Ana SayfaMealler › Mehmet Okuyan
MO

Mehmet Okuyan

Mehmet Okuyan
Mehmet Okuyan meali ile okumaya başla
Bakara 1 / 286
1
[Elif. Lâm. Mîm.] [*] 29 surenin başında bulunan; 14 farklı harften oluşup 14 farkı şekli bulunan; harekelenerek değil, hecelenerek ve kesik kesik okunan bu harflere [mukatta’a] veya [hecâ/teheccî] harfleri denir. Anlamları hakkında kesin ifadelerden kaçınmak gerekir. Ancak bunların birer yemin unsuru olduğu, böylece harfe, cümleye, ayete, sureye, bütünüyle vahye ve bilginin önemine dikkat çekildiği, [nûn] (hokka), [kâf] (dur, dikkat et), [tâhâ] (Hz. Muhammed’in ismi) ve [yâsîn] (ey insan) gibi bir kısmının anlamlarının da bulunduğu belirtilmektedir. İbn Abbas’a göre, bu harflerin her biri “Yüce Allah’ın isimlerinden veya sıfatlarından biri”ne delalet ettiği gibi, Allah’tan başka isimlere de delalet edebilirler. Mesela [elif lâm mîm] deki [elif]“Yüce Allah”a, [lâm] “latîf” sıfatına, [mîm] de “mecîd” ve benzeri sıfatlara delalet etmektedir. Yine burada [elif] “Yüce Allah”a, [lâm] “Cebrail”e, [mîm] ise “Hz. Muhammed”e işaret edebilir. Bu son yaklaşıma göre, vahyin Yüce Allah tarafından Cebrail aracılığıyla Hz. Muhammed’e indirildiği belirtilmiş olur. Bu harfler bir araya getirilirse Yüce Allah’ın isim veya sıfatlarından bir kısmı elde edilebilir. Bu bağlamda bir örnek olarak, İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre, [elif lâm râ, hâ mîm] ve [nûn] harfleri bir araya getirilirse [er-rahmân] kelimesi elde edilmektedir. Şunu belirtelim ki mukatta’a harfleri Kur’an’ın bir harfi bile eksilmeden korunduğunun en belirgin delillerinden birisidir.
M. Okuyan 2:1
2
O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. [Muttakî]ler [*] (duyarlı olanlar) için bir yol göstericidir. Kök itibariyle [v-k-y] kökünden gelen ve “geçişli” fiil olarak “korumak” anlamına gelen [vekâ] kelimesi, [ittekâ] şeklinde beş harfli kalıpta “geçişsiz” fiil olarak “korunmak”, “sorumluluğunu bilmek”, “sorumlu davranmak”, “hassas ve bilinçli olmak” demektir. Buradan hareketle [et-takvâ/takvâ] kelimesi de “korunmak”, “sorumlu davranmak”, “duyarlı olmak” gibi anlamlar içermektedir. “Korunmak” anlamındaki [takvâ] kelimesi, “kötülüklerden korunabilme özelliği”dir. Kelimenin bütün bu anlam alanını içine alacak şekilde düşünürsek [takvâ]yı “duyarlı olmak”, [muttakî]yi de “duyarlı kişi” olarak tercüme edebiliriz. Şems 91:8’de de ifade edildiği gibi, [takvâ] bir taraftan [fücûr] denen kötülüklere karşı insanın korunabilmesini ifade etmekte, diğer taraftan iyilik yapabilmenin insandaki potansiyelini harekete geçirmeye işaret etmektedir.
M. Okuyan 2:2
3
Onlar [gayb]a (bilinemeyenlere) inanır; namaz kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden [infak] ederler (verirler).
M. Okuyan 2:3
4
Sana indirilene ve senden önce indiri­len(ler)e iman eder, ahiret gününe de kesin bir şekilde inanırlar.
M. Okuyan 2:4
5
İşte onlar Rableri tarafından doğru yol üzerindedir ve onlar kurtulanların ta kendileridir. [*] Benzer mesajlar: Enfâl 8:2-4; Neml 27:1-3; Lokmân 31:1-5.
M. Okuyan 2:5
6
Şüphesiz ki kâfir olanları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, iman etmezler. [*] Benzer mesaj: Yâsîn 36:6. Burada uyarı görevinin sürdüğü, ancak inkârcıların uyarılardan etkilenmemesi dile getirilmektedir. Uyarının gerekliliği, amacı, uyarıdan kimlerin yararlanacağı vs. ile ilgili mesajlar: Mâide 5:63, 79; En‘âm 6:69; A‘râf 7:164; Hûd 11:116; Yâsîn 36:10; Zâriyât 51:55; Tûr 52:29; Mürselât 77:5-6; A‘lâ 87:9; Ğâşiye 88:21.
M. Okuyan 2:6
7
(Bu nedenle) Allah onların kalplerini ve işitme (duyu)larını mühürlemiştir. [*] Gözlerinde de (manevi) perde vardır; onlar için büyük bir azap vardır. İnkârcıların kalplerinin ve kulaklarının mühürlenmesinin sebebi, inkârlarında ısrarcı olmalarıdır. Yani inkâr “sebep”, mühürlenme ise “sonuç”tur. Benzer mesajlar: Bakara 2:88; Nisâ 4:155; A‘râf 7:100, 101; Tevbe 9:87, 93; Yûnus 10:74; Nahl 16:108; Rûm 30:59; Mü’min 40:35; Câsiye 45:23; Muhammed 47:16; Münâfikûn 63:3.
M. Okuyan 2:7
8
İnsanlardan öylesi vardır ki asla inanmadıkları hâlde “Allah’a ve ahiret gününe inandık.” derler.
M. Okuyan 2:8
9
Onlar Allah’ı ve müminleri (güya) aldatırlar. [*] (Oysa) onlar kendilerinden başkasını aldatamazlar ve (bunun) farkına da varmazlar. Bu ayet Nisâ 4:142 ile birlikte okunmalıdır.
M. Okuyan 2:9
10
Kalplerinde bir hastalık [*] vardır. Allah da (bu nedenlerle) onların hastalığını artırmıştır. Yalanlamaları sebebiyle onlar için elem verici bir azap vardır. [*] Burada sözü edilen hastalık, 6. ayetten itibaren bahsedilen olumsuz tutumların sonucudur, alın yazısı değildir.,Bu ayette de yalanlamak “sebep”, elem verici azap ise “sonuç”tur.
M. Okuyan 2:10
11
Onlara “Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın!” dendiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz.” derler.
M. Okuyan 2:11
12
Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridir fakat farkına varmazlar.
M. Okuyan 2:12
13
Onlara “(Şu) insanların iman ettiği gibi siz de iman edin.” dendiği zaman “Biz hiç (o) beyinsizlerin iman ettiği gibi iman eder miyiz!” derler. Dikkat edin! Beyinsizler sadece kendileridir fakat (bunu bile) bilmezler.
M. Okuyan 2:13
14
(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıklarında “(Biz de) iman ettik.” derler. [*] Şeytanları (kafadarları) ile baş başa kaldıklarındaysa “Biz sizinle beraberiz; biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz.” derler. Benzer mesajlar: Bakara 2:76; Âl-i İmrân 3:119.
M. Okuyan 2:14
15
(Oysa) Allah onlarla alay eder; [*] (fakat) onlara fırsat vermektedir. Azgınlıkları içinde bocalayıp durmaktadırlar. [*] Bu cümle “Allah alay etmenin cezasını onlara verecektir” şeklinde anlaşılmalıdır. Bu tür ayetlerde geçen fiiller insanlar için kullanıldığında olumsuz bir anlama gelirken, Allah için kullanıldığında kastedilen mesaj Allah’ın o fiilin cezasını vereceğini bildirmesidir. Benzer kullanımlar: Âl-i İmrân 3:54; Nisâ 4:142; Enfâl 8:30; Tevbe 9:67, 79 Benzer mesajlar: En‘âm 6:110; A‘râf 7:186; Yûnus 10:11; Hicr 15:72; Mü’minûn 23:75; Neml 27:4.
M. Okuyan 2:15
16
İşte onlar hidayet karşılığında sapkınlığı satın alanlardır. [*] Onların (bu) ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girmemiştir. [*] Benzer mesajlar: Bakara 2:86, 108, 175; Âl-i İmrân 3:177; Nisâ’ 4:74; İbrâhim 14:3; Nahl 16:107 Burada sözü edilen ticaret elbette mecazdır.
M. Okuyan 2:16
17
Onların (münafıkların) durumu, (karanlıkta) ateş tutuşturan kişi gibidir. (Ateş), etrafını aydınlattığında Allah onların aydınlığını hemen giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (hiçbir şey) göremezler. [*] Yüce Allah burada bir benzetme yapmakta, aydınlanmak üzere bir ateş tutuşturan kişiyi ve ateşin durumunu örneğe konu edinmektedir. Buna göre, eline aldığı bir ateşi tutuşturan kişi, bunu başardıktan sonra o ateş söz konusu kişinin çevresini aydınlatınca tam bu sırada Yüce Allah onların ışığını giderip kendilerini karanlıklara terk etmiş ve artık hiçbir şey göremez olmuşlardır. Ayette benzetme öncelikle bir kişi üzerinden başlatılıp sonrasında zamirler çoğula dönüştürülünce, kastedilenin bir kişi değil de aynı özellikteki her bir insan grubu olduğu anlaşılmaktadır.
M. Okuyan 2:17
18
(Bu gibiler) sağırdır, dilsizdir, kördürler; [*] onlar (gerçeğe) dönmezler. Benzer mesajlar: Bakara 2:171; En‘âm 6:39; Hûd 11:24.
M. Okuyan 2:18
19
Veya (onların durumu) gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek bulunan sağanağa (tutulmuş kişilerin durumu) gibidir. Onlar (münafıklar), yıldırımlardan kaynaklanan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kâfirleri çepeçevre kuşatandır.
M. Okuyan 2:19
20
(O esnada) şimşek, neredeyse gözlerini alacakmış (gibi çakar). (Şimşek) onlar için (etrafı) aydınlatınca orada (birazcık) yürürler; üzerlerine karanlık çökünce de oldukları yerde kala kalırlar. Allah dileseydi elbette onların işitme (duyu)larını ve gözlerini giderirdi. Şüphesiz ki Allah her şeye gücü yetendir.
M. Okuyan 2:20
21
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz! Umulur ki böylece [takvâlı] [*] (duyarlı) olursunuz. Burada geçen [takvâ], korunaklı olmak anlamında sorumlu davranmayı ve duyarlılık göstermeyi içeren bir kavramdır. [Takvâ] ve [muttakî] kelimeleriyle ilgili bilgi için bkz. Bakara 2:2, dipnot 1
M. Okuyan 2:21
22
O (Allah) ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina (güçlü bir tavan) yapmıştır. Gökten su indirip onunla size rızık olarak (çeşitli) meyveler çıkarmıştır. Artık (bu gerçeği) bilerek Allah’a ortaklar koşmayın!
M. Okuyan 2:22
23
Kulumuza indirdiklerimizden şüphe içindeyseniz, onun (Kur’an’ın) benzeri herhangi bir sure getirin! [*] Doğruysanız Allah’tan başka şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın! Bu ayet [tehaddî] denen “meydan okuma” ayetlerinin beşincisi ve sonuncusudur. Bir surenin bile benzerinin getirilemeyeceği ilan edildiğine göre bütünüyle Kur’an’ın benzerinin getirilmesi mümkün değildir. İniş sırasına göre meydan okuma ayetleri (yaklaşık 60-70 surelik meydan okuma için) İsrâ 17:88, Tûr 52:34; (on surelik meydan okuma için) Hûd 11:13; (tek surelik meydan okuma için) Yûnus 10:38 ve Bakara 2:23-24’tedir.
M. Okuyan 2:23
24
(Bunu) yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız-, yakıtı insanlar ve taş olan, kâfirler için hazırlanmış (olacak) ateşten korunun! [*] Benzer mesaj: Tahrîm 66:6.
M. Okuyan 2:24
25
İman edip iyi işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! Oradan (cennetlerdeki) herhangi bir meyveden kendilerine her ne zaman rızık verilirse, “Bu, bize daha önce verilmişti.” demiş (olacaklar)dır. Bu (rızık)lar onlara (dünyadakine) benzer olarak verilecektir. [*] Onlar için orada (cennetlerde) tertemiz eşler [*] de vardır ve onlar orada [ebedî] [*] kalıcıdır. Gelecekte gerçekleşmesi kesin olan olaylar için bazen geçmiş zaman kalıbı kullanılması bir Kur’an üslubudur Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:15; Nisâ 4:57.,Cennetin ebedî oluşuyla ilgili ayrıca bkz. Bakara 2:82; Âl-i İmrân 3:15, 107, 136, 198; Nisâ 4:13, 57, 122; Mâide 5:85, 119; A‘râf 7:42; Tevbe 9:22, 72, 89, 100; Yûnus 10:26; Hûd 11:23, 108; Ra‘d 13:35; İbrâhîm 14:23; Kehf 18:108; Tâhâ 20:76; Enbiyâ 21:102; Mü’minûn 23:11; Furkân 25:15, 16, 76; ‘Ankebût 29:58; Lokmân 31:9; Zümer 39:73; Zuhruf 43:71; Ahkâf 46:14; Fetih 48:5; Kâf 50:34; Hadîd 57:12; Mücâdele 58:22; Teğâbun 64:9; Talâk 65:11; Beyyine 98:8.
