1
Müminlere ışıl ışıl, apaydınlık bir geleceği müjdeleyen sabahın aydınlığına;
Mekke döneminin başlarında, Fecr sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, birinci ayetinde geçen “sabahın aydınlığı, kuşluk vakti” anlamına gelen “ed-Duhâ” kelimesinden almıştır. 11 ayettir. Fecr sûresinden sonra bir süre vahiy kesilmişti. İman ile küfrün mücâdele ettiği bir dönemde, gücünü Allah’tan alan Peygamber için vahyin kesilmesi, onun yapayalnız kalması demekti. Öte yandan, bunu fırsat bilerek “Rabb’i Muhammed’i terk etti!” diyen inkârcıların şamataları, onun üzüntüsünü bir kat daha artırıyordu. Peygamber, işlediği bir kusur sebebiyle Rabb’inin onu cezalandırdığını düşünerek üzüntülü bir hâlde beklerken, hem ona Rabb’inin hoşnutluğunu ve ikramlarını bildirerek yüreğine su serpen, hem de kıyâmete kadar gelecek müminleri dünya ve âhiret nîmetleriyle müjdeleyen mübarek Duhâ sûresi nazil oldu:
2
Ve vahiyden yüz çeviren inkârcıların, bir kâbus gibi insanlığın başına sardığı, fakat Kur’an’ın gündeme gelmesiyle birlikte her geçen gün karanlığı biraz daha azalarak durulmaya yüz tutan geceye andolsun ki;
3
Rabb’in seni terk etmedi, ey Muhammed ve sana darılmadı da! Zaten hiçbir zaman darılmamıştı; tam aksine, seni dâimâ en büyük nîmetleriyle el üstünde tutmuştu.
4
Öyleyse, asla ümitsizliğe, yılgınlığa kapılma; çünkü senin için her son raki aşama, dâimâ bir önce kin den daha iyi olacaktır. Sen günden güne, hâlden hâle, ileriye doğru dâimâ hayır mertebelerini aşarak yükselecek ve sonuçta, âhiret hayatında en büyük saâdete nâil olacaksın.
5
Böylece, Rabb’in sana özlediğin o mutlu günleri bahşedecek ve sen de O’nun sınırsız lütuf ve ikramıyla hoşnut kalacaksın. Bunun ispatı olarak, geçmişine dönüp bir baksana:
6
Rabb’in seni, daha dünyaya gözlerini açmadan babasını, altı yaşındayken de annesini kaybetmiş çaresiz bir yetim olarak bulup da, güçlü ve şefkatli kollara emânet ederek bağrına basmadı mı?
7
Seni kitaptan, imandan haberi olmayan ( 42. Şura: 52 ) yol bilmez bir kişi olarak bulup da, Kur’an’la tanıştırıp doğru yola iletmedi mi?
8
Seni ihtiyaç içinde bulup da, gerek helâl kazanç imkânları sağlayarak, gerekse gönlünü zenginleştirerek, başkalarına muhtaç olmaktan kurtarmadı mı?
9
Öyleyse, ey yetim Peygamber; sakın incitme yetimi!
10
Ve asla azarlama, herhangi bir konuda senden soru sorup bilgi isteyeni ya da yardım isteyeni! Ona yardım elini uzat, eğer gücün yetmiyorsa, tatlı bir üslûpla özür dile, fakat hiçbir zaman onu kapından kovma!
11
Ve inanan kullarımı ilâhî ikram ve lütuflarla müjdeleyerek, Rabb’inin şimdiki ve gelecekte vaadettiği nîmetlerini — özellikle de Kur’an nîmetini— onlara anlat! “Allahu Ekber; bu ne büyük bir nîmet, bu ne büyük bir iltifat, ya Rab!”