1
[Tâ. Sîn. Mîm.] [*]
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.
2
İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir.
3
İman edecek bir toplum için Musa ile Firavun’un haberinden bir kısmını [*] sana bir amaç ile [tilavet] etmekteyiz (okuyup aktarmaktayız).
Ayette yer alan [min nebei] ifadesindeki [min] edatı, En‘âm 6:34, A‘râf 7:101; Hûd 11:120 ve Tâhâ 20:99’da da olduğu gibi anlatılan kısmın kıssanın sadece bir bölümü olduğunu, olayların bütününün anlatılmadığını göstermektedir.
4
Şüphesiz ki Firavun, o yerde (Mısır’da) zorbalaşmış, erkek çocuklarını kestirip kadınlarını sağ bırakarak (ve) her birini (her grubu) zayıf düşürerek halkını çeşitli gruplara ayırmıştı. [*] Şüphesiz ki o (Firavun) bozgunculardandı.
Benzer mesajlar: Bakara 2:49; A‘râf 7:127, 141; İbrâhîm 14:6; Mü’min 40:25.
5
Biz ise o yerde, zayıf düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (o topraklara) mirasçı kılmak istiyorduk. [*]
Benzer mesajlar: A‘râf 7:129, 137; İbrâhîm 14:14; Enbiyâ 21:105; Nûr 24:55.
6
Ayrıca onları o yerde hâkim kılmak; Firavun, Haman [*] ve ordularına korktukları şeyi göstermek de (istiyorduk).
[Hâmân] kelimesi isim değil de bir “unvan” olarak, yüksek sınıftan rahiplere verilen “Hâ Amen” unvanının Arapça’ya geçmiş şeklidir. hâmân, Firavun’un veziriydi, Kasas 28:38. ayette de yer aldığı üzere tuğla işleri yapmayı bilen birisiydi.
7
Musa’nın annesine, [*] “Onu emzir; onun hakkında korktuğunda [*] onu denize (nehre) bırak; (başına bir şey gelmesinden) korkma ve hüzünlenme! Şüphesiz ki biz onu sana geri döndürecek ve kendisini elçilerden biri yapacağız!” diye vahyetmiştik [*] (bildirmiştik).
Bu ayetler (7-13), Tâhâ 20:38-40. ayetlerle okunmalıdır. Tevrat’a göre Hz. Musa’nın annesi, Levi kabilesinden Yokebed’dir (Kitab-ı Mukaddes, Çıkış: 2:1, 6:16-20, 7:7, 15:20; Sayılar, 26:59; I. Târihler, 23:12-14).,Buradaki korku dönem itibariyle Firavun’un erkek çocuklarını öldürtmesinden kaynaklanmaktaydı Buradaki [evhaynâ] fiili muhatap bir peygamber olmadığı için bilinen anlamda “vahyetmek” değil de “bildirmek” şeklinde yorumlanmalıdır.
8
Firavun ailesi (sonunda) kendilerine bir düşman ve bir üzüntü kaynağı (olacağını bilmeden) onu (Musa’yı) bulup almışlardı. [*] Şüphesiz ki Firavun, Haman ve askerleri suçlu insanlardı.
Benzer bir kalıpta ([yeltekıt]) bir kez de Yûsuf 12:10’da geçen [iltekata] fiili “bir şeyin tesadüfen bulunması” veya “yitik olarak bulunması” demektir.
9
Firavun’un hanımı [*] (Asiye, Musa’yı görünce) “(Bu bebek) benim için de senin için de göz aydınlığı (olabilir); onu öldürmeyin! Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” demişti. [*] Oysa onlar (işin sonunun) farkına varmamışlar(dı).
Hz. Musa nehirden alınınca Firavun’un hanımı olan Hz. Âsiye bunu göz aydınlığı vesilesi edinmişti. Yüce Allah Tahrîm 66:11’de Hz. Âsiye’yi müminlere örnek göstererek, onun sağlam duruşunun örnek alınması gerektiğine dikkat çekmektedir.,Firavun’un hanımının bu sözü Hz. Yusuf’u köle pazarından satın alan Aziz’in sözlerine benzemektedir. Ayet için bkz. Yûsuf 12:21.
10
Musa’nın annesinin kalbi korku dolmuştu. İnanıp güvenenlerden olması için kalbine dayanıklılık vermemiş olsaydık neredeyse işi açığa vuracaktı.
11
(Annesi, Musa’nın) ablasına “Onun izini takip et!” demişti. [*] O da (Firavun’un adamları) farkına varmadan uzaktan onu (Musa’yı) gözetlemişti.
Hz. Musa’nın annesinin bu sözü çocukları hayat yolculuklarında takip etmek, onları başıboş bir duruma terk etmemek gerektiğini göstermektedir.
