Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Fil 1 / 5
1
(Ey Muhammed!) Rabbinin fil sahiplerine¹ ne yaptığını bilmiyor musun? ² 1 Fil Savaşı: Yemen valisi “Ebrehet’ül-Eşber”, San’a şehrine hacıları çekmek için Kâbe’nin benzeri bir tapınak yaptırdı. Fakat Kinâne kabîlesinden birkaç kişi bu tapınağa girerek oraya pislediler. Buna kızan Ebrehe fillerle donatılmış büyük bir ordu hazırladı. Bu orduya “Ashâb’ul-Fil” (fil sahipleri) denilmiş ve bu sene Araplar arasında “fil yılı” diye bilinerek bir tarih başlangıcı edinilmişti. Tam Kâbe’ye saldıracağı sırada Allah, bu ordunun üzerine taşlar atan kuşlar gönderdi ve bu muhteşem orduyu helâk etti. Bu olay, Peygamber (a.s)’in doğduğu yılda meydana gelmiştir ki, en sağlam rivayete göre Hz. Peygamber bu olaydan elli gün sonra doğmuştur. Bk. (Elmalılı) 2 “Görmedin mi?” hitabı, Hz. Peygamber (s.a.v)’edir. Rü’yet yani “görmek”, kalp gözüyle görmeden istiare olarak, “kalbe ait görme” demektir. Yani “gözünle görmüş gibi kesin bilmiyor musun?” demektir. Çünkü o zaman ayette anlatılan “fil olayı”nın, onu gözleriyle gören şahitleri henüz dünyada çoğunlukla mevcuttu. Hatta o zamana yetişmiş “Muallakat’üs-Seb’a” şairlerinden olan meşhur “Lebid” gibi kimseler hayatta oldukları gibi, herkesçe de mütevatir olarak bilinen bir olay idi. Hatta Hz. Aişe’den, “fili çekenlerden iki kişinin kötürüm, kör olarak kalıp Mekke’de dilendiklerini gördüm” diye rivayet de vardır. Bu sebeple o zaman vakayı görmüş olan herhangi bir kimseye veya hitabın genel olması mümkün ise de Hz. Peygambere hitap olması daha açıktır. (Elmalılı)
M. Türk 105:1
2
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
M. Türk 105:2
3
3,4. O, onların üzerlerine pişirilmiş taşlar¹ atan sürülerle² (özel)³ kuşlar⁴ gönderdi. 1 Siccil: Arapçada şiddetli, katı yani “katı sert” demektir. Bazı tefsirciler bunun Farsça “seng” ve “gil” (seng=taş, gil=çamur) kelimelerinin birleşmesinden “kiremit gibi çamurdan taşlaşmış taş” manasına oluştuğunu da zikretmişlerdir. Zemahşerî: “siccîn”, “kâfirlerin amel defterlerinin adı” olduğu gibi, “siccil” de azaplarının yazıldığı divanın özel ismi gibidir. Sanki “yazılmış, azap cümlesinden taşlarla” demek gibidir, demiştir. Rivayetlerde bu taşların mercimek ve nohut kadar, her kuşun bir ağzında, iki de ayaklarında olmak üzere üçer taşı taşıdığı ve kime isabet ettiyse başından girip ötesinden çıkarak delik, deşik ettiği nakledilmiştir. Âyette bu taşların hacimleri hakkında bir açıklama yoksa da “hıcâreten” kelimesinin nekre olmasından bilinmeyen bir takım taşlar olduğu, siccilden de sertlikleri ve öldürücü oldukları, ifadenin devamında bunların görülmüş oldukları anlaşılıyor. Şu halde açıkta bulunan bir orduya böyle gökten uçaklarla makineli tüfek bombardımanı yapar gibi alay alay kuşlarla fırlatılan fevkalade taşların isabeti altında kalanların halini tasavvur etmek zor olmasa gerektir. 2 Ebabil: Bir kısım tefsirciler, “Ebabil” kelimesi tekili olmayan çoğullardandır ve fırkalar, birbiri ardınca, besi develeri gibi bölük bölük, katar katar demektir demişlerdir. Ebabil, küme küme, çeşitli bölükler halinde, katar katar, alay alay, birçok kuşlar demektir ki, bunların Yemen ve deniz tarafından geldikleri de rivayet edilmiştir. Böyle fırtına gibi birdenbire bir kuş akımının saldırması acayip bir şekilde Ebrehe’nin ordusunun başına bir bela yağdırmıştır. Buna göre “ebabil” kelimesinin “müvelled” (yeni ortaya çıkan) bir kelime olması daha uygundur. 3 “Özel” ilavesi, kuşların nekra yani bildiğimiz kuşlardan olmamasından dolayı yapılmıştır. Abduh ve bazıları, bu kuşları mikrop, taşları ise hastalık olarak anlamışlarsa da bunlar, keyfi yorumlardır. Reddiyesi için Bk. (Elmalılı) 4 Tayr: Uçan kuş demek olan “tair”in çoğuludur. Burada “tayr” kelimesinin nekra olarak getirilmesi de bunların tanınmadık, garip birtakım kuşlar olduğunu hatırlatır. Gerçekte kuşların o zamana kadar oralarda görülmemiş irili-ufaklı, siyah, yeşil, beyaz, takım takım garip kuşlar olduğu da rivayet edilmiştir. Mucizeleri hafifletmeyi veya reddetmeyi adet haline getirenler (طَـيْرًا اَبَاب۪يل) hakkında, “volkanik bir püskürtünün lavları” iafadesini uydurmuşlarsa da buna kendilerinden menkul keyfi gerekçeden başka ciddi hiçbir gerekçe de söylememişlerdir.
