Ana SayfaMealler › Mahmut Kısa
MK

Mahmut Kısa

Mahmut Kısa
Mahmut Kısa meali ile okumaya başla
Tevbe 1 / 129
1
Bu ilân, Allah tarafından ve dolayısıyla, O’nun emirlerini size ulaştıran Elçisi tarafından, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz fakat antlaşmaya ihânet eden müşriklere, dört ay sonra ateşkes hükümlerinin yürürlükten kaldırılacağını bildiren bir uyarı, bir ültimatomdur: Medîne döneminin sonlarında, hicretin dokuzuncu yılında indirilmiştir. Sûrenin büyük bölümü, Tebük seferiyle ilgili konuları ele alır. Adını da, bu sefere katılmayanların tövbekârlığını dile getiren bölümlerden almıştır. Savaş yada safların ayrılmasına son çağrı, son uyarı anlamına gelen “Berâe: Ültimatom” kelimesi de sûrenin isimlerindendir. 129 ayettir. Kur’an’da, yalnızca bu sûrenin başında besmele yer almaz. Sûre, daha ilk kelimesiyle, antlaşmaları çiğneyen müşriklerin suratına çarpan bir ültimatom, bir savaş ilânı olduğundan, besmelenin tam zıddı bir anlam ile, antlaşmaya ihânet eden zâlimlere hoşgörü ve merhamet gösterilmeyeceği ilan edilerek buyuruluyor ki:
M. Kısa 9:1
2
Ey ahitlerini çiğneyerek müminlere ihânet eden müşrikler! Bu ülkede, Zilhicce’nin onuncu yani kurban bayramının birinci gününden itibaren tam dört ay daha barış ve güven içerisinde dolaşabilirsiniz. Fakat bu tarihten sonra, savaş hâli başlamış olacaktır! Size tanınan bu zaman zarfında, ister hakîkate boyun eğip Müslüman olun, ister sığınacak yeni bir vatan arayın, ister kendinizi korumak için savaş hazırlığı yapın! Fakat şunu iyi bilin ki; savaşı veya inkârda diretmeyi tercih ettiğiniz takdirde, Allah’a karşı savaş açmış olacaksınız. Oysa siz, Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz fakat Allah, kâfirleri eninde sonunda perişan edecektir!
M. Kısa 9:2
3
Bu ültimatom, her milletten, her kabîleden çok sayıda hacının bir araya geldiği büyük hac günü, yani kurban bayramının birinci günü, Allah’tan ve dolayısıyla, O’nun emirlerini sizlere ulaştıran Elçisinden, tüm insanlığa bir bildiridir: Şöyle ki; Allah da, Elçisi de, O’nun varlığına inanmakla birlikte, başka otoritelerin, egemenliğine kayıtsız şartsız boyun eğen o müşriklerden tamamen uzaktır! Şu hâlde, ey müşrikler; eğer zulüm ve haksızlıktan, bâtıl inançlardan vazgeçip tövbe ederseniz, bu sizin iyiliğinize olur fakat yüz çevirecek olursanız, o zaman bilin ki, Allah’ın elinden asla kurtulacak değilsiniz! Bunun için, ey Müslüman, hakîkati bile bile inkâr eden kâfirlere, can yakıcı bir azâbı müjdele!
M. Kısa 9:3
4
Bu ültimatom, sizinle yaptıkları antlaşmaya ihânet eden müşriklere yöneliktir. Ancak, kendileriyle yaptığınız antlaşmaya sadık kalan ve düşmanlarınızı size karşı desteklemeyen müşrikler bunun dışındadır; bu ