Ana SayfaMealler › Mehmet Okuyan
MO

Mehmet Okuyan

Mehmet Okuyan
Mehmet Okuyan meali ile okumaya başla
Yusuf 1 / 111
1
[Elif. Lâm. Râ.] [*] İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir. Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.
M. Okuyan 12:1
2
Şüphesiz ki biz akıl edesiniz diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. [*] Benzer mesaj: Zuhruf 43:3.
M. Okuyan 12:2
3
Biz sana bu Kur’an’ı vahyetmekle (eskilere dair) haberleri sana en güzel şekilde anlatıyoruz. [*] Elbette sen bundan önce habersizlerdendin. Burada Hz. Yusuf kıssasının “kıssaların en güzeli” olmasına işaret edilmesinin yanında, anlatılan bütün kıssaların en güzel şekilde sunulduğuna dikkat çekilmektedir.
M. Okuyan 12:3
4
Hani Yusuf, babasına (Yakup’a) şöyle demişti: “Ey Babacığım! Şüphesiz ki ben (rüyamda) on bir gezegeni, güneşi ve ayı gördüm; onları benim için secde ederlerken gördüm.” [*] Hz. Yusuf’un gördüğü bu rüyanın yorumunun ne olduğu Yûsuf 12:100’de açıklanmaktadır.
M. Okuyan 12:4
5
(Babası ona) “Ey yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Şüphesiz ki şeytan, insana apaçık bir düşmandır.” demişti.
M. Okuyan 12:5
6
İşte böylece Rabbin seni seçecek; sana (rüyada gördüğün) olayların yorumunun bir kısmını öğretecek ve daha önceki iki atan İbrahim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakup soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz ki Rabbin bilendir, doğru hüküm verendir. [*] Bu ayette Hz. Yakup’un, oğlu Hz. Yusuf’a söylediği gelecekle ilgili bu bilgilerin kaynağı vahiydir; çünkü Hz. Yakup bu bilgilere vahiy sayesinde sahip kılınmıştır; yoksa herhangi bir şekilde gaybdan haber vermemiştir.
M. Okuyan 12:6
7
Şüphesiz ki Yusuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için dersler vardır.
M. Okuyan 12:7
8
Hani (kardeşleri) şöyle demişlerdi: “Biz (kalabalık) bir topluluk olmamıza rağmen Yusuf ile kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Şüphesiz ki babamız apaçık bir şaşkınlık içindedir. [*] Burada geçen [dalâl-i mübîn] tamlaması, inanç olarak “apaçık bir sapkınlık” anlamında değil de Yûsuf 12:30’da olduğu gibi “apaçık bir şaşkınlık, yanlışlık” anlamında yorumlanmalıdır.
M. Okuyan 12:8
9
Yusuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere bırakın ki babanızın ilgisi [*] yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) iyi kişiler olursunuz!” [*] Ayetteki [vechu ebîküm] ifadesi “babanızın yüzü” yani onun ilgisi, sevgisi demektir.,Burada Hz. Yusuf’un abilerinin onu yok ettikten sonra babalarıyla aralarını düzeltebileceklerini düşündükleri aktarılmaktadır.
M. Okuyan 12:9
10
İçlerinden biri “Yusuf’u öldürmeyin; (mutlaka bir şey) yapacaksanız onu o kuyunun görünmeyen yerine bırakın da kervanlardan biri onu alsın.” demişti. [*] Buradaki [el-cübb] ifadesi, kuyunun bilinen yani kervanların uğradığı bir kuyu olduğunu göstermektedir. [Ğayâbeh] kelimesi ise kuyunun dibi değil, dışarıdan bakıldığında görünmeyen yeri demektir.
M. Okuyan 12:10
11
(Kardeşler babalarına) şöyle demişti: “Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? [*] Oysa biz onun için samimi olanlarız. [*] Ayette geçen [lâ te’mennâ] ifadesi nehiy “yasaklama” kalıbında değil [lâ te’menunâ] şeklinde “Bize güvenmiyorsun!” anlamındadır. Bu nedenle [nûn] harfi üzerinde, bir tecvid kuralı olarak “[işmâm]” yani dudak hareketiyle [ötre] göndermesi yapılır. Böylece bu işaret maksadın [nehiy] değil bir durum tespiti olduğunu ortaya koyar.,Ayette yer alan [nâsıhûne] kelimesi “nasihat edenler” değil, “samimi davrananlar, iyiliğini isteyenler” anlamına gelmektedir.
M. Okuyan 12:11
12
Yarın onu bizimle birlikte gönder de bol bol gezsin, oynasın! Biz onu mutlaka koruruz.”
M. Okuyan 12:12
13
(Babaları) “Onu götürmeniz şüphesiz ki beni üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.” demişti.
M. Okuyan 12:13
14
(Kardeşler) şöyle demişti: “Gerçekten biz (kalabalık) bir topluluk olduğumuz hâlde onu kurt yerse, o zaman biz kaybedenler oluruz.”
M. Okuyan 12:14
15
Onu götürüp de o kuyunun görünmeyen yerine bırakmaya birlikte karar verdikleri zaman, (Yusuf’a) “Şüphesiz ki sen onlar farkına varamadan onların bu işlerini kendilerine bildireceksin.” diye vahyetmiştik (bildirmiştik). [*] Buradaki [vahiy], çocuk yaştaki Yusuf’a yönelik olduğu için “bildirmek, ilham etmek” anlamındadır.
M. Okuyan 12:15
16
(Oğulları) yatsı vakti ağlayarak babalarına gelmişlerdi: [*] Akşam değil, yatsı vakti gelmelerinin sebebi bir süre Yusuf’u aradıkları izlenimi vermek olabilir.
M. Okuyan 12:16
17
“Ey babamız! Biz Yusuf’u eşyamızın yanında bırakmış bir şekilde yarışmak üzere (yanından) uzaklaşmıştık. (Ne yazık ki) kurt onu yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen asla bize inanmazsın.”
M. Okuyan 12:17
18
Gömleğinin üzerinde sahte bir kan ile (Yusuf’un kanlı gömleğiyle) gelmişlerdi. (Yakup onlara) şöyle demişti: “Hayır! [Nefis]leriniz sizi (kötü) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzelce sabretmektir. [*] Anlattığınız şeyler karşısında yardımına sığınılacak olan Allah’tır.” Benzer mesaj: Yûsuf 12:83.
M. Okuyan 12:18
19
Bir kervan gelmiş ve sucularını (kuyuya) göndermişler, o da kovasını (kuyuya) salmıştı. (Yusuf’u görünce) “Aa, müjde! İşte bir erkek çocuk!” demişti. Onu bir ticaret için saklamışlardı. Allah onların yaptıklarını bilendir.
M. Okuyan 12:19
20
(Kafile Mısır’a vardığında) onu basit bir değere, sayılı birkaç dirheme satmışlardı. [*] Onlar ona değer vermeyenlerdendiler. Hz. Yusuf’un az bir pahaya satılması aslında onun üzerinde yoğunlaşılmamasını, dikkat çekici bir pozisyonun yaşanmamasını, sıradan bir işlem olarak çok fazla göz önünde olmamasını sağlamış, böylece onun kaybolmuşluğu yönündeki kabul daha geniş bir durum arz etmiştir.
M. Okuyan 12:20
21
Mısır’da onu satın alan kişi, hanımına şöyle demişti: “Ona değer ver (güzel bak)! Belki bize yararı olur veya onu evlat ediniriz.” [*] İşte böylece kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yusuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirmiştik. Allah işinde üstündür. Fakat insanların çoğu bilmezler. [*] Hz. Yusuf’u köle pazarından satın alan Aziz’in bu sözü daha sonraki dönemlerde Hz. Musa’yı nehirden alan Firavun’un hanımının dilinden de dökülmüştür. Demek ki peygamberlerin başına gelen bu türden olaylarda da büyük benzerlikler söz konusuydu. Ayet için bkz. Kasas 28:9.,Aslında Hz. Yusuf’un yaşadığı bu olay onun toplumsal hayatta savrulmasına neden olacak bir durumda olmasına rağmen Yüce Allah çok önemli bir planın gereği olarak şehrin yöneticisi konumundaki kişinin onu satın almasını ve evlatlık edinmesini sağlamıştır. Demek ki Hz. Yusuf’un hayat akışında Yüce Allah’ın müdahaleleri yaşanmıştı; nitekim daha sonra ele alınacak olan onun Maliye Bakanlığı görevinde de benzer bir durum söz konusu olmuştur.
M. Okuyan 12:21
22
(Yusuf) yetişkinlik çağına ulaşınca, ona doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Güzel davrananları biz işte böyle ödüllendiririz. [*] Benzer bir ifade için bkz. Kasas 28:14.
M. Okuyan 12:22
23
Evinde bulunduğu kadın, (cinsel olarak) ondan yararlanmak istemiş, kapıları kilitlemiş ve “Haydi gel!” [*] demişti. O da “Allah’a sığınırım! Şüphesiz ki o (eşiniz) benim efendimdir; [*] bana güzel davrandı.” demişti. Gerçek şu ki zalimler başarılı olmaz! Ayetteki [heyte leke] “Haydi gel” ifadesi, [hîtü leke] şeklinde “Senin için hazırlandım” anlamında da okunmaktadır.,Yûsuf 12:23, 41, 42 ve 50. ayetlerde geçen [rabb] kelimeleri “efendi, sahip” anlamındadır; yoksa Yüce Allah’ın bir sıfatı olan “rabb”, “ilah” anlamında değildir.
M. Okuyan 12:23
24
Yemin olsun ki kadın ona eğilim göstermişti. Rabbinin delilini görmeseydi o da kadına eğilim göster(ecek)ti. [*] İşte böylece biz kötülük ve çirkinliği ondan uzaklaştırmak için (delilimizi göstermiştik). Şüphesiz ki o, samimi kullarımızdandı. Ayetin [ve hemme bihâ] ifadesinin sonuna secavend konulmaması gerekmektedir. Çünkü Hz. Yusuf’un o kadına yönelik herhangi bir arzusu vs. yoktu. Buna göre ayetin “O kadın Yusuf’a meyletmişti; Yusuf da o kadına meyletmişti” şeklindeki tercümesi doğru olamaz.
M. Okuyan 12:24
25
İkisi de kapıya doğru koşmuş ve o (Züleyha) onun (Yusuf’un) gömleğini arkadan yırtmıştı. Kapının yanında onun efendisine (kocasına) rastlamışlardı. (Züleyha eşine) şöyle demişti: “Senin ailene (eşine) kötülük etmek isteyenin cezası, hapsedilmekten veya elem verici bir azaptan başka ne olabilir ki!”
M. Okuyan 12:25
26
(Yusuf) “(Asıl) kendisi cinsel olarak benden yararlanmak istedi!” demişti. Onun (kadının) tarafından bir şahit (bilirkişi) [*] şöyle şahitlik etmişti: “Gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir; o (Yusuf) ise yalancılardandır. Burada geçen [şâhid] kelimesi olayı gören kişi anlamında “şahit” değil de olayın çözümüne katkı sağlayan “bilirkişi” demektir.
M. Okuyan 12:26
27
(Yok) gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir; o (Yusuf) ise doğru söyleyenlerdendir.”
M. Okuyan 12:27
28
(Aziz, Yusuf’un) gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (eşine) “Şüphesiz ki bu, sizin tuzaklarınızdandır; şüphesiz ki sizin tuzağınız büyüktür.” demişti.
M. Okuyan 12:28
29
(Aziz şöyle demişti): “Yusuf! Sen bundan (bu işi sürdürmekten) vazgeç! (Ey Züleyha)! Sen de günahından dolayı bağışlanma dile! Şüphesiz ki sen günahkârlardan oldun.”
M. Okuyan 12:29
30
Şehirdeki bazı kadınlar şöyle demişti: “Aziz’in hanımı cinsel olarak delikanlısından yararlanmak istiyormuş. (Yusuf’un) sevdası onu tamamen kaplamış! Doğrusu biz onu apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz.” [*] Burada geçen [dalâl-i mübîn] tamlaması, inanç olarak “apaçık bir sapkınlık” anlamında değil de Yûsuf 12:8’de de olduğu gibi “apaçık bir şaşkınlık, yanlışlık” anlamında yorumlanmalıdır.
M. Okuyan 12:30