1
1,2. O çok şiddetli bir belâ,¹ (var ya!) Nedir o çok şiddetli belâ?²
1 Kâria: (قَرَعَ)’dan türemiştir. (القَرْعُ), şiddetli bir ses çıkaracak derecede şiddetle dayanıp, gülle ve tokmakla çarpmak demektir. Bu şekilde çarpan her şeye “kâri’a”, çoğulunda “kavari’” denilir. Daha sonra kinaye olarak zamanın “başlara çarpan büyük hadiselerine” de kâria denilmiştir. Nitekim “Allah’ın va’di gelince, yaptıklarından dolayı çok şiddetli bir belâ, ya kâfirlerin başına isabet edip duracak veya yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden asla dönmez” (Ra’d: 31) buyurulmuştur. Kur’ân’ın korkutma âyetlerine de “kâri’a” denilir. Bilhassa harf-i tarif ile “el-Kâria” da “el-Hâkka” gibi kıyametin isimlerinden olmuştur. Bk. (Ra’d: 31) 2 (مَا) mahiyet ve hakikatten sorudur. Fakat bununla maksat gerçekten soru değil, “o ne dehşetli kariadır?” meâlinde korkutmak için olması açıktır. Zamir ile ifade edilmeyip de “kâria” isminin üç defa tekrar edilmesi de o korkutmayı anlatmak içindir. Bazı tefsir âlimleri (الْقَارِعَةُ مَا اَلْقَارِعَةُ)’nün irabının “tahzir” (sakındırma) olduğunu ifade etmişlerdir. Buna göre mana: “Sakının kendinizi kâria var, çok korkunç kâria, öyle ki onun ne büyük kâria olduğunu görmeyince dirayetle bilemezsiniz”, demek olur.
2
1,2. O çok şiddetli bir belâ,¹ (var ya!) Nedir o çok şiddetli belâ?²
1 Kâria: (قَرَعَ)’dan türemiştir. (القَرْعُ), şiddetli bir ses çıkaracak derecede şiddetle dayanıp, gülle ve tokmakla çarpmak demektir. Bu şekilde çarpan her şeye “kâri’a”, çoğulunda “kavari’” denilir. Daha sonra kinaye olarak zamanın “başlara çarpan büyük hadiselerine” de kâria denilmiştir. Nitekim “Allah’ın va’di gelince, yaptıklarından dolayı çok şiddetli bir belâ, ya kâfirlerin başına isabet edip duracak veya yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden asla dönmez” (Ra’d: 31) buyurulmuştur. Kur’ân’ın korkutma âyetlerine de “kâri’a” denilir. Bilhassa harf-i tarif ile “el-Kâria” da “el-Hâkka” gibi kıyametin isimlerinden olmuştur. Bk. (Ra’d: 31) 2 (مَا) mahiyet ve hakikatten sorudur. Fakat bununla maksat gerçekten soru değil, “o ne dehşetli kariadır?” meâlinde korkutmak için olması açıktır. Zamir ile ifade edilmeyip de “kâria” isminin üç defa tekrar edilmesi de o korkutmayı anlatmak içindir. Bazı tefsir âlimleri (الْقَارِعَةُ مَا اَلْقَارِعَةُ)’nün irabının “tahzir” (sakındırma) olduğunu ifade etmişlerdir. Buna göre mana: “Sakının kendinizi kâria var, çok korkunç kâria, öyle ki onun ne büyük kâria olduğunu görmeyince dirayetle bilemezsiniz”, demek olur.
3
Bu “Karia”nın tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
4
İşte o gün insanlar, (ateş etrafında) çırpınıp yayılan pervâneler¹ gibi olacaklar.
