1
Elif, Lâm, Râ. (İşte bu): Sana Rablerinin izniyle insanları (küfür) karanlıklarından (îman) aydınlığına,¹ şerefli ve (her türlü) övgüye layık² olan (Allah)ın yoluna çıkarman için, indirdiğimiz kitaptır.³
1 Karanlığın çoğul olması küfrün çokluğuna, nurun tekil olması hakkın tekliğine işarettir. 2 Hamîd: Mahmûd’tan geniş anlamlıdır. Hamîd; başkaları tarafından övülse de övülmese de sürekli olarak övgüye layık olan demektir. 3 Bu ifâdeden insanları Peygamberlerin değil, Kitapları ve Peygamberleri vasıtasıyla, Allah’ın karanlıklardan aydınlıklara çıkardığı, net bir şekilde anlaşılmaktadır.
2
O, göklerde ve yerde bulunan her şeyin kendisine ait olduğu Allah’tır. Çok şiddetli bir azaba çarptırılacak kâfirlerin vay haline!
3
(Çünkü) onlar dünya hayatını âhiret hayatından çok severler, (insanları) Allah’ın yolundan çevirirler ve onu çarpıtmak¹ isterler. İşte onlar (haktan çok) uzak bir sapkınlık içerisindedirler.
1 Allah’ın dinini kendi keyiflerine göre tanımlarlar, doğruya eğri derler.
4
Biz, (emirlerimizi) kendilerine açıkça anlatmaları için Peygamberlerin tamamını kesinlikle kendi kavminin diliyle¹ gönderdik. Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır, dilediğine de hak yolu gösterir. Zîrâ O çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
1 Bu âyete göre; insanlara dini anlatan kişinin, onların anlayacağı bir dille anlatmak mecburiyeti vardır. Yani anlaşılmayan tebliğin faydası yoktur. Ayrıca tebliğci dini anlatırken, (لِيُبَيِّنَ لَهُمْ) emrine göre; bir de beyan etmek yani açıklamak zorundadır.
5
Yemin olsun ki Biz Mûsa’yı: “kavmini (küfür) karanlıklarından (îman) aydınlığına çıkar ve Allah’ın günlerini¹ onlara hatırlat.” diye mûcizelerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabredip şükreden² herkes için gerçekten mûcizeler vardır.
1 “Allah’ın günlerinden” kastolunan: Allah’ın İsrâil oğullarına ihsan ettiği; onları firavundan kurtarması, denizin yarılması, sofra indirilmesi gibi nîmetlerin ve Allah’ın onlara verdiği muhtelif cezâların yaşandığı günlerdir. 2 (صَبَّارٍ شَكُورٍ) “çokça sabredip şükreden” mü’min’den kinâyedir. Demek ki mü’min böyle olur.
6
Hani Mûsa kavmine: “Oğullarınızı boğazlamak,¹ kadınlarınızı sağ bırakmak² sûretiyle size en dayanılmaz işkenceleri yapan Firavun ailesinin elinden Allah’ın sizi kurtarma nîmetini ve bunda sizin için Rabbinizden gelen büyük bir imtihan olduğunu unutmayın.” demişti.³
1 Yani gaddarca nüfus planlaması yapıyorlardı. 2 (وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ) “kadınlarınızı sağ bırakıp...” ifâdesi; “a- Kadınlarınızı öldürmüyorlardı, b- Kadınlarınızın iffetlerine dokunuyorlardı, c- Hamile kadınlarınızın hayâlarına dokunarak karınlarındaki çocuklarını öldürüyorlardı” şeklinde de anlaşılabilir. 3 Bk. (Bakara: 49, A’raf: 141)
7
(Bir de) Rabbiniz size: “Yemin olsun, eğer (kulluk ederek) şükrederseniz size (nîmetlerimi) gerçekten arttırırım,¹ yok eğer nankörlük ederseniz şüphesiz Benim azabım çok şiddetlidir.” diye ilan etmişti.
1 Çünkü Allah’ın vadi şarta bağlıdır. Onun için Allah şükretmeyen kullarına nîmetlerini artırmaz.
8
Mûsa da: “Eğer siz ve yeryüzündekilerin tamamı birden kâfir olsanız dahi (şunu iyi bilin ki) Allah kesinlikle hiç birinize muhtaç değil, (bilakis her türlü) övgüye layıktır.”¹ dedi.
