1
1,2. [Elif. Lâm. Râ.] [*] (Bu), Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz için doğru hüküm veren, her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıkça ortaya konulmuş bir kitaptır. [*] (De ki:) “Şüphesiz ki ben O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.,Bu ifade, Kur’an’ın bizzat Yüce Allah tarafından korunup açıklandığının delilidir. Ayetlerin açıkça ortaya konulmasıyla ilgili bkz. En‘âm 6:55, 97, 98, 114, 119, 126, 154; A‘râf 7:32, 52, 145, 174; Tevbe 9:11; Yûnus 10:5, 24, 37; Yûsuf 12:111; Ra‘d 13:2; İsrâ 17:12; Rûm 30:28; Fussilet 41:3, 44.
2
1,2. [Elif. Lâm. Râ.] [*] (Bu), Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz için doğru hüküm veren, her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıkça ortaya konulmuş bir kitaptır. [*] (De ki:) “Şüphesiz ki ben O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.,Bu ifade, Kur’an’ın bizzat Yüce Allah tarafından korunup açıklandığının delilidir. Ayetlerin açıkça ortaya konulmasıyla ilgili bkz. En‘âm 6:55, 97, 98, 114, 119, 126, 154; A‘râf 7:32, 52, 145, 174; Tevbe 9:11; Yûnus 10:5, 24, 37; Yûsuf 12:111; Ra‘d 13:2; İsrâ 17:12; Rûm 30:28; Fussilet 41:3, 44.
3
(Bu kitap) Rabbinizden bağışlanma dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz (yönelmeniz) için (indirildi) ki (Allah) sizi belirlenmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatsın ve iyilik sahibi olan her bir kişiye de iyiliğinden (daha çok) versin. Yüz çevirirseniz, size gelecek büyük bir günün azabından korkarım.”
4
Dönüşünüz yalnızca Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.
5
Dikkat edin! Onlar, O’ndan (Allah’ın gözetiminden) gizlemeleri için göğüslerini çevirirler. Dikkat edin! Onlar elbiselerine büründükleri zaman bile (Allah) onların gizlediklerini de açığa çıkardıklarını da bilir. Şüphesiz ki O, göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
6
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı yalnızca Allah’a ait olmasın. [*] (Allah) onun durduğu ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. [*] (Bunların) hepsi apaçık bir kitaptadır.
Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “Yeryüzünde her canlının rızkı yalnızca Allah’a aittir.”,Benzer mesaj: En‘âm 6:98. Ayette geçen [müstekarr] kelimesine “rahim, rahimler”, “insanların geceye sığınması”, “her canlının yeryüzündeki yaşama süreleri”; [müstevde‘] kelimesine ise “insanların yaşayıp ölecekleri yeryüzü”, “babaların sulbü”, “öldüklerinde toprağa definleri”, “ölümden sonra insanın yerleşip kalacağı yer” gibi anlamlar verilmiştir.
7
O, hanginizin davranış olarak daha güzel olacağını denemek için [arş]ı su üzerindeyken [*] gökleri ve yeri altı günde (dönemde) yaratandır. [*] “Ölümden sonra şüphesiz ki diriltileceksiniz!” desen, kâfir olanlar elbette “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir!” derler.
Bu ifadenin hakikatte neyi karşıladığını bilemediğimizi itiraf etmeliyiz.,Benzer mesajlar: A‘râf 7:54; Yûnus 10:3; Hûd 11:7; Ra‘d 13:2; Furkân 25:59; Secde 32:4; Kâf 50:38; Hadîd 57:4.
8
Onlardan azabı sayılı (belirli) bir süreye [*] kadar ertelesek, mutlaka “Onu(n gelmesini) engelleyen nedir?” derler. Dikkat edin! Kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. [*] Alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatmış (olacak)tır.
Burada ve Yûsuf 12:45’te geçen [ümmeh] kelimesi “süre, zaman” demektir Bu ifade azabın ebediliğini göstermektedir.
9
O insana tarafımızdan bir rahmet tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, (bu durumda) şüphesiz ki o tamamen ümitsiz, nankör olur. [*]
Benzer mesajlar: Fussilet 41:49; Me‘âric 70:20-21.
10
Kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette “Kötülükler benden gitti.” der. Şüphesiz ki o, çok şımarıktır, çok kibirlidir. [*]
Surenin 9 ve 10. ayetlerinde nankör insanın nimetler ve sıkıntılar karşısındaki tutarsız tutumu hakkında tanıtıcı bilgiler verilmektedir.
11
Ancak sabredip güzel işler yapanlar başka. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
12
Neredeyse sen (müşriklerin) “Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla birlikte bir melek gelseydi ya!” [*] demeleri yüzünden sana vahyolunan ayetlerin bir kısmını terk edeceksin ve (bu yüzden) ruhun daralacak. [*] Sen sadece bir uyarıcısın. Allah her şeye [vekil]dir (güven kaynağıdır).
Benzer mesajlar: En‘âm 6:7-8; Yûnus 10:15-16, 20; Ra‘d 13:27; Hicr 15:7, 14-15; İsrâ 17:59, 90-93; Enbiyâ 21:5; Furkân 25:4-5, 7, 21; ‘Ankebût 29:50-51; Zuhruf 43:53.,Benzer mesaj: İsrâ 17:73-74.,Buradaki [nezîr] kelimesi Hz. Muhammed’in uyarıcı, tebliğ edici gibi anlamlara gelmekte, ayrıca kelimenin kök anlamından hareketle kendini tebliğe “adayan” bir elçi olduğu bildirilmektedir.
13
Yoksa “Onu (Muhammed) uydurdu” [*] mu diyorlar? De ki: “Doğruysanız Allah’tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da onun benzeri uydurulmuş on sure getirin!” [*]
Hz. Muhammed’e “müfteri” suçlamasıyla ilgili benzer mesajlar: Yûnus 10:38; Nahl 16:101; Enbiyâ 21:5; Furkân 25:4; Secde 32:3; Sebe’ 34:8; Şûrâ 42:24; Ahkâf 46:8.,Bu ayet [tehaddî] denen “meydan okuma” ayetlerinin üçüncüsüdür. Bütün Kur’an’la ilgili herhangi bir meydan okuma olmamıştır. Meydan okuma ayetleri sırasına göre (yaklaşık 60-70 surelik meydan okuma için) İsrâ 17:88, Tûr 52:34; (on surelik için) Hûd 11:13; (tek sürelik için ise) Yûnus 10:38 ve Bakara 2:23-24’tedir.
14
Size cevap veremezseler, bilin ki (Kur’an) ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka ilah yoktur. Artık siz müslüman oluyor musunuz?
15
Kim dünya hayatını ve süsünü isterse, işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar.
16
İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şey olmayanlardır. (Dünyada) yaptıkları boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler de [batıl]dır.
17
Rabbi tarafından apaçık bir delil üzere olan ve kendisini O’ndan (Rabbinden) bir şahidin [tilavet] (takip) [*] ettiği, ayrıca kendisinden önce önder ve rahmet olarak Musa’nın Kitabı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar gibi) midir? Bunlar, ona (Kur’an’a) inanırlar. O gruplardan hangisi onu inkâr ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir. Bundan şüphen olmasın! Şüphesiz ki bu, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir fakat insanların çoğu inanmazlar.
Burada geçen [tilavet/yetlû] kelimesi, bilinen anlamda “okumak, aktarmak” değil, “takip etmek, izini sürmek” olarak anlaşılmalıdır.
18
Allah’a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir ki! [*] Onlar (mahşerde) Rablerine sunulacaklar; şahitler de “İşte bunlar, Rablerine karşı yalan uyduranlardır!” diyeceklerdir. Dikkat edin! Allah’ın laneti, o zalimlerin üzerinedir!
Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:94; En‘âm 6:21, 93, 144, 157; A‘râf 7:37; Yûnus 10:17; Kehf 18:15; ‘Ankebût 29:68; Zümer 39:32; Saff 61:7.
19
Onlar, (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyan ve o (yol)u eğri gösterenlerdir. Onlar -evet onlar- ahireti de inkâr edenlerdir. [*]
Bu iki ayette Yüce Allah adına yalan konuşanları ne korkunç bir felaketin beklediği haber verilmekte, din adına konuşulurken dikkatli davranılması gerektiği ifade edilmekte, bu türden hata yapanlar için mahşerde özel bir oturum düzenleneceği, mahşerin şahitlerinin devreye gireceği ve kendilerine lanet edileceği bildirilmektedir. Allah adına konuşurken çok dikkatli davranmalı, O’na iftira anlamına gelebilecek söylemlerden şiddetle kaçınılmalıdır. Her iftira kötüdür; ancak iftiranın en kötüsü Allah’a atılandır. Yüce Allah bağlam gereği, gerek kendisine karşı uydurma ilahlık yakıştırması konusunda, gerekse hakkında kendisinin herhangi bir şey söylemediği bir konuda O’na yalan iftirasında bulunan kişileri en zalimler olarak tanıtmaktadır. Hâkka 69:44-46’da doğrudan Elçi’ye hitap ederek, eğer Yüce Allah’a herhangi bir yalan iftira ederse onu güçlü bir şekilde yakalayıp şah damarını kesip parçalayacağını haber vermektedir.
20
Onlar yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değillerdir; [*] onların Allah’tan başka dostları da yoktur. Azap onlar için katlanacaktır. (Çünkü) onlar (gerçekleri) duymaya güç yetiremez ve (onları) göremezler.
Benzer mesajlar: En‘âm 6:134; Enfâl 8:59; Tevbe 9:2, 3; Yûnus 10:53; Hûd 11:33; Nahl 16:46; Nûr 24:57; ‘Ankebût 29:22; Fâtır 35:44; Zümer 39:51; Şûrâ 42:31; Ahkâf 46:32.
21
İşte onlar kendilerine yazık etmişlerdir ve uydurdukları şeyler (putlar) da kendilerinden kaybolup gitmiş olacaktır.
22
Şüphesiz ki onlar ahirette en çok kaybedenlerdir.
23
Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlara ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet halkıdır. Onlar orada [ebedî] kalacaklardır.
24
Bu iki grubun (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile gören ve duyan kişiler(in farkı) gibidir. [*] Bunlar, örnek olarak hiç eşit olur mu! (Hâlâ gerçeği) hatırlamıyor musunuz?
Benzer mesajlar: Bakara 2:18, 171; En‘âm 6:39.
25
Yemin olsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine göndermiştik de onlara “Şüphesiz ki ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
26
Allah’tan başkasına kulluk etmeyin! Şüphesiz ki ben size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum.” (demişti).
27
Kavminden kâfir olan yöneticiler şöyle demişlerdi: “Biz seni bizim gibi bir insandan başka bir şey olarak görmüyoruz. [*] İçimizden, basit görüşlü, en rezillerimizden [*] başkasının da sana uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı hiçbir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancılar olduğunuzu sanıyoruz.” [*]
İnkarcıların bir insan olan peygamberle alay edişleriyle ilgili benzer mesajlar: İbrâhîm 14:10-11; İsrâ 17:94; Enbiyâ 21:3, 36; Mü’minûn 23:24, 33-34, 47; Furkân 25:41; Şu‘arâ 26:154, 186; Yâsîn 36:15; Sâd 38:8; Kamer 54:24-25; Teğâbun 64:6.,Benzer mesaj: Şu‘arâ 26:111.,Buradaki [nezunnu] fiili “zannediyoruz” şeklinde olabildiği gibi inkârcıların kararlılıkları sebebiyle “inanıyoruz” anlamında da değerlendirilebilir.
28
(Nuh onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim! Bir düşünsenize! Ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş [*] de bu size gizli tutulmuşsa [*] (siz kendinizi buna kapattıysanız) buna ne dersiniz? Onu istemediğiniz hâlde biz (beraberimdekiler) sizi ona zorlayacak mıyız?
Benzerleri Hûd 11:63’te “Hz. Salih’in”, Hûd 11:88’de ise “Hz. Şuayb’ın” ifadesinde yer alan bu cümle tebliğ esası içermektedir. Bu ifadenin şart cümlesi olarak değil de doğrudan bir hüküm cümlesi şeklindeki bir benzeri de bizzat Hz. Muhammed tarafından En‘âm 6:57’de dile getirildiği haber verilmektedir. Anlaşılıyor ki bütün peygamberler aynı değerleri tebliğ etmişler, aynı tepkiyle de karşılaşmışlardı. Tebliğde her şeyden önce muhataplar dışlanmamalı, onları kendilerinden kabul ederek “ey kavmim, ey arkadaşlarım” gibi sahiplenici ve aidiyet duygusu içeren hitaplar tercih edilmelidir Burada kişilerin gerçeklere itibar etmemelerinin sonucuna dikkat çekilmektedir.
29
Ey kavmim! Buna (tebliğe) karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim ödülüm yalnızca Allah’a aittir. [*] Ben iman edenleri kovacak değilim. [*] Şüphesiz ki onlar, Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.
Benzer mesajlar: En‘âm 6:90; Yûnus 10:72; Hûd 11:51; Yûsuf 12:104; Furkân 25:57; Şu‘arâ 26:109, 127, 145, 164, 180; Sebe’ 34:47; Yâsîn 36:21; Sâd 38:86; Şûrâ 42:23; Tûr 52:40; Kalem 68:46.,Benzer mesaj: Şu‘arâ 26:114.
30
Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah’tan kim koruyabilir ki! Hiç (gerçeği) hatırlamıyor musunuz?
Sonraki 30 ayet →