1
[Hâ.] [Mîm.] [*]
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.
2
(Bu) Kitabın indirilişi, güçlü, doğru hüküm veren Allah’tandır.
3
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak ve ancak bir amaç ile [*] ve belirli bir süre için yarattık. Kâfir olanlar, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedir.
Yaratılışın amacıyla ilgili ayetler için bkz. Duhân 44:39, dipnot 9.
4
De ki: “Allah’ın peşi sıra yalvardığınız şeyleri (ortaklarınızı) bir düşünsenize!” Yerden neyi yaratmışlar bana gösterin veya göklerle ilgili (onların yaratılışında) onların ortaklığı mı varmış! Doğruysanız bundan önce (size indirilmiş) bir kitap veya bir bilgi kalıntısı (varsa onu) bana getirin! [*]
Benzer mesaj: Fâtır 35:40.
5
Kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kişilere Allah’ın peşi sıra yalvarandan daha sapkın kim olabilir ki! (Oysa) onlar, bunların (müşriklerin) yalvarmalarından habersizdir. [*]
Bu ayetteki [men] edatı gereği Yüce Allah’ın dışında yalvarılan kişilerin kendilerine yalvaranları duymadığı, insanlara, ölülere vs. yalvaranlardan daha sapkın hiç kimsenin olmadığı bildirilmektedir.
6
İnsanlar (mahşerde) toplandıkları zaman, (tapanlar) onlara (taptıklarına) düşman kesilir ve kendilerine kulluk ettiklerini inkâr ederler. [*]
Bu ayet “tapınılanların tapanlara düşman kesileceği” şeklinde de anlamlandırılabilir. Benzer mesajlar: Yûnus 10:28-29; İbrâhîm 14:22; Nahl 16:86; Meryem 19:82; Furkân 25:18-19; Kasas 28:63; ‘Ankebût 29:25; Rûm 30:13; Sebe’ 34:41; Fâtır 35:14.
7
Onlara ayetlerimiz apaçık [tilavet] edildiği (okunup aktarıldığı) zaman, kendilerine geldiğinde gerçeği inkâr edenler “Bu, apaçık bir büyüdür!” demişlerdi.
8
Yoksa “Onu (Muhammed) uydurdu” [*] mu diyorlar! De ki: “Ben onu uydurursam, Allah tarafından bana gelecek şeyi (azabı) savmaya gücünüz yetmez. O, sizin (Kur’an) hakkında yaptığınız taşkınlıkları çok iyi bilendir. Benimle aranızda şahit olarak O (Allah) yeter. O çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”
Hz. Muhammed’e “müfteri/iftiracı” suçlamasıyla ilgili benzer mesajlar: Yûnus 10:38; Hûd 11:13; Nahl 16:101; Enbiyâ 21:5; Furkân 25:4; Secde 32:3; Sebe’ 34:8; Şûrâ 42:24.
9
De ki: “Ben elçilerden bir türedi (ilk defa gönderilen) değilim. [*] Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. [*] Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. [*] Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Bu cümle Hz. Muhammed’in ilk peygamber olmadığını, ondan önce nice peygamberlerin gelip geçtiğini, dolayısıyla hiçbir şekilde [bid‘at] üretmediğini ortaya koymaktadır.,Yüce Allah Hz. Muhammed’in gaybı bilemeyeceği gerçeğini bu cümlede de ifade etmekte, böylece gelecekte herhangi bir şeyin olacağını bildiğini söyleyen her kim olursa, hepsinin bu ayete aykırı bir söylemde bulunduğunu ortaya koymuş olmaktadır. Ayette, hiç kimsenin mahşerle ilgili herhangi bir garantisinin olamayacağı bildirilmektedir.,Vahye uymayla ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân 3:103, dipnot 1.
10
De ki: “Hiç düşündünüz mü; ya bu (Kur’an) Allah katından ise ve siz de onu inkâr etmişseniz, [*] İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini görüp inandığı hâlde siz yine de kibirlenmişseniz (hâliniz nasıl olacak)?” Şüphesiz ki Allah zalimler topluluğunu doğru yola ulaştırmaz.
Benzer mesaj: Fussilet 41:52.
11
Kâfir olanlar, iman edenler için şöyle demişlerdi: “Bu iş bir iyilik olsaydı, onlar bizi geçemezlerdi.” Onlar (kâfirler) bununla doğru yola ulaşmayı istemedikleri için “Bu, eski bir iftiradır!” diyeceklerdir.
12
Kendisinden (Kur’an’dan) önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa’nın Kitabı vardır. Bu (Kur’an) da haksızlık edenleri uyarmak ve güzel davrananlara müjde olmak üzere Arap diliyle [*] indirilmiş, (önceki vahiyleri) doğrulayıcı bir kitaptır.
