1
(Bu,) indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir ve Biz, bu sûrede, düşünüp öğüt alasınız diye (anlaşılması kolay) apaçık âyetler indirdik.
2
Zina eden kadın ve zina eden erkeğin¹ her birine yüzer değnek vurun.² Eğer Allah’a ve âhiret gününe îman ediyorsanız onlara Allah’ın dinini uygulama konusunda sizi bir acıma duygusu tutmasın ve uygulanan cezâya mü’minlerden bir grup da şahit olsun.³
1 Bu zina edenlerden kastedilen bekâr olanlardır. Evli iken zina edenler “recm” edilirler. Bu da sünnetle sâbittir. Bk. (Tecrid-i Sarih: 1162, 1482, 2176 nolu hadisler.) “Zâniye” zina eden kadın, “zâni” ise zina eden erkek demektir. İkrah (zorlama) ile zina edilen kadın ve erkeğe zâni ve zâniye denilemez. Zira o zina suçunu kendi rızası ile işlememiştir. Ayette ikrah olunana had lâzım gelmeyeceğini anlatmak için zâniye (zina eden) denilmiş, “mezni veya mezniyye” (zina edilen) denilmemiştir. 2 Celde: Kelime olarak deriye vurmak veya deriyle vurmak anlamına gelir. Dini terim olarak celde; “zina eden bekâr mükellef erkek ve kadın ile zina iftirasında (kazf) bulunanların ve şarap içenlerin belirli yerlerine, belirlenen ölçülerde değnek veya kamçı ile vurmaktan ibaret bir ceza çeşididir.” Zina suçu için, uygulanacak ceza yüz değnektir. Kazf suçu için belirlenen ceza seksen değnek olup, şarap içme suçu için de, yine seksen değnektir. Müslümanların kendilerinden olan Devlet Başkanlarının takdirine bırakılan suçlar için de celde (ta’zir) uygulanır. Fakat ta’zirde uygulanacak celde “üç”ten az, “otuz dokuz”dan fazla olamaz. Celde uygulaması yapılabilmesi için, suçlunun “cezaî ehliyete” sahip bulunması gerekir. Bu itibarla akıllı ve bâliğ olmayan veya suçu iradesiyle işlemeyen kimseye celde vurulmaz. Celde için kullanılacak değnek veya kamçının, kısa-ince veya kalın-iri olmayıp bu ikisi arasında orta yumuşaklıkta budaksız bir değnek veya düğümsüz bir kamçı olması gerekir. Celde, kadın-erkek farkı gözetilmeksizin herkese eşit şekilde uygulanır. Köle ve cariyelere, hür kimseye uygulanan celdenin yarısı uygulanır. (Nisa: 25) İslâm toplumunda yaşayan zimmî ve müste’menler (şarap içme hariç), diğer suçlarda Müslümanlarla aynı hükümlere tabidirler. Celde cezası uygulanırken, suçlunun helâkine sebep olacak veya derisini parçalayacak şiddette olmamasına dikkat edilir ve hep aynı yere vurulmayıp, baş, yüz ve diğer sakıncalı organlar hariç vücudun muhtelif yerlerine dağıtılır. Yine celde çıplak vücuda vurulmayacağı gibi çok kalın elbise üzerine de uygulanmaz. Celde cezası, diğer insanların ibret almaları için alenî olarak uygulanır. Ayrıca gizli uygulamalarda işkence ihtimali de söz konusu olabilir. Celde cezasını uygulamaya devlet başkanı yetkilidir. Bu itibarla, devletin yetkili organlarına haber vermeden celde uygulaması yapılamaz. 3 Recm: Taşla öldürme, taşa tutma, lânet etme, kovma, evli veya dul bulunan erkek veya kadının zina etmesi halinde İslâm mahkemesi kararıyla taşlanarak öldürülmesi anlamında bir fıkıh terimidir. Kur’an-ı Kerim’de bu anlamda “recm” ifadesi bulunmamaktadır. Zinanın cezası, fiili işleyenin evli veya bekâr oluşuna, İslâmî emir ve yasaklarla yükümlü bulunup bulunmamasına göre kısımlara ayrılır. Dayak, taşla öldürme, sürgün ve İslâm Devleti’nin koyacağı ta’zir cezası bunlar arasındadır. Bekâr erkekle bekâr kadının zina etmesi halinde, ceza her birine yüz değnek vurulmasıdır. (Nûr: 2) Hz. Peygamber’in evli olarak zina edene “recm cezası” uyguladığı, tevatüre ulaşan hadislerle sabittir. Hz. Ömer’in: “Rasulullah (s.a.v) recmi uyguladı, ondan sonra biz de uyguladık. Korkarım, zaman geçince birileri çıkıp, ‘Biz Allah’ın kitabında recmi bulamıyoruz,’ der ve Allah’ın indirdiği bir farzı terk ederek sapıklığa düşerler” diyerek recmi, Medine minberinden ilân etmesi, içlerinde birçok sahabe bulunan cemaatten hiç birinin buna karşı çıkmaması, recmin sabit olduğunu gösterir. Hz. Peygamber’in emri üzerine Üneys’in karısı, Mâiz b. Mâlik (r.a) ve Gâmid’li bir kadın recm edilmiştir. Recm’le öldürülen kimse yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve defnedilir. Çünkü Hz. Peygamber, recmedilen Mâiz için, “kendi ölülerinize yaptığınız şeyleri ona da yapınız” buyurmuştur.
3
Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik¹ olan bir kadından başkasıyla evlenemez. Zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikâhlayamaz.² Bu(nun tersini yapmak,) mü’min-lere haram kılınmıştır.
1 Müşrik erkek ve kadınların iffetleri şüphelidir ve Mü’minlerin müşriklerle evlenmeleri haramdır. 2 Bu ayetten; zinâ eden bir kimseyle iffetli birisinin evlenmesinin, tıpkı müşrik birisiyle evlenmesi gibi haram kılındığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu âyet, cahiliyede fahişelik yapan kadınlardan bazılarının zinâ haram kılınınca yeni Müslüman olan fakir kimselere nikâh teklif etmeleri ve bunların Efendimizden bu kadınlarla evlenmek için izin istemeleri üzerina nazil olmuştur. Konuyla ilgili bazı mütalâalar şu şekildedir: 1- Hz. Aişe (r.a): “Bir kadınla zinâ eden erkekle bu âyete göre evlenilemez, haramdır.” demiştir. 2- Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali ve İbnu Mes’ud (r.a) de bu kanaattedir. 3- Hasan El-Basri: “Bu haramlık, zinâ suçu işleyip kendisine zinâ haddi uygulanan zâni ve zâniye haklarındadır. Asr-ı saadette hadd uygulanmış bir zâni, iffetli bir kadınla evlenmişti. Hz. Ali onun nikâhını reddetti” demiştir. 4- Bazıları bu hükmün Medine’de İslâm’ın ilk yıllarında geçerli olup daha sonra nesh edildiğini söylemişlerse de neshin ayetle değil de icma’ ile olduğunu belirtmişlerdir. Ancak icma’ın nâsih olamayacağı usul-i fıkıhta sabittir. Sonuç olarak, zâni ve zâniye, zinâyı helal gören veya hafife alan kimseler ise, bu küfür olacağından bunların nikâhları, kesinlikle haramdır. Çünkü âyette zânî ve zâniye, müşrik ve müşrikeye denk tutulmuştur. Ancak, bunlar zinâyı helâl gören ve hafife alan kimseler değilse iffetli Müslümanların bunlarla evlenmeleri tahrimen mekruhtur. Nikâh yapmışlarsa da bu nikâhları geçerlidir. Bk. (Elmalılı)
4
Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atıp sonra dört şahit getirmeyenlere, seksen değnek vurun ve onların şahitliklerini ebedî olarak kabul etmeyin.¹ Çünkü onlar tam fasıktırlar.