M. Türk 105:3
4
3,4. O, onların üzerlerine pişirilmiş taşlar¹ atan sürülerle² (özel)³ kuşlar⁴ gönderdi. 1 Siccil: Arapçada şiddetli, katı yani “katı sert” demektir. Bazı tefsirciler bunun Farsça “seng” ve “gil” (seng=taş, gil=çamur) kelimelerinin birleşmesinden “kiremit gibi çamurdan taşlaşmış taş” manasına oluştuğunu da zikretmişlerdir. Zemahşerî: “siccîn”, “kâfirlerin amel defterlerinin adı” olduğu gibi, “siccil” de azaplarının yazıldığı divanın özel ismi gibidir. Sanki “yazılmış, azap cümlesinden taşlarla” demek gibidir, demiştir. Rivayetlerde bu taşların mercimek ve nohut kadar, her kuşun bir ağzında, iki de ayaklarında olmak üzere üçer taşı taşıdığı ve kime isabet ettiyse başından girip ötesinden çıkarak delik, deşik ettiği nakledilmiştir. Âyette bu taşların hacimleri hakkında bir açıklama yoksa da “hıcâreten” kelimesinin nekre olmasından bilinmeyen bir takım taşlar olduğu, siccilden de sertlikleri ve öldürücü oldukları, ifadenin devamında bunların görülmüş oldukları anlaşılıyor. Şu halde açıkta bulunan bir orduya böyle gökten uçaklarla makineli tüfek bombardımanı yapar gibi alay alay kuşlarla fırlatılan fevkalade taşların isabeti altında kalanların halini tasavvur etmek zor olmasa gerektir. 2 Ebabil: Bir kısım tefsirciler, “Ebabil” kelimesi tekili olmayan çoğullardandır ve fırkalar, birbiri ardınca, besi develeri gibi bölük bölük, katar katar demektir demişlerdir. Ebabil, küme küme, çeşitli bölükler halinde, katar katar, alay alay, birçok kuşlar demektir ki, bunların Yemen ve deniz tarafından geldikleri de rivayet edilmiştir. Böyle fırtına gibi birdenbire bir kuş akımının saldırması acayip bir şekilde Ebrehe’nin ordusunun başına bir bela yağdırmıştır. Buna göre “ebabil” kelimesinin “müvelled” (yeni ortaya çıkan) bir kelime olması daha uygundur. 3 “Özel” ilavesi, kuşların nekra yani bildiğimiz kuşlardan olmamasından dolayı yapılmıştır. Abduh ve bazıları, bu kuşları mikrop, taşları ise hastalık olarak anlamışlarsa da bunlar, keyfi yorumlardır. Reddiyesi için Bk. (Elmalılı) 4 Tayr: Uçan kuş demek olan “tair”in çoğuludur. Burada “tayr” kelimesinin nekra olarak getirilmesi de bunların tanınmadık, garip birtakım kuşlar olduğunu hatırlatır. Gerçekte kuşların o zamana kadar oralarda görülmemiş irili-ufaklı, siyah, yeşil, beyaz, takım takım garip kuşlar olduğu da rivayet edilmiştir. Mucizeleri hafifletmeyi veya reddetmeyi adet haline getirenler (طَـيْرًا اَبَاب۪يل) hakkında, “volkanik bir püskürtünün lavları” iafadesini uydurmuşlarsa da buna kendilerinden menkul keyfi gerekçeden başka ciddi hiçbir gerekçe de söylememişlerdir.
M. Türk 105:4
5
Ve onları, kurt yemiş taze ekin¹ gibi yaptı. 1 Asf: Kelime olarak eğip bükmek, kırıp dökmek mânâlarına gelen mastar ve isim olan bir kelimedir. Tefsirciler bunun; ekin yaprağı, hasattan sonra tarlada kalan, rüzgâr önünde savrulan ve hayvanlar tarafından yenen ekin yaprağı döküntüsü, kırılıp savrulan saman, başak çıkmadan önceki taze yapraklar, evinsiz içi boş kapçıktan ibaret kalan tane anlamlarına geldiğini söylemişlerdir. Bir de kinaye olarak “gübre” haline gelmiş, sonra da kuruyup parçaları darmadağın olmuş demek olur ki, “leşlerin kokuşup dağılması” gübre parçalarına benzetilmiş, fakat Kur’ân edebi üzere ifadenin nezaheti muhafaza edilmek için netice, başlangıcıyla beyan olunmuştur.
M. Türk 105:5
Fil suresi tamamlandı