M. Okuyan 2:25
26
Şüphesiz ki Allah (gerçeği açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde herhangi bir varlığı örnek vermekten çekinmez. [*] İman edenler bunun (örneklerin) Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlar ise “Allah böyle örnek vermekle ne kastetmiştir ki?” derler. (Allah) onunla birçoğunu saptırır; birçoğunu da doğru yola ulaştırır. (Allah) bununla (verdiği örneklerle zaten) yoldan çıkmış olanlardan başkasını saptırmaz. [*] Sivrisinek örneği için öncelikle Hacc 22:73. ayet okunmalıdır Bu mesaj Mü’min 40:69-74. ayetlerle okunmalıdır.
M. Okuyan 2:26
27
Allah’a verdikleri sözü sözleştikten sonra bozanlar, [*] Allah’ın birleştirilmesini (gözetilmesini) emrettiği şeyleri kesenler (terk edenler) ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar var ya, işte onlar kaybedenlerin ta kendileridir. Burada her insanın Allah’ı tek ilah olarak kabul edecek fıtratta yaratılması mecaz olarak “sözleşme” şeklinde kullanılmaktadır. Bununla ilgili bkz. A‘râf 7:172; Rûm 30:30; Hucurât 49:7; Şems 91:7-8.
M. Okuyan 2:27
28
Siz ölü (cansız)ken size hayat veren Allah’ı nasıl oluyor da inkâr ediyorsunuz! Sonra sizi öldürecek, sonra sizi (tekrar) diriltecek ve sonunda yalnızca O’na döndürüleceksiniz. [*] Ayette insanlar için söz konusu olan beş aşama dile getirilmektedir. İnsan bedeninin canlanmadan ve ruh sahibi kılınmadan önceki hali onun ölüm yani cansız halidir. Bu ilk aşamadır. İkinci aşamada Yüce Allah insanlar ölüyken onları hayata getirdiğini ifade ederek cansız veya doğadaki halden kendilerini canlı ve hayat sahibi bir dönüşüme tabi kıldığını belirtmektedir. Üçüncü aşamada bu hayata geldikten sonra zamanı geldiğinde insanları vefat ettireceğini, dördüncü aşamada onları yeniden dirilteceğini, beşinci aşamada ise hesap vermek üzere huzuruna döndürüleceklerini ifade etmektedir.
M. Okuyan 2:28
29
O, yerde ne varsa hepsini sizin için yaratmıştır. Sonra göğe yönelmiş, onu yedi kat [*] olarak (yaratıp) düzenlemiştir. O her şeyi bilendir. [*] Göklerin “yedi kat” oluşuyla ilgili bkz. Bakara 2:29; İsrâ 17:44; Mü’minûn 23:86; Fussilet 41:12; Talâk 65:12; Mülk 67:3; Nûh 71:15. Bununla birlikte “yedi yol” (Mü’minûn 23:17) ve “yedi güçlü yapı” (Nebe’ 78:12) ifadeleri de bulunmaktadır. ,Bu ayet Fussilet 41:9-12. ayetlerle okunmalıdır.
M. Okuyan 2:29
30
Hani Rabbin meleklere “Ben yeryüzünde bir halife (sorumlu) görevlendireceğim” [*] demişti. Onlar “Biz seni [hamd]inle (övgüyle) [tesbih] ediyor (yüceltiyor) ve kutsallıkla anıyorken, [*] yeryüzünde bozgunculuk çıkarmakta ve kan dökmekte olanı (insanı) mı halife görevlendiriyorsun?” demişlerdi. (Allah da onlara): “Şüphesiz ki sizin bilemeyeceğiniz şeyleri ben bilirim.” demişti. Burada Yüce Allah’ın yeryüzünde bir halife (sorumlu) görevlendirmesinden söz edilmektedir. İlk insan neslinin bir şeyden yaratılmasından söz eden ayetler ise Hicr 15:26, 28 ve Sâd 38:71’dir. ,[Takdis], Yüce Allah’ı kutsallığın kaynağı bilip O’nu bu şekilde anmak, bütün olumlu ve tastamam sıfatlarla birlikte bilerek yüceltmektir.
M. Okuyan 2:30