1
Ey Peygamber! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) ol; kâfirlere ve münafıklara itaat etme! [*] Şüphesiz ki Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Benzer mesaj: Ahzâb 33:48.
2
Rabbinden sana vahyedilene uy! [*] Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Vahye uymayla ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân 3:103, dipnot 1.
3
Allah’a güven! [Vekil] (güven kaynağı) olarak Allah yeter. [*]
Benzer mesajlar: Nisâ 4:81; Ahzâb 33:48.
4
Allah hiçbir erkeğin (insanın) göğsünde iki kalp yaratmamıştır. [Zıhar] [*]yaptığınız eşlerinizi anneleriniz kılmamış ve evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız yapmamıştır. [*] Bunlar sizin ağızlarınızdaki (boş) sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve (doğru) yola O ulaştırır.
[Zıhâr], kişinin “Sen bana annemin sırtı gibisin!” diyerek eşinin sırtını annesine benzetmesi ve böylece eşini boşanmış sayması ahlaksızlığıdır. Bu konuda ayrıca bkz. Mücâdele 58:1-4 Kur’an’da evlatlık çocukların kişilerin kendi çocukları olmadığı açıkça ve özellikle belirtilmektedir. O kadar ki Ahzâb 33:37’de de dile getirildiği gibi evlatlıkların boşadığı kadınlarla söz konusu kişilerin evlenmesinde herhangi bir sakınca görülmemektedir. Çünkü evlatlıklar kişilerin kendi çocukları olmadığı için onların eşleri de kişilerin gelini durumunda değildir.
5
Onları (evlatlıklarınızı, kendi) babaları(nın adıyla) çağırın! Allah katında en doğrusu budur. Babalarını bilmiyorsanız, (bu takdirde) onlar, din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanlışlıkla yaptıklarınızda size vebal yoktur fakat kalplerinizin kastettiği(nde vebal vardır). [*] Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Kalbin kazanımları hakkında bkz. Bakara 2:225, 283; Nahl 16:22, 106.
6
Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır; eşleri de onların (ümmetin) anneleridir. [*] Allah’ın kitabına göre yakınlık sahibi olanlar, (vârislik bakımından) birbirlerine (diğer) müminler ve muhacirlerden daha uygundurlar. Ancak, dostlarınıza uygun bir (vasiyet) yapmanız hariçtir. Bu (uygulamamız), Kitapta yazılı bir (hükmümüz)dür.
Hz. Muhammed’in eşleri ümmetin annesi sayıldığı için, Ahzâb 33:53’te belirtildiği üzere Hz. Muhammed’den sonra onun eşleriyle evlenilmesi kesinlikle yasaklanmıştır.
7
Hani biz, peygamberlerden söz almıştık; senden de, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan da. Onlardan sağlam bir söz almıştık. [*]
Burada “peygamberler” denmesine rağmen daha sonra beş peygamberin isminin ayrı olarak belirtilmesinin sebebi onların o dönemde yaşayanlar tarafından bilinmesidir. Peygamberlerden alınan sözün, surenin başında yer alan “Allah’a karşı [muttakî] oluş”, “kâfirlere ve münafıklara itaat etmeme”, “kendilerine Rablerinden vahyedilen mesajlara tâbi olma” ve “sadece Yüce Allah’a güvenme, O’na [tevekkül] edip güven kaynağı olarak Allah’ın yeteceği” şeklindeki esaslar olduğunu söyleyebiliriz. Zira bu esasların hepsi bütün peygamberler için söz konusu edilmiştir.
8
(Allah bu sözü), doğru kişilerin doğruluklarını sorgulasın diye (almıştı). Kâfirler için de elem verici bir azap hazırlamıştır.
9
Ey iman edenler! Allah’ın size olan (şu) nimetini hatırlayın: Hani size ordular [*] gelmişti de biz onlara (düşmanlarınıza) karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. [*] Allah yaptıklarınızı görendir.
Hendek Gazvesi: “Savaşa, şehrin müdafaası çevresine kazılan hendeklerle sağlandığı için Hendek Gazvesi denilmiştir. Saldıran tarafta yer alan birçok grubu ifade etmek için Kur’an-ı Kerîm’de kullanılan “[ahzâb]” (hizipler, gruplar) tabirinden dolayı bu savaşa Ahzâb Gazvesi adı da verilir. Surenin 20 ve 22. ayetlerinde Medine’yi kuşatmaya gelen müttefik düşman kuvvetlerinden “ahzâb” şeklinde bahsedilmekte, sure de adını bu kelimeden almaktadır” (Muhammed Hamidüllah, “Hendek Gazvesi”, [DİA,] cilt: XVII, sayfa: 194-195).,Benzer mesajlar: Tevbe 9:26, 40.
