Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Hac 1 / 78
1
Ey insanlar! Rabbinize (karşı hata etmekten) sakının, çünkü kıyâmetin¹ sarsıntısı gerçekten çok büyük bir şeydir. 1 Sâat: Kelimesi, “az veya çok zaman” anlamına gelir. Ancak Kur’an’da genellikle “kıyamet” veya “kıyamet günü” anlamında kullanılmıştır.
M. Türk 22:1
2
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğunu unutur, her hamile kadın da çocuğunu düşürür ve insanları sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi görürsün. (İşte bu) Allah’ın azabının çok şiddetli (olmasından)dır.
M. Türk 22:2
3
İnsanlardan kimi de Allah hakkında bilgisizce tartışır ve her azgın şeytanın¹ peşine düşer.² 1 “Her azgın şeytanın” ifâdesinden şeytanın bir tane olmayıp çok olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bundan, her türlü şeytanca düşünceler de anlaşılabilir. 2 Bu âyet; “melekler Allah’ın kızlarıdır, Kur’an eskilerin hikâyeleridir” diyen ve öldükten ve toprak olduktan sonra dirilmeyi inkâr eden Nadr b. Haris hakkında nâzil olmuştur. (Esbâb-ı Nüzûl-Suyûtî)
M. Türk 22:3
4
O (şeytan hakkında): “Kim onu dost edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu saptırır ve ona cehennem azabının yolunu gösterir.” (diye) hüküm verilmiştir.¹ 1 Bu bölüm: “yazılmıştır” diye de tercüme edilebilir.
M. Türk 22:4
5
Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilişten bir şüphe içerisindeyseniz, (şunu iyi bilin ki) size (kudretimizi) göstermek için Biz, sizi (ilk önce) topraktan,¹ (Âdem’den) sonra da bir damla sudan, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra (şekli) belli belirsiz bir çiğnemlik (et parçasın)dan yarattık.² Sizden dilediğimizi, belirli bir süreye kadar ana karnında tutuyoruz, olgunluk çağına erişmeniz için sonra sizi bebek olarak (dünyaya) çıkarıyoruz. Ve sizden kiminiz vefat ettiriliyor, kiminiz de bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en rezil çağı (olan yaşlılığa) götürülüyor. (Bir de) yeryüzünü ölü (gibi) görürsün³ fakat Biz onun üzerine suyu indirince o, harekete geçer, kabarır ve her güzel bitkiden çifter çifter yetiştirir. 1 Bu, Hz Âdem’in ve eşi’nin yaratılışıdır. 2 Bu bölümdeki: nutfe; sperm, alaka; embrio, mudğa ise; insanın şekillenmemiş hali demektir. Geniş bilgi için Bk. (Mü’minun: 12-14) 3 Bu bölüm:“ ...(Bir de) yeryüzünü (ateş iken) sönmüş (olarak) görürsün...” diye de tercüme edilebilir.
M. Türk 22:5
6
İşte (bütün bunlar,) Allah’ın mutlak gerçeğin ta kendisi olduğunu, ölüleri Onun dirilttiğini ve Onun gücünün her şeye kesinlikle yettiğini (gösterir.)
M. Türk 22:6
7
Geleceğinden asla şüphe edilmeyen kıyametin vakti, gerçekten yaklaşmaktadır. Kabirlerdekileri de sadece Allah diriltir.
M. Türk 22:7
8
İnsanlardan kimi de; (kendisinin) yol göstereni ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan, Allah hakkında bilgisizce tartışır.
M. Türk 22:8
9
(İnsanları) Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla (bu işi) yalpalayarak yapar.¹ Ona dünyada rezillik vardır ve kıyamet günü de ona yakıcı (cehennem) azabı(nı) tattıracağız. 1 Bu bölüm:“...(Bunu da) büyüklük taslayarak (yapar)...” diye de tercüme edilebilir.
M. Türk 22:9
10
(Âhirette böylelerine): “İşte bu (azap,) senin ellerinle kazandığın günâhlar sebebiyledir. Çünkü Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir.” (denilir.)