1 Buna, Kazif denir. Kazif: “Kuvvetle atmak, sözü ağzından atıvermek, dokundurmak, iffetine iftira etmek” demektir. Namuslu bir erkek veya kadına “sen zina ettin, ey zaniye...” gibi sözlerle zina suçlaması yapmak anlamında bir İslâm hukuku terimidir ve kazif büyük günahlardandır. Hz. Peygamber (s.a.v) de, kazifi, insanı helake götüren yedi unsurdan biri olarak zikretmiştir (Buhârî). Kazif’in cezası, eğer iftirayı yapan kimse hür ise seksen, köle ise kırk değnektir. İftira edilen kimsenin iffetli, hür, akıllı, baliğ ve Müslüman olması gerekir. Kişi iftira ettiğini söyleyip sonra bundan caymaya kalkarsa, bu kabul edilmez, yani kendisine ceza uygulanır. İftiradan dolayı had cezası uygulanan Müslüman tevbe etse bile, şahitliği kabul olunmaz. Ancak tevbesi sebebiyle fâsıklıktan kurtulmuş olur. Bir kâfire zina isnad edene İslâm Devletinin koyduğu bir ceza (ta’zir) varsa o uygulanır.
5
Ancak bundan sonra tevbe eden ve Allah’ın istediği gibi davrananlar hariç. Çünkü Allah, gerçekten çok bağışlayıp çok esirgeyendir.
6
Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahitleri bulunmayanların şahitlikleri ise, onlardan birisinin, kendisinin kesinlikle doğru söylediğine dâir Allah adına dört kere yemin ederek şahitlik etmesidir.
7
Beşinci (yemini) ise, eğer yalan söylüyorsa, Allah’ın lanetinin kesinlikle kendisi üzerine olmasını kabul etmesidir.
8
O (kadının) da dört kere Allah adına yemin ederek eşinin kesinlikle yalan söylediğine şahitlik etmesi kendisinden (zina) cezâsını kaldırır.
9
Beşinci (yemini) ise eğer eşi doğru söylüyorsa Allah’ın gazabının muhakkak kendisi üzerine olmasını kabul etmesidir.¹
1 Buna, İslâm Hukukunda “Lian” denilir. Eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahitleri bulunmayan kadın veya erkeğin, kendisinin kesinlikle doğru söylediğine dair Allah adına dört kere yemin ederek şahitlik etmesi ve beşinci (yemini) de, eğer yalan söylüyorsa, Allah’ın lanetinin kesinlikle kendisi üzerine olmasını kabul etmesi şeklindeki boşanmadır. Aynı hükümler erkekler için de uygulanır ve bu, hâkim huzurunda yapılır. Bundan sonra eşler, birbirlerinden boşanmış olurlar. İşleri Allah’a kaldığı için ikisine de zina/kazif cezâsı uygulanmaz. İffetlerinden de şüphe edilmez.
10
Eğer Allah size karşılıksız iyilik yapmasaydı ve size karşı merhametli olmasaydı? (haliniz nice olurdu?) Allah gerçekten tevbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibidir.¹
1 Normal zinada bir kişi bir zinayı görecek olsa, o bir yabancının zinası olduğu için kendisine bir ar gelmeyeceğinden onu örtmesi evlâ olur. Fakat eşi olduğu takdirde utanır, sabredemez, o halde başka şahit bulmak da ağırına gider. Kazif âyeti nâzil olunca Ensardan Sa’d b. Ubade ayağa kalkıp: “Bir adam karısı ile birisini görse ne olacak. Dava etse seksen sopa vurulacak ve şehadeti reddedilecek, vurup öldürürse o da öldürülecek, sükût etse utanılacak bir şeye sükût etmiş olacak, dört şahit bulup getirinceye kadar ise zinakarlar işini bitirecek, bunu bize açıkla ey Allahım!” dedi. Az sonra damadı Hilal b. Ümeyye ile karşılaştı. Ona: “Ne var?” dedi. O da: “Şer var, zevcemi Şüreyk b. Semhâ ile buldum!” dedi. Bunun üzerine ikisi birden Rasulullah’a vardılar ve durumu haber verdiler. Rasulullah kadını çağırıp sorguya çekti ve kadın inkâr etti. Ashap toplanmıştı. Kadının kocası evvelki âyete göre hadd-i kazfe mahkûm olacaktı. Hilal b. Ümeyye: “Gözlerimle gördüm, kulaklarımla dinledim, Allah biliyor ki ben sadıkım, ancak hakkı söyledim, her halde Allah’ın buna bir açıklık bahşedeceğini ümid ederim.” diyordu. Derken Rasulullah’a vahiy gelmeğe başladı ve bu lian ayetleri nâzil oldu. (Elmalılı)
11
Doğrusu (Aişe hakkında uydurulan) o iftirayı¹ getirip ortaya atanlar,² sizin içinizden bir topluluktur. Siz o (olayı) kendiniz için bir şer saymayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. O (iftiracılardan) her bir kişiye kazandığı günâhın karşılığı (bir cezâ) onlardan (iftiranın) en büyüğünü yapana³ ise daha büyük bir azab vardır.
