1
Ey insanlar! Sizi tek bir [nefis]ten [*] (candan/cevherden) yaratan, eşini de ondan [*] yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan [*]Rabbinize karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Kendisiyle ilgili birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a ve yakınlara karşı [takvâ]lı olun! Şüphesiz ki Allah üzerinizde gözetleyicidir.
Benzer mesajlar: En‘âm 6:98; A‘râf 7:189; Zümer 39:6 İlk insan yani erkek türü nereden yaratıldıysa eşi de oradan yaratılmıştır; yani ilk kadın, ilk erkekten yaratılmamıştır; iki türün yaratıldığı kaynak aynıdır.,Bu cümle Rûm 30:20, Fâtır 35:11 ve Nebe’ 78:8 ile okunmalıdır. Bu mesaj, ilk insanların pek çok erkek ve kadından oluşan çiftler hâlinde yaratıldığının delilidir. Böylece her türlü ensest iddiaları geçersiz olmaktadır.
2
Yetimlere (yetişkin olduklarında) mallarını verin! Temizi pis olanla değişmeyin! Onların mallarını kendi mallarınıza (katarak kendi malınızmış gibi) yemeyin! Şüphesiz ki o, büyük bir günahtır.
3
(Kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarını gözetememekten korkarsanız beğendiğiniz (size helal olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın! Adil olamamaktan korkarsanız bir tane ile veya sahip olduğunuzla (yetinin)! Bu (davranış), adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır. [*]
Bu ayet Nisâ 4:129. ayetle birlikte okunmalıdır.
4
Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin! Ondan (verdiğiniz mehirden) bir kısmını (gönül hoşluğu ile) size bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin!
5
Allah’ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (muhakemesi henüz gelişmemiş olanlara) vermeyin! Onlarla (kendi mallarıyla) onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin!
6
Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin! Onlarda yetişkinlik [*] görürseniz hemen mallarını kendilerine verin! Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye onları (yetimlerin mallarını) israf ile ve tez elden yemeyin! Zengin olan (veli, yetimin malına) tenezzül etmesin; fakir olan da (ihtiyacına) uygun olarak yesin! Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman onlarla ilgili şahit bulundurun! Hesap görücü olarak Allah yeter.
Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki evlilik çağı, [rüşd] yani yetişkinlik çağıdır. Ergenlik veya daha küçük yaşlarda evlilik kesinlikle Kur’an’dan destek alamaz.
7
Gerek azından, gerek çoğundan belirli bir hisse olmak üzere, ana babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. [*]
Bu ayette kişilere ana babaları ve yakınlarından kalan mal mülkte erkeklerle kadınlara eşit payın söz konusu olabileceğine işaret edilmektedir.
8
(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras paylaşımında hazır bulunduğu zaman, bundan (mirastan) onları da rızıklandırın [*] ve onlara güzel söz söyleyin!
Bu buyruk, mirastan yararlanmak için başkalarının da gözetilmesi hükmünü içermektedir.
9
Geriye gücü yetmez nesiller bıraktıkları takdirde (hâlleri ne olur) diye endişe edenler, (yetimlere haksızlık etmekten de) korkup titresinler! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olsun ve doğru söz söylesinler! [*]
Benzer mesaj: Ahzâb 33:70.
10
Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler, şüphesiz karınlarında ancak ateş yemiş olur. Onlar, alevlenmiş ateşe girecektir.
