1
Eşi hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan (kadın)ın sözünü Allah elbette duymuştur. [*] Allah sizin konuşmanızı duymaktadır. [*] Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir.
Bu ayet grubu, İslam’ın kadına verdiği değerin en açık göstergelerindendir. Çünkü bir hanım, hakkını aramak için Hz. Muhammed’le çok rahat bir şekilde görüşebilmiş, derdini anlatmış, ikna olmayınca ısrar etmiş ve Yüce Allah’ın buyruklarının kendi lehine gelmesine vesile olmuştur.,Rivayet olunduğuna göre, Evs b. Sâmit, eşi Havle binti Sa‘lebe’ye [zıhar] yapmıştı. Bunun üzerine Havle, Hz. Muhammed’e gelmiş ve ‘Ben, genç ve arzu edilirken Evs benimle evlendi. Yaşım ilerleyip çocuklarımın çoğaldığı bir zamanda, beni annesi gibi kabul etti. Benim küçük çocuklarım var. Onları onun ailesine bırakırsam perişan olurlar, bakamazlar. Onları yanıma alsam aç kalırlar’ demişti. Fakat konu hakkında ayet gelmediği için geleneğin kabulünü kendisine söyleyen Hz. Muhammed’in sözleriyle ikna olmayan Havle durumu Yüce Allah’a arz etmeye vardırmıştı.
2
İçinizden eşlerine [zıhar] [*] yapanların kadınları, onların anneleri değildir. Onların anneleri ancak kendilerini doğuran (kadın)lardır. Şüphesiz ki onlar çirkin bir söz ve yalan söylüyorlar. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayandır.
[Zıhâr], kişinin “Sen bana annemin sırtı gibisin!” diyerek eşinin sırtını annesine benzetmesine denir. Benzer mesaj: Ahzâb 33:4.
3
Kadınlara [zıhar] yapıp sonra söylediklerinden dönenlerin, eşleriyle (cinsel olarak) birleşmeden önce bir köleyi özgürlüğe kavuşturmaları (gerekir). Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
4
(Buna imkân) bulamayan(lar), (eşleriyle cinsel olarak) birleşmeden önce art arda iki ay oruç (tutar). (Buna da) gücü yetmeyen, altmış yoksulu doyurmak (zorundadır). Bu (kolaylaştırma), Allah’a ve Elçisine inanmanız nedeniyledir. İşte şu(nlar), Allah’ın (koyduğu) sınırlarıdır. Kâfirler için elem verici bir azap vardır.
5
Allah’a ve Elçisine karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin tepelendiği gibi tepelenmiş (olacaklar)dır. (Oysa hepsine) apaçık ayetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.
6
O gün, Allah onların hepsini diriltecek ve (dünyada) yaptıklarını kendilerine bildirecektir. Allah onların unuttuğu şey(ler)i bir bir sayıp dökmüş (olacak)tır. Allah her şeye şahittir.
7
Göklerde ve yerde olanları Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu [*] (yerde) dördüncüsü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli konuştuğu (yerde) altıncısı mutlaka O’dur. Bunlardan daha az veya daha çok olsunlar, nerede olurlarsa olsunlar mutlaka O onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü (dünyada) yaptıklarını onlara bildirecektir. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir.
[Necvâ/en-necvâ] kelimesi “gizli konuşma, fısıldaşma” demektir. Konunun gizli toplantı yapılması şeklindeki kullanımı müşriklerle ilgili olarak İsrâ 17:47’de, Firavun’la ilgili olan ise Tâhâ 20:62’de yer almaktadır. Yüce Allah bu türden gizli toplantıların büyük çoğunluğunda hiçbir hayrın bulunmadığını Nisâ 4:114’de dile getirmektedir. [Necvâ] ile ilgili benzer mesajlar: Tevbe 9:78; Enbiyâ 21:3; Zuhruf 43:80; Mücâdele 58:7, 8, 10, 12, 13.
8
Gizli konuşmaktan engellendikten sonra yine o yasaklananı yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Elçi’ye isyan konusunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah’ın selamlamadığı şekilde selamlıyorlar. Kendi içlerinden de “Bu söylediklerimiz yüzünden Allah’ın bize azap etmesi gerekmez miydi?” diyorlar. Onlara cehennem yeter. Oraya gireceklerdir. Ne kötü varış yeridir (orası)!
9
Ey iman edenler! Aranızda özel konuşacağınız zaman günah, düşmanlık ve Elçi’ye isyan konusunda gizlice konuşmalar yapmayın! İyilik ve [takvâ]yı (duyarlılığı) konuşun! [*] Yalnızca kendi huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun!
Bu ayet Nisâ 4:114. ayetle birlikte okunmalıdır.
10
Gizli konuşmalar sadece şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Allah’ın izni olmadıkça (şeytan onlara) hiçbir zarar veremez. Müminler yalnızca Allah’a güvensinler!