10
Onlar hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan üzerinize geldikleri zaman, gözler kaydığı (yıldığı), yürekler boğazlara geldiği ve siz Allah hakkında türlü türlü şeyler düşündüğünüz zaman,
11
İşte orada müminler imtihan edilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı.
12
Hani münafıklar ile kalplerinde hastalık bulunanlar “(Meğer) Allah ve Elçisi bize aldatmadan başka bir vaatte bulunmamışlar!” diyorlardı.
13
Onlardan bir grup da şöyle demişti: “Ey Yesribliler [*] (Medineliler)! Sizin için durmanın sırası değil, dönün!” İçlerinden bir grup ise evleri savunmasız olmadığı halde “Şüphesiz ki evlerimiz savunmasızdır!” diyerek Peygamber’den izin istiyordu; (savaştan) kaçmaktan başka bir şey istemiyorlardı.
[Yesrib], Medine’nin eski adıdır.
14
(Medine’nin) her yanından (kendi) üzerlerine saldırılsaydı da kendilerinden [fitne] (savaş) istenseydi, şüphesiz ki hemen bunu yaparlar; onunla ilgili gecikmezlerdi. [*]
Bu mesaj Nisâ 4:91. ayetle birlikte okunmalıdır.
15
Yemin olsun ki daha önce onlar, arkalarını dönmeyeceklerine (kaçmayacaklarına) dair Allah’a söz vermişlerdi. [*] Allah’a verilen söz sorumluluk gerektirmektedir. [*]
Bu ayetlerde münafıkların savaş ortamında nasıl davrandıkları ve ikiyüzlülükleri hatırlatılmaktadır.,Benzer mesaj: İsrâ 17:34.
16
(İzin isteyenlere) de ki: “Ölümden veya savaştan kaçıyorsanız, kaçmanın size asla yararı olamaz!” (Kaçsanız) bile zaten az yaşatılacaksınız. [*]
Yüce Allah gerek tabiî bir şekilde ölümden, gerekse savaşta öldürülmekten korktukları için savaştan kaçsalar da bu kaçışın çok uzun sürmeyeceği, kendilerine takdir edilen hayatın dünya ile ilişkili olması nedeniyle zaten kısa olduğu ifade edilmektedir.
17
De ki: “Allah size herhangi bir kötülük dilerse, sizi O’na karşı kim koruyabilir veya size herhangi bir merhamet dilerse (size kim zarar verebilir ki)!” [*] Onlar kendileri için Allah’a rağmen hiçbir dost da yardımcı da bulamayacaklardır. [*]
Benzer mesajlar: Enbiyâ 21:42; Fâtır 35:2; Zümer 39:38; Mülk 67:20-21, 28.,Benzer mesaj: Nisâ 4:173.
18
Allah içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına [*] “Bize gelip (katılın)!” diyenleri elbette bilmektedir. Zaten bunlar savaşa çok az gelir.
Kur’an’da sadece bu ayette geçen [el-mu‘avvıkîne] kelimesi “engellemeye çalışanlar”, “alıkoyanlar”, “caydırmak isteyenler”, “savsaklayanlar” gibi anlamlar içermekte ve münafıkların Ahzâb Savaşı günlerindeki olumsuz tavırlarını ifade etmektedir. Ayette yer alan [li ıhvânihim] ifadesi “kendi kardeşlerine”, yani akrabalarına veya yandaşlarına, kafadarlarına, dostlarına demektir.
19
(Gelseler de) size karşı cimri olarak (gelirler). [*] Korku geldiğinde, üzer(ler)ine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince, iyiliği kıskanarak sizi sivri dilleriyle incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir; (bu yüzden) Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah’a çok kolaydır.
Kur’an’da sadece bu ayette [eşıhhaten] kelimesi, hayır konusunda “cimrilik yapmak”, “hırslı olmak”, “kıskançlık yapmak” vs. anlamlar içermektedir. Münafıkların cimri olduklarıyla ilgili olarak Tevbe 9:67 ve Münâfikûn 63:7 gibi ayetlerde çeşitli noktalar üzerinde durulmaktadır. Bu anlam doğrultusunda münafıkların savaş harcamalarına katkı vermedikleri, cimri davrandıkları veya katıldıkları savaşlarda gereken özveride bulunup omuz omuza savaşmadıkları anlamı elde edilmiş olur.
20
(Münafıklar, düşman) birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. O birlikler (tekrar) gelse, sizin haberlerinizi (uzaktan) soracak şekilde göçebe Arapların arasında çölde olmak isterler. Zaten içinizde bulunsalardı bile pek savaşacak değillerdi.