1 İfk: Esasından çevrilmiş, hakikati tahrif edilmiş söz, yani yalan, iftira, bühtan demektir. Bühtan da ansızın atılıp insanı üzen iftira demektir. 2 İfk hadisesi: Hz. Safvan’la, Hz Aişe’nin iffetiyle ilgili yapılan bir iftiradır. İfk, yalan ve namuslu birisinin namusu hakkında iftira etmek demektir. İfk; Peygamber (s.a.v)’in eşi Hz. Âişe hakkında münâfıklar tarafından uydurulan bir iftiradır. Buhâri, Müslim gibi ana kaynaklarda bizzat Hz. Âişe, tarafından anlatılan olayın gerçek yönü, münâfıkların Medine’de günden güne gelişen İslâm toplumunu parçalamak için Peygamberin aile mahremiyetini hedef alarak, başvurdukları bir karalama hareketidir. Peygamberimiz H.5. Yılda Mustalik Oğulları’na bir sefer düzenledi. Bu sefere münâfıklar kalabalık bir şekilde katılmışlardı. Efendimiz bu sefere Hz. Âişe’yi de götürmüştü. (Buhârî) Sefer dönüşü ordu, geceleyin bir yere konakladı. Hz. Âişe ihtiyacı için ordugâhın dışına çıktı. Döndüğünde, boynundaki gerdanlığının düşmüş olduğunu gördü. Hz. Âişe, gerdanlığı aramak için ihtiyacını giderdiği yere gitti. Bulup döndüğünde ise kendisinin devesi üzerindeki yerinde olduğu zannedilerek, ordunun oradan ayrılıp gitmiş olduğunu gördü. Orada oturup beklerken olduğu yerde uyuyup kaldı. Sonra ordunun artçısı Safvan b. Muattal kendisini görerek, hiç konuşmadan onu devesine bindirdi. Devenin yularını çekerek orduya yetiştirdi. Münafıklar bu olayı fırsat bilerek dedikoduya başladılar. Zeyd b. Rifa’ ve Abdullah b. Übeyy bu dedikoduyu besledi. Mıstah b. Üsase, Hassan b. Sâbit ve Hamne binti Cahş da bu iftira olayına karıştılar. Bu âyet indikten sonra bu şahıslara “kazif” cezâsı uygulandı. Konuyla ilgili âyet, olaydan bir ay sonra indi. Bu da Peygamberimizin eğer Allah bildirmezse ğaybı bilemeyeceğine de bir delildir. 3 Yalanın en büyüğünü yapan Abdullah b. Übeyy isimli münâfıktır.
12
O (iftirayı) işittiğiniz zaman, mü’min erkekler ve kadınların kendi aralarında hayırlı bir zanda bulunup: “Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
13
(En azından) o (iftiraya) karşılık, dört şahit getirmeleri gerektiğini ve eğer şahitleri getiremezlerse Allah katında tam birer yalancı olacaklarını (bilmiyorlar mıydı?)
14
Eğer Allah, dünyada ve âhirette size karşılıksız iyilik yapmasaydı ve size karşı merhametli olmasaydı, içerisine daldığınız bu yaygaradan dolayı size, kesinlikle çok büyük bir azab dokunurdu.
15
Zîrâ siz, o (iftirayı) dillerinizle birbirinize aktarıp duruyor, hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylüyor ve bunu da Allah katında çok büyük günâh olmasına rağmen, basit bir şey sanıyordunuz.
16
(Sizin o iftirayı) işittiğiniz zaman: “bu konuda konuşmamız bize yakışmaz. Hâşâ kesinlikle olmaz. Bu, büyük bir iftiradır” demeniz gerekmez miydi?
17
Eğer gerçekten îman ediyorsanız, Allah size böyle bir hataya bir daha asla dönmemenizi tavsiye etmektedir.
18
İşte Allah, size âyetlerini böylece açıklıyor. (Çünkü) Allah hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibidir.