11
Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli gibi (miras vermenizi) emreder. [*] (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölünün) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. (Mirasçı) tek bir (kadın) ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana babasından her birinin mirastan altıda bir payı vardır. Çocuğu yok da ana babası ona mirasçı olmuş ise annesine üçte bir (düşer). Ölenin kardeşleri varsa, annesine altıda bir (düşer. Bütün bu paylar, ölenin daha önce yapmış olduğu) vasiyetten ve/veya borçtan sonradır. [*] Babalarınız ve oğullarınız(dan) hangisinin size yarar bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. [*] (Bunlar) Allah tarafından belirlenmiş farzlardır (paylardır). Şüphesiz ki Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Bu cümle Nisâ 4:7. ayet ışığında anlaşılmalıdır. Ayet, kişinin kendi kazancıyla ilgili oğluna verdiğinin en az yarısı gibi bir miktarı kızına da vermesini hükme bağlamaktadır. Kızların insandan sayılmadığı, diri diri gömüldüğü, mal gibi alınıp satıldığı bir ortamda erkeğe verilenin “en az” yarısı kadar bir miktarın kızlara da verilmesi öngörülmektedir. Bakara 2:177, 180, 215 ve İsrâ 17:26 ile okununca, ana baba ve yakınlar bağlamında kızlara da belirli bir miktar vasiyet ederek onlara katkı sağlanması gerekliliği de unutulmamalıdır. Yüce Allah’ın mutlak emri olan “adaleti” sağlamada gerekeni yapmak herkesin sorumluluğundadır. Erkeklere fazla verilmesinin nedeni kazanmadaki katkısı, ailenin bakımı, mehir vs. olabilir. ,Burada ve bir sonraki ayette geçen bu uyarı miras paylaşımının kişinin borcu ve vasiyetinden sonra olmasını hükme bağlamakta, dolayısıyla Bakara 2:180’de dikkat çekilen farzın göz ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.,Yüce Allah ayetin başında neden önceliği çocuklara verdiğini, sonrasında neden babaları ve annelerinden bahsettiğini, oranları neye göre belirlediğini, bu anlamda muhataplara kimlerin ne kadar yakın olduğunu insanların idrak edemeyeceğini bildirmektedir.
12
Çocukları yoksa eşlerinizin (hanımlarınızın) bıraktıklarının yarısı sizindir. Yapacakları vasiyetten ve/veya borçtan sonra, onların (eşlerinizin) çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuklarınız yoksa bıraktıklarınızın dörtte biri onların (hanımlarınızın)dır. Çocuğunuz varsa, yapacağınız vasiyetten ve/veya borçtan sonra, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Bir erkek veya hanım bir [kelâle] [*] (annesi, babası ve çocukları bulunmayan kişi)nin malı mirasçılara kalırsa ve (başka bir anneden) bir erkek kardeşi veya bir kız kardeşi varsa her birine altıda bir düşer. ([Kelâle] durumundakinin kardeşleri) bundan fazla iseler, yapılacak vasiyetten ve/veya borçtan sonra üçte bire ortaktırlar. (Bu vasiyetler ve/veya borçlar) kimse zarara uğratılmaksızın [*] ve Allah’tan size bir vasiyet (farz bir görev) olarak (yapılacak)tır. Allah bilendir, hoşgörülüdür.
[Kelâleh] kelimesi, “ana baba ve çocukları bulunmadan ölen kişi” veya “çocuk ve baba tarafından olmayan akrabalar”, bir anlamda “birinci dereceden bir mirasçısı bulunmayan kişi” demektir. [Kelâleh] hakkında bilgi için bkz. Nisâ 4:176, dipnot 1 Bu ifadeden anlaşılıyor ki miras paylaşımında herhangi bir tarafa zarar vermemek, yani bir mağdur oluşturmamak ve adaletten ayrılmamak gerekmektedir. Yüce Allah ayetin bu kısmında önceki ayette bir kez geçen, bu ayette ise üç kez geçen “vasiyyet ve/veya borçların” mirasçılara zarar verici boyutta olmamasını içermektedir. Hz. Muhammed’den nakledildiğine göre, kendisine vasiyetin ne kadar olabileceği sorusuna şu şekilde cevap verdiği rivayet edilmektedir: “Üçte biri, üçte biri de çoktur. Vârislerini zengin olarak bırakman, onları fakirlik ve ihtiyaç içinde bırakmandan hayırlıdır” (Buhârî, Vesâyâ, 2; Cenâiz, 37; Müslim, Vasıyyet, 5; Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 2; Tirmizî, Vesâyâ, 1; Nesâî, Vesâyâ, 3; İbn Mâce, Mesâyâ, 5;imâm Mâlik , Muvatta’, Vasıyyet, 1). Ayette sözü edilen “zarar vermeme” işlemi, malın üçte birden fazlasını veya malının hepsini vererek, mirasçılara zarar vermek için gerçekte olmayan bir borcu varmış gibi göstererek veya sahip olmadığı alacağını almış gibi göstererek vs. şekillerde görülebilir.
