1
Ey iman edenler! Sözleşmeleri(n gereğini) yerine getirin! [*] İhramlıyken avlanmayı helal saymamak üzere, size [tilavet] edilecekler (okunup aktarılacaklar) dışında kalan hayvanlar [*] sizin için helal kılındı. Şüphesiz ki Allah dilediği şekilde hükmeder. [*]
Benzer mesajlar: En‘âm 6:152; Ra‘d 13:20; Nahl 16:91; İsrâ 17:34; Mü’minûn 23:8; Me‘âric 70:32.,[Behîmetü’l-En’âm] tamlaması “deve, sığır, koyun, keçi” gibi dört bacaklı evcil hayvanlar demektir.,Benzer mesajlar: Bakara 2:253; Âl-i İmrân 3:40, 47; Hûd 11:107; İbrâhîm 14:27; Hacc 22:14, 18; Burûc 85:16.
2
Ey iman edenler! Allah’ın sembollerine, [*] haram ay(lar)a, (hediye edilmiş) kurban(lar)a ve (onlardaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Saygın Ev’e (Kâbe’ye) [*] yönelmiş kişilere saygısızlık etmeyin! İhramdan çıkınca avlanın! Mescid-i Haram’dan sizi engelledikleri için bir topluma karşı öfke(niz) sizi haddi aşma suçuna sevk etmesin! [*] İyilik ve [takvâ] (duyarlılık) üzerine yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah azabı şiddetli olandır.
Kur’an’da dört kez geçen [şe‘âirullah] tamlaması, Mâide 5:2’de genelde “Allah’ın sembolleştirdiği değerler”, Bakara 2:158’de “Safâ ve Merve”, Hacc 22:30’da “Allah’ın saygın kıldığı (hacla ilgili) prensipler” ve Hacc 22:36’da ise “kurbanlık develer” için kullanılmaktadır [Beyt-i Haram] tamlaması, “Saygın Ev” anlamında [Mescid-i Haram] yani Kâbe’dir.,Benzer mesaj: Mâide 5:8.
3
(Şunlar) size haram kılınmıştır: Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen [*] (hayvanlar); -(ölmeden yetişip) kestikleriniz hariç-, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) dövül(üp öldürül)müş, (yukarıdan) yuvarlan(ıp öl)müş, boynuzlan(ıp öl)müş (hayvanlar ile) yırtıcıların yediği (öldürdüğü hayvanlar) ve dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış (hayvanlar). [*] Bunlar yoldan çıkmaktır. Kâfir olanlar bugün sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmiştir. Artık onlara saygınlık yakıştırmayın; bana saygı duyun! Bugün, sizin için dininizi olgunlaştırdım, üzerinize nimetimi tamamladım. [*] Sizin için din olarak İslam’ı uygun gördüm. [*]Kim gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık hâlinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Benzer mesajlar: Bakara 2:173; En‘âm 6:145; Nahl 16:115.,Yenilmesi haram kılınmış olanlar dışında kalan, yenilebilir hayvanlardan bu durumları yaşayıp henüz ölmemiş olanların yenilmesi haram değildir.,Bu açıklama, Kur’an’ın hem önceki ilahi kitapların orijinal içeriklerini kapsadığını, hem de onlara ilave olarak olgunlaştırıldığını, geliştirildiğini ve tastamam bir hâl aldığı mesajını içermektedir.,Bu cümle Yüce Allah katında tek din olan İslam’dan başka herhangi bir kabulün geçerli olmayacağı mesajını içeren Âl-i İmrân 3:19 ve 85 ile birlikte aynı prensibi içermektedir. Yani İslam, dinlerden herhangi biri değildir. Zaten ayette geçen [el-islâm] kelimesinin başındaki [eliflâm] takısı da dinin tek olduğunu ve adının da “o İslam” olduğunu göstermektedir. Anlaşılıyor ki Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlere gönderilen din, tevhid içerikli olan “İslam”dır.
