1
[Tâ. Sîn.] [*] İşte şu(nlar) Kur’an’ın ve apaçık Kitabın ayetleridir. [*]
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.,Benzer mesaj: Hicr 15:1.
2
(Kur’an) müminler için bir rehber ve müjdedir.
3
Onlar namazı kılar, zekatı verir ve ahirete de kesin bir şekilde inanırlar. [*]
Benzer mesajlar: Bakara 2:2-5; Enfâl 8:2-4; Lokmân 31:1-5.
4
Ahirete inanmayanların işlerini, kendilerine süslü gösterdik; bocalayıp duruyorlar.
5
İşte onlar, azabı en kötü olanlardır; ahirette en çok kaybedecek olanlar da onlardır.
6
Şüphesiz ki Kur’an doğru hüküm veren, bilen (Allah) tarafından sana vahyedilmektedir.
7
Hani Musa ailesine şöyle demişti: “Ben bir ateş gördüm. Size oradan bir haber getireceğim veya ısınacağınız bir kor getireceğim.”
8
Oraya geldiğinde (kendisine) şöyle seslenilmişti: “Ateşin yanındakiler ve çevresindekiler bereketli kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.
9
Ey Musa! Güçlü, doğru hüküm veren Allah, benim ben!
10
Asanı (yere) bırak!” [*] Onu yılan gibi depreşir görünce, arkasına bakmadan geri dönmüştü. (Ona şöyle söylenmişti): “Ey Musa! Korkma! Çünkü benim huzurumda elçiler korkmaz.
Benzer mesajlar: A‘râf 7:107-108; Tâhâ 20:10, 21-22; Şu‘arâ 26:32-33; Kasas 28:29-31.
11
Ancak haksızlık edip sonra da işlediği kötülüğün ardından güzel davranan kişi (bilsin ki) ben çok bağışlayanım; çok merhametliyim. [*]
Bu ayet hataen işlenen kötü bir davranışın hemen peşinden tevbe edilmesi durumunda bağışlanacağı müjdesini içermektedir. Benzer mesaj: Nisâ 4:17.
12
Elini koynuna sok ki kusursuz bembeyaz çıksın! [*] (Sen de) dokuz delil (mucize) [*] ile Firavun’a ve kavmine (git)! Çünkü onlar, yoldan çıkmış bir topluluk oldular.
Benzer mesajlar: Tâhâ 20:22; Kasas 28:32. Hz. Musa’nın elinin bembeyaz, kusursuz bir hal alması, elindeki bir rahatsızlığın fiziksel/bedensel anlamda iyileşmesi anlamında hakikat anlam verebileceği gibi, daha önce işlediği hataen insan öldürme suçunun affedildiğinin sembolü de olabilir.,Bu dokuz mucize, “[‘asa-değnek]”, “[yed-i beyzâ’]-beyaz el”, “denizin yarılması”, “kendisinden on iki su fışkıran kaya”, “tufan”, “çekirge sürüsü ve kımıl (yaban sineği)”, “kurbağa istilası”, “suyun kana dönüşmesi” ve “dağın onların üzerine kaldırılması”dır.
13
Gerçeği ortaya koyucu delillerimiz kendilerine gelince ‘Bu, apaçık bir büyüdür!’ demişlerdi.
14
Kendileri bu delillere kesin olarak inandıkları hâlde, haksızlık ve kibirleri nedeniyle onları inkâr etmişlerdi. [*] Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!”
Bu ayet [cuHûd] denen “inkâr”ın aslında gerçeği bilerek, inadına ve bilinçli bir inkâr demek olduğunun delilidir.
15
Yemin olsun ki biz Davud’a [*] ve Süleyman’a [*] bir ilim vermiştik; (onlar) “Bizi mümin kullarından birçoğuna üstün [*] kılan Allah’a [hamd] (övgü) olsun.” demişlerdi.
Hz. Davud’un kıssası için bkz. Bakara 2:247-251; Nisâ 4:163; Mâide 5:78; En‘âm 6:84; İsrâ 17:55; Enbiyâ 21:78-80; Neml 27:15-16; Sebe’ 34:10-13; Sâd 38:17-26, 30 Hz. Süleyman’ın kıssası için bkz. Bakara 2:102; Nisâ 4:163; En‘âm 6:84; Enbiyâ 21:78-82; Neml 27:15-44; Sebe’ 34:12-14; Sâd 38:30-40.,Buradaki üstünlük/farklılık, bu iki peygamberin aynı zamanda hükümdar oluşları şeklinde anlaşılabilir. Zira baba-oğul bu iki peygamber hükümdar oluşları itibariyle diğer peygamberlerden hem farklıdır hem de üstündür.
16
Süleyman, Davud’a mirasçı olmuş ve şöyle demişti: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize (yararlı) her şeyden (pay) verildi.” Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.
17
Süleyman için cinden, insandan ve kuştan oluşan orduları toplanmıştı; hepsi düzenli olarak sevk ediliyor(du). [*]
Benzer mesajlar: Enbiyâ 21:79; Sebe’ 34:10; Sâd 38:18-20.
18
Sonunda Karınca Vadisi’ne [*] geldikleri zaman bir karınca [*] “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleyman ve ordusu, farkına varmadan sizi ezmesin!” demişti.
Bu vadînin Şam’da olduğu ifade edilmekte, adının da içinde çok fazla karınca bulunması nedeniyle bu şekilde belirlendiği ifade edilmektedir.,Burada geçen [nemletün] kelimesi “karınca” olabileceği gibi bu şekilde isimlendirilen bir topluluk veya bu isimle anılan bir ordunun komutanı da olabilir.