13
İşte şu(nlar), Allah’ın (koyduğu) sınırlarıdır. [*] Kim Allah’a ve Elçisine gönülden itaat ederse, (Allah) onu, içinde [ebedî] kalıcılar olarak altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte bu, büyük kurtuluştur. [*]
Kur’an’da 14 kez geçen ve hepsi de Medine dönemi surelerinde yer alan [hudûd] sözcüğü [hadd] kelimesinin çoğuludur ve “sınırlar” manasına gelmektedir. Bu kelime Yüce Allah’a nispet edilerek [hudûdüllâh] yani “Allah’ın sınırları” manasında O’nun belirlediği hükümlerin sınırlarını ifade etmektedir.,Yüce Allah’a ve Elçisine itaatle ilgili olarak Kur’an’da çeşitli ayetler yer almakta ve konunun önemine dikkat çekilmiş olmaktadır. Her kim bağlam gereği miras konularında, genelde ise bütün emirleri ve yasakları bağlamında Yüce Allah’a ve mesajları ileten Elçisine gönülden itaat ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları cennetlere koyacağını müjdelemektedir. Kur’an’da cennetlerin altlarından ırmaklar akacağını bildiren pek çok ayetin yer aldığını hatırlatmak gerekir.
14
Kim Allah’a ve Elçisine isyan eder ve (Allah’ın) sınırlarını aşarsa, (Allah) onu, içinde [ebedî] kalacağı ateşe koyar. Onun için küçük düşürücü bir azap vardır.
15
Kadınlarınızdan çirkinlik (fuhuş) yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin! [*]Şahitlik ederlerse, o (kadı)nları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar için bir yol açıncaya kadar [*] evlerde hapsedin! [*]
Buradaki “dört şahit”te, özel olarak cinsiyet göndermesi veya cinsiyet tahsisi yoktur. Ayetteki [minküm] “sizden” ifadesi, “siz müslümanlardan” anlamına alınmalıdır.,Burada sözü edilen “Allah’ın onlar için açacağı yol” onların lehine olmak üzere tevbe ettikten sonra evlenebilmeleri hükmüdür.,Bu ayet kadın kadına [fuhş]un cezasını içermektedir.
16
İçinizden onu (o fuhşu) yapan iki erkeği de cezalandırın! [*] tevbe eder, kendilerini düzeltirlerse [*] artık onlardan (kendilerine ceza vermekten) vazgeçin! Şüphesiz ki Allah tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.
Bu ayet öncekinin zıddına bu defa “erkek erkeğe yapılan homoseksüellik” ahlaksızlığının cezasını içerir. Bu iki ayette bilinen anlamda kadın-erkek yapılan zinadan söz edilmemektedir. Zira bilinen anlamda zinanın cezası, Nûr 24:2’de 100 [celde] (değnek) olarak belirlenmektedir.,tevbe ve ıslahın cezaları düşürmesiyle ilgili bkz. Âl-i İmrân 3:89, dipnot 8.
