Ana SayfaMealler › Mehmet Çoban

Mehmet Çoban

Mehmet Çoban
Mehmet Çoban meali ile okumaya başla
Kehf 1 / 110
1
Bütün övgüler, her şeyin gerçeğini anlatan Kitabı gönderen Allah’a aittir.
M. Çoban 18:1
2
Kitap Allah tarafından gönderilmiştir. Ayetlerimiz ve yasalarımıza uymayanların cezalandırılacağının haberini, yasalarımıza uyanların mükâfatlandırılacağının müjdesini verirsin! Bunlar açıklanan gerçeklerdir.
M. Çoban 18:2
3
Cezaya çarptırılan inkârcılar şiddetli ateşin içinde kalakalırlar.
M. Çoban 18:3
4
"Allah çocuk edindi!" diyenleri kitabımızdaki gerçeklerle uyarıyoruz.
M. Çoban 18:4
5
Bu konuda kendilerinin ve atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz Allah’a büyük bir iftiradır. Onlar ancak yalan söylüyorlar.
M. Çoban 18:5
6
Sen bildirdiğimiz gerçeklere inanmadıklarından dolayı üzüleceksin öyle mi? İftiralarından dolayı kendini tüketeceksin öyle mi? Hayır! Sakın onların yalanlarına, iftiralarına, gerçekleri inkârlarına üzülme! Çünkü sen dâhil herkes imtihandadır. Onların imtihanı kaybetmelerinden sana ne? Sen kendi imtihanına bak!
M. Çoban 18:6
7
İnsanların nasıl davranacaklarını görmek için bir hayat verdik! Yeryüzünde yaşamalarına izin verdik! Yeryüzündeki nimetlerle onları destekledik! Bu onların imtihanıdır. İster kaybederler ister kazanırlar. Seni ilgilendirmez. Sen sana düşen görevleri yerine getir. Başka şeye karışma! Tebliğini yap yeter.
M. Çoban 18:7
8
Elbette imtihanın süresi bitince yeryüzündeki her şeyi kuru toprak haline getireceğiz. İnsana sınav salonu olan dünya hayatı bitecek!
M. Çoban 18:8
9
Allah çocuk edindi diyenler Ashab-ı kehf, Ashabı-ı Rakim topluluğu hakkında uydurdukları hikâyeleri anlatırlar. Yoksa sen onların anlattıkları hikâyeleri bizim ders verici ayetlerimizden mi sandın? Bilmiyor musun? Onlar kendi kafalarına göre hikâye uydurup duruyorlar.
M. Çoban 18:9
10
Biz sana onların anlattığı hikâyelerin gerçeğini anlatalım! Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı: "Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver! İçinde bulunduğumuz şu durumdan kurtar! Senin doğru yolunda, yasalarına uyarak yaşamak için şartları kolaylaştır!" demişlerdi.
M. Çoban 18:10
11
Onlar inanmış insanlardı. Bu nedenle toplumdan tepki gördüler. Toplumun yöneticileri tarafından tehdit edildiler. Yaşamları tehlikeye girdi. Onlar da toplumlarından kaçarak bir mağaraya sığındılar. Yıllarca toplumdan uzak, gelişmelerden habersiz yaşadılar. Böylece terk ettikleri toplumda neler oldubitti görmediler, duymadılar. Onların durumu: Terk etmek zorunda kaldıkları, toplumlarının akıp giden yaşamlarına, hayatlarına, onların dünyalarına karşı bir ilgisizlik ve uyku haliydi. Mağaradaki hayatlarına devam ediyorlar, terk ettikleri topluma karşı uyuyanlar gibi kör sağır dilsiz oluyorlardı. Terk ettikleri toplum onlardan habersiz kendi yaşamlarını devam ettiriyordu.
M. Çoban 18:11
12
Uzun bir müddet sonra kendi kendilerine sormaya başladılar. Acaba terk ettiğimiz toplumda neler oldu? Onlardan ayrıldıktan sonra ne kadar süre geçti? Onlar bizi unuttu mu? Doğup büyüdüğümüz, yaşayıp terk ettiğimiz yerlerin şartları değişti mi? Bu sorular kafalarını karıştırmaya başladı. Aradan geçen zamanı merak ediyorlardı. Yaşadıkları yerden ne kadar ayrı kaldıklarını bile unutmuşlardı. Belki toplumlarında onların kendilerinden ne kadar uzak kaldıklarını bilenler vardı. Meraklarını gidermek için araştırma ihtiyacı duydular.