12
Biz daha önce ona (Musa’ya) hiçbir kadının (sütannenin) sütünü emmesine izin vermemiştik (onları emmesini engellemiştik). [*] Bunun üzerine (ablası, Firavun ailesine) “Size, onun bakımını sizin adınıza üstlenecek ve kendisine samimi davranacak bir aile göstereyim mi?” demişti.
Bu ayette geçen [harramnâ] fiili, muhatap bebeklik çağındaki Hz. Musa olduğu için “haram kılmak” değil, “sevdirmemek, engellemek, izin vermemek” anlamındadır.
13
Böylelikle gözü aydın olsun, (daha fazla) üzülmesin ve insanların çoğu bilmeseler bile Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye biz onu annesine geri vermiştik.
14
(Musa) yetişkinlik çağına ulaşıp olgunlaşınca ona doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Güzel davrananları biz işte böyle ödüllendiririz. [*]
Benzer mesaj: Yûsuf 12:22.
15
(Musa), halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girmiş ve orada biri kendi tarafından diğeri düşmanı tarafından olan iki adamı dövüşür bulmuştu. Kendi tarafından olanın, düşmanına karşı ondan yardım istemesi üzerine, (Musa, o) kişiyi itekleyip [*] işini bitirmişti (ölümüne sebep olmuştu). (Sonunda) “Bu, şeytan işidir. Şüphesiz ki o, apaçık saptırıcı bir düşmandır.” demişti.
Buradaki [vekeze] fiili “yumruk vurmak” değil, “üç parmağıyla iteklemek” demektir. Bu fiil Hz. Musa’nın bu olayda öldürme kastı taşımadığını, kavgayı ayırmaya çalıştığını göstermektedir.
16
(Musa) “Rabbim! Doğrusu kendime haksızlık ettim; beni bağışla!” demiş, (Allah) da onu bağışlamıştı. Şüphesiz ki O çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
17
(Musa) “Rabbim! Bana verdiğin nimetlere karşılık suçlulara asla arka çıkmayacağım!” demişti. [*]
Hz. Musa’nın Kasas 28:15-17. ayetlerinde geçen sözlerinden anlaşılıyor ki o, tarafını tuttuğu tanışının aslında haksız olduğunu bilmekteydi. Buna rağmen onun tarafını tutmaktan derin pişmanlık duyduğu bu ayetlerdeki ifadelerinde görülmektedir. Buradan anlaşılıyor ki bir insan peygamberlikten önce de sonra da hata işleyebilir. Önemli olan, Âl-i İmrân 3:135’te de belirtildiği gibi hatasından dolayı hemen tevbe etmesi ve hatayı bilerek işlemeye devam etmemesidir.
18
Şehirde korku içinde, (etrafı) gözetleyerek sabahladıktan sonra bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kişi, feryat ederek tekrar ondan yardım istiyor. (Musa) ona, “Doğrusu sen apaçık bir azgınsın!” demişti. [*]
Hz. Musa’nın bu sözü, gerektiğinde kendi yakını bile olsa birisinin hatasını fark edince artık onun yanında yer almamak gerektiğinin göstergesidir.
19
(Musa), her ikisinin de düşmanı olan (adam)ı yakalamak isteyince, (adam) ona şöyle demişti: “Ey Musa! Dün bir canı öldürdüğün gibi, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde sadece zorbalık istiyorsun; ıslah edicilerden olmak istemiyorsun.”
20
Şehrin ileri gelenlerinden [*] bir adam koşarak gelmiş ve “Ey Musa! Şüphesiz ki yöneticiler (toplantı hâlinde) seni öldürmek için hakkında karar veriyorlar. Hemen (buradan) çık! Şüphesiz ki ben senin için samimi davrananlardanım!” demişti.
Benzer bir ifade Yâsîn 36:20’de de geçmektedir. Her iki ayette de amaç, şehrin “öte ucundan gelen biri” değil de “ileri gelenlerinden birisi” olarak yorumlanmalıdır. Çünkü sanıldığı gibi şehrin öte ucundan gelen birisi şehrin yöneticilerinin özel bir gündemle gizli bir toplantı yapması ve orada Hz. Musa’yı öldürme kararının alınmakta olduğunu bilmesi mümkün değildi.
21
(Musa) korku içinde, (etrafı) gözetleyerek şehirden çıkmış (ve) “Rabbim! Beni zalimler topluluğundan koru!” diye dua etmişti.
22
(Musa) Medyen’e [*] doğru yöneldiğinde “Umarım ki Rabbim beni doğru yola ulaştırır.” demişti. [*]
Medyen, Hz. Şuayb’ın peygamber olarak görevlendirildiği şehirdi. Medyen’in aslında Hz. İbrahim’in çocuklarından birisi olduğu, nüfus artınca onun çocuklarının isminin şehre verildiği rivayet edilmektedir. Bu bağlamda Hz. Şuayb’ın nesebinin de Şuayb b. Nüveyb b. Medyen b. İbrahim Halîlullâh olduğu ifade edilmektedir.,Benzer mesajlar: Şu‘arâ 26:62; ‘Ankebût 29:26; Sâffât 37:99; Zuhruf 43:27.