17
Allah’ın kabul edeceği tevbe, sadece bilmeden kötülük edip sonra hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbesini kabul eder. [*] Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Bu ayette Yüce Allah’ın kabul edeceği tevbenin bilgisizce yapılan bir hatadan hemen sonra gerçekleştirilen pişmanlık ve yöneliş olduğuna dikkat çekilmektedir. Hata işledikten hemen sonra tevbe etmek, günahın günah olduğunu idrak edebilmek ve günahı savunmamaktır. Zamana yayılan hata bir süre sonra kanıksanır, benimsenir, unutulur, alışkanlığa dönüşür ve kişiyi yaptığının hata olmadığı sonucuna götürür ki işte bu korkunç bir akıbettir. Ayette geçen [es-sûe] “kötülük” kelimesinin tekil getirilmesi, hatalara dalmamayı öğütlemektedir. Bilerek hatada ısrar etmek kişinin tevbe etmeden ölmesine yol açabilir ki bundan kurtulmak için hatadan hemen sonra tevbe etmek gerekmektedir. Benzer mesaj: Neml 27:11.
18
Kötülükleri (sürekli) yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca “Ben şimdi tevbe ettim.” diyenler ile kâfir olarak ölmekte olanlar için (kabul edilecek) tevbe yoktur. [*] Onlar için acı bir azap hazırlamış (olacağ)ız.
Önceki ayette geçen [es-sû’] kelimesi yerine burada [es-seyyiât] sözcüğünün çoğul getirilmesi, bağışlanmayacak kötülüklerin hem sayısının fazla oluşunu göstermektedir hem de sıklıkla yapıldıkları için adeta alışkanlık haline getirildikleri anlaşılmaktadır. Kabul edilmeyen tevbelerle ilgili mesajlar için bkz. En‘âm 6:158; Yûnus 10:90-91; Secde 32:29; Sebe’ 34:52; Mü’min 40:85; Duhân 44:13; Muhammed 47:18.
19
Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Apaçık bir çirkinlik yapmaları hariç, onlara verdiğinizin (mehrinizin) bir kısmını gidermeniz (geri almanız) için de onları sıkıştırmayın! Onlarla iyi geçinin! Onlardan hoşlanmazsanız, (bilin ki) sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allah çok hayır koymuş olabilir.
20
Bir eşin yerine (başka) bir eş değiştirmek (yeni bir eş almak) isterseniz, onlardan birine yüklerle (mehir) vermiş olsanız bile ondan hiçbir şeyi (geri) almayın! İftira ederek ve (böylece) apaçık bir günah işleyerek onu (verdiğiniz mehri) geri alır mısınız!
21
Daha önce birbirinizle içli dışlı olduğunuz ve (kendilerini koruyacağınıza dair nikâhta) sizden sağlam bir söz almış oldukları hâlde onu (verdiğiniz mehri) nasıl geri alırsınız ki! [*]
Bu iki ayette, kadınların haklarının gözetilmesinin önemine vurgu yapıldığı görülmektedir.
22
Geçmişte olanlar hariç, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin! Şüphesiz ki bu bir çirkinliktir; öfke (sebebi)dir ve çok kötü bir yoldur.
23
Anneleriniz, kızlarınız, [*] kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt (emmekten dolayı oluşan) kız kardeşleriniz, [*] kadınlarınızın (eşlerinizin) anneleri, kendileriyle (cinsel ilişki ile) birleştiğiniz kadınlarınızdan (eşlerinizden) olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız da size haram kılınmıştır. Onlarla (hanımlarla nikâhlanmış da) henüz (cinsel ilişki ile) birleşmemiş (ve onlardan boşanmış)sanız, (onların kızlarını almanızda) size herhangi bir vebal yoktur. [*] Kendi neslinizden olan oğullarınızın helalleri (gelinleriniz) [*] ve iki kız kardeşi (aynı anda) birlikte [*] almak da (size haram kılındı). Ancak geçen geçmiştir. [*] Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Burada geçen “anneleriniz ve kızlarınız” ifadesi, yukarıya doğru anneanneleri ve babaanneleri içerdiği gibi kızları ve onların kızları olan torunları da elbette içerir.,Bu ifade süt kardeşliğinin bile evliliğe engel olduğu hükmünü içermektedir. Dolayısıyla Hz. Âdem’in çocuklarının farklı doğumlarda dünyaya gelmiş kardeşlerin birbiriyle evlendirildiği iddiası bu hüküm karşısında tümüyle geçersiz hale getirilmektedir.,[Rabîbe] kelimesinin çoğulu olan [rabâib] kelimesi “üvey kızlar” demektir. Yüce Allah bu cümlede evlenilip cinsel anlamda birleşilmiş olan hanımların başka erkeklerden yani önceki evliliklerinden olma kızlarıyla da evlenilemeyeceğini ifade etmektedir. Eğer nikâh yapılmış da henüz cinsel birliktelik yaşanmadan ayrılık gerçekleşmişse bu durumda o hanımların kızları yabancı durumunda olacakları için onlarla evlenilebileceği ifade edilmektedir.,Ayette geçen ve [halîleh] kelimesinin çoğulu olan [halâil] kelimesi “gelinler” demektir. Yüce Allah ayetin bu kısmında kişinin kendi öz çocuğunun boşadığı hanımıyla yani “gelinler”le evlenilemeyeceğini ifade etmektedir.,Buradaki vurgu iki kız kardeşin her ne sebeple olursa olsun aynı anda aynı kişinin nikahı altında bulundurulmasının haramlığıdır Bu ifade, Kur’an hükümleri gelmeden önceki uygulamaları içermektedir. Kur’an geldikten sonra böyle bir izin söz konusu değildir.
24
Sağ ellerinizin (yeminlerinizin) sahip oldukları [*] hariç, Allah’ın size bir yazısı (emri) olarak evli kadınlar [*] da (size haram kılınmıştır). [*] Bunların ötesinde (başkasını), namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılınmıştır. Onlardan yararlanmanıza karşılık, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin! [*] mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size herhangi bir vebal yoktur. Şüphesiz ki Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Bu ifade, hem bu ayette hem de Bakara 2:235’te belirtildiği üzere yeminlerle sahip olunacağı bildirilen aday eşler veya evlenilerek özgürlüklerine kavuşturulacak cariyeler anlamına gelmektedir Ayette geçen [el-muhsanât] kelimesi namusu adeta bir kale gibi koruma altına alınmış kadınlar anlamında evli hanımların hem bizzat kendileri hem de eşleri tarafından korunmuşluğu demektir.,Nisâ 4:22-24. ayetlerde, kendileriyle evlenilmesi dinen haram olan kadınlar sayılmaktadır.,Bu ayette sözü edilen durum, geçici süreli birliktelik anlamında [mut‘a] nikâhı değildir. Ayetin bağlamına dikkat edildiğinde kastedilenin, evliliklerde hanımlara verilen mehir olduğu apaçık ortadadır.
25
İçinizden, imanlı özgür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kişi, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan, yeminlerinizin sahip oldukların)dan (cariyelerinizden alsın)! Allah sizin imanınızı çok iyi bilendir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Onları sahiplerinin izni ile nikâhlayın ve namuslu yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ile uygun bir şekilde mehirlerini de (bizzat) kendilerine verin! Evlendikten sonra bir çirkinlik (fuhuş) yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). [*] Bu (cariye ile evlenme emri), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için hayırlı olandır. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Bu cümlede verilmek istenen mesaj, Nûr 24:2’de belirtildiği üzere, zinaya öngörülen 100 [celde] (değnek) sopa cezasının cariyelikten sonra evlilik yapan kadınlara zina yapmaları durumunda bunun yarısının yani 50 sopalık cezanın uygulanacağı hükmünü içermektedir.