11
Ey iman edenler! Size “Meclislerde yer açın!” denince yer açın [*] ki Allah da size genişlik versin. Size “Kalkın!” denince kalkın ki [*] Allah da içinizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Ayette geçen [tefessehû], [fe’fsehû] ve [yefsahi] gibi kelimeler Kur’an’da sadece bu ayette yer almakta, “yer açmak”, “yer genişletmek” anlamına gelmektedir. Yine Kur’an’da sadece bu ayette geçen [el-mecâlis] sözcüğü ise “meclisler”, “toplantı alanları”, “ortak etkinlik alanları”, “sosyal etkinlik yerleri” gibi anlamlar içermektedir. Bu şekilde müminlerin hem “toplantı alanlarında”, hem de daha geniş bir anlamda olmak üzere “sosyal hayata dair etkinliklerde” birbirlerine yer açmaları, birbirlerine fırsat vermeleri, birbirlerini desteklemeleri gerektiğini hükme bağlamaktadır ki Mâide 5:2’de “iyilik ve takvâda yardımlaşın” emri de bu hakikate işaret etmektedir Yüce Allah konunun ikinci boyutuna dikkat çekmekte, “yer açma”nın ötesinde daha yaşlı ve sıkıntıda olan insanların toplantıya katılmaları gerektiği bir ortamda onlara yer vermek için yerinden kalkmak gerekiyorsa “kalkılması” istenmektedir. Böylece Yüce Allah bu emrine itibar eden müminleri ve kendilerine ilim verilenleri manevi derecelerle yücelteceğini müjdelemektedir.
12
Ey iman edenler! Elçi ile özel bir şey konuşacağınız zaman bu özel konuşmanızdan önce bir [sadaka] verin! Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. ([Sadaka] verecek imkân) bulamazsanız, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
13
(Elçi ile) gizli (özel) görüşmenizden önce [sadaka]lar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapamadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre namazı kılın, zekâtı verin; Allah’a ve Elçisine itaat edin! [*] Allah yaptıklarınızdan haberdardır. [*]
Allah’a ve Elçisine itaatle ilgili bkz. Âl-i İmrân 3:32, 132; Nisâ 4:59; Mâide 5:92; Enfâl 8:1, 20, 46; Nûr 24:52, 54; Ahzâb 33:71; Muhammed 47:33; Fetih 48:17; Teğâbun 64:12.,Kur’an’ın bütününde olduğu gibi bu iki ayet arasında da [nesh] (hüküm iptali), söz konusu değildir. Böylesi bir durumun söz konusu olabilmesi için “sadaka vermeyin” şeklinde mevcut hükme tamamen aykırı bir ifadenin yer alması gerekmekteydi. Oysa konuyla ilgili ayetlerde de Kur’an’ın genelinde de böyle bir durum söz konusu değildir.
14
Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? [*] Onlar (münafıklar) ne sizdendir ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.
Benzer mesaj: Mümtehine 60:13.
15
Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamış (olacak)tır. Şüphesiz ki onların yaptıkları çok kötüdür!
16
Yeminlerini kalkan (bahane) edinip Allah yolundan saptılar. [*] Onlara küçük düşürücü bir azap vardır.
Benzer mesaj: Münâfikûn 63:2.
17
Onların malları da çocukları da Allah(’ın azabına karşı) kendilerine hiçbir şeyde asla yarar sağlamayacaktır. İşte onlar ateş halkıdır; onlar orada [ebedî] kalacaklardır. [*]
Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:10, 116.
18
O gün Allah onların hepsini yeniden diriltecektir. Onlar (dünyada) size yemin ettikleri gibi (mahşerde de) O’na (Allah’a yalan yere) yemin edeceklerdir. Kendilerinin bir şey üzerinde olduklarını sanırlar. Dikkat edin! Şüphesiz ki onlar yalancıların ta kendileridir.
19
Şeytan onları etkisi altına aldı ve kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın tarafındadır. Dikkat edin! Şeytanın tarafı(nda olanlar) kaybedenlerin ta kendileridir.
20
Şüphesiz ki Allah’a ve Elçisine karşı gelenler, işte onlar en alçakların arasındadır.
21
Allah “Ben -elbette ben- ve elçilerim şüphesiz ki galip geleceğiz.” diye yazmıştır. [*]Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Gerçek anlamda Yüce Allah’a inanılıp güvenilir ve O’nun buyrukları doğrultusunda hareket edilirse, tıpkı Bedir’de olduğu gibi başka savaşlarda da farklı zamanlarda da müslümanlar üstün gelecekler ve üstünlüklerini sürdürmüş olacaklardır. Benzer mesajlar: Bakara 2:249; Âl-i İmrân 3:139; Mâide 5:23, 56; Kasas 28:35; Sâffât 37:171-173; Mü’min 40:51.
22
Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun, Allah’a ve Elçisine karşı gelenlerle –babaları veya çocukları veya kardeşleri veya akrabaları da olsa– dostluk ettiğini göremezsin. [*] İşte (Allah) onların kalbine iman yazmış [*] ve katından bir [rûh] (Kur’an) [*] ile onları desteklemiştir. (Allah) onları içlerinde [ebedî] kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah kendilerinden razı, onlar da O’ndan memnun olmuşlardır. [*] İşte onlar Allah’ın tarafındadır. Dikkat edin! Allah’ın tarafı(nda olanlar) kurtulanların ta kendileridir.
Bu ayet Tevbe 9:23-24 ve Mümtehine 60:1. ayetlerle birlikte okunmalıdır.,Bu cümle Hucurât 49:7. ayetle birlikte okumalıdır.,Benzer mesajlar: Nahl 16:2; Mü’min 40:15; Şûrâ 42:52; Kadir 97:4 Benzer mesajlar: Mâide 5:119; Tevbe 9:100; Beyyine 98:8.