M. Çoban 18:12
13
Sen onlar hakkında uydurulan yalanları bir kenara bırak! Şimdi biz sana onların gerçek haberlerini anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rabbine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
M. Çoban 18:13
14
Onların kalplerini güçlendirmiştik. Ayağa kalkıp dediler ki: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan başkasına ilah demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz!"
M. Çoban 18:14
15
"Bizim kavmimiz ondan başka ilahlar edindiler. Onların açık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?"
M. Çoban 18:15
16
"Mademki siz; onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız. O halde mağaraya sığının ki; Rabbiniz rahmetini yaysın! İşinizde size yararlı bir şey sağlasın!"
M. Çoban 18:16
17
Görseydin: Güneş doğduğu zaman mağaralarının sağına eğiliyor, batarken onları sol taraftan isabet etmeden sola doğru makaslayıp geçiyordu. Onlar sanki bir dehlizin içindeydiler. İşte bu Allah’ın ayetlerindendir. Allah kime hidayet verirse o yolu bulmuştur. Kimi de sapıklıkta bırakırsa artık onun için bir dost ve yol gösterici bulamazsın!
M. Çoban 18:17
18
Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın! Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatıyordu. Durumlarını görseydin onlardan dönüp kaçardın! Gördüklerin yüzünden içini korku kaplardı.
M. Çoban 18:18
19
Kendi aralarında sormaları için onları düşünmeye sevk ettik! İçlerinden konuşan biri dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık!" Bir başkası dedi ki: "Rabbimiz ne kadar kaldığınızı daha iyi bilir. Birimizi şu gümüşle şehre gönderelim! Hangi yiyecek daha temiz baksın! Ondan bize bir rızık getirsin! Dikkatli davransın! Sakın, bizi birisine sezdirmesin!"
M. Çoban 18:19
20
"Çünkü onlar bizi ele geçirirse ya taşlayarak öldürürler ya da kendi düzenlerine (dinlerine) zorla döndürürler. O zaman haktan batıla dönerek, onların yasalarına uyduğumuz için kurtuluşa erişemeyiz."
M. Çoban 18:20
21
Mağaradakilerden biri şehre gelince, şehirde yaşayanlar onlar hakkında bilgi almış oldular. Mağaradakiler de şehirdeki değişikliklerden haberdar oldu. Biz onların aklına şehre gitme fikrini soktuk ki; Allah’ın sözünün gerçek olduğunu görsünler. Hiçbir şekilde Allah’ın insanları kandırmadığını, daima gerçekler üzerine ayetler gönderdiğini anlasınlar. Kıyamet sözünün gerçekliğini kavrasınlar. İnsanların çoğu olayların neden böyle olduğunu, neden nasıl geliştiğini, altında yatan sebeplerin neler olduğunu bilmeden konuşur. Bir türlü anlatılmak istenen gerçekleri anlamak istemezler. Şehre giden kişi bir de ne görsün? İnsanlar putperestliği bırakarak hidayet etmiş! Halk Müslimun olmuştu. Halk bir zamanlar şehirden kaçan yiğitlerden söz ediyorlardı. Aralarında konuşurken diyorlardı ki: "Bizden kaçtıktan sonra başlarına bir şey gelmiştir. İnkâr eden toplum peşlerine düşmüştü. Onları yakalamış öldürmüş olabilirler. Onların mezarlarını bulalım! Mezarlarının üstüne bir bina yapalım veya mezarları üzerine bir mescit yapalım! Mezarlarını bulamasak bile onları inandıkları yolda mücadele veren, Allah yolunda ölen kişiler ilan edelim! Onları hatırlatacak bir bina veya bir mescit yapalım! Onların başına ne geldi, nasıllar, neler oldu, haklarındaki bilgiyi doğru olarak ancak Rabbimiz bilir."
M. Çoban 18:21
22
Bak gördün mü? Aradan yıllar geçmiş. Onları yâd edenler bilmedikleri konularda atıp tutuyorlar: Onların sayılarını tartışıyorlar. Kimileri; "Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir.", kimileri; "Onlar beş kişidir, altıncıları köpekleridir." , kimileri; "Onlar yedi kişidir, sekizincileri köpekleridir." der. Onlara de ki; "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onların gerçeğini insanlardan çok az kimse bilir." Sen Ashab-ı Kehf’in durumunu onlarla tartışma! Aralarında tartışıp duranlara da hiçbir şey sorma! Bırak! Bilir bilmez tartışmaya devam etsinler. Onlar bilerek sana geliyorlar. Seni şaşırtmak için bilemeyeceğin konularda sorular soruyorlar. Sen ne bilirsin? Ashab-ı kehf kaç kişiydi? Sen onlarla beraber değildin ki? Sana soranlar da onların kaç kişi olduğunu bilmiyor. Sanki biliyorlarmış gibi davranarak seni sınayıp şaşırtmak istiyorlar. Sen onlardan uzak dur.
M. Çoban 18:22
23
İnsanların hatırını gözeterek onlara bir şey anlatmak ve onları kazanmak için hiçbir şey hakkında: "Yarın şunu yapacağım!" dememelisin.
M. Çoban 18:23
24
Ancak: "Allah dilerse yapacağım!" demelisin. Unuttuğun zaman Rabbini an! "Umarım Rabbim beni bundan daha doğru olana ulaştırır." demelisin. Eğer Rabbin sana bir şeyi unutturmuş ise mutlaka altında yatan bir neden vardır. Onu düşün! Kendi kendine hayıflanıp dert edinmemelisin!
M. Çoban 18:24
25
Boşu boşuna tartışanlar, tartışmadan duramazlar. Şimdi de tutturmuşlar: "Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldı." diyorlar. "Bazıları da buna dokuz yıl ekleyerek üç yüz dokuz yıl kaldılar." diyor.
M. Çoban 18:25
26
Onlara de ki: "Onların mağarada kaldığı süreyi Allah daha iyi bilir. Siz nereden bileceksiniz? Onlarla beraber mi yaşadınız? Geçmişe dair atıp tutuyorsunuz. Şunu bilin ki göklerin yerin bilinmeyenlerini bilmek Allah’a aittir. Sizin gibi cahillere değil. Rabbim her şeyi bütün gerçeğiyle görür. Siz hiçbir şeyi doğru dürüst göremezsiniz. Rabbim her şeyi doğru bir şekilde işitir. Siz hiçbir şeyi doğru dürüst işitmez, hep çıkarınıza göre işitirsiniz. İnsanların Allah’tan başka hiçbir dostu yoktur. Allah hükmünde otoriterdir. Hiçbir şekilde hükmüne, otoritesine, yönetimine yarattığı kimseleri ortak etmez."
M. Çoban 18:26
27
Sen onlara sadece Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku! Allah’ın kelimelerini değiştirecek hiç kimse yoktur. Allah’tan başka sığınacak sağlam bir dost da bulamazsın! İnsanların yalan yanlış, bilir bilmez yaptıkları tartışmaların içine girme! Ellerinde kesin bir delil yokken bilmedikleri konularda tartışıp duranlarla ilgilenme!
M. Çoban 18:27
28
Allah’ın rızasını dileyerek sabah akşam dua edenlerle birlikte ol! Onlarla birlikte sen de Rabbinin huzurunda saf tut! Duanı yap! Yanlışlarından, eksikliklerinden dolayı af dile! Dünya hayatının ziynetlerini arzu edip gözlerini inananlardan ayırma! Kalbiyle Allah’a yönelmeyen, yasalarımıza uymayarak cahilce hayat yaşayan, boş arzularına uyup işi gücü hak yemek, günah işlemek, zulüm yapmak olan, yasalarımıza karşı yasalar çıkarıp insanlar üzerine hâkimiyet kuranlara boyun eğme!
M. Çoban 18:28
29
Seninle tartışanlara de ki: "Gerçekler sizin dediğiniz gibi değildir. Gerçekler Rabbimizin katındadır. Gerçek ancak Rabbimizin bildirdiklerindedir. Artık dileyen kendi yalanlarına inanır. Dileyen Rabbimin bildirdiklerine inanır. Allah’a inananlar Allah’tan bir bilgi olmadan boşu boşuna tartışıp durmazlar. Allah’a inananlar ancak Allah’ın bildirdiklerine inanırlar. Allah size mağarada kaç kişi olduğunu bildirdi mi? Onların mağarada ne kadar süre kaldıklarını bildirdi mi? Hayır! Niye atıp tutuyorsunuz? Niçin bilmediğiniz konularda sürekli tartışıp duruyorsunuz?" Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Ateş içinde yanarken yardım edin diye feryat ederler. Ateşte kavruldukça su diye bağırırlar. Onlara maden eriyiği gibi yüzleri yakıp kavuran bir su verilir. O ne kötü bir içecektir. Cehennem ne korkunç bir yerdir.
M. Çoban 18:29
30
Gerçek şu ki, iman edip iyi işler yapan, yasalarımıza uyarak yaşayanlara gelince, elbette biz onların mükâfatından hiçbir şeyi eksik etmeyiz.
M. Çoban 18:30