1
Elif, Lâm, Râ, (İşte bu) hüküm (ve hikmet) sahibi olan, her şeyden haberdar bulunan (Allah) tarafından¹ âyetleri hikmetli² kılınıp sonra da açıklanan³ bir kitaptır.⁴
1 Ledün İlmi ile ilgili Bk. (Kehf: 65 ve dipnotu) 2 Hikmet: lügatte anlayış, adalet, veciz söz ve felsefe anlamına gelir. Terim anlamı ise: asla yanlışlığı düşünülemeyen mutlak doğru önerme demektir. Bk. (Bakara: 269) Muhkem ise: her yönüyle eksikliklerden uzak, bozulma ihtimâli olmayan, sağlam, muntazam ve hikmetli kılınmış, demektir. Bk. (Âlu İmran: 7) 3 Mufassal: bölüm bölüm yapılmış ve belirli gruplara ayrılmış demektir. 4 Yani Kur’an; a- Kelimeleri muhkem bir nazımla dizilip, âyet âyet bölümlere ayrıldığı gibi, âyetleri de tevhit, nübüvvet, ahkâm, nasihat ve kıssalar gibi bölük bölük kılınmış, sûre sûre bölünmüş mufassal bir kitaptır. b- Kur’an’ın muhkemliği mufassallığına, mufassallığı da muhkemliğine mâni değildir.
2
(Ey Muhammed!) o (kâfirlere): “Allah’tan başkasına ibâdet etmeyin, gerçekten ben, onun adına sizi uyaran ve müjdeleyen (bir Peygamber)im...”
3
“Ve Rabbinizden af dileyin; sonra da Ona tevbe edin.¹ O da sizi, (Kendisi tarafından) belirlenmiş olan ömürlerinizin sonuna kadar, güzel bir şekilde, hayattan istifâde ettirsin ve (Ona) kulluğu fazlasıyla yapan herkese de mükâfatını versin. Eğer (kulluktan) yüz çevirirseniz gerçekten ben sizin için, büyük günün (âhiretin) azabından korkarım...”
1 Af dilendiği zaman, mutlaka tevbe edilmesi de gerekir. Zîrâ tevbe etmek, affedilmeyi gerektirmediği gibi, kuru kuruya af dilemek de bir mana ifâde etmez. 11. âyette kimlerin affedileceği açıkça belirlenmiştir. İtaat ve kullukla pekiştirilmeyen af dileme şeklindeki tevbe, yalancıların tevbesidir.
4
“(Sonunda) dönüşünüz, O her şeye gücü yeten Allah’adır.” (de.)
5
Aman dikkat edin; gerçekten o (kâfirler), o (Peygamber)den gizlenmek için sırtlarını dönüyorlar¹. (Yine) Haberiniz olsun onlar, örtülerine büründükleri zaman,² (Allah) onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, gönüllerin özündekileri kesinlikle bilendir.
1 “Göğüs bükmek”, Arapçada mecâzen; sırtını dönmek, haktan yan çizip kaçınmak ve dıştan iyi görünüp içerisinden münâfıklık etmek demektir. 2 Mecâzen, “kararlarını içlerinde sakladıkları” zaman…
6
Yeryüzünde, rızkı Allah’a ait olmayan hiç bir canlı¹ yoktur. (Allah) onun dünya hayatını da âhiret hayatını da² bilir. (Bunların) tümü, apaçık bir kitap (olan levh-i mahfuz)da³ (yazılı)dır.
1 Bu canlı kelimesinin içerisine insan da dâhildir. Dabbe için Bk. (Sebe’: 14) 2 Bu bölüm: “(Allah) onun emanet bırakıldığı yeri de durduğu yeri de bilir.” şeklinde de tercüme edilebilir. 3 Konuyla ilgili olarak Bk. (En’am: 59, Yûnus: 61, Neml: 75, Sebe’: 3)
7
Arş’ı su üzerinde iken, hanginizin daha iyi işler yapacağını denemek için gökleri ve yeri altı zaman diliminde yaratan O (Allah)’tır.¹ Gerçekten o kâfirlere: “siz ölümden sonra mutlaka diriltileceksiniz” dersen, onlar da (sana): “Bu açıkça bir büyüden başka bir şey değildir.” diyecekler.
1 Âyetin bu bölümü: “Gücü sıvı (haldeki âlem) üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratan O (Allah’tır.)” diye de tercüme edilebilir.
8
Yemin olsun! Eğer onlardan azabı bir süreye¹ kadar ertelesek, (bu defa da) kesinlikle: “Onu alıkoyan (sebep) nedir?” diyecekler. Şunu iyi bilin ki; o (azap) onlara geldiği gün (bir daha) asla geri çevrilmez ve alaya aldıkları o şey de onları, çepeçevre kuşatı(veri)r.