23
Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir grup insanla karşılaşmıştı. Onların gerisinde de (hayvanlarını) engelleyen (geri tutan) iki hanım (kız) görmüştü. Onlara “Derdiniz nedir (neden sulamıyorsunuz)?” diye sorunca, şöyle demişlerdi: “Çobanlar sulayıp çekilene kadar biz sulamayız; babamız da büyük, yaşlıdır [*] (mecburen biz suluyoruz).”
Benzer kullanım: Yûsuf 12:78.
24
Bunun üzerine (Musa) hemen onların yerine (davarlarını) sulamıştı. Daha sonra bir gölgeye çekilmiş ve “Rabbim! Doğrusu bana vereceğin her lütfa öyle muhtacım ki!” demişti.
25
Bu esnada, iki kızdan biri edeple yürüyerek o (Musa)’nın yanına gelmiş (ve) “Babam, bizim için (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor!” demişti. [*] (Musa, kızın babası Şuayb’a) gelip olayları (kendi başından geçenleri) anlatınca, (Şuayb) “Korkma, o zalim toplumdan artık kurtuldun!” demişti.
Bu ayetlerde verilmek istenen mesajlar arasında, bir kadının veya kızın ciddi bir mazeret olmaksızın yabancıların arasına karışmamaya özen göstermesi gerektiği, ihtiyaç kadar da olsa yabancılarla konuşabileceği de bulunmaktadır.
26
(Şuayb’ın iki kızından) biri “Ey babacığım! Onu ücretli (çalışan olarak) tut! Şüphesiz ki ücretle tuttuklarının en hayırlısı, işte bu güçlü ve güvenilir olan (kişidir)” demişti.
27
(Şuayb, Musa’ya) şöyle demişti: “Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. [*] Süreyi on yıla tamamlarsan o sana kalmış bir şeydir; seni sıkıntıya düşürmek istemem. İnşallah beni dürüst olanlardan bulacaksın.”
Bu ayet evlilikte teklifin kız tarafından gelebileceğinin delilidir. Ayrıca sekiz yıllık teklif başlık parası gibi algılanmamalıdır; çünkü Hz. Musa evsiz ve yurtsuz kalmıştı. Bu durum onun arayışına ve ihtiyacına verilmiş bir cevap olarak kabul edilmelidir.
28
(Musa da) şöyle demişti: “Bu, benimle senin aranda (bir antlaşma)dır. İki süreden hangisini doldurursam bana düşmanlık (haksızlık) yapılmayacak (değil mi)? Allah söylediklerimize [vekil]dir (şahittir).” [*]
Benzer bir ifade, Hz. Yakup tarafından da dile getirilmiştir. İlgili mesaj için bkz. Yûsuf 12:66. Yüce Allah başkalarının vekîl edinilmesini reddetmekte, tek vekilin kendisi olduğunu, kendisinin vekil edinilmesi gerektiğini, Hz. Muhammed dâhil başka insanların diğer insanlar üzerinde hiçbir vekaletlerinin bulunmadığını ifade etmektedir.
29
Musa, o süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, [*] [Tûr] (Sînâ Dağı) [*] tarafından bir ateş görmüştü. Ailesine “(Siz burada) bekleyin! Bir ateş gördüm. Umarım ki ondan size bir haber veya ısınmanız için ateşten bir kor getiririm.” demişti. [*]
Hz. Musa ailesiyle birlikte Medyen’den ayrılmış, muhtemelen Mısır’a doğru yola çıkmıştı. Çünkü 33. ayette de belirtildiği gibi, Hz. Musa risalet öğretileriyle oraya gönderildiğinde “onlardan bir kişiyi öldürdüğünü, bu nedenle de öldürülmekten korktuğunu” söylemektedir. Hz. Musa’nın, kardeşi Hz. Harun’a da peygamberlik verilmesi isteğini “Bu görevi benden al, ona ver” şeklinde anlamak hatalıdır. Onun bu isteği [vezîr] ve [rid’] yani “yardımcılık”tır Buradaki dağın Sînâ Dağı olduğunun delili Mü’minûn 23:20 ve Tîn 95:2’dir Benzer mesajlar: Tâhâ 20:10; Neml 27:7.
30
Oraya varınca, o bereketli yerde, sağ taraftaki vadinin kıyısından, (yanan) ağaç yönünden kendisine şöyle seslenilmişti: “Ey Musa! Âlemlerin Rabbi olan Allah benim ben!
Sonraki 30 ayet →