1 Yani sizin övmenize muhtaç değildir. Sizin kâfirliğiniz, Allah’ın övülmeye layık olmasını asla engellemez.
9
(Sayılarını ve durumlarını) Allah’tan başkasının bilmediği, sizden önceki (kavim)lerden, Nûh, Âd ve Semûd kavimleri ile onlardan sonra gelenlerin haber(ler)i size gelmedi mi?¹ Onlara Peygamberleri apaçık delillerle gelince, onlar ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden parmaklarını ısırdılar)² ve: “Biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri kesinlikle inkâr ettik ve bizi davet ettiğiniz şeyden de gerçekten ürküyoruz.”³ dediler.
1 Âyetin bu bölümü: “Sizden öncekilerden, Nûh, Âd ve Semûd kavimleri ile onlardan sonra gelip de (sayılarını ve durumlarını) Allah’tan başkasının bilmediklerinin haber(ler)i, size gelmedi mi?” diye de tercüme edilebilir. 2 “Onlar ellerini ağızlarına götürdüler” ifâdesi mecâzen: “a- Öfkelerinden parmaklarını ısırdılar, b- Tüm güçleriyle Peygamberlerin ağızlarını kapatıp susturmağa çalıştılar, c- Peygamberlerin kendilerine uzatılan ellerini ağızları ile reddettiler, yani öpecekleri yerde ısırdılar, d- Ellerini ağızlarına götürüp avaz avaz bağırdılar...” şeklinde de anlaşılabilir. 3 Mürîb: Gocundurucu demektir. Buna göre âyet’in sonu, “gocunuyoruz, pireleniyoruz, ürküyoruz veya kuşkulanıyoruz” şeklinde de tercüme edilebilir.
10
Peygamberleri de onlara: “Gökleri ve yeri yaratan, günâhlarınızı bağışlamak için (sizi hakka) davet eden ve size belirlediği süreye kadar ömür veren Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)?” dediler. O (kâfirler de Peygamberlerine): “Siz de ancak bizim gibi birer beşersiniz. (Eğer) siz, bizi babalarımızın taptığı putlara tapmaktan çevirmek istiyorsanız,¹ o zaman bize açık bir delil getirin (bakalım).” dediler.
1 Yani biz atalar dinine inanıyoruz, atalarımız bizim rablerimiz ve putlarımızdır...
11
Peygamberleri onlara: “Doğrusu biz, sadece sizin gibi bir insanız,¹ fakat Allah kullarından dilediğini (Peygamberlik nîmeti ile) şereflendirir ve Allah’ın izni olmaksızın biz size asla bir âyet (bile) getiremeyiz. Öyleyse Mü’minler, sadece Allah’a tevekkül² etsinler...”
1 Peygamberler, beden yapıları itibariyle normal birer insandırlar. Ancak tek farkları kendilerine vahiy gelmesidir. Bk. (Kehf: 110, Fussilet: 6) 2 Tevekkül: Lügatte âcizliğini ortaya koymak ve başkasına güvenmek anlamına gelir. Dini terim olarak ise Tevekkül: “Kulun sebepleri yerine getirdikten sonra, Allah’a karşı âcizliğini ortaya koyup, sadece ona güvenmesidir.” Bk. (Âlu İmran: 122)
12
“...Bizi yollarımızı doğrultan Allah’a tevekkül etmekten kimse engelleyemez ve biz, kesinlikle yaptığınız işkencelere karşı direneceğiz.¹ Öyleyse tevekkül edenler sa-dece Allah’a tevekkül etsinler.”² dediler.
1 İşte böylece kâfirler fikir olarak iflas edip, yenileceklerini anlayınca; zulme ve tecavüze başlıyorlar. Peygamberler ise küfre rıza göstermeyeceklerini ve direneceklerini açıkça ifâde edip Allah’a tevekkül ediyorlar ve sonunda hep onlar kazanıyorlar. Kâfirler bugün bile dünyanın her yerinde hâlâ aynı yöntemi uyguluyorlar. Ama Müslümanlar Peygamberleri gibi davranamıyorlar. 2 Yani tavırlarını net olarak ortaya koydular.
