Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Maun 1 / 7
1
Baksana! Şu dini¹ yalanlayana!² 1 Bu sûre; Âs b. Vâil Sehmî, Velîd b. Muğîre veya Ebû Cehil ve bunlar gibileri hakkında nazil olmuştur. Rivayetlere göre Ebu Cehil bir yetimin vasisi bulunuyordu. Bir gün o yetim çırılçıplak bir halde ona gelmiş ve kendi malından bir şey istemişti. Ebu Cehil onu itivermiş ve aldırmamış idi. Kureyş’in ileri gelenleri de çocuğa: “Muhammed’e git de sana şefaat ediversin” diyerek, alay etmişlerdi. Öksüz, onların maksatlarını bilmediği için Rasulullah’a gelip yardımcı olmasını istemişti. Peygamberimizin (s.a.v) hiçbir muhtacı reddetmek âdeti olmadığı için kalkmış, onunla beraber Ebu Cehil’in yanına gitmişti. Ebu Cehil, “buyurun” deyip onu selamlamış ve öksüzün malını vermişti. Kureyş’liler bunun üzerine Ebu Cehil’e serzenişte bulunarak: “sen de sapıttın, Muhammed gibi sabileştin” demişler. O: “Hayır, sapıtmadım fakat onun sağında solunda birer mızrak gördüm, vermezsem vuracak diye korktum” demişti. İbnu Abbas’tan bir rivayette de “hem cimri, hem de mürai bir münafık hakkında nazil oldu” denilmiştir. Demek ki bu sûre bunların birisi veya hepsi sebebiyle nazil olmuştur. Fakat hükmü onlara mahsus değil, öylelerin hepsini içine alır. 2 Din: Kelime olarak, ceza-mükâfat, hesap, kaza, siyaset, itaat, âdet, hal, millet ve şeriat anlamlarına gelen bir mastardır. Terim olarak ise din: “akıllıların kendi istekleriyle seçtikleri ve kendilerini iyiliğe götüren manevî bir yol ve kanun”, demektir. Burada da “din”, en mutlak ve en esaslı anlamı olan “ceza” mânâsınadır. (Tin Sûresi 7. ayette de “(Ey Muhammed!) artık bundan sonra, din hakkında sana kim yalan söyletebilir?” ifadeleriyle bu anlamda kullanılmıştır. Gerçek dinde; itaat edilen bir rab ve o rabbin ortaya koyduğu, uyulduğu zaman mükâfat, uyulmadığı zaman ise cezanın olduğu kuralların bulunması ve o rabbe itaat eden kulların olması, gerekir. Kafirûn: 6. ayette Allah’ın kâfirlerin dinlerinden, din olarak bahsetmesinden, bunların da din olduğu, fakat “hak din” olmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre iradeli olarak yapılan her türlü tapınma veya kabul edilen her türlü sistem, düşünce tarzı, birer dindir. (Kapitalizm, Marksizm, Demokrasi, Budizm, Hinduizm, Sofizm v.s gibi…) Geniş bilgi için Bk. (Fatiha: 4, Âlu İmran: 19 ve dipnotları)
M. Türk 107:1
2
İşte şu, öksüzü kovup azarlayana!
M. Türk 107:2
3
Ve yoksula hakkı olan yiyeceği vermeye önayak olmayana.¹ 1 Burada (طَعَامٌ) kelimesinin kullanılması; aç olan bir fakirin, kudreti olanların malında hakkı bulunduğuna bir işarettir. Zîrâ (Zariyat: 19)’da: “Onların mallarında da isteyen ve isteyemeyen yoksullar için bir hak vardır.” buyrulmaktadır.
M. Türk 107:3
4
Vay o namaz kılanların haline!¹ 1 Yani vay hallerine, yazıklar olsun o cehennemin “veyl” denilen ve kan, irin akan deresine düşecek olan namaz kılanlara, daha doğrusu namaz kılıyor gibi yapıp, mümin görünenlere.
M. Türk 107:4
5
5,6. Ki onlar; kıldıkları namazlarından¹ gafildirler.² Ve onu gösteriş için yaparlar. 1 Burada kınanan, namazlarında sehiv değil, “namazlarından sehiv”dir. Çünkü namazda yanılmak insanlık icabıdır. Bu da sehiv secdeleriyle telafi edilir. 2 Namazdan sehiv; namazın öneminden gaflet edip onu gereği gibi ciddîye almamak, terkine üzülmemek, vaktine dikkat etmemek, kıldığı vakit de Allah için halis niyyet ile kılmayıp, dünyaya ait bir takım maksatlar için münafıkça kılmak, el yanında kılarsa gizlide kılmamak, gösteriş için kılmaktır. Yani “kendisini kötülüklerden ve aşırı arzulardan uzaklaştıracak” şekilde namaz kılmamak demektir. Burada sözün gelişine göre bu azarlamaya, kıldıkları bir kaç vakit namazdan dolayı gururlanıp, yanılıp da dini ondan ibaretmiş gibi diğer ibadet ve kulluk vazifelerini yapmayanlar da dâhil olur. Zira dinin ruhu, Allah’ın emrine ihlas ve bütün hareket ve kuvveti, ceza ve mükâfatı Ondan, bilerek, Onun adına yarattıklarına şefkat esasında toplanır.
M. Türk 107:5
6
5,6. Ki onlar; kıldıkları namazlarından¹ gafildirler.² Ve onu gösteriş için yaparlar. 1 Burada kınanan, namazlarında sehiv değil, “namazlarından sehiv”dir. Çünkü namazda yanılmak insanlık icabıdır. Bu da sehiv secdeleriyle telafi edilir. 2 Namazdan sehiv; namazın öneminden gaflet edip onu gereği gibi ciddîye almamak, terkine üzülmemek, vaktine dikkat etmemek, kıldığı vakit de Allah için halis niyyet ile kılmayıp, dünyaya ait bir takım maksatlar için münafıkça kılmak, el yanında kılarsa gizlide kılmamak, gösteriş için kılmaktır. Yani “kendisini kötülüklerden ve aşırı arzulardan uzaklaştıracak” şekilde namaz kılmamak demektir. Burada sözün gelişine göre bu azarlamaya, kıldıkları bir kaç vakit namazdan dolayı gururlanıp, yanılıp da dini ondan ibaretmiş gibi diğer ibadet ve kulluk vazifelerini yapmayanlar da dâhil olur. Zira dinin ruhu, Allah’ın emrine ihlas ve bütün hareket ve kuvveti, ceza ve mükâfatı Ondan, bilerek, Onun adına yarattıklarına şefkat esasında toplanır.
M. Türk 107:6
7
Ve onlar, kimseye en ufak bir şey¹ bile vermezler.² 1 Mâun: Zekât, hediye, konu-komşu arasında emanete verilip alınan, kap-kacak gibi âletler demektir. Hz. Ali, İbnu Abbas, İbnu Ömer, buradaki “mâûn”u zekât olarak açıklamışlardır. İbnu Abbas’tan gelen diğer bir rivayete göre ise kelime, “insanların günlük hayatlarında birbirlerinden ödünç alıp verdikleri maddeleri ifade etmektedir.” Mâûn kelimesinin sözlük anlamından hareketle bu âyette, âhireti inkâr eden kimselerin başkalarına “küçük fedakârlıklarda” dahi bulunmayacak kadar bencil bir karakterde oldukları vurgulanmaktadır. 2 Bu âyet, “ve onlar, kimseye zekâtı da vermezler.” şeklinde de tercüme edilebilir.
M. Türk 107:7
Maun suresi tamamlandı