21
Şüphesiz ki Allah’ın Elçisinde sizin için, (yani) Allah’a ve ahiret gününe (kavuşmayı) umanlar ve Allah’ı çok hatırlayanlar için güzel bir örnek vardır. [*]
Hz. Muhammed Kur’an’ın nasıl uygulanacağını gösteren [üsve-i hasene] (en güzel örnek)tir, rol modeldir. Hz. İbrahim ve beraberindeki müminlerin örnekliği için de ayrıca bkz. Mümtehine 60:4, 6.
22
Müminler ise (düşman) birliklerini gördüklerinde “İşte bu, Allah ve Elçisinin bize vadettiğidir! Allah ve Elçisi doğru söylemiştir.” demişlerdi. Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah’a bağlılıklarını artırmıştı. [*]
Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:173; Enfâl 8:2; Tevbe 9:124; Kehf 18:13; Meryem 19:76; Hacc 22:54; Muhammed 47:17; Fetih 48:4; Müddessir 74:31.
23
Müminlerden, Allah’a verdikleri sözde duran nice adamlar (yiğitler) vardır. [*]Onlardan kimi, adağını (Allah’a sözünü) yerine getirmiş; kimi de (yerine getirmeyi) beklemektedir. Onlar (sözlerini) asla değiştirmemişlerdir.
Ayetteki [ricâl] kelimesi Tevbe 9:108 ve Nûr 24:37’de de olduğu gibi “erkekler” anlamına gelse de kastedilen “yiğitler”, “erler” şeklinde “cinsiyet” merkezli değil de fedakarlık içerikli “şahsiyet” odaklı anlaşılmalıdır. Tefsirlerimizde bu noktada Yüce Allah’a verdikleri sözde sadık olanlarla ilgili olarak Hz. Osman, Talha b. Ubeydillâh, Sa‘îd b. Zeyd, Hz. Hamza, Mus‘ab b. Umeyr gibi sahâbîlerin isimleri yer almaktadır.
24
Sonunda Allah doğru olanlara, doğruluklarına karşılık (ödül) verecektir; münafıklara dilerse azap edecek veya (tevbe ederlerse bu) tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
25
Allah o kâfirleri hiçbir menfaate ulaşamadan öfkeleri ile geri çevirmişti. Savaş (konusun)da Allah(ın yardımı), müminlere yeter. Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
26
Allah kitap ehlinden (olup) onlara (müşrik ordularına) yardım edenleri kalelerinden indirmiş ve kalplerine korku düşürmüştü. (Siz direnenlerin) bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir alıyordunuz.
27
(Allah) onların yer(ler)ine, yurtlarına, mallarına ve ayak basmadığınız topraklar(ın)a sizi mirasçı yaptı. [*] Allah her şeye gücü yetendir.
Burada sözü edilen yer, bazı alimlerimiz tarafından Kurayza oğullarının kaleleri, Rumların ve İranlıların toprakları, Hayber, Yemen vs. şeklinde yorumlanmıştır. Esasında maksadı daha kapsamlı düşünerek, ayetteki mesajı ve müjdeyi “Müslümanların ayak basmadığı nice toprak parçaları” manasında “daha sonra kıyamete kadar fethedilecek yerler” şeklinde anlamak daha doğru olsa gerektir.
28
Ey Peygamber! Eşlerine de ki: “Dünya hayatını ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım (mehrinizi vereyim) ve sizi güzellikle bırakayım (boşanalım).” [*]
Hz. Muhammed’in eşlerinin kendisinden zinetler, süslü elbiseler, daha çok nafaka, yiyecek bedeli geçimlik şeyler istedikleri aktarılmaktadır. Bunun üzerine, Rasûlullah Hz. Ayşe’den başlayarak hepsini kararlarında serbest bırakmıştı. Başta Hz. Ayşe olmak üzere hepsi de tercihlerini Yüce Allah’tan, Elçisi’nden ve ahiret yurdundan yana yapmışlardı.
29
Allah’ı, Elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, (bilin ki) şüphesiz ki Allah içinizden güzel davrananlar için büyük bir ödül hazırlamıştır.
30
Ey Peygamber’in kadınları (hanımları)! Sizden kim açık bir çirkinlik yaparsa, ona iki kat azap uygulanır. [*] Bu, Allah’a çok kolaydır.
Bu ve bir sonraki ayette, Hz. Muhammed’in eşlerinin ayrıcalığına dikkat çekilmekte, ödüllerinde olduğu gibi cezalandırılmalarında da diğer hanımlara olanın iki katının uygulanacağı ifade edilmektedir. Bu bir uyarıdır. Çünkü annelerimiz olan bu hanımlar asla ve asla böyle bir çirkinlik yapmamışlardır.
Sonraki 30 ayet →