1
[Elif. Lâm. Mîm.] [*]
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.
2
İnsanlar, imtihan edilmeden sadece “İman ettik!” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar! [*]
Benzer mesajlar: Bakara 2:214; Âl-i İmrân 3:142; Tevbe 9:16; Kıyâmet 75:36.
3
Yemin olsun ki biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Elbette Allah doğruları bil(dir)ip (ortaya çıkaracak)tır; yalancıları da mutlaka bil(dir)ip (ortaya çıkaracaktır). [*]
“Yüce Allah’ın bilmesi” ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân 3:140, dipnot 11.
4
Yoksa kötülükleri yapanlar, bizi geçebileceklerini (bizden kaçabileceklerini) mi sandılar? Ne kadar kötü hüküm veriyorlar!
5
Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki Allah’ın (belirlediği) zaman elbette gelecektir. O duyandır, bilendir.
6
[Cihad] eden (fedakârlık yapan) ancak kendisi için [cihad] etmiş (fedakârlık yapmış) olur. Şüphesiz ki Allah âlemlerden zengindir.
7
İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini elbette örtecek ve onlara, yaptıklarının en güzeli ile karşılık vereceğiz. [*]
Benzer mesajlar: Tevbe 9:121; Nahl 16:96, 97; Nûr 24:38; Zümer 39:35; Ahkâf 46:16.
8
Biz insana ana babasına güzel davranmasını emrettik. [*] Onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme! [*] Dönüşünüz sadece banadır. Elbette yapmış olduklarınızı size bildireceğim.
Benzer mesajlar: Bakara 2:83; Nisâ 4:36; En‘âm 6:151; İsrâ 17:23-24; Meryem 19:14, 32; Lokmân 31:14; Ahkâf 46:15.,Benzer mesaj: Lokmân 31:15.
9
İman edip iyi işler yapanları elbette iyilere katacağız.
10
İnsanlardan kimi vardır ki “Allah’a inandık.” der; Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanlar(ın) eziyeti(ni) Allah’ın azabı gibi görür. Rabbinden bir yardım gelecek olsa, mutlaka “Doğrusu biz de sizinleydik!” derler. Allah insanların göğüslerinde (kalplerinde) olanları iyi bilen değil midir!
11
Allah iman edenleri elbette bil(dir)ip (ortaya çıkaracaktır); [*] iki yüzlüleri de elbette bil(dir)ip (ortaya çıkaracaktır). [*]
Bu ayetteki “Allah bilsin!” ifadeleri, 4. ayette de olduğu gibi “Allah’ın bildirmesi ve/veya ortaya çıkarması” demektir. Benzer mesajlar: Bakara 2:143; Âl-i İmrân 3:140, 142, 166, 167; Tevbe 9:16; Kehf 18:12; ‘Ankebût 29:3; Sebe’ 34:21; Muhammed 47:31; Hadîd 57:25.,Ankebût suresinin 10 ve 11. ayetlerinde münafıklardan söz edildiği için bu ayetlerin Medine dönemi ayetlerinden olduğunu anlaşılmaktadır.
12
Kâfir olanlar iman edenlere “Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı da biz yüklenelim!” derler. (Oysa) günahlarından hiçbir şeyi asla yüklenici değillerdir. [*] Şüphesiz ki onlar yalancıdır.
Benzer mesajlar: Bakara 2:48, 123; En‘âm 6:164; İsrâ 17:15; ‘Ankebût 29:12; Lokmân 31:33; Fâtır 35:18; Zümer 39:7; Necm 53:38; Mümtehine 60:3.
13
Elbette kendi yüklerini (günahlarını, ayrıca) kendi yükleriyle (günahlarıyla) birlikte (sebep oldukları diğer) yükleri (günahları) da taşıyacaklardır; [*] uydurdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.
Bu ayet Nisâ 4:85 ile birlikte okunmalıdır.
14
Yemin olsun ki biz Nuh’u kendi halkına göndermiştik; bin seneden elli yıl eksik [*] bir süre onların arasında kalmıştı. Onlar haksızlık ederken (sonunda) tufan kendilerini yakalamıştı.