13
Kâfirler, Peygamberlerine: “Ya bizim dinimize tam olarak geri döneceksiniz ya da biz, sizi memleketimizden süreceğiz.” deyince, Rableri Peygamberlere: “Biz de zâlimleri mutlaka helâk edeceğiz...”¹
1 Zâlimler, azıtıp tecavüze kalkıştıkları zaman davetin zamanı tamamlanmış olur. Artık onlara delil getirmenin bir manası kalmaz. Onlara yapılacak tek şey vardır, o da onların helâk edilmeleridir.
14
“…Ve onlardan sonra sizi o memlekete, mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu azabımdan korkana ve tehdidimden çekinene (verdiğim söz)dür.” diye vahyetti.¹
1 Bu âyetlerde Peygamberimizin vereceği mücadele için bir yöntem belirtilirken, ayrıca hicret edeceğine ve sonunda da onu memleketinden çıkaranların yurduna sahip kılınacağına işaret vardır.
15
(Peygamberler Allah’tan) yardım istediler ve (sonunda) her inatçı zorba helâk olup gitti.
16
(Bu helâkin) ardından (onlara bir de) irinli su içirilecekleri cehennem vardır.
17
(Her bir zorba o suyu) yutkunacak fakat kolay kolay yutamayacak ve ona ölümün bütün şartları oluşacak ama bir türlü ölemeyecek. Ardından daha da kuvvetli bir azap (gelecek).¹
1 Bu âyet: “Yutmaya çalışacak, ama kolay kolay yutamayacak, ona her taraftan ölüm gelecek, fakat ölemeyecek, arkasından da şiddetli bir azap (gelecek.)” şeklinde de tercüme edilebilir.
18
Rablerini inkâr edenlerin yaptıkları işler; fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küle, benzer.¹ Kazançlarından hiç bir fayda elde edemezler. İşte (haktan) uzak(lara) sapmak böyledir!
1 Burada teşbih-i temsili vardır. Yani benzetme yönü tek değildir. Benzetme yönü; değersiz olmak, boşa gitmek, dayanıksız... olmaktır. Yani kâfirlerin işleri; kül kadar değersiz, rüzgârla savrulacak kadar hafif, sevap terazisine koyacak kadar kıymeti olmayan işlerdir. Sonuç olarak kâfirlerin yaptığı işlerde hiç bir hayır yoktur.
19
Allah’ın gökleri ve yeri asla değişmeyen ölçülerle¹ yarattığını görmüyor musun? (Ey insanlar!) Eğer (Allah) dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir topluluk getirir.²
1 Hak: Gerçek, sünnetullah anlamınadır. 2 Âyetin bu bölümü; “...(Ey insanlar) eğer (Allah) dilerse sizi yok eder ve sizi yepyeni bir şekilde tekrar getirir.” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu, Allah bu güce sahiptir anlamındadır. Buradan reenkarnasyon / tenasüh anlamak doğru değildir.
20
Bu, Allah için hiç de güç değildir.
21
(Kıyamette) o (kâfirlerin) tamamı Allah’ın huzuruna çıkınca zayıflar,¹ büyüklük taslayan (önder)lerine:² “Şüphesiz biz size (dünyada) uyuyorduk; şimdi siz bizden Allah’ın azabından herhangi bir şeye engel olabiliyor musunuz?” derler.³ Onlar da: “Eğer Allah bize hak yolu gösterseydi⁴ biz de sizlere doğru yolu gösterirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de (fark etmez) bizim için kaçacak hiç bir yer yoktur.” derler.
1 Müstez’af için Bk. (A’raf: 75) 2 Müstekbir için Bk. (A’raf: 75) 3 Buradan müstaz’afların, meselenin farkına âhirette varmalarının bir şeyi değiştirmeyeceği anlaşılıyor. 4 Burada müstekbirlerin âhirette bile kibirlerine devam edeceklerine işaret vardır. Zîrâ bunların üstadı iblis de Hz. Âdem’e secde etmemesinin sebebini; “(Ey Rabbim!) beni azdırman sebebiyle, yemin ederim ki, ben de onları (saptırmak) için senin dosdoğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve Sen, onların çoğunu şükredenlerden, bulamayacaksın.” (A’raf: 16, 17) diyerek kabahati Allah’a yıkmaya çalışmıştı.