1 Ümmet kelimesi: topluluk (Kasas: 23), hayırlı adam (Nahl:120), din (Zuhruf: 22), zaman (Hûd: 8) ve anne anlamlarına gelir.
9
Yemin olsun! Eğer şu insana¹ tarafımızdan bir rahmet tattırıp, sonra bunu kendisinden çekip alsak o mutlaka nankörlük ederek, umudunu keser.²
1 Bu insanın; Velid b. Muğiyre veya Abdullah b. Ebî Ümeyyet’ül-Mahzûmî olduğu rivâyet edilir. Tabiiki bu ayetin muhatabı sadece bunlar değil, bunlar gibi olup kıyamete kadar gelecek tüm insanlardır. 2 Geleceği hakkında bütün ümidini keser, Allah yine verir, bugün vermedi ise dün verdi demez, şükretmez, nankör kesilir, tevbe ve istiğfar hatırına gelmez.
10
Ve (yine) yemin olsun ki; kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nîmet tattırırsak (o zaman da) kesinlikle: “kötülükler benden gidiverdi”¹ der ve mutlaka böbürlenerek şımarır.
1 Bir daha başına hiç sıkıntı gelmeyecek zanneder.
11
Sabreden ve (inandığı) iyi işleri yaşayanlar bunun dışındadır. Gerçek af ve en büyük mükâfat da bunlarındır.
12
(Ey Muhammed! Yoksa) şimdi o (kâfirlerin): “o (Peygambere) bir hazine indirilse veya onunla birlikte bir melek gelse olmaz mıydı?” demeleri sebebiyle sıkılıp da sana vahyolunandan bir kısmını, (insanlara duyurmayı) terk mi edeceksin?¹ Sen sadece bir uyarıcısın ve Allah da her şeye vekildir.²
1 Buradaki soru gizli ve inkârîdir. Yani; “asla terk edemezsin...” demektir. 2 Her hususta Ona tevekkül et, o seni korur ve dilerse hazine de melek de gönderir.
13
Yahut: “O (Kur’an’ı) kendisi uydurdu”mu diyorlar? (Ey Muhammed! Onlara); “eğer doğru söylüyorsanız haydi siz, Allah’tan başka çağırabileceğiniz kim varsa (hepsini yardıma) çağırarak, onun benzeri on sûre uydurup getirin (bakalım).”¹ de.
1 Bu, çok önemli bir meydan okumadır. Zîrâ Allah’tan başka hiçbir düşünce ve sistem, bu kadar net bir şekilde kendi sistemini tartışmaya açamaz, hattâ açma cesaretinde bile bulunamaz. Bu da Kur’an’ın tam bir hikmet olduğunun ispatıdır. Bu meydan okumaya o günkü ve bugünkü kâfirlerden, tarih boyunca bir cevap gelmemiştir ve gelemeyecektir. Hattâ bu meydan okuma Kur’an’ın tümünden, bir âyete kadar indirilmesine rağmen. Bk. (Bakara: 23, Yûnus: 38, İsrâ: 88, Tûr: 34)
14
(Ey inananlar) eğer (onlar) size cevap veremezlerse, o (Kur’an’ın) Allah’ın ilmiyle indirildiğini ve tek ilâhın, O (Allah) olduğunu (iyice) bilin. (Nasıl şimdi) siz tam olarak inandınız mı?¹
1 Ey îman edenler; Kur’an’ın, insan aklının ve anlayışının üzerinde, Allah’ın ilmiyle indirilmiş bir mûcize ve ilâhi bir kitap olduğuna îmanınız, kuvvetlendi değil mi?
15
Kim, sadece dünya hayatını ve onun güzelliklerini isterse onlara yaptıklarını(n karşılığını,) dünyada tam olarak veririz.¹
1 Zîrâ Allah olmanın şânı, kullarının istediklerinin karşılığını çalıştıklarından aşağı olmamak üzere vermektir. Onun için; gayesi sırf dünya olanların yaptıklarının karşılığı bu dünyada fazlasıyla verilir. Bunu; “onların hepsinin bütün arzuları yerine getirilir” şeklinde anlamamalıdır. Bk. (İsra: 18, Şura: 20)
16
İşte bunlara, âhirette ateşten başka bir şey yoktur. Onların dünyada bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve yapmakta oldukları şeyler de boşa gitmektedir.¹
1 Allah’tan başkası fâni olduğundan, sadece Allah için yapılmayan her amel, bâtıldır.
17
Rabbi tarafından bir önder ve rahmet olarak gönderilen, Allah’tan bir şâhit (olarak Kur’an)’ın¹ ve Mûsa’nın kitabının kendisinden bahsettiği ve apaçık bir mûcize üzere bulunan (Peygamber² dünya hayatını isteyenlerle) hiç aynı olur mu? Çünkü onlar o (Peygambere) îman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, varacağı yer cehennemdir. Sakın Rabbinden bir hak olan bu (Kur’an)dan, şüphe etme.³ Fakat insanların çoğu (bunu anlayıp) îman etmiyorlar.