4
Kendileri için nelerin helal kılındığını sana soruyorlar. De ki: “Bütün temiz şeyler [*] ve Allah’ın size öğrettiğinden kendilerine öğretip eğitilmiş (hâle getirdiğiniz) av hayvanlarının ele geçirdiği şeylerden (oluşan avlar da) size helal kılınmıştır. (Onların) sizin için tutup yakaladıklarından yiyin ve üzer(ler)ine Allah’ın adını hatırlayın! [*] Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah hesabı hızlı olandır.”
Bu cümle A‘râf 7:157 ile birlikte okunmalıdır Bu buyruk En‘âm 6:118-121 ile birlikte okunmalıdır.
5
Bugün, size temiz şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecek(ler)i size helaldir; sizin yiyecek(ler)iniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan namuslu olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu kadınlar [*] da mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir. Kim inanmayı inkâr ederse elbette yaptıkları boşa gitmiştir ve o, ahirette kaybedenlerdendir.
Bu ayette geçen hüküm esnekliğinde muhataplar Yüce Allah’a çocuk yakıştıran kitap ehli değil, tevhidi koruyabilenler, yani şirke ve küfre düşmeyenlerdir. Bu ayette, daha önce kendilerine kitap verilenlerin namuslu kadınları ile evlenmeye izin verilmekte ancak müslüman kadınların kitap ehlinin erkekleri ile evlenebileceklerine yönelik bir açıklama yer almamaktadır. Dolayısıyla bu durumun caiz oluşunu bu ayete dayandırmak mümkün olmamakla birlikte Kur’an’da bu konuda açık bir yasak bulunmadığını da hatırlatmak gerekir.
6
Ey iman edenler! [Salât]a [*] (namaza) kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi (kollarınızı) yıkayın; başlarınızı ve aşık kemiklerine kadar ayaklarınızı [mesh] edin! Cünüp olduysanız temizlenin (yıkanın)! Hastaysanız veya yolculuktaysanız veya sizden biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara (cinsel olarak) dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız, o zaman temiz bir toprak arayın ve yüzlerinizi de ellerinizi de ondan (onunla) [mesh] edin! [*] Allah size herhangi bir güçlük (çıkarmak) istemez [*] fakat sizi tertemiz kılmak ve size (verdiği) nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz. [*]
Buradaki [es-salâh] kelimesi [kumtum] fiiliyle birlikte kullanıldığı için ayette kastedilen eylem, bilinen ve uygulanan şekliyle “namaz kılmak”tır.,Bu ayet benzer mesaj içeren Nisâ 4:43. ayetle birlikte okunmadır.,Yüce Allah’ın dinde zorlamaya yer vermemesiyle ilgili olarak bkz. Bakara 2:185; Hacc 22:78.,Yüce Allah toplumsal hayata dair çok önemli konularda hükümlerini belirledikten sonra, bu ayette bireysel hayatın en önemli unsurlarından birisi olan namazı, abdesti, guslü ve teyemmümü ele almaktadır. Bu çerçevede öncelikle abdestle ilgili açıklayıcı bilgiler verilmekte, abdestte iki organın yıkanması, iki organın ise meshedilmesi gerektiği hükme bağlanmaktadır. Yıkanacak organlar “yüz” ve “dirseklere kadar eller-kollar”dır; meshedilecek organlar ise “baş” ve “aşık kemiklerine kadar ayaklar”dır. Buna göre abdestin farzları dörttür, diğer uygulamalar ise sünnetlerdir. Abdestin her namaz için gerekli olup olmadığı da tartışılmıştır; ancak devam eden cümlelerden de anlaşılacağı gibi, abdestin bozulması durumu yaşanırsa abdest veya teyemmümle ilgili bilgilerin verilmesi, her namaz için değil de abdest bozulunca tazelenmesi gerektiğini göstermektedir. Her namaz için abdestin alınması gerektiği görüşü ise ayetin zahirinden anlaşılan bir yaklaşımın sonucudur.
7
Allah’ın size olan nimetini, “İşittik ve itaat ettik!” dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (O’na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
8
Ey iman edenler! Allah için şahitlik edenler olarak adaleti titizlikle ayakta tutanlar olun! [*] Bir topluma (karşı) öfke(niz) sizi adaletsizlik suçuna sevk etmesin! [*] Adil olun! O (adil davranmak), (Allah’a karşı) [takvâ]lı (duyarlı) olmaya daha yakın (bir davranış)tır. [*] Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. [*]
Benzer mesajlar: Nisâ 4:135; Mâide 5:42; En‘âm 6:152; Nahl 16:90; Hucurât 49:9; Mümtehine 60:8,Benzer mesaj: Mâide 5:2.,Bu ayet, “doğru şahitliğin” ve “adaletin” toplum için önemine dikkat çekmektedir. Nedeni her ne olursa olsun bir gruba ya da topluluğa duyulan kızgınlığın o kişilere yönelik bir adaletsizliğe sebep olmaması gerekir. Toplumu ayakta tutan en önemli değerlerin başında “adalet” gelir. Yönetimin inanç veya ideoloji temelli değil adalet temelli olması gerekir. Eskilerin ifadesi ile “Devletin dini adalettir.” ,Benzer mesaj: Haşr 59:18.
9
Allah iman edip iyi işler yapanlara bağışlanma ve büyük bir ödül vadetmiştir.
10
İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennem halkıdır. [*]
Benzer mesajlar: Mâide 5:86; Hadîd 57:19.
11
Ey iman edenler! Allah’ın size olan (şu) nimetini hatırlayın: Hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de onların ellerini sizden çekmişti. [*] Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Müminler yalnızca Allah’a güvensinler!
Yüce Allah’ın müminlere yönelik Mâide 5:7’de bildirdiği bazı nimetlerine ilave olarak, bu ayette de müminlere yönelik başka bir nimetini hatırlatmaktadır. Başta Hz. Muhammed olmak üzere müminleri ortadan kaldırmak üzere harekete geçen bir topluluğa karşı Allah, müminleri korumuş, düşmanlarının ellerini müslümanların üzerinden çekmelerini sağlamış ve böylece kâfirlerin amaçlarına ulaşmalarına engel olmuştur. Bilindiği gibi İslam’ın ilk yıllarında müşrikler galip, müslümanlar ise mağlup durumdaydı. Bu durumu fırsat bilen müşrikler, devamlı olarak müslümanlara zarar vermeyi, onları öldürmeyi ve mallarını mülklerini yağmalamayı istiyorlardı. Yüce Allah ise İslamiyet etkili olup, müslümanların gücü artıncaya kadar müşriklerin bu emellerine engel olmuştur.
12
Yemin olsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. [*] (Yönetici olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik (görevlendirmiştik). [*] Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Namazı doğru kılar, zekâtı verir, [*]elçilerime inanır, onları destekler ve Allah’a güzel borç [*] verirseniz, şüphesiz ki sizin kötülüklerinizi örtecek ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğim. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse elbette doğru yoldan sapmış olur.”
Yüce Allah’ın İsrailoğullarından aldığı sözlerle ilgili bkz. Bakara 2:83-84; Mâide 5:70.,Yüce Allah İsrailoğulları’nın 12 boyundan birer temsilci seçmesini Hz. Musa’ya bildirmiş ve dinin doğru uygulanması anlamında kendilerini takip etmelerini, bilgilendirmelerini, onlara örnek olmalarını emretmiş olabilir.,Bu ifade namaz, oruç, zekât, kurban vs. ibadetlerin eski ümmetlerden beri farz olduğunun delillerindendir. Benzer mesajlar: Bakara 2:83, 183; Âl-i İmrân 3:39; Yûnus 10:87; İbrâhîm 14:40; Kehf 18:21; Meryem 19:31, 55, 59; Tâhâ 20:14; Hacc 22:26-30, 34-37; Enbiyâ 21:73; Lokmân 31:17; Şûrâ 42:13.,[Kard-ı hasen] kavramı, “güzel borç” anlamında Yüce Allah’a verilen yani karşılığı sadece O’ndan beklenen yardım demektir. Bu kavram için bkz. Bakara 2:245; Hadîd 57:11, 18; Teğâbun 64:17; Müzzemmil 73:20.