1 Ferâş: “feraşe”nin çoğuludur. Geceleri ışık ve ateş etrafında çırpınıp uçarak kendisini ateş içine atan ve dilimizde “pervâne” diye bilinen küçük kelebeklere denir. Ateşe çarptıktan sonra kanatlarını yayıp döşendiği için “feraşe” diye isimlendirilmiştir. Yayılmış, demek olduğu için, onların çırpınarak yayılış, dağılış ve seriliş hallerini özellikle ifade etmektedir. Fakat bu âyette “yayılan pervâneler” diye ifade olması, kelebeklerin halinin, övülecek ve gıpta edilecek bir durum değil, son derece sakınılması gereken kıyametin dehşetini, en büyük bir felaket perişanlığının şiddet ve korkusunu temsil biçiminde anlatılmasıdır. Hâsılı o gün o “kâria” (kıyamet) öyle çarpacak ki, insanlar “yayılmış kelebekler” gibi olacak. (Elmalılı)
5
Dağlar ise (etrafa didilerek) atılmış rengârenk yünler gibi olacak.
6
6,7. Artık (o gün,) kimin (sevap) tartısı ağır basarsa o, cennette hoşnut kalacağı bir hayat içerisinde yaşayacak.
7
6,7. Artık (o gün,) kimin (sevap) tartısı ağır basarsa o, cennette hoşnut kalacağı bir hayat içerisinde yaşayacak.
8
8,9. (O gün) kimin de (sevap) tartısı hafif gelirse, onun (kucağına sığınacağı) anası,¹ hâviye’dir.
1 Haviye: Devamlı aşağıya doğru düşen uçurum veya uçuruma düşen, demektir. Bu mânâdan cehenneme isim olmuştur. Cehenneme “hâviye” denilmesi gayet derin olmasındandır. Bazıları da, “ateşin en aşağı kapısıdır” demişlerdir. Yani varılacak, kucağına sığınılıp barınılacak yurt ve yatak manasına istiare yoluyla mecazdır. Zira ana kucağı, çocuğun sığınıp barınacağı tek sığınağı olmak bakımından cehennem ona benzetilmiştir ki, bunda pek acıklı bir istihza (alay etme), küçümseme vardır. Sığınıp varacağı en şefkatli anası, kızgın ateş olan kimsenin halindeki felaket ve fecaatin şiddet ve büyüklüğünü düşünmeli.
9
8,9. (O gün) kimin de (sevap) tartısı hafif gelirse, onun (kucağına sığınacağı) anası,¹ hâviye’dir.
1 Haviye: Devamlı aşağıya doğru düşen uçurum veya uçuruma düşen, demektir. Bu mânâdan cehenneme isim olmuştur. Cehenneme “hâviye” denilmesi gayet derin olmasındandır. Bazıları da, “ateşin en aşağı kapısıdır” demişlerdir. Yani varılacak, kucağına sığınılıp barınılacak yurt ve yatak manasına istiare yoluyla mecazdır. Zira ana kucağı, çocuğun sığınıp barınacağı tek sığınağı olmak bakımından cehennem ona benzetilmiştir ki, bunda pek acıklı bir istihza (alay etme), küçümseme vardır. Sığınıp varacağı en şefkatli anası, kızgın ateş olan kimsenin halindeki felaket ve fecaatin şiddet ve büyüklüğünü düşünmeli.
10
Bu “haviye”nin tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
11
O, (cehennem çukurundaki) çok şiddetli bir ateştir.¹
1 Hâmiye: Isının şiddeti mânâsına “hami”den, kızgın ve kızışgın demektir. “Fırın kızıştı” demek olduğu gibi, “güneş ve ateş kızıştı, hararetleri şiddetlendi” demektir. Ateş zaten kızgın demek iken, “nâr” denildikten sonra bir de “hamiye” (kızgın) diye tavsifi, diğer ateşlerin buna oranla sanki “hamiye” (kızgın) değil, soğukmuşlar gibi hafif kalacaklarına işaret eden bir kuvvetlendirmedir. İşte o kıyamette tartıları hafif gelenlerin sonu budur.