Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Felak 1 / 5
1
(Ey Muhammed!) De ki: “Ben karanlığı yarıp çıkan sabahın, Rabbine¹ sığınırım,” 1 Felâk: En esaslı mânâsı yarmak mefhumunu içeren bir kelime olması hasebiyle tıpkı fıtrat kelimesini andırır. Örfte, özellikle sabaha, yani sütûn şeklinde uzamış olan aydınlığa veya sabah yeri ağarıp açılmaktan ibaret olan şafağa denir. Bu bizim Türkçe’de Tan dediğimizin aynısıdır. Bununla beraber Cabir b. Abdillâh, İbnu Zeyd, Mücahid, Katade ve İbnu Cübeyr’den rivayet olunduğu üzere tefsircilerin pek çoğu örfte en yaygın olan sabah mânâsıyla tefsiri, daha açık görmüşlerdir. Buna göre “Rabb’ül-felâk, Sabahın Rabbi”, demek olur.
M. Türk 113:1
2
“Yarattığı her şeyin şerrinden,”¹ 1 Şer: Kötülük, fesat, bozukluk, zulüm, günah ve ceza gerektiren uygunsuz iş demektir. Kötülükleri arzu etmek, musibet, belâ ve sıkıntı anlamlarına da gelir, hayrın ve iyiliğin zıddıdır. Hayrı da şerri de yaratan Allah’tır. Çünkü her şeyi yaratan Allah’tır. O’ndan başka yaratıcı yoktur. Allah’ın zat, sıfat ve fiillerinde şer yoktur. Şer insanlarda, insanların işlerindedir. Allah şerri de hikmet ve ilahî adaletin bir gereği olarak yaratmıştır. Bk. (Yunus: 11)
M. Türk 113:2
3
3,4. “Karanlığı¹ çöktüğü² zaman gecenin şerrinden ve büyücülük yaparak düğümlere üfleyen kimselerin³ şerrinden,”⁴ 1 Ğâsik: Birçok mânâ ile tefsir edilmiş geniş anlamlı bir kelimedir. Bunun mastarı olan “ğasak” lügatte “şiddetli karanlık, dolgunluk, akmak, dökülmek, soğukluk” mânâlarıyla ilgilidir. Hepsinin esası da; şiddetli karanlık, dolan, kararan, dolgun, soğuk, akan yahut dökülen manalarından birisi olduğu beyan olunur. Gecenin karanlığı hücum edip dolarak çok karanlık olmasına mastar olarak “ğasak” denildiği gibi gecenin karanlığının hücum edip gökyüzünün iyice kararmasına yani ilk koyu karanlığa da isim olarak “ğasak” denilir. Bu yönden “gasak”, “felâk”a karşılık getirilir de “ğasaktan felâka kadar” denilir ki, gecenin kararmasından sabahın aydınlığına kadar demektir. 2 Vekab: “vakb” veya “vukub” mastarından türemiştir. Bunun aslı “vakbe” gibi çukurdur. Kayalardaki çukurlara, bazı yalçın kayalardaki kuyu tarzında oyuklara, insanın bedeninde göz ve omuz çukurları gibi çukurlara ve alık yani ahmak ve alçak kimseye “vakb” denildiği gibi, mastar olarak da, “çukura girmek, kaybolmak, gelmek, dönüp yönelmek ve karanlık basmak, güneş batmak, ay tutulmak mânâlarında kullanılmıştır. Onun için burada da “ğâsık”a verilen mânâya göre düşünülmesi gerekir ki, giriş mânâsı hepsinde yeterli olabileceği için çoğunlukla bununla tefsir edilmiştir. 3 “Kimse” ifâdesi, “üfleyiciler” sıfatının dişi çoğul olması sebebiyle, mevsufunun hem dişi hem de erkek için kullanılan “nefis” olduğu düşünülerek ilave edilmiştir. 4 Büyü: İnsana yönelik olarak gizli güçlerin aracılığıyla belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan eylemdir. İslâm, büyüyü haram saymış ve buna inananları, kâfir kabul etmiştir. (Bakara: 102-103) Kurtubî; “Sihir, hile ile bir şeyi örtmektir. Çünkü sihirbazlar hile ile bir takım şeyler yaparak, bazı şeyleri olduğundan farklı gösterir. Serabın uzaktan su görünmesi gibi, sihir de gerçek dışıdır” demektedir. Peygamberimiz (a.s) da; “Düğüme üfüren sihir yapmış olur. Sihir yapan da şirke girer.” (Nesâî) “Her kim falcıya ve gaipten haber verene giderek bir şey sorar, söylediklerine inanır ve tasdik ederse kâfir olur.” (Tirmîzî, İbnu Mâce) buyurmuşlardır. Ehl-i sünnet âlimleri, sihrin varlığının ve tesirinin bulunduğu ve sihri öğretme ve öğrenmenin haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Peygamberimize sihir yapılmasıyla ilgili rivâyetler tartışmalıdır. Peygamberimize sihir yapıldığına ve onun da etkilendiğine itikat, câiz olabilirse de vacip değildir. Ayrıca sünnetteki rukye, (Kur’an okuyarak tedavi); sûfî ekollerindeki, içerisine büyü türü şeyler katılarak “vücuda/ağza üfürme” şekliyle haramdır.
M. Türk 113:3
4
3,4. “Karanlığı¹ çöktüğü² zaman gecenin şerrinden ve büyücülük yaparak düğümlere üfleyen kimselerin³ şerrinden,”⁴ 1 Ğâsik: Birçok mânâ ile tefsir edilmiş geniş anlamlı bir kelimedir. Bunun mastarı olan “ğasak” lügatte “şiddetli karanlık, dolgunluk, akmak, dökülmek, soğukluk” mânâlarıyla ilgilidir. Hepsinin esası da; şiddetli karanlık, dolan, kararan, dolgun, soğuk, akan yahut dökülen manalarından birisi olduğu beyan olunur. Gecenin karanlığı hücum edip dolarak çok karanlık olmasına mastar olarak “ğasak” denildiği gibi gecenin karanlığının hücum edip gökyüzünün iyice kararmasına yani ilk koyu karanlığa da isim olarak “ğasak” denilir. Bu yönden “gasak”, “felâk”a karşılık getirilir de “ğasaktan felâka kadar” denilir ki, gecenin kararmasından sabahın aydınlığına kadar demektir. 2 Vekab: “vakb” veya “vukub” mastarından türemiştir. Bunun aslı “vakbe” gibi çukurdur. Kayalardaki çukurlara, bazı yalçın kayalardaki kuyu tarzında oyuklara, insanın bedeninde göz ve omuz çukurları gibi çukurlara ve alık yani ahmak ve alçak kimseye “vakb” denildiği gibi, mastar olarak da, “çukura girmek, kaybolmak, gelmek, dönüp yönelmek ve karanlık basmak, güneş batmak, ay tutulmak mânâlarında kullanılmıştır. Onun için burada da “ğâsık”a verilen mânâya göre düşünülmesi gerekir ki, giriş mânâsı hepsinde yeterli olabileceği için çoğunlukla bununla tefsir edilmiştir. 3 “Kimse” ifâdesi, “üfleyiciler” sıfatının dişi çoğul olması sebebiyle, mevsufunun hem dişi hem de erkek için kullanılan “nefis” olduğu düşünülerek ilave edilmiştir. 4 Büyü: İnsana yönelik olarak gizli güçlerin aracılığıyla belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan eylemdir. İslâm, büyüyü haram saymış ve buna inananları, kâfir kabul etmiştir. (Bakara: 102-103) Kurtubî; “Sihir, hile ile bir şeyi örtmektir. Çünkü sihirbazlar hile ile bir takım şeyler yaparak, bazı şeyleri olduğundan farklı gösterir. Serabın uzaktan su görünmesi gibi, sihir de gerçek dışıdır” demektedir. Peygamberimiz (a.s) da; “Düğüme üfüren sihir yapmış olur. Sihir yapan da şirke girer.” (Nesâî) “Her kim falcıya ve gaipten haber verene giderek bir şey sorar, söylediklerine inanır ve tasdik ederse kâfir olur.” (Tirmîzî, İbnu Mâce) buyurmuşlardır. Ehl-i sünnet âlimleri, sihrin varlığının ve tesirinin bulunduğu ve sihri öğretme ve öğrenmenin haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Peygamberimize sihir yapılmasıyla ilgili rivâyetler tartışmalıdır. Peygamberimize sihir yapıldığına ve onun da etkilendiğine itikat, câiz olabilirse de vacip değildir. Ayrıca sünnetteki rukye, (Kur’an okuyarak tedavi); sûfî ekollerindeki, içerisine büyü türü şeyler katılarak “vücuda/ağza üfürme” şekliyle haramdır.
M. Türk 113:4
5
“Ve kıskançlık yaptığında kıskancın şerrinden!”
M. Türk 113:5
Felak suresi tamamlandı