13
Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetlemiş ve kalplerini katılaştırmıştık. Onlar, kendilerine hatırlatılan (Tevrat’tan) paylarını unutarak kelimelerin yerlerini değiştirirler. [*] İçlerinden azı hariç, onlardan daima bir ihanet göreceksin. (Yine de) sen onları affet ve (onları) hoşgör! Şüphesiz ki Allah güzel davrananları sever.
Benzer mesajlar: Bakara 2:75; Nisâ 4:46; Mâide 5: 41.
14
“Biz hristiyanlarız.” diyenlerden de kesin söz almıştık [*] fakat onlar kendilerine hatırlatılan (İncil’den) paylarını unutmuşlardı. (Bu sebeple) kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin salmıştık. [*] Allah ileride (mahşerde) onlara (dünyada) yapıp ettiklerini bildirecektir.
Hristiyanların verdikleri söz ile kastettikleri, Bakara 2:83-84 ve Mâide 5:12’te geçtiği üzere, yahudilerden alınan sözün içeriğinin aynısı olabileceği gibi, Âl-i İmrân 3:52 ve Saff 61:14’te belirtildiği şekliyle Hz. İsa’nın havarilere sorduğu “Allah’a doğru (giden yolda) kim bana yardımcı olacak?” şeklindeki soruya “Biz Allah’ın (yolunun) yardımcılarıyız.” cevapları da olabilir. Hatta Âl-i İmrân 3:81’de bütün peygamberlerden ve dolayısıyla ümmetlerinden “kendilerinden sonra gelen Elçi’ye iman edip ona yardımcı olacakları”na dair alınan söz olması da mümkündür. Burada alınan sözün içeriğine açıkça yer verilmemesinden hareketle, asıl önemli olan noktanın hristiyanların da tıpkı İsrailoğulları gibi kendilerine hatırlatılan ilahi öğretilerden oluşan paylarını terk etmeleri, onları dikkate almayıp görmezlikten gelmeleri olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Yüce Allah’a vermiş oldukları kulluk sözünde durmamalarının yanında Hz. Muhammed’i ve Kur’an’ın gerçekliğini kabul etmeyişlerinin, onların suçlarından olduğu göz ardı edilmemelidir. ,Bu kimseler, kendi aralarında düşmanlık bulunan hristiyan gruplar olabileceği gibi yahudiler ile hristiyanlar da olabilir. Geçmişten günümüze kadar hristiyan gruplar arasında da yahudiler ile hristiyanlar arasında da benzer durumlar gözlenmektedir. Yahudilerin önemli bir kısmının, dinlerini bozdukları gerekçesiyle hristiyanlara sıcak bakmadıkları ve onların dostluk görüntülerinin sadece bir aldatmaca olduğu bilinmektedir. Bakara 2:113’te de dikkat çekildiği gibi kitap verilenler, kendilerine deliller geldikten sonra aralarındaki kıskançlık nedeniyle (dinde) anlaşmazlığa düşmüşlerdir.
15
Ey kitap ehli! Elbette size gelen Elçimiz, [*] kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklıyor; birçoğunu da geçiyor. Elbette size Allah’tan bir [nûr] [*] (ışık) ve apaçık bir kitap gelmiştir.
Peygamberler ve kitaplar, daha önce gizlenen gerçekleri/mesajları açığa çıkarmakta ve onları ilan etmektedirler. Benzer mesaj: Âl-i İmrân 3:187.,Benzer mesajlar: Nisâ 4:174; A‘râf 7:157; Tevbe 9:32; Hacc 22:8; Nûr 24:35; Lokmân 31:20; Şûrâ 42:52; Saff 61:8; Teğâbun 64:8.
16
Allah, rızasını gözeteni onunla (Kur’anla) esenlik yollarına ulaştırır; onları buyruğu gereği karanlıklardan aydınlığa çıkarır [*] ve onları doğru yola ulaştırır.
Benzer mesajlar: Bakara 2:257; İbrâhîm 14:1; Ahzâb 33:43; Hadîd 57:9; Talâk 65:11.