26
Allah size (hükümleri) açıklamak, sizi sizden önceki (iyi)lerin yollarına ulaştırmak [*] ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Yüce Allah din konusunda bize kanun olarak belirlediği şeyleri daha önce Hz. Nuh’a da, Hz. Muhammed’e de, Hz. İbrahim’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya da emrettiğini bildirerek ilahi mesajlardaki kaynak ve ruh birlikteliğine dikkat çekmektedir. Şûrâ 42:13’te bahsedilen bu beş peygamberden Ahzâb 33:7’de de bahsedilmektedir. Aynı mesaj içeriğinde olmak üzere Âl-i İmrân 3:19, 52, 81, 85, En‘âm 6:83-90, A‘râf 7:126, Enbiyâ 21:92, Hacc 22:78, Mü’minûn 23:52, Şu‘arâ 26:192-196, Şûrâ 42:13, Ahkâf 46:9, Necm 53:36-41 ve A‘lâ 87:18-19 gibi ayetlerde çeşitli bilgiler verildiğini hatırlatmak gerekmektedir. Benzer ayetlerde vurgulanan husus, peygamberlerin ve getirdikleri mesaj içeriklerinin ruh ve amaç açısından birlikteliklerini ortaya koymaktır. Bu itibarla tekrar vurgulayalım ki önceki peygamberlere veya kitaplara atfedilen ilâhî mesajların doğruluk değeri veya ölçüsü, Kur’an’a uygunluk şartına bağlıdır. Kur’an’a uygun iseler doğrudurlar; aykırı iseler tahrife uğramışlardır.
27
Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor; şehvetlerine uyanlar ise büyük bir sapkınlığa sapmanızı (tamamen yoldan çıkmanızı) istiyorlar.
28
Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek istiyor; (çünkü) insan zayıf yaratılmıştır. [*]
Yüce Allah kullarının durumunu bildiği için verdiği bütün hükümlerinde onların yükünü hafifletmeyi amaçladığını ve onlara güçlerinin üstünde herhangi bir görev yüklemeyeceğini ifade etmektedir. Burada öncelikli konu evlilik, hatta cariyelerle evlilik olduğu için bu noktada bu tür evliliklere getirdiği esnekliklerin amacı bildirilmektedir. Bakara 2:286’da şöyle buyrulmaktadır: “Allah hiçbir canı gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmaz.” Yüce Allah bu cümlede çok temel bir prensibe değinmekte ve hiç kimsenin üstesinden gelemeyeceği, gücünün yetmeyeceği herhangi bir şeyle yükümlü tutulamayacağını, yükümlü tutulmaması gerektiğini ilkeleştirmektedir. Böylece emrettiği ve yasakladığı her bir buyruğunun aslında kulların yapabileceği türden kolay şeyler olduğunu dolaylı olarak ifade etmiş olmaktadır.
29
Ey iman edenler! Velev ki aranızdaki rızaya dayalı ticaretle bile olsa mallarınızı [batıl] (yollar) ile aranızda yemeyin [*] ve kendinizi öldürmeyin! Şüphesiz ki Allah size karşı çok merhametlidir.
Buradaki buyruk, malların batıl bir şekilde yenmemesi hükmünü içermektedir. Ayette yer alan [illâ] edatına bu nedenle “velev ki” şeklinde bir tercümeyi esas aldık. Aksi takdirde, yani edata bilinen yaygın anlamı olan “ancak, hariç” anlamı verilince, her razı olunan ticaret meşru görülebilir ki faiz, kumar, rüşvet, uyuşturucu, kara para aklama vs. işlemler bu noktada anlaşılmaz olur. Bir işlem batıl ise ticaret adıyla da olsa onu bu durumdan çıkarmak söz konusu olamaz (Esed, [Kur’an Mesajı,] Nisâ 29. ayetin dipnotu). [İllâ] edatına istisna anlamı verilecekse bu defa “aranızda razı olduğunuz ticaret hariç” ifadesinde ticaretin batıl olmayan yönüne vurgu yapılmalıdır.
30
Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu (bu yasakları) yaparsa (bilsin ki) onu ateşe atacağız; bu ise Allah’a çok kolaydır.
Sonraki 30 ayet →