19
İnananlar içerisinde edepsizliğin (fuhşun) yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada da¹ âhirette de acıklı bir azab vardır. (Bunun sebebini) Allah bilir, siz ise bilemezsiniz.
1 Bunların dünyalık cezâsı “kazif”tir. (Yani 80 değnek ve ebedî olarak şâhitliklerinin kabul edilmemesidir.)
20
Eğer Allah’ın sizin üzerinize lütfu ve rahmeti olmasaydı, (siz o zaman ne yapardınız?) Çünkü Allah, çok acıyan, merhamet edendir.
21
Ey îman edenler! Şeytanın peşinden gitmeyin, kim şeytanın peşinden giderse (şunu iyi bilsin ki) gerçekten o, aşırı çirkinlikleri ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın üzerinizde lütfu ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biriniz ebedî olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah dilediğini temize çıkarır. Şüphesiz Allah (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.
22
Sizden, ihsan sahibi ve varlıklı olanlar,¹ yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere sadaka vermemeye yemin etmesinler, kusurlarını affetsinler ve onları hoş görsünler. Yoksa siz, Allah’ın sizi bağışlamasını istemiyor musunuz? (Hâlbuki) Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
1 Burada kastedilen şahıs Hz. Ebû Bekir’dir. Bu âyet Hz. Ebû Bekir’in “ifk hadisesinden” sonra hem fakir hem de akrabası olan Mıstah’a ifk hadisesine karışmasından dolayı, önceki gibi yardım etmeyeceğine yemin etmesi sebebiyle indirilmiştir. Bu âyet indikten sonra Hz. Ebû Bekir, Mıstah’ı affetmiş, Mıstah’a önceki gibi yardım etmeye başlamış hatta daha da fazla vermiştir.
23
Namuslu, fuhşu aklından bile geçirmeyen,¹ Müslüman kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada da âhirette de lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır.²
1 Burada (الْغَافِلَاتُ)sıfatı övme sıfatlarındandır. Yani Peygamberin hanımları gibi fenalıktan tamamen gafil, öyle bir şeyi asla hatırlarından dahi geçirmez, imanlı hanımlar demektir. Bu sıfatı mu’tarıza olarak alıp da “dalgınlık ve dikkatsizlik etmiş olsalar dahi” şeklinde yapılan tercümeler tamamen keyfidir. 2 Hz Peygamber (a.s), Hz. Aişe’nin yanında otururken 23 ten 26. âyete kadar olan âyetler inince Peygamberimiz alnındaki terleri silerek “müjdeler olsun ey Aişe” dedi ve âyetleri okudu. Bunun üzerine Hz. Aişe de “Sana değil aziz ve celil olan Allah’a hamd ederim” dedi. (Özetle-Ahmed b. Hanbel)
24
Bir gün (âhirette) kendi dilleri, elleri ve ayakları, yaptıkları şeyler hakkında kendilerinin aleyhine şahitlikte bulunacaktır.
25
İşte o gün (âhirette) Allah, onlara hak ettikleri cezâyı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah’ın gerçekten (dediğini yapan bir) Hak olduğunu anlayacaklardır.
26
Kötü kadınlar (ve pis işler), kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz kadınlar, iyi ve temiz erkeklere; iyi ve temiz erkekler de iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar,¹ o (iftiracıların) demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için Allah’tan bir bağışlanma ve (âhirette) üstün bir rızık (olan cennet) vardır.
