kinâyedir. 3 Âyetin son bölümü; “keşke o Peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!” şeklinde tercüme edilebilir. Yukarıdaki meâl Türkçeye daha uygun olduğu için tercih edilmiştir.
28
(Ve devamla) “yazıklar olsun bana! Keşke ben, falancayı¹ dost edinmeseydim!”
1 Falan: Arapçada özel isimlerden kinâyedir. Ancak, bu şahsın da Übey b. Half olduğu rivâyet edilmektedir. (Celâleyn, Kurtubî, Taberî)
29
“Bana zikir,¹ geldikten sonra o (şeytan), beni ondan alıkoydu.” (der.) Zâten şeytan, insanı (hep) yüzüstü bırakır.
1 Yani, Kur’an’ın mesajı...
30
(O gün) Peygamber (de): “Ey Rabbim! Doğrusu benim toplumum, bu Kur’an’ı terk etmişti.”¹ der.
1 Mehcur tutmak iki anlama gelir. Birincisi; “terk edip uzak durmak, onunla amel etmemek, onu peygamberden uzaklaştırıp ‘bize sadece Kur’an yeter’ diyerek etkisizleştirmektir.” İkincisi ise; “hakkında hezeyan etmek, saçmalamak, bilir bilmez konuşmak, keyfine göre yorumlamak, kendi meşrebine göre anlamlarını yamultmak demektir.” Buna göre bu âyet, “(O gün) Peygamber (de): ‘Ey Rabbim! Doğrusu benim toplumum, bu Kur’an hakkında saçmalamıştı.’ der.” şeklinde de tercüme edilebilir. Efendimiz (s.a.v): “Her kim Kur’an’ı öğrenir de Mushaf’ını asar, onunla ilişki kurmaz ve ona bakmazsa kıyamet günü Kur’an, gelir yakasına sarılır ve: ‘Ey Allah’ım! Bu kulun beni mehcur tuttu (yani beni terk etti), benimle onun arasında hükmünü ver’ der.” (Kurtubi)
Sonraki 30 ayet →