17
“Şüphesiz ki Allah –işte o– Meryem oğlu [Mesih] (İsa)’dır!” diyenler elbette kâfir olmuşlardır. [*] De ki: “(Allah) Meryem oğlu [Mesih] (İsa)’yı, annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helak etmek isterse Allah’a karşı kimin elinde bir şey var ki! [*] Göklerin, yerin ve ikisi arasında ne varsa hepsinin otoritesi yalnızca Allah’a aittir. Dilediğini yaratır. Allah her şeye gücü yetendir.”
Benzer mesajlar: Mâide 5:72, 73.,Bu ayette hristiyanlar tarafından ilahlaştırılan Hz. İsa ve annesi Hz. Meryem’in de Yüce Allah’ın yarattıklarından birer insan olduklarına, ilahlaştırılmamaları gerektiğine dikkat çekilmektedir. Sadece bu ikisini değil, bütünüyle yeryüzündekilerin hepsini yok etmek istemesi halinde de yaratılmışların Allah’a karşı güçlerinin bulunmadığını belirtmektedir.
18
(Bazı) yahudi ve hristiyanlar “Biz Allah’ın çocukları ve sevgilileriyiz!” demişlerdi. De ki: “(Öyleyse) günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O’nun yarattıklarından birer insansınız. (Allah) dileyeni (layık gördüğünü) bağışlar; dileyene (layık gördüğüne) de azap eder. [*] Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin otoritesi yalnızca Allah’a aittir. Dönüş de yalnızca O’nadır.”
Bu cümle “Allah dilediğini (layık olanı) bağışlar, dilediğine (layık olana) ise azap eder” şeklinde de tercüme edilebilir. Benzer mesajlar: Bakara 2:284; Âl-i İmrân 3:129; Mâide 5:40; ‘Ankebût 29:21; Fetih 48:14.
19
Ey kitap ehli! (Kıyamet günü) “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye elçilerin arası kesildiği [*] sırada (gerçekleri) açıklamakta olan Elçimiz size geldi. Size elbette bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye gücü yetendir.
[Fetret] kelimesi “kesinti, ara” demektir. Burada da peygamberliğin bir süre kesintiye uğraması demektir.
20
Hani Musa, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın! Zira O, içinizden peygamberler görevlendirmiş ve sizi hükümdarlar kılmıştı. Âlemlerden (insanlardan) hiç kimseye vermediğini size vermişti. [*]
Burada Hz. Musa’nın İsrailoğulları’na seslenişine yer verilmekte, onlara yönelik çeşitli nimetleri hatırlattığı bildirilmektedir. Bu çerçevede içlerinden pek çok peygamber belirlediğini, köle gibi yaşadıkları topraklarda onları esaretten kurtarıp orada yöneticiler kıldığını, dahası başka insanlara verilmeyen daha nice nimetleri onlara verdiğini ifade etmektedir. Benzer mesajlar: Bakara 2/40, 47, 49, 50, 56, 58, 60, 61; A’râf 7:129, 137138, 141, 160, 161; İsrâ’ 17/104; Kasas 28:5-6; Secde 32:24; Dühân 44/30-32.
21
Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı (vadettiği) kutsal toprağa [*] girin ve arkanıza dönmeyin! Yoksa kaybedenler olarak dönmüş olursunuz.”
Tâhâ 20:12’de de geçen [el-mukaddes] sözcüğü “Tuvâ Vadisi” ile ilişkilendirilmekteyken, Kur’an’da sadece bu ayette geçen [el-mukaddes]eh sözcüğü ise “kutsal, [mukaddes], kutsanmış”, “tertemiz”, “mübarek” gibi anlamlar içermektedir ki müfessirlerimizin yorumuna göre bu topraklar Hz. İbrahim’e vadedilmiş olan Filistin, Eriha, Şam, Ürdün diyarı olabilir.
22
Onlar şu cevabı vermişlerdi: “Ey Musa! Orada zorba bir toplum var. [*] Onlar oradan çıkıncaya kadar biz oraya asla girmeyeceğiz. Oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.”