19
(Süleyman, karıncanın) sözünden dolayı neşeyle tebessüm etmiş ve şöyle demişti: “Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimet(ler)e şükretmemde ve razı olacağın iyi iş(ler) yapmamda beni başarılı kıl! Beni merhametinle iyi kullarının arasına kat!”
20
(Süleyman) kuşları denetlemiş ve “Neden Hüdhüd’ü göremiyorum? [*] Yoksa kayıplardan mı oldu?
[Hüdhüd], bir kuşun adı olabileceği gibi -Allah bilir ya- bir yetkilinin sıfatı veya unvanı da olabilir.
21
Şüphesiz ki ya onu şiddetli bir şekilde cezalandıracağım veya onu keseceğim [*] ya da bana apaçık bir delil (mazeret) getirecek!” demişti.
Tevbe 9:47’deki [le evda‘û] fiilinde olduğu gibi buradaki [leezbehannehû] ifadesinin başında [lâ] şeklinde yazılan edat da [te’kid] (pekiştirme) edatıdır ve [le] şeklinde okunmaktadır. Bu durumda [lâm] harfinden sonraki [elif] harfinin [zâid] olduğu kabul edilmiş olmaktadır.
22
Çok geçmeden (Hüdhüd) gelmiş ve şöyle demişti: “Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sebe’den sana kesin bir haber getirdim.
23
Kendisine her şeyden (bolca) verilmiş ve büyük de bir tahtı olan bir hanımı [*] (Belkıs’ı) onları yönetir buldum.
Bu yönetici kadın, babası bütün Yemen toprağının meliki olan Şurâhîl’in kızı Seba melikesi Belkıs olarak bilinmektedir. Neml 27:22 ve Sebe’ 34:15’te geçen [sebe’] kelimesi, bir kavmin adıdır ve bunlar Sebe’ b. Yeşcub (Yaşhab) b. Ya‘rub (Yağrub) b. Kahtân adıyla bilinen bir kavimdir. Neml 27:22-44. ayetlerde kıssası anlatılan bu kavim, önceleri güneşe tapan, başlarında Belkıs diye bilinen bir kadın hükümdar bulunan, sonrasında Hz. Süleyman’ın emrine giren, durdukları yer Güneybatı Arabistan’da Yemen’de Me’rib adındaki şehir olan bir kavim idi. En parlak dönemlerinde (M.Ö. iki bin yıllarında) yalnızca Yemen’i değil, Hadramevt’in geniş bir bölümünü, Mahrah topraklarını ve şimdiki Habeşistan’ın büyük bölümünü de içine alıyordu. Sebe’liler başkent Ma’rib’in çevresinde yüzlerce yıllık bir zaman kesiti içinde günümüze kadar ayakta kalabilmiş muhteşem kalıntılarıyla tarihte büyük bir ün yapmış olan olağanüstü barajlar, bentler ve suyolları şebekeleri inşa etmişlerdi (Esed, [Kur’an Mesajı], 875’te 23. not. İslamoğlu, [Hayat Kitabı Kur’an], s. 819’da 29. not).
24
Onu ve kavmini, Allah’ın peşi sıra güneşe secde eder buldum. Şeytan, yaptıkları işleri kendilerine süslü göstermiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Onlar doğru yolu bulamıyorlar.
25
25,26. (Oysa) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen, (asıl en) büyük tahtın sahibi, kendisinden başka ilah olmayan Allah’a secde etmeleri gerekmez mi?” [*]
Bu ayet Kur’an’daki 14 [tilavet] secdesinden birisidir. Secde ayetleri için bkz. A‘râf 7:206; Ra‘d 13:15; Nahl 16:49; İsrâ 17:107; Meryem 19:58; Hacc 22:18; Furkân 25:60; Neml 27:25; Secde 32:15; Sâd 38:24; Fussilet 41:37; Necm 53:62; İnşikâk 84:21; ‘Alak 96:19.
26
25,26. (Oysa) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen, (asıl en) büyük tahtın sahibi, kendisinden başka ilah olmayan Allah’a secde etmeleri gerekmez mi?” [*]
Bu ayet Kur’an’daki 14 [tilavet] secdesinden birisidir. Secde ayetleri için bkz. A‘râf 7:206; Ra‘d 13:15; Nahl 16:49; İsrâ 17:107; Meryem 19:58; Hacc 22:18; Furkân 25:60; Neml 27:25; Secde 32:15; Sâd 38:24; Fussilet 41:37; Necm 53:62; İnşikâk 84:21; ‘Alak 96:19.
27
(Süleyman, Hüdhüd’e) şöyle demişti: “Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.
28
Şu mektubumu [*] götür ve kendilerine ver; sonra (kenara) çekil de ne sonuca varacaklarına bak!”
Burada ve 29. ayette geçen [kitâb] kelimesi “mektup” anlamına geldiği için Kur’an’ın da Yüce Allah’tan gelen bir mektup olduğunu söyleyebiliriz.
29
29,30,31. (Belkıs) “Ey yöneticiler! Bana Süleyman’dan gelen, ‘[Rahmân], [Rahîm] olan Allah’ın adıyla’ diye (başlayan ve) ‘Bana baş kaldırmayın; teslim olarak bana gelin!’ (mesajını içeren) çok değerli bir mektup gönderildi.” demişti.
30
29,30,31. (Belkıs) “Ey yöneticiler! Bana Süleyman’dan gelen, ‘[Rahmân], [Rahîm] olan Allah’ın adıyla’ diye (başlayan ve) ‘Bana baş kaldırmayın; teslim olarak bana gelin!’ (mesajını içeren) çok değerli bir mektup gönderildi.” demişti.
Sonraki 30 ayet →