2
Okuduğunuz kitap hiçbir şüpheye mahal bırakmaz. Allah tarafından insanlara okunsun diye gönderilmiştir. Her şeyin yaratıcısı olan Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, inançlarında samimi olup sağlam duran, Allah’a, Allah’tan gelenlere kesin olarak inananlardır.
3
Allah’a karşı gelmekten sakınanlar; beş duyularıyla ulaşamayacakları, bilgisi sadece Allah’ın katında olan gaybe inanırlar. Allah her yarattığı varlıklara bir özellik vermiştir. Gören gözlerimizin, duyan kulaklarımızın, dokunan elimizin, tadan dilimizin, koklayan burnumuzun, çalışan aklımızın, düşünen beynimizin sınırları vardır. Bizim bilgilerimiz bize verilen özelliklerle sınırlandırılmıştır. Allah’ın bilgisi ise sınırsızdır. Bizler sınırlı özelliklerimizle sınırsız olan bilgiye ulaşamayız. Allah sınırsız bilgisinden bazı gerçekleri vahiy yoluyla bize bildirmektedir. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar vahiy yoluyla bildirilen bilgilere kesin olarak inanırlar. Onlar Salât-ı İkame ederek Allah’ın gönderdiği bilgilerle kendilerini güçlendirirler. Bilinçlerini artırırlar. Her gün Allah’ın huzuruna durarak günlük hayatlarını gözden geçirirler. Fark ettikleri yanlışlardan bir daha yapmamak üzere tövbe ederek dönerler. Bilmedikleri yanlışlarından da tövbe ederek Allah’ın kendilerini korumasını isterler. Sahip oldukları varlıklardan Allah yolunda harcarlar. Bilirler ki; sahip oldukları her şey zaten Allah’ındır. Onlar sadece geçici bir zaman için emanet almışlardır. Geçici olarak emanet aldıkları şeyleri hayırlı ve güzel işlerde harcayarak insanlarla paylaşırlar. Böylece Allah adına yaptıkları bu eylemler hayat kitaplarına yazılır.
4
Ey Resulüm! iman edenler sana gönderilen kitaba ve senden önce gönderilen kitaplara inanırlar. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar bilirler ki; dünya hayatı gelip geçicidir. Ölümle yeni bir hayat başlar. Yeni başlayan hayatın adına insanlar dünya hayatından sonraki hayat anlamında ahiret hayatı der. İnkâr edenlerin aksine ahiret hayatına Allah’a iman edenler kesin olarak inanırlar. Ahiret hayatıyla ilgili hiçbir şüpheleri yoktur.
5
Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine Rabbinden gelen doğru yol üzerindedirler. İman edenler Rabbinden bir hidayet üzerindedirler. Allah inananlara şaşmaz, değişmez, yanılmaz, tamamen yaratılışın gerçeklerine uygun bir hidayet yolu belirlemiştir. Yasalarıyla yolunu sağlamlaştırmıştır. Her kim Allah’ın yoluna girer, yasalarına harfiyen uyarsa, işte kurtulacak olanlar onlardır.
6
Allah’tan gelen gerçekleri inkâr ederek doğru yoldan sapanlara gelince, onları uyarsan da uyarmasan da birdir, onlar inanmazlar. Hayata ön yargılarıyla bakarlar. Onlara verdiğimiz akıl, görme, işitme, düşünme sınırlarında bocalar, verdiğimiz özelliklerin sınırlarında edindikleri bilgilere inanırlar. Bu inançları onların saplantılarından ibarettir. Çünkü sınırlı bilgileriyle öğrendikleri bilgiler hiçbir şeyin asıl gerçeği değildir. Gerçek bilgi Allah’ın katındadır.
7
Allah onların gözlerini kulaklarını kalplerini kendi ön yargılarıyla mühürlemiştir. İmtihan için dünya hayatına gönderilen insana Allah söz vermiştir. Gözünüze, kulağınıza, aklınıza, iradenize, kalbinize müdahale edilmeyecek. Zorla inanmanız için baskı yapılmayacak. Her neye karar verirseniz özgür iradenizle karar vereceksiniz denilmiştir. Onlar bu özgürlüğü kullanarak inkârı seçerler. Kısır bilgilerini asıl sayarlar. Görme sınırlarını unutarak her şeyi gördüklerini, duyma sınırlarını unutarak her şeyi duyduklarını zannederler. Bu zanları onların kalplerini karartır. Biz de onları kendi şahitlikleriyle hiçbir şeyi eksik bırakmadan, yaptıkları amelleriyle birlikte kabul ederiz. İnkârlarını, kalplerinde oluşan ön yargıları tasdik ederiz. Onları inkârlarından döndürüp inanmaya zorlamayız. Onları olduğu gibi kabul ederiz. İnkâr edenleri inananlardan saymamız mümkün değildir. Her kim ne ise öyle kabul ederiz. Mevcut durumunu olduğu gibi alırız. Hayat kitabını kimse değiştiremesin diye mühürleriz.
8
İnsanlardan bazıları inanmadıkları halde: "Allah’a ve ahiret gününe inandık!" derler.
9
Bunlar Allah’ı ve Müminleri aldatmaya çalışır. Oysa sadece kendilerini aldatırlar ama farkında değillerdir.
10
Kalplerinde nifaktan kaynaklanan hastalık vardır. Allah ceza olarak hastalıklarını artırır. Söyledikleri yalana karşılık elem dolu azap vardır. Onlar Allah’ın yasalarına aykırı davranmak, Allah’ın emirlerini yerine getirmemek için sürekli fırsat arar, çeşitli bahaneler uydururlar. Allah’ın emirleri konusunda süslü laflarla felsefe yaparak emirlere uymayı ertelerler. Mümin kardeşleri Allah’ın emirlerini hatırlattığında: "Sana ne bizim ibadetimizden Allah ile aramıza girme! İman da gizli ibadet de gizli! Allah yeryüzünün imarını ve düzenini bize bıraktı! Onun için bize akıl, muhakeme, irade verdi." derler. Yerlerin göklerin hâkimi, yöneticisi, yasa koyucusu Allah olduğunu inkâr ederler. İnkârlarını süslü sözlerle felsefe haline getirirler. Allah’ın emirlerinden bir kısmı dünya işi, bir kısmı ahiret işi diye ayırırlar. Dünya işleri bizim, ahiret işleri Allah’ın derler. Böylece Allah’ın yasalarından bir kısmını ret ederler.Hâlbuki Allah’ın ahiret işleri diye bildirdiği bir şey yoktur. Allah’ın yasalarının hepsi dünya işlerine aittir.İşlerine gelince Müminlerle birlikte hareket ederek Allah’ın emirlerine uyar, yalnız kalınca Allah’ın emirlerini terk ederler. Kendi akıllarını, kendi yaşantılarını, kendi hükümlerini Allah’ın yolundan üstün görürler. Hayatlarını çıkarlarına göre kurarlar. Çıkarlarına göre mümin, çıkarlarına göre kâfir olurlar.
11
"Yeryüzünde fesat çıkarmayın!" denildiğinde, "Biz ancak yanlışları düzelterek ıslah edenleriz." derler. Yaptıkları kötülüğü süslü laflarla, akıl oyunlarıyla topluma yayarlar. Fırsatını buldukça insanların zaaflarını çıkarlarına kullanırlar. Müminlerin saflığını, arılığını, duruluğunu, inançlı davranışlarını çıkarlarına suiistimal ederek dünyalık peşinde koşarlar.
12
İyi bilin ki; böyleleri bozguncuların ta kendileridir. Onların kalbinde nifak tohumları vardır. Münafıklıklarıyla, riyakârlıklarıyla her şeyi kirletirler. Yaptıklarının sonucunun ne olacağının, nereye varacağının farkında değillerdir. Düpedüz münafıklık yaparlar.
13
Onlara: "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın!" denildiğinde: "Biz akılsızlar gibi iman mı edelim?" derler. İyi bilin ki asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
14
İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İnandık!" derler. İnkâr edenlerin elebaşlarıyla yalnız kaldıklarında: "Şüphesiz biz sizinle beraberiz. Biz ancak inananlarla alay ediyoruz." derler. İnkâr edenlerin gözüne girmek için Müslimlerin aleyhinde konuşurlar. Onlar kim güçlüyse onların yanına gider, onlara yağ çeker, onlardan görünmek isterler. Kendilerine özgü, güven veren bir duruşları yoktur. Her zaman çıkarlarına göre değişken davranırlar. Müslimler güçlenirse Müslimun, inkâr eden kâfirler güçlenirse kâfir olurlar. Onların taptığı sadece güçtür. Onların yolu çıkardır. Onlar bu tutumlarıyla kendilerini akıllı, Müminleri akılsız sayar, Müminlerle alay ederler.
15
Bilseler; gerçekte Allah onlarla alay eder. Azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. Onlar kendilerine verilen mühlete güvenip aldanmışlardır. Büyük bir aldanış içinde cehennemdeki ateşlerini çoğaltırlar.
16
İşte onlar, inançlı, doğru, sağlam bir yola karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş, doğru yolu bulamamışlardır. Kibirleri, bencillikleri, benmerkezcilikleri yüzünden kaybetmişlerdir.
17
Onların durumu geceleyin ateş yakan kimsenin durumuna benzer. Gecenin karanlığında yakılan ateş sönünce nasıl karanlık içinde kalıyorlarsa; dünyadaki hayatları da karanlık içinde kalır. Söyledikleri yalanlar gecede yakılan ateş gibidir. Sadece kısa bir an için dünyalarını aydınlatır. Ancak Allah onların yalanlarını söndürünce sadece karanlık kalır. Allah’ın ayetleriyle aydınlattığı yol, onların nefislerinin, benliklerinin çirkinliğini ortaya koyacağından, bunu asla kabul etmezler. Bu yüzden içleri karardıkça karararak, kapkara bir hale döner. Gönderdiğimiz ayetler, karanlık içindeki insana çarpan ışık gibidir. Gözlerinin kapanmasına neden olur.
18
Çünkü onlar ön yargılarıyla sağırlaşan, dilsizleşen, körleşen kimselerdir. Artık hiçbir gerçeği göremezler. Burunlarının dikine gider, akılları bir karış havada gezer, bulutların üstünde dolaşır, bir türlü ayakları yere basmaz. Onlar bu halleriyle ayetlerdeki anlatılan gerçekleri göremez, duyamaz, konuşamazlar. Bu nedenle gerçeklerden yana olamazlar. Hâlbuki yalanları onlara cehennemi hazırlamaktadır, farkına varmazlar.
19
Yahut onların durumu yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşeklerle yıldırımlarla sağanak halinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Sonlarının geldiğini düşünürler. Ha öldük ha öleceğiz derler. Ölüm korkusuyla ne yapacaklarını bilmezler. Yıldırımların sesini duymamak için kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah gerçeklerin üzerini örten inkârcıları çepeçevre kuşatmıştır. Onların kaçacak hiçbir yeri yoktur.
20
Şimşek neredeyse onların gözlerini alıp götürecekmiş gibi ortalığı aydınlatır. Gökyüzüne baktıklarında şimşeklerin kendilerine doğru çaktığını görerek korkarlar. Gözlerimizi delip geçmesin diye hemen gözlerini kapatırlar. Sonra duruma alışırlar. Şimşekler önlerini her aydınlattığında bir müddet şimşeğin ışıklarında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. İşte onların ayetlerimize karşı misali böyledir. Ayetlerimiz onların hayatlarına şimşekler, yıldırımlar gibi iner. Ayetlerin aydınlığından korkarak gözlerini kapatırlar. Çünkü ayetlerin aydınlığı onların bütün pisliklerini ortaya çıkarır. Onlar hemen yalanlar üzerine kurdukları düzenin karanlıklarına dönerler. Unutmayın ki; Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını tamamen yok ederdi. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir. Aralarında duyma görme duyuları alınmış olanları görmüyorlar mı? Onların halini düşünmüyorlar mı? Düşünesiniz diye size canlı gerçek örnekler veriyoruz. Anlamıyor musunuz? Rabbiniz isterse hepinizin gözlerini kör, kulaklarını sağır, dillerini lal eder. Göremezsiniz, duyamazsınız, konuşamazsınız.
21
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinizin yasalarına uyarak ibadet edin ki; Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
22
Allah yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bilerek isteyerek Allah’ın yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma haklarını insanlara vererek Allah’a ortak koşmayın! Allah ilah olarak yasa koymaya, yasalarıyla insanları yönetmeye, suçlarından dolayı yargılamaya, suçlarının karşılığında cezalandırmaya yetkilidir. Allah bu yetkilerinin hiçbirini kimseye vermemiştir. Eğer insanlardan bir kısmı Allah’ın bu yetkilerini alır ve bizim de yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma hakkımız yetkimiz var derse, kendilerini ilahlaştırmışlardır. Allah buna asla müsaade etmez. Kendini ilahlaştırarak insanlar üzerine hükümran olanları şiddetle cezalandırır.
23
Eğer elçilikle görevlendirdiğimiz Muhammed’e gönderdiğimiz Kur’an hakkında şüphede iseniz, haydi yapabiliyorsanız Kur’an’daki surelere benzer bir sure getirin.
24
Böyle bir şeyi asla yapamazsınız. Sizin elçilik ve kitap hakkında bir bilginiz yoktur. Şunu bilin ki dediklerinizi ispat edecek bir sure getirmezseniz, Allah’tan başka şahit de bulamazsanız. Yakıtı insanlarla taşlar olan ateşe atılacaksınız. Ateşten sakınmaz mısınız? O ateş gerçeklerimizin üzerini örten inkârcılar için hazırlanmıştır.
25
İman edip güzel işler yapanlara içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! Cennetin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, "Bu tıpkı daha önce dünyada iken bize verilen rızık!" diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara dünyadakine benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler vardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
26
Şüphesiz Allah bir sivrisineği ve onun da ötesinde bir varlığı misal vermekten çekinmez. Gerçekten iman eden kimseler bilirler. O Rabbinden gelen bir gerçektir. İnkâr edenler derler ki: "Allah bu misalle neyi kastetti?" Allah bu misalle dilediğini sapıklıkta bırakır. Onunla birçoğunu da yola getirir. Onunla bozgunculardan başkasını sapıklıkta bırakmaz.
27
Onlar Allah’a söz verirler. Verdikleri sözleri yerine getireceklerine yemin ederler. Sonra sözlerinden cayarlar. Verdikleri sözleri yerine getirmezler. Verdikleri sözleri yerine getirmeyen ve insanlarla dürüst ilişki kurmayanlar yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
28
Henüz yokken sizleri yaratan ve dünya hayatını veren Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Düşünmüyor musunuz? Allah sizi dünyada yaşarken öldürecek, sonra ahiret hayatınızda diriltecek. Dünya hayatının hesabını vermek için huzura getirileceksiniz. Siz bu gerçeği kabul etmeyip inkâr ederseniz ölmeyecek misiniz? Diriltilip hesaba çekilmeyecek misiniz? Sizin inkârınızla her şey bitmiş mi olacak? Nasıl akıl ediyorsunuz? Sizin elinizde ne var ki? Unutmayın! Allah’ın elinde her şeyi yapma gücü vardır. Siz Allah ile mi yarışıyorsunuz? Yoksa Allah’ın düzenini değiştirebileceğinize mi inanıyorsunuz? Gerçekten şeytan sizi oldukça aldatmıştır.
29
Allah yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip gökyüzünü yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
30
Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Şüphesiz ben yeryüzünde öncekilerin yerine geçecek birini görevlendireceğim." demişti. Dediler ki: " Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek kimseyi mi görevlendireceksin? Oysa biz senin yasalarına uyuyoruz. Seni överek yüceltiyoruz. Seni her şekilde tasdik ediyoruz!" Dedik ki: "Şüphesiz ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim!"
Sonraki 30 ayet →