Buradaki “1000 sene” ifadesi ile Hz. Nuh’un kavminin içerisinde verimsiz ve çok uzun seneler geçirdiği, “50 yıl” ifadesi ile de peygamberlik yaptığı verimli süre kastedilmiş olabilir. “Bin seneden elli yıl eksik” ifadesini bir bütün olarak ele aldığımızda, ayette hem [seneh] (sene) hem de [‘âm] (yıl) kelimelerinin kullanılmış önemli bir ayrıma dikkat çekmektedir. Zira Râğıb el-Isfehânî’nin de belirttiği gibi, Yûsuf 12:47’de geçen [seneh] kelimesi daha çok verimsiz ve kurak seneler için kullanılırken, iki ayet sonra Yûsuf 12:49’da geçen [‘âm] sözcüğü ise bereketli ve yağışlı yıllar anlamında kullanılmıştır.
15
Biz onu ve gemideki halkı kurtarmış ve onu âlemlere ibret yapmıştık. [*]
Buradaki amaç, geminin yani onun içindekilerle gemiye binmeyip boğulanların yaşadığı olayların sonrakiler için bir ders olduğuna dikkat çekmektir.
16
İbrahim’i de (elçi olarak göndermiştik). Kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin! O’na karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Bilirseniz bu, sizin için hayırlı olandır.
17
Siz Allah’ın peşi sıra birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Şüphesiz ki Allah’ın peşi sıra taptıklarınız, size rızık veremezler. Rızkı Allah katında arayın! O’na kulluk edin ve O’na şükredin! Yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
18
(Size tebliğ edileni) yalanlarsanız, elbette sizden önceki milletler de (gerçekleri) yalanlamıştı. Elçi’ye düşen (görev) yalnızca apaçık tebliğdir. [*]
Tebliğle ilgili olarak bkz. Mâide 5:67, 99; Ra‘d 13:40; Nahl 16:35, 82; Nûr 24:54; Yâsîn 36:17; Şûrâ 42:48; Teğâbun 64:12; Ğâşiye 88:21.
19
Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını, [*] sonra da bunu (nasıl) tekrarladığını hiç düşünmezler mi? Şüphesiz ki bu, Allah’a kolaydır.
Bu ayet yaratılışın bir süreç hâlinde gerçekleşmekte olduğunun delilidir. Benzer mesajlar: A‘râf 7:29; Yûnus 10:34; Enbiyâ 21:104; Neml 27:64; ‘Ankebût 29:19, 20; Rûm 30:11, 27; Burûc 85:13.
20
De ki: “Yeryüzünde dolaşın ve (Allah) yaratmaya nasıl başlamış bir bakın!” Allah bundan sonra son yaratılışı (ahiret hayatını) da gerçekleştirecektir. Şüphesiz ki Allah her şeye gücü yetendir.
21
O, dileyene (layık gördüğüne) azap eder; dileyene (layık gördüğüne) ise merhamet eder. [*] Yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “Allah dilediğine (layık olana) azap eder, dilediğine (layık olana) ise merhamet eder”; “(Allah azabı tercih edip) dileyene azap eder; (bağışlanmayı tercih edip) dileyene ise merhamet eder.” Benzer mesajlar: Bakara 2:284; Âl-i İmrân 3:129; Mâide 5:18, 40; Fetih 48:14.
22
Yerde ve gökte (O’nu) asla aciz bırakamazsınız. [*] Sizin için Allah’a rağmen dost da yardımcı da yoktur.
Yüce Allah’ın aciz bırakılamaması ile ilgili benzer mesajlar: En‘âm 6:134; Enfâl 8:59; Tevbe 9:2, 3; Yûnus 10:53; Hûd 11:20, 33; Nahl 16:46; Nûr 24:57; Fâtır 35:44; Zümer 39:51; Şûrâ 42:31; Ahkâf 46:32.
23
Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler –işte onlar– benim merhametimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için elem verici bir azap vardır.