1 Bunlar, Hz. Aişe ve Hz. Safvan’dır.
27
Ey îman edenler! Evlerinizin dışında başkalarının evlerine (veya odalarına), sakın izin almadan ve (ev halkına) selâm vermeden girmeyin.¹ Eğer öğüt alıp düşünürseniz bu sizin için daha hayırlıdır.²
1 İsti’nâs: Başkasının evine izinsiz girmek gasp sayılacağından hukuken haram olduğu gibi kendi mülkü olan, dinen girme hakkı bulunan eve ve odalara habersiz ve selâmsız girivermek de edeben ve diyaneten yasaktır. Buradaki “isti’nas”ı izin istemek diye tefsir edenler olduğu gibi evin girmeğe müsait olup olmadığını bilmeğe çalışmak veya insan bulunup bulunmadığını öğrenmek manalarıyla tefsir edenler de olmuştur. Ebû Eyyub (r.a): “Ey Allah’ın Rasulu! İsti’nas nedir?” dedik, O da: “öksürerek, tesbih ve tekbir ile ev halkını haberdar etmektir. Teslim de esselâmüaleyküm demektir.” buyurdular, dedi. Evlere girerken izin isteme üç defa olur. Birincisi duyurmak, ikincisi hazırlanmalarına müsaade etmek, üçüncüsü ise izin verirler veya reddederlerse ona göre eve girmek veya girmemektir. Bu üç izin talebi birbiri ardı sıra söylenmeyip aralarında biraz fâsıla ile yapılmalı ve üçüncüsünde cevap verilmezse dönmelidir. Şiddetle kapı çalmak, hane sahibine bağırmak ise haramdır. İzin isterken yüzünü kapıya karşı tutup durmamalı, sağa veyahut sola yönelmelidir. Adamın biri Peygamber Efendimize: “Evine girerken annemden de izin isteyecek miyim?” dedi. O da: “evet” dedi. O adam: “Onun benden başka hizmet edeni yok. Her girişimde izin mi alayım” deyince, Efendimiz: “Ananı üryan görmeyi arzu eder misin?” buyurdu. Adam: “hayır” deyince de: “öyle ise izin al” buyurdular. Cahiliyye ahalisi birinin evine vardıklarında harem saygısı gözetmedikleri gibi selâm duâsını da bilmezler, bunun yerine; “sabahınız hayat olsun” veya “hayr olsun”, “akşamınız hayat olsun” gibi sözler söylerlerdi. (Elmalılı) 2 Ensardan bir kadın gelerek Peygamber Efendimize: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bazen ben evimde babamın da oğlumun da görmesini istemediğim bir durumda oluyorum. Ben bu durumda iken babam veya aile fertlerimden bazı erkeklerin evime girmeleri eksik olmuyor. Bu durumda ben ne yapayım?” diye sorması üzerine bu âyet indi. (Vâhidî)
28
Eğer orada (izin verecek) kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin ve eğer size (izin istedikten sonra) “dönün” denilirse, siz de (gücenmeden) dönün. Bu sizin için daha iyidir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
29
İçerisinde (aile) oturmayan¹ ve menfaatiniz bulunan evlere² (izinsiz) girmenizde sizin için bir sakınca yoktur. (Unutmayın ki) Allah, açıktan yaptıklarınızı da saklamakta olduklarınızı da bilir.³
1 Umuma açık han, dükkân ve terk edilmiş evler gibi. 2 Yani içlerinde her hangi bir şekilde girme hakkınız bulunan evler, odalar demektir ki han, hamam, dükkân gibi umuma açık olan yerlere, harap evlere ve kendi evi dâhilinde başkalarının ikametine mahsus olup da içinde kimse bulunmayan odalara, demektir. Ancak icara verilerek kullanma hakkı geçici olarak devredilen yerler için önceki ayetin hükmü geçerlidir. 3 Rivayet olunduğuna göre Ebû Bekir (r.a.)’ın Efendimize: “Ey Allah’ın Rasulü! Biz ticaret için çeşitli yerlere gider ve hanlarda konarız, izin verilmedikçe oralara girmeyelim mi?” demesi üzerine bu ayet indirildi. (Elmalılı)
30
Müslüman erkeklere söyle: “Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını¹ korusunlar. İşte bu, onlar için daha iyidir ve gerçekten Allah onların yaptıklarından tamamen haberdardır.”
1 Ferc: İki şey arasındaki açıklık demektir. Bu suretle gerek erkek gerek dişi insanın bacaklarının arasındaki açıklık için de kullanılır. Buna lisanımızda “apış arası” denir ve bu tabir ile avret mahallinden kinaye edilir. Kur’an’da ferc kelimesi hem erkek hem de dişi için kullanılmıştır. Yani kadın ve erkeğin avret mahalli demektir. Erkeklerin örtmesi gereken avret mahalli göbekle diz kapağı arasıdır. Vücudun diğer kısımlarını örtmek ise müstehabtır. Kadınlarda da bundan sonraki âyetin delâletiyle avret mahalli tepeden topuğa kadardır.
Sonraki 30 ayet →