Hz. Musa İsrailoğulları’na “kutsal toprağa girin” emrini verdikten sonra, onların oraya girmekten çekindikleri ve sözü edilen yörede zorba bir topluluk bulunduğunu dile getirdikleri ifade edilmektedir. Ayette bu kavmin kimler olduğundan değil, niteliğinden söz edilmektedir. Bunlar o dönemde mukaddes toprak denilen bölgede yaşayan zorba bir milletti.
23
(Allah’tan) korkanlar içinden Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu iki adam şöyle demişti: “Onların üzerine (yanlarına) kapıdan girin! Oraya girdiğinizde (artık) şüphesiz ki siz galip gelirsiniz. Müminlerseniz yalnızca Allah’a güvenin!”
24
(İsrailoğulları) “Ey Musa! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, savaşın! Biz burada oturacağız!” demişlerdi.
25
(Musa) “Rabbim! Ben kendim ve kardeşimden başkasına sahip (hâkim) olamıyorum; bizimle, yoldan çıkmış bu toplumun arasını ayır!” demişti.
26
(Allah) “Orası (kutsal toprak) onlara kırk sene yasaklanmıştır. (Bu sürede) yeryüzünde (o topraklarda) şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen yoldan çıkmış o toplum için üzülme!” demişti.
27
Onlara, iki âdemoğlunun [*] (şu) haberini gerçek olarak [tilavet] et (okuyup aktar): Hani birer kurban sunmuşlardı da birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kabul edilmeyen kişi, diğerine) “Şüphesiz ki seni öldüreceğim.” demişti. Diğeri de şöyle demişti: “Allah sadece [muttakî]lerden (duyarlı olanlardan) kabul eder.
Bu ifade, “Âdem’in iki oğlunun haberini onlara [tilavet] et (okuyup aktar)” şeklinde de tercüme edilmektedir. Bu durumda kastedilenin, Hz. Âdem’in iki oğlu olan Habil ile Kabil olduğu iddia edilmektedir. Bu iddiayı desteklemek için ileri sürülen delillerden biri “Kitâb-ı Mukaddes, Tekvîn ıv, 1-16”da anlatılanlara dayandırılmaktadır. Esasında bu delil, meselenin anlaşılmasından ziyade ileri sürülen iddiayı daha da tartışılır kılmaktadır. Çünkü tahrife uğratıldığı bilinen bir metni Kur’an ayetlerinin açıklanmasında delil kabul etmek isabetli bir yaklaşım değildir. Bazı âlimlerimiz ise söz konusu ifade ile kastedileni “herhangi bir âdemoğlunun iki çocuğu” şeklinde yorumlamışlardır ki bizim kanaatimiz de bu yöndedir. Nitekim burada sözü edilenlerin İsrailoğulları’na mensup iki kişi veya iki kardeş olduğunun iddia edildiğini belirten âlimler de vardır (Zemahşerî, [el-Keşşâf], I, 611).
28
Şüphesiz ki sen öldürmek için bana elini uzatsan (bile), ben sana öldürmek için asla el uzatacak değilim. Şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.
29
Şüphesiz ki ben hem benim günahımı [*] hem de kendi günahını yüklenip senin ateş halkından olmanı istiyorum! Zalimlerin cezası işte budur.”
Burada maksat katil olan kişinin hem “cinayet işlemesi sebebiyle üstlendiği günahı” hem de “başka sebeplerle işlediği diğer günahlarını” üstlenmesi söz konusu edilmektedir. Aksi takdirde Kur’ân’da çeşitli âyetlerde (En‘âm 6:164; İsrâ’ 17:15; ‘Ankebût 29:12-13; Fâtır 35:18; Zümer 39:7; Necm 53:38) belirtildiği gibi, hiçbir günah yüklüsü başkasının günah yükünü yüklenemez.
30
Sonunda [nefs]i onu, kardeşini öldürmeye itmiş ve onu öldürmüş; bu yüzden de kaybedenlerden olmuştu.
Sonraki 30 ayet →