1
(Parça parça) indiğinde [necm]’e (Kur’an’a) yemin olsun.
2
Arkadaşınız (Muhammed), sapmamış ve azgınlaşmamıştır.
4
O (Kur’an) kendisine vahyedilmekte olan vahiyden başka bir şey değildir.
5
5,6,7. Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
6
5,6,7. Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
7
5,6,7. Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
8
Sonra yaklaşmış, (ona doğru) sarkmıştı.
9
İki yay arası kadar, hatta [*]daha da yakın olmuştu.
Ayetteki [ev] edatına “veya” anlamı verilmemelidir. Çünkü ifade Allah’a aittir; mesafeden bahsedilirken O’nun seçenekli bir ifade kullanması değil, o mesafenin daha yakın olduğu mesajı kastedilmektedir.
10
(Böylece Cebrail, Allah’ın) kendisine vahyettiğini kuluna (Peygamber’e) vahyetmişti.
11
(Gözünün) gördüğünü kalbi yalanlamamıştı.
12
Gördüğü (melek) konusunda şimdi kendisi ile tartışıyor musunuz?
13
13,14,15. Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, [cennetü’l-me’vâ] (durmaya değer bahçe)nin yanındaki [sidretü’l-müntehâ] (uzaktaki sedir ağacı)’nın yanında bir kez daha görmüştü.
14
13,14,15. Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, [cennetü’l-me’vâ] (durmaya değer bahçe)nin yanındaki [sidretü’l-müntehâ] (uzaktaki sedir ağacı)’nın yanında bir kez daha görmüştü.
15
13,14,15. Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, [cennetü’l-me’vâ] (durmaya değer bahçe)nin yanındaki [sidretü’l-müntehâ] (uzaktaki sedir ağacı)’nın yanında bir kez daha görmüştü.
16
Hani o [sidre]’yi (sedir ağacını) neler kaplıyordu neler! [*]
Ayetteki [sidretü’l-müntehâ] “uzaktaki sedir ağacı” demektir. Bu ve [cennetü’l-me’vâ] ifadesi, göklerdeki bazı mekânların adı olarak yorumlansa da konuyu “Mekke’ye yakın bir bölgede yaşananlar” şeklinde yorumlamak kanaatimizce daha doğrudur.
17
(Peygamber’in) gözü ne (sağa sola) kaymış ne de sınırı aşmıştı.
18
Şüphesiz ki (orada) Rabbinin en büyük delillerinden (birini, Cebrail’i) görmüştü.
19
19,20. Lât’a, Uzzâ’ya ve diğer üçüncüsü olan Menât’a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü?
20
19,20. Lât’a, Uzzâ’ya ve diğer üçüncüsü olan Menât’a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü?
21
Erkek(ler) sizin de dişi(ler) mi O’nun?
22
O zaman şu (yaptığınız) haksız bir paylaşımdır!
23
Bu (putlar), haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. [*] (Müşrikler) zanna ve nefislerinin arzuladığından başka hiçbir şeye uymuyorlar. Yemin olsun ki onlara Rablerinden bir rehber gelmiştir.
Benzer mesajlar: En‘âm 6:81; A‘râf 7:71; Yûsuf 12:40.
24
Yoksa insan, her arzu ettiğine sahip olduğunu (mu sanıyor)!
25
Oysa ahiret de ilki (dünya) da yalnızca Allah’a aittir.
26
Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Ancak Allah’ın dilediği ve razı olduğuna izin vermesinden sonraki durum hariç. [*]
Bu ayet Zümer 39:43-44. ayetlerle okunmalıdır.
27
Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar, meleklere dişi isimleri takıyorlar.
28
Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Zandan başka bir şeye uymuyorlar. Şüphesiz ki zan, gerçeklik bakımından hiçbir şey ifade etmez. [*]
Benzer mesajlar: En‘âm 6:116, 148; Yûnus 10:36, 66; Câsiye 45:24.
29
[Zikr]imizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve yakın (dünya) hayatından başka bir şey istemeyen kişilere aldırış etme! [*]
Benzer mesajlar: Zâriyât 51:54; Kamer 54:8.
30
İşte onların bilgisi bundan ibarettir. Şüphesiz ki Rabbin -evet yalnızca O- kendi yolundan kimin saptığını çok iyi bilendir ve O kimin doğru yola ulaştığını da çok iyi bilendir. [*]
Benzer mesajlar: En‘âm 6:117; Nahl 16:125; Kasas 28:56, 85; Kalem 68:7.
Sonraki 30 ayet →