1
(Ey Muhammed!) De ki; “O Allah¹ daima tektir.”²
1 Yani; “O benim bahsettiğim Allah, O herkesin bildiği Allah, O her şeyi yaratan Allah” demektir. 2 Ehad (أَحَدٌ): “Zatında adet kabul etmeyen, hiç iki olma ihtimâli olmayan hakikî bir, hep bir, kendinden başkası hiç olan bir” demektir. “Vâhid” ile “ehad” eş anlamlı değildir. Allahu Teâlâ’dan başka hiçbir şey “ehad” ile tavsif olunamaz. Meselâ; “reculün ehadun”, denilemez, “raculün vâhidun” denilir. “Ehad” ferd, yani “tek” demektir. Ehad Allah’ın sıfatlarından bir sıfattır ki, yalnızca kendisine mahsustur. Bu sebeple O’na hiçbir şey ortak olamaz. Bundan başka vâhid ile ehad arasında daha birçok bakımdan farklılıklar vardır. Ehad sözü vahid kavramını da içine alır, lâkin her vahid, ehad demek olmaz. Ehad denilmekle vahid denilmiş olur, fakat vâhid denilmekle ehad denilmiş olmaz. Vahid, “başkası da düşünülebilen bir” demektir ve izafî ve itibarî de olabilir ve sayısal bir anlam ifade eder.
2
O Allah hiç eksiği olmayan¹ mükemmeldir. ²
1 Samed: Sadece kendisine yönelinen demektir. Bu anlamı ile bir kavmin en şereflisine, “samed’ül-kavm” denilir. Bir de hiç boşluğu olmayan, nüfuz edilmez şeye de samed denir ki; bu da: yekpare, bütün, içi dolu, halis anlamlarına gelir. Buna göre samed: “hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, ayıbı ve eksikliği bulunmayan, azametinde kâmil olan, kimseye muhtaç olmayıp, herkesin kendisine muhtaç olduğu mükemmel zat” demektir. 2 Burada (اَلصَّمَدُ) marife olduğu için, anlamda “kasr” vardır. Bu durumda âyetin anlamı: “samed denilince kastettiğiniz hakikat, tamamen Allaha mahsustur”, olur.
3
O doğurmadığı gibi doğurulmamıştır da. ¹
1 O Allah, baba veya anne olmadığı gibi, başkasından doğup, çocuk da olmamıştır. Çünkü doğuran fani ve muhtaç olacağı gibi, doğan da ezelî ve varlığı kendisinden olamaz. Bu ifâde bir de; “O, vücutça başkasından doğmadığı gibi fikir yönünden de başkasından etkilenmez, emir altına alınamaz.” diye de anlaşılabilir.
4
Hiç bir şey de Ona denk olamaz.¹
1 Bu sûre; İslâm’ın temel akidesini beyan eden, Hıristiyanlığın bütün inanç sistemini eleştiren ve ona mukabil tevhit sisteminin ana ölçülerini koyan bir sûredir. Hadislerdeki pek çok rivâyette Peygamberimiz, bu sûrenin Kur’an’ın üçte birine eşit olduğunu belirtmişlerdir. (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Neseî, Tirmizî, İbnu Mâce)