1 Veya Cebrâil’in… (Kurtubi) 2 Yani Hz. Muhammed (a.s)… (Kurtubi) 3 Burada hitâp Peygamberimizin üzerinden Kur’an’a inanan her Müslüman’adır. Zîrâ inanılan şeyden asla şüphe etmemek gerekir.
18
Yalanlarını Allah’a yakıştırandan daha zâlim kim olabilir? İşte bunlar, Rablerinin huzuruna getirilince, (bunların zulümlerine) şâhit olanlar; “Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” diyecekler. Şunu iyi bilin ki; Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerinedir.
19
İşte bu (zâlimler) âhireti inkâr etmek için Allah’ın yolundan ayrılan ve onu yamultmak isteyen kimselerdir.¹
1 Bu âyet; “İşte bu (zâlimler), Allah yolundan ayrılan ve onu eğriltmek isteyen kimselerdir. Âhireti inkâr edenler de onlardır.” şeklinde de tercüme edilebilir.
20
Bu (zâlimler Allah’ı) yeryüzünde asla âciz bırakamadılar. Aslında) bunların Allah’tan başka (gerçek) dostları da yoktur.¹ (Sonunda) bunların azabı (hakkı) işitmek ve görmek istememeleri sebebiyle, kat kat arttırılacaktır.
1 İşte bunlar; bu gerçekleri bir türlü anlayıp da Allah’ı âciz bırakmaya ve Allah’tan başka dostlar aramaya çalışmayı terk etmemişlerdir. Sonuç ise âyetin sonunda belirtilmiştir.
21
(İşte şu; kâfirlikleri sebebiyle) kendilerine yazık eden ve yalan olarak uydurdukları (düzmece tanrıları da) kendilerinden uzaklaşanlar var ya...
22
Şüphesiz, âhirette en çok rezil olacaklar, işte bunlardır.
23
Cennete; sadece (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayan ve rablerine karşı alçak gönüllü olanlar girecektir ve onlar oradan asla çıkarılmayacaklardır.
24
(İşte) bu iki grubun misali; hem kör hem de sağır kimseyle¹, hem gören hem de işiten kimse² gibidir. Hiç bunlar birbirlerine eşit olur mu? (Ey kâfirler! Bunları) hâlâ idrak etmeyecek misiniz?
1 Kâfirler; hem kör hem de sağır kimseye benzetilerek, bunların, hiçbir işe yaramayan kimseler olduğu, vurgulanmıştır. Mü’minler ise hem gören hem de işiten kimseye benzetilmiştir. 2 Bu benzetmede, aynı zamanda mükemmel bir tezat sanatı da vardır.
25
Yemin olsun, Nûh’u kavmine gönderince (Nûh onlara): “Ben kesinlikle sizin için açıklayıcı¹ bir uyarıcıyım...”
1 Azabın sebeplerini ve azaptan kurtuluşun yolunu açıklayan...
26
“Allah’tan başkasına ibâdet etmeyin.¹ Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkuyorum. “ (dedi).
1 Allah’ın emirlerini terk edip onların emirlerine uyarak veya onların emirlerine öncelik verip Allah’ın emirlerini geri plana iterek...
27
Kavminin ileri gelen kâfirleri (Nûh’a): “Biz seni, sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz, (hatta) sana sadece bizim ayak takımı rezil insanlarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bizden fazla bir meziyetinizi de göremiyoruz. Bilakis sizin yalancı olduğunuza inanıyoruz.” dediler.
28
(Nûh da onlara): “Ey kavmim! Ne dersiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir mûcize üzereysem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet¹ vermiş de siz, bunu anlayamıyorsanız (ne olacak?) Yani şimdi biz sizi buna zorla mı inandıracağız?” dedi.
1 Kitap, Peygamberlik, mûcize olarak...
29
(Ve Nûh onlara): “Ey kavmim! Ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum, (zâten) benim mükâfatım, tamamen Allah’a aittir. Ve ben îman ederek gerçekten Rablerine kavuşan (kimseleri yanımdan) kovamam. Ancak ben, sizi cahil bir topluluk olarak görüyorum.”
30
“Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, Allah’tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edecek? Siz hâlâ bunu idrak etmeyecek misiniz?”
Sonraki 30 ayet →