M. Türk 22:10
11
İnsanlardan kimi de; Allah’a tek yönlü¹ ibâdet eder.² Yani kendisine bir hayır isabet ederse, bununla tatmin olur ve eğer başına bir sıkıntı gelirse sırtını döner. (Artık) o dünyayı da âhireti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan, budur.³ 1 (عَلَى حَرْفٍ) şüpheli, tek yönlü, şartlı diye tercüme edilebilir. İşine gelen konularda Allah’a ibâdet eder, işine gelmeyenlerde yan çizer, şüpheli şeyler yapar. Yani can-ü gönülden değil de bir kenardan ve bir gaye uğruna dindarlık eder veya dil ucu ile Müslüman olur. 2 Dine Allah ve Peygamberinin koyduğu kaidelere göre değil de kendisine başkaları tarafından güya Allah adına (!) öğretilen, icat edilen, bozulan veya dikte ettirilen şekilde inanır ve ibadet eder. Hatta bu yaptıkları Allah ve Rasulü tarafından emredilmese bile. 3 Bu âyet; kalbi İslâm’a ısınanlardan Uyeyne b. Bedr, Akra’ b. Habis, Abbas b. Mirdas’ın birbirlerine “Muhammed’in dinine gireriz, ama eğer bize bir hayır isabet ederse bu dinin gerçek olduğuna, yoksa bâtıl olduğuna inanırız.” demeleri üzerine nâzil olmuştur. (Vâhidî)
M. Türk 22:11
12
(Bunlar,) Allah’ı bırakır da kendisine zararı da faydası da olmayan şeylere ibâdet ederler. İşte (haktan) uzak(lara) sapmak böyledir!
M. Türk 22:12
13
(Ya da bunlar,) zararı faydasından daha yakın olan kimselere tapar. (Bunların taptıkları kimseler) ne kötü yardımcı ve ne kötü dosttur.
M. Türk 22:13
14
Şüphesiz Allah, îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanları, zemîninden ırmaklar akan cennetlere sokar. Ve Allah istediği her şeyi yapar.¹ 1 Yani yapacağı işleri kimseye danışmadan yapar. Yaptığı her işin hikmetini, sebebini ve amacını sadece Kendisi bilir. Kendisinden bu konuda Peygamberleri vasıtasıyla bir bilgi gelmeden, bunları kimse bilemez.
M. Türk 22:14
15
Kim Allah’ın o (Peygamber’e) dünyada ve âhirette asla yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra da (ona gelen yardımı kesebilirse) kesiversin (bakalım.)¹ (Sonra da) bu tuzağı onun öfkesini giderebilecek mi? bir baksın.² 1 Âyetin bu bölümü, “...hemen yukarıya bir ip uzatsın, sonra (kendini boğup) nefesini kessin de bir baksın...” şeklinde de tercüme edilebilir. 2 Bu soru inkaridir. Yani; “kurduğu tuzak Hz. Muhammed (a.s)’a gelecek yardımı engellemek bir tarafa, kendi öfkesini bile gideremeyecek.” demektir.
M. Türk 22:15
16
İşte o (Kur’an’ı) apaçık âyetler olarak Biz indirdik.¹ Şüphesiz dilediğine hak yolu, ancak Allah gösterir. 1 Âyetin bu bölümü, “İşte Biz, o (Peygambere) apaçık mûcizeler indirdik...” şeklinde de tercüme edilebilir.
M. Türk 22:16
17
Îman edenler, (Mûsa’nın dinini terk edip de)¹ Yahûdî olanlar, Sâbiîler,² Hıristiyanlar, Mecusîler³ ve müşriklere gelince; kıyamet günü Allah kesinlikle onların aralarını ayıracaktır.⁴ Doğrusu Allah, her şeyi görüp durmaktadır. 1 Hz. Mûsa’nın getirdiği dinin adı, Yahûdîlik olmadığı için tercüme, bu şekilde yapılmıştır. Zira Yahudilik israiloğullarının Hz. Musa’dan sonra uydurdukları batıl bir dindir. 2 Sâbiî: Dininden çıkıp başka bir dine giren demektir. Bu mana itibariyle Sâbiî; “İslâm dışındaki bütün dinler” anlamına gelir. Ancak Arap örfüne göre Sâbiî; a- Meleklere tapanlar, b- Yıldızlara tapanlar, c- Aslı hak din olan bozulmuş bir dine inananlar, d- Putlara tapanlar, demektir. Bk. (Bakara: 62, Mâide: 69) 3 Mecûsîlik: Temel akideleri Ateş’e tapmak olan Zerdüştlük, Mithraîlik, Zurvaîlik, Manilik ve Mazdeklik gibi çeşitli fırka ve mezheplerin ortak adıdır. Mecusîler, Ateş’e tapan, nur ile zulmeti iki hayır ve şer kaynağı olarak kabul eden müşrik bir topluluktur. Mecus kelimesi lügatçiler tarafından “yahûd” gibi bir cins isim olarak kabul edilmiştir. “Mecuslar”ın tâbi oldukları dine “Mecusiyye” denilir. Bu dine Mecusîlik denildiği gibi, Zerdüşt’e isnaden “Zerdüştîlik” veya tanrı “Ahura Mazda”ya isnaden de “Mazdekîlik” adı verilmiştir. Zerdüşt’ün tanrı “Ahura Mazda” tarafından kendisine vahyedildiğini (!) iddia ettiği kitabın adı “Zend Avesta”dır. Bunların tapınaklarına “Ateş Gede” (içinde ateş yanan Mecusî tapınağı) denir. Zerdüşt’ün hayat hikâyesi Hz. Musa’nın hayatından aşırma figürlerle doludur. Zerdüştler, Ehrimen’in (kötülük tanrısı) kötülüklerinden kurtulmanın yolunun şu dört ilkesinin uygulanmasıyla mümkün olacağına inanırlar. (1. Ahura Mazda’ya ibadet, 2. Feriştehlere (melekler) saygı; 3. Cin ve şeytanlara lânet; 4. En yakını ile evlilik.) Zerdüştlükte dünyanın Cennetten daha değerli olduğuna inanılır. Çünkü kötülüğün gücüne karşı verilecek savaş ancak dünyada yapılabilir. Hayatın belirleyici aslı, Hürmüz (Ahura Mazda) ile Ehrimen’in güçleri arasındaki mücadeledir. Ahura Mazda’ya inananlar cennete, Ehrimen’e inananlar da cehenneme gitmeye mahkûmdur. Mazdek, M.S. 5. yüz yılda Zerdüşt dininin bazı kısımlarının değiştirilmesi ve yeniden yorumlanması neticesinde bazı görüşler ileri sürdü. Mazdek, ortaçağın ilk dönemlerinin “komünizmini” kurarak kadının toplumun ortak malı olarak herkesin istifadesine sunulmasını zorunlu hale getirdi. Mazdekler, İslâmî döneme sarkarak Bâbekiyye, İbâhiyye ve Karmatiyye gibi isimler altında Mecusîlik akidelerini yaymaya çalıştılar. Hz. Peygamber (s.a.v)’in doğduğu gece meydana gelen büyük mucizelerden birisi de Mecusîliğin ebedi sanılan ateşinin sönmesi ve Kisra’nın sarayının on dört sütununun devrilmesiydi. İslam’ın doğduğu ve yayıldığı sıralarda, Mecusîlik, İran dışında Umman, Bahreyn, Yemen ve Necran bölgelerinde yaygındı. Asr-ı saadette mecusîlere ehl-i kitap uygulaması yapılmıştır. Fetih yılları içinde İran’da yaşayan Mecusî halk, kitleler halinde İslâm’a girmiştir. Batınîlik, Mecusî etkiler altında ortaya çıkan sapkın bir mezheptir. Bu mezhep, Irak’ta ayrıca Karmatî ve Mazdekî adını almıştır. Hicri XIII. yüzyılda Mecusîliğin farklı bir yorumu ile ortaya çıkan Bâbilik ve Bahâilik, İran’daki Mecusîliğin bütün folklorik mirasına sahiptir. Bahâî’ler eski İran hükümdarı Cemşid’in tahta çıkışı olan 21 Mart (Nev Ruz) gününü bayram kabul ederler. Günümüzde gulat-ı Şia (Alevi) topluluklar arasında bu âdet, ateş üzerinden atlamak ve etrafında dans etmek şeklinde varlığını sürdürmekte olup Mecusîlik geleneklerindendir. Sühreverdî’nin tasavvuf adı altında sunduğu felsefesindeki, melekler hiyerarşisi, yüce ışık (Nur’ul-A’zam) felsefesi, Mazdeklerdeki melekler ilmine dayanır. Kaderiyyecilerin ve Muhiddin-i Arabi’nin, Allah’ı hayırların; şeytanı da şerlerin yaratıcısı kabul etmeleri, (Bk. Şeytanın Hileleri) yani (haşa) Allah’ı Hürmüz’e, şeytanı da Ehrimen’e karşılık yaratıcı ilke kabul etmeleri Mecusilikten alınmadır. Mecusiliği bu kadar uzun anlatmamızın sebebi, zamanının toplum mühendislerinin çeşitli tarikat ve mezhepler adı altında İslam’a bu batıl itikatları nasıl yerleştirdiklerinin iyi anlaşılması içindir. 4 Mü’minleri cennete, diğerlerini cehenneme koyarak aralarında hükmünü verecektir.
M. Türk 22:17
18
Gerçekten göklerdekilerin ve yerdekilerin,¹ güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların, hayvanların ve insanlardan birçoğunun, Allah’a secde² ettiğini, birçoğunun da azabı hak ettiğini görmüyor musun? Allah kimi alçaltırsa, artık onu yüceltecek birisi yoktur. Şüphesiz Allah, ne dilerse onu yapar. 1 Göklerde ve yerdekiler; yani; yukarılarda ve aşağılarda melek, cin, canlı, cansız ve bilmediğimiz başka boyutlarda akıllı varlık olarak her kim ve her ne varsa... 2 Burada secde etmek, Allah’ın koyduğu kurallara, tamamen uymak anlamınadır.
M. Türk 22:18
19
İşte (Müslümanlarla kâfirler,) Rableri hakkında birbirleriyle mücadele eden iki düşmandır.¹ (Bunlardan) kâfirlere, (âhirette) ateşten elbiseler biçilir; başlarının üstünden de kaynar su dökülür. 1 İbnu Abbas’tan rivâyete göre: bu âyetten itibaren üç veya dört âyet, Medîne’de nâzil olmuştur. Bu âyet; Ebû Zer (r.a)’den rivâyet olunduğuna göre Bedir günü Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Ubeyde b. Haris’in (r.a) Kureyş’ten Utbe, Şeybe b. Rebi’a ve Velîd b. Utbe ile savaş öncesi vuruşmaları üzerine nâzil olmuştur. Buna göre bu âyet: “İşte (bunlar), Rableri hakkında birbirleriyle mücadele eden iki düşmandır...” şeklinde tercüme edilebilir.
M. Türk 22:19
20
Bu (kaynar su ile) iç organları ve derileri eritilir.
M. Türk 22:20
21
Onlara bir de (başlarına vurulan) demirden balyozlar vardır.
M. Türk 22:21
22
(Ve) ıstıraptan dolayı ne zaman oradan çıkmak isterlerse: “Şu cehennem azabını tadın bakalım.” (denilerek) oraya geri çevrilirler.
M. Türk 22:22
23
Şüphesiz Allah, îman edenleri ve (inandığı) iyi işleri yaşayanları zemîninden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onlar orada altın bilezikler ve inciler takınırlar, onların oradaki elbiseleri de ipektir.
M. Türk 22:23
24
Onlar, sözün en güzeline ulaştırılırlar ve çok övülmeye layık olan (Allah’)ın yoluna iletilirler.¹ 1 Bu iletilme dünya için düşünülürse; Kur’an’a ve şehitliğe, âhiret için ise; boş sözlerden uzak olan cennete, şeklinde anlaşılabilir.
M. Türk 22:24
25
(Şunu iyi bilin ki insanları) Allah’ın yolundan, yerli ve misafirlere eşit olarak (mescid) kıldığımız Mescid-i Haram’dan¹ alıkoyan ve orada (Müslümanlara) zulmederek onları haktan saptırmak isteyen² kâfirlere, acı bir azap tattırırız.³ 1 Buna göre Mescid-i Haram yerli veya misafir tüm Müslümanların ortak mescididir. Müslümanların bu mescide ulaşmalarına; yasaklar, vizeler, engeller ve sınırlar koyanlar inşaallah bu ayetin kapsamına girdiklerinin farkındadırlar. 2 Bu âyetten; Mekke’de, uygulamaya konulmayan kötü niyetin dahi Allah katında sorumluluğunun olduğu anlaşılmaktadır. 3 Bu âyetin, Hudeybiye senesi Mekkeli müşriklerin Rasûlullah’ın (a.s.) ve arkadaşlarının Mescid-i Harama gitmelerini engellemeleri üzerine nâzil olduğu rivâyet olunmaktadır. Bk. (Bakara: 217)
M. Türk 22:25
26
(Bir zamanlar) Biz İbrahim’e (Allah’ın) evi (Kâbe)’nin yerini belirleyince:¹ “Bana hiç bir şeyi ortak koşma.² Tavaf edenler, kıyama duranlar, rükûya (ve) secdeye varanlar için evimi temiz tut³...” 1 Bu ifadeden, Kabenin daha önce Hz. Âdem döneminde yapıldığı ve tekrar yapılması için Hz. İbrahime yerinin bildirildiği rahatlıkla anlaşılmaktadır. 2 Kâbe’nin yapımında, Bana ihlâstan başka bir gaye besleme, sadece Benim rızam ve Bana ibâdet maksadıyla yap ve araya herhangi bir şey sokma. 3 Yani Kâbe’yi putlardan, gerek hissî ve gerek manevî pisliklerden temizle veya çok temiz tut. Kâbe’yi dolaşanlar, tavaf edenler ve namaz kılanlar tertemiz bir şekilde ibâdet etsinler.
M. Türk 22:26
27
“...Gerek yaya¹ olarak, gerekse uzak yollardan yorgun düşmüş bineklerle sana gelmeleri için, insanları hacca çağır...” 1 (رِجَالٌ) kelimesi (رَاجِلٌ) kelimesinin çoğuludur ve “yaya” anlamına gelir. Bk. (Bakara: 239)
M. Türk 22:27
28
“...Kendileri için bir takım menfaatlere¹ şahit olsunlar ve (Allah’ın kendilerine) rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanları² bilinen günlerde³ Allah’ın adını anarak kessinler. Artık bunlardan hem kendiniz yiyin hem de muhtaç(lar)ı (ve) fakir(ler)i doyurun...” 1 Bu menfaatler; Allah’ın rızasını kazanmak, haccın şiârından olan yerleri görmek, Müslümanları tanımak, alışverişler ve dünya siyasetine vakıf olmak... gibi bir takım şeyler olabilir. 2 Kurban edilebilecek hayvanlar, ehlî hayvanlardan deve, sığır, manda, davar (koyun ve keçi)dir. 3 Bilinen günler: Kurban bayramının ilk 3 günüdür ve bu günlere, “eyyam-ı nahir” denilir.
M. Türk 22:28
29
“Sonra kirlerini gidersinler,¹ adaklarını (kurbanlarını keserek) yerine getirsinler ve Beyt-i Atîk’i² (Kâbe’yi) tavaf³ etsinler.” dedik. 1 Haclarını tamamladıktan sonra; tırnaklarını kessinler, tıraş olsunlar, diğer yerlerini temizlesinler, yıkansınlar. 2 Kâbe’ye “Beyt-i Atîk” denilmesi hakkındaki görüşler şunlardır: 1- Atîk: antika, eski manasına gelir ve evvel zamandan kalma demektir. Zîrâ Kâbe yeryüzündeki en eski mabettir. 2- Atîk: yeni ve muteber manâsına gelir. Buna göre; Beyt-i atîk, şerefli, muteber ev demektir. 3- Atîk: azat edilmiş ve hür anlamına da gelir. Zîrâ Allah onu kâfirlerden kurtardı ve ona kâfirlerin girmesini bile haram etti. 3 Yani Kâbe’yi tekrar tekrar dolaşsınlar. Bir tavaf yedi şavt, bir şavt ise kabeyi sol tarafa alarak bir defa dolaşmaktır. Yedi şavtın dördü farz üçü vaciptir. Müfessirlerin çoğunluğu bu ayette bahsi geçen tavafın; haccın farzlarından olan “ziyaret tavafı” olduğu kanaatindedirler. Bazıları da bu tavafın “tavaf-ı sader” denilen “veda’ tavafı” olduğunu söylemişlerdir ki bu tavaf taşralılar için vaciptir. Bunun tam mukabili de “tavaf-i kudüm”dur ki ilk varıldığı vakit yapılır. Bu üç tavafın dışında her zaman arzu edildiği kadar nâfile tavaflar da yapılabilir.
M. Türk 22:29
30
İşte bunlar (size farz kılındı). Kim de Allah’ın hürmet edilmesini istediği şeylere¹ saygı gösterirse, işte o, Rabbi katında kendisi için daha hayırlıdır. Size, özel olarak bildirilenler² dışındaki hayvanlar(ın etlerini yemek) helal kılındı. Öyleyse o pis putlardan sakının ve yalan söz (söylemek)ten de kaçının. 1 Her kim de Allah’ın hürmet edilmesini istediği şeylere yani Kâbe’ye, Mescid-i Haram’a, Meş’ar’ül-Haram’a, haram aylara, Allah’ın ahkâmına, emirlerine, yasaklarına v.s. gibi muhterem kıldığı şeylere riayetin vücubunu bilerek ve gereğince amel ederek hürmet ederse… 2 Konuyla ilgili olarak Bk. (Mâide: 3)
M. Türk 22:30