24
(İbrahim’in) kavminin cevabı ise “Onu öldürün veya yakın!” demelerinden başka bir şey olmamıştı. (Ama) Allah onu ateşten kurtarmıştı. [*] Şüphesiz ki bunda iman eden bir toplum için dersler vardır.
Konuyla ilgili ayetlerde geçen [nüneccî] , [encâ], [enceynâ] vs. aynı kökten gelen -bazı kullanımlar hariç- (Bakara 2:49; En‘âm 6:63; A‘râf 7:165; Yûnus 10:22, 23, 92; Yûsuf 12:45; Tâhâ 20:40; Enbiyâ 21:88), diğer yerlerde “azaba veya sıkıntıya girmeden kurtarılmak” anlamını vermektedir. Nitekim peygamberlerin ve müminlerin çeşitli şekillerde helak edilen kavimlerinin akıbetinden kurtarılmasından söz edilen ayetlerdeki ifadelerde de bu kökten kelimeler kullanılmıştır ve elbette kastedilen “o helakin içinden” değil de “o helake uğramadan” kurtarılmak şeklinde belirlenmiştir. Bu çerçevede Hz. İbrahim’in de ateşe hiç atılmadan kurtarılmış olma ihtimali çok yüksektir. Bu konuda ayrıca bkz. Enbiyâ 21:71, dipnot 5.
25
(İbrahim) şöyle demişti: “Siz sadece aranızdaki dünya hayatına özel bir sevgi uğruna Allah’ın peşi sıra birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek [*] ve bir kısmınız bir kısmına lanet edecektir. [*]Barınağınız ateştir; sizin için asla yardımcılar da yoktur!”
Burada geçen [yekfuru] fiili “örtmek”, “inkâr etmek” anlamlarından hareketle “tanımazlıktan gelmek” şeklinde anlaşılmalıdır.,Benzer mesajlar: Yûnus 10:28-29; İbrâhîm 14:22; Nahl 16:86; Meryem 19:82; Furkân 25:18-19; Kasas 28:63; ‘Ankebût 29:25; Rûm 30:13; Sebe’ 34:41; Fâtır 35:14; Ahkâf 46:6.
26
Lut (da) ona iman etmişti ve (İbrahim) “Doğrusu ben Rabbime (emrettiği yere) hicret ediyorum. [*] Şüphesiz ki yalnızca O güçlüdür, doğru hüküm verendir.” demişti.
Benzer mesajlar: Şu‘arâ 26:62; Kasas 28:22; Sâffât 37:99; Zuhruf 43:27.
27
Biz ona (İbrahim’e), İshak ve (İshak’ın oğlu) Yakup’u lütfetmiş, peygamberliği ve Kitabı onun soyundan gelenlere vermiştik. Ona (böylece) dünyada ödülünü vermiştik. Şüphesiz ki o, ahirette de iyilerden (olacak)tır.
28
Lut’u da (elçi olarak göndermiştik). Kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ki siz, sizden önce âlemlerden (insanlardan) kimsenin yapmadığı bir çirkinliği yapıyorsunuz. [*]
Benzer mesajlar: A‘râf 7:80-81; Hicr 15:70-71; Neml 27:54-55.
29
Siz erkeklere yaklaşacak, yol kesecek [*] ve toplantılarınızda o çirkinliği mi yapacaksınız!” [*] Kavminin cevabı ise “Doğru söyleyenlerdensen bize Allah’ın azabını getir!” demelerinden başka bir şey olmamıştı.
“Yol kesme” ifadesi, bilinen anlamda “yol kesmek” anlamına gelebileceği gibi, neslin üreme yolunu kesmek anlamına da alınabilir ki bu tercih konu bütünlüğüne daha uygundur.,Bu ifade Hz. Lut’un sapkın kavminin bu sapkınlığı gruplar halinde, kulüplerde, topluca yaptıklarının delilidir.
30
(Lut:) “Rabbim! Şu bozguncu topluma karşı bana yardım et!” demişti.
Sonraki 30 ayet →