22
(Âhirette) hesap işi bitince şeytan (kendisine uyanlara): “Allah size kesinlikle mutlak doğruları vâdetti,¹ ben de size (hep bir şeyler) vâdettim ve hep sözümden caydım. (Aslında) benim kesinlikle sizi (günâha ve küfre) çağırmaktan başka zorlayıcı bir gücüm de yoktu,² (ama) siz de bana hemen uyuverdiniz.³ Öyleyse siz beni kınayacağınıza, (oturun) kendinizi kınayın. (Bugün zâten) ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Bundan önce beni (dünyada Allah’a) ortak koşmanızı⁴ da (işte bugün) inkâr ettim. Gerçek şu ki, zâlimler acıklı azabı (tam) hak edenlerdir.” dedi.
1 Aslında iblis ve tüm şeytanlar Allah’ın mutlak doğruları emrettiğini biliyorlar. Ama bile bile inkâr ediyorlar. 2 Bu âyetten; şeytanın müstez’aflar üzerinde, müstekbirler gibi otorite sahibi olmadığı ve müstekbirlerin şeytandan daha kötü oldukları anlaşılıyor. 3 Aslında hep insanları azdıranlar ve onlara batıl şeyleri tavsiye edenler kınanır. İyi ama onlara körü körüne uyarak veya üç kuruşluk dünya menfaatleri için onlara kölelik yapanların, dinlerini ve namuslarını onlar uğruna feda edenlerin hiç mi kabahatleri yok! 4 Esasında şeytanları kendileri değil, onlara uyanlar ilâhlaştırıyor. Şeyhler uçmuyor, onları müridleri uçuruyor.
23
(Bugün, Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar ise Rablerinin emriyle zemîninden ırmaklar akan ve içerisinde ebedî kalacakları cennetlere konulurlar. Onların orada birbirlerine olan temennileri (ise): “selâm”dır.
24
Allah’ın verdiği şu misale iyi bakın:¹ Güzel bir söz² kökü (yerde) sâbit, dalı gökte olan güzel bir ağaç gibidir.
1 Aslında bu bölümün; “Görmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı.” şeklinde tercüme edilmesi gerekirken; yukarıdaki tercüme, Türkçeye daha uygun olduğu kanaatiyle yapılmıştır. 2 Kelime-i tevhit, Allah’ın kelamı ve bu doğrultuda söylenen sözler... olabilir.
25
(İşte o ağaç) Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Allah, insanlara belki düşünüp (inanırlar) diye (böyle) misaller verir.
26
Kötü söz¹ (ise), kökü yerden koparılmış, köksüz, kötü bir ağaç gibidir:²
1 Küfür ifâde eden sözler, beşerî sistemler... olabilir. Çünkü bunların tamamı köksüzdür. 2 Fayda verecek yerde zarar verir, hattâ hak yolda ilerlemek isteyenlere engel olur.
27
Allah dosdoğru söz vererek îman edenleri, dünya hayatında da âhiret hayatında da o sözlerinde kararlı kılar, zâlimleri de saptırır.¹ Ve Allah ne dilerse onu yapar.
1 Zihinlerini karıştırarak ne dediklerini bilmez hale getirir, çabalarını boşa çıkarır.
28
Allah’ın nîmetini küfürle değişen ve kavimlerini helâk yurduna gönderenleri(n ne hale geldiğini) görmedin mi?¹
1 Bu âyet; Bedir savaşında Peygamberimizle savaşan Mekkeli müşrikler; hakkında nâzil olmuştur. (Taberî)
29
(Sonunda onlar) o cehenneme girerler. (Orası) ne kötü bir yerleşme (yeridir).
30
(O kâfirler insanları) Allah’ın yolundan saptırmak için,¹ Allah’a eşler koştular.² (Sen onlara): “(Şimdilik) keyfinize bakın bakalım, (nasıl olsa) varacağınız yer kesinlikle cehennemdir.” de.
1 Aslında Allah’ın dengi olmadığını bu kâfirler de bilir ama insanları saptırmak için Ona eşler uydururlar. 2 Bunu sadece: “bu putlar, Allah’ın ortaklarıdır” şeklinde değil de çoğunlukla Allah’ın kendisine has sıfatlarını bir kısım insanlarda da var sayarak Allah’a, şirk koştular. Hatta onları Allah’tan da ileriye götürdüler.
Sonraki 22 ayet →