Bu cümle her kitabın, onu tebliğ eden peygamberin ve ilk muhatapların diliyle indirildiği gerçeğini desteklemektedir. Bu cümle Yûsuf 12:2, İbrâhîm 14:4, Nahl 16:103, Şu‘arâ 26:195 ve Fussilet 41:44. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
13
Şüphesiz ki “Rabbimiz Allah’tır.” deyip sonra doğru yolda olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecek de. [*]
Benzer mesaj: Fussilet 41:30.
14
Onlar cennet halkıdır. (Dünyada) yapmış olduklarına karşılık orada [ebedî] kalacaklardır.
15
Biz insana, ana babasına iyilik etmesini emrettik. [*] Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. [*] Taşınması ile sütten kesilmesi otuz aydır. [*] Sonunda insan, yetişkinlik çağına ve kırk yaşına varınca der ki: “Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimet(ler)e şükretmemde ve razı olacağın iyi iş(ler) yapmamda beni başarılı kıl! Benim için de soyumda iyiliği devam ettir! [*] Ben sana döndüm. Elbette ki ben müslümanlardanım.”
Benzer mesajlar: Bakara 2:83; Nisâ 4:36; En‘âm 6:151; İsrâ 17:23-24; Meryem 19:14, 32; ‘Ankebût 29:8; Lokmân 31:14 Benzer mesajlar: ‘Ankebût 29:8; Lokmân 31:14.,Yüce Allah Lokmân 31:14’te çocuğun annesini emme süresinin iki yıl olduğunu söylemektedir ki bu ifade Bakara 2:233 ile aynıdır. Bu arada Ahkâf 46:15’te hamilelik ile sütten ayrılmanın toplam süresinin 30 ay olduğu ifade edilerek çocukların iki yıl (24 ay) civarında emzirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Aradaki “altı aylık” zaman farkı ise bir çocuğun ana rahminde altı ay kaldıktan sonra en erken doğabileceği süreyi işaret etmektedir.,Bu cümle “Neslimi de iyi işlerde (daim) eyle!” şeklinde de tercüme edilebilir. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in dilinden benzer bir dua için bkz. Bakara 2:128.
16
İşte, yaptıklarının en iyisini kabul edeceğimiz [*] ve günahlarını bağışlayacağımız bu kişiler cennet halkı arasındadır. Bu, kendilerine verilen doğru bir söz olarak (böyledir).
Benzer mesajlar: Tevbe 9:121; Nahl 16:96, 97; Nûr 24:38; ‘Ankebût 29:7; Zümer 39:35.
17
Ana babasına “Öf! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken, bana (tekrar) diriltilmemi mi vadediyorsunuz?” diyen kişiye, onlar (ana babası) Allah’ın yardımına sığınarak “Yazıklar olsun sana! Allah’ın vaadinin gerçek olduğuna inan!” dediklerinde o, “Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir!” der.
18
İşte onlar, kendilerinden önce geçen cinler ve insanlardan oluşan ümmetler hakkında (uygulanacak azap) sözü kendileri için de gerçekleşmiş olanlardır. [*] Şüphesiz ki onlar kaybedenlerdi.
Benzer mesajlar: Hûd 11:119; Secde 32:13; Yâsîn 36:7; Fussilet 41:25.
19
Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. [*] Sonunda (Allah) onlara yaptıklarının (karşılığını) verecektir; onlara haksızlık edilmeyecektir.
Benzer mesaj: En‘âm 6:132.
20
Kâfir olanlar ateşe sunulacakları gün (onlara şöyle denecektir): [*] “Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız; onlardan yararlandınız. [*] Bugün ise yeryüzünde haksız olarak kibirlenmeniz ve yoldan çıkmanızdan dolayı küçük düşürücü bir azapla cezalandırılacaksınız!”
Benzer mesaj: Ahkâf 46:34.,İnkarcılıkla ölenlerin dünyada yapıp ettikleri iyiliklerin karşılığını bu dünyada bitirdikleri ifade edilmektedir.
21
Âd (kavmin)in kardeşini (Hud’u) an! [*] Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların geçtiği Ahkaf [*] bölgesindeki kavmini “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin! Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum!” diye uyarmıştı.
Hz. Hud ve Âd kavminin kıssası hakkında bkz. A‘râf 7:65-72; Tevbe 9:70; Hûd 11:50-60; İbrâhîm 14:9; Hacc 22:42; Mü’minûn 23:31-41; Furkân 25:38; Şu‘arâ 26:123-140; ‘Ankebût 29:38; Sâd 38:12; Mü’min 40:31; Fussilet 41:15-16; Ahkâf 46:21-26; Kâf 50:13; Zâriyât 51:41-42; Necm 53:50; Kamer 54:18-22; Hâkka 69:6-8; Fecr 89:6-13.,[el-Ahkâf] kelimesi, [el-hıkf] kelimesinin çoğuludur ve “kum yığınları”, “kum tepecikleri” anlamlarına gelmektedir. Bu bölgenin Umman ve Mühre arasında bir vadi, Şam’da bir dağ, Umman ile Hadramevt arasında bir yer, bütün Yemen toprakları, [Şıhr] denen bölge olduğu yönünde yorumlar mevcuttur.
22
(Kavmi) “Sen bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? [*] Doğru söyleyenlerdensen bize vadettiğini bize (başımıza) getir!” [*] demişti.
Burada geçen [te’fike] fiili “çevirmek”, “döndürmek”, “alıkoymak”, “vazgeçirmek”, “soğutmak” gibi anlamlar içermekte, inkarcı taklitçilerin atalar dininden ayrılmama kararlılığını içermektedir. Benzer mesajlar: A‘râf 7:70; Yûnus 10:78.,Benzer mesajlar: A‘râf 7:70, 77; Enfâl 8:32; Hûd 11:32; ‘Ankebût 29:29.
23
(Hud ise) “O bilgi yalnızca Allah’ın katındadır. Ben size, bana gönderilen şeyi ulaştırıyorum. Fakat sizin cahil bir topluluk olduğunuzu görüyorum!” demişti.
24
Sonunda onu (kasırgayı), vadilerine doğru yayılan bir bulut [*] şeklinde görünce (sevinçle) “Bu, bize yağmur yağdıracak yayılan bir buluttur!” demişlerdi. (Hud ise) “Hayır! O, sizin acele istediğiniz şeydir (azaptır). İçinde elem verici azap bulunan bir rüzgârdır!” (demişti).
Buradaki [‘ârıdan] kelimesi “bir tarafı görülen” anlamında ufukta yerden çıktığı sanılan siyah bir “bulut”, “gökyüzünün bir tarafında gözüküp daha sonra kaybolan, gizli kalan bulut, kasırga” demektir. Burada kastedilen, Âd kavmini helak etmiş olan korkunç kasırgadır.
25
O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (kasırga gelince) evlerinden başka bir şey görülemez olmuştu. İşte biz, suçlu toplumu böyle cezalandırırız.
26
Yemin olsun ki onlara, size vermediğimiz güç ve servet vermiştik. Kendilerine işitme (duyusu), gözler ve kalpler vermiştik. Fakat işitme (duyusu), gözleri ve kalpleri kendilerine hiçbir yarar sağlamamıştı. Çünkü Allah’ın ayetlerini (bilerek) inkâr ediyorlardı. Alay ettikleri şey, kendilerini kuşatmış (olacak)tır.
27
Yemin olsun ki biz çevrenizdeki şehirleri (halklarını) helak etmiştik. (Gerçeğe) dönerler diye ayetleri (onlara) tekrar tekrar açıklamıştık.
28
Kendilerine yakınlık sağlamak için Allah’ın peşi sıra ilah edindikleri şeyler, onlara yardım etselerdi ya! Hayır! (Tapındıkları şeyler) onlardan kaybolup (gitmiştir). İşte bu, onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
29
Hani cinlerden bir grubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yönlendirmiştik. [*] (Kur’an’ı dinlemeye) hazır olduklarında (birbirlerine) “Susun!” demişler, [*] (dinlemeleri) bitince uyarıcılar olarak toplumlarına dönmüşlerdi. [*]
Kehf 18:34 ve Cinn 72:1’de de geçen [nefer] kelimesi “üçten ona”, “ondan kırka” kadar veya “on kişiden az bir topluluk” anlamına gelmektedir. Anlaşılan o ki cinlerden az bir grup vahiy dinlemek üzere Hz. Muhammed’e yönlendirilmişti. Benzer mesaj: Cinn 72:1-2.,Bu ifade cinlerin vahiy dinlerken seslerin kesilmesini istemeleri ve okuma bitinceye kadar beklemeleri mesajını içermektedir. Bu noktadaki tutumları Kur’an’ın emrine tamamen uygundur. Çünkü Yüce Allah A‘râf 7:204’te bildirdiği gibi “Kur’an kıraat edilirken ona kulak verilmesini ve seslerin kesilmesini” emretmektedir. Fussilet 41:26’da belirtildiği üzere, Kur’an okunurken gürültü yapmak Mekke müşriklerinin vahyin sesini bastırmak amacıyla başvurdukları bir yöntemdi. Demek ki cinler bu noktada Mekke müşriklerinden daha duyarlı davranıyordu.,Buradan anlaşılıyor ki dinlenilen ve öğrenilen gerçekler başkalarına da aktarılmalıdır.
30
(O cinler) şöyle demişlerdi: “Ey kavmimiz! Şüphesiz ki biz Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini(n aslını) doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ulaştıran bir kitap dinledik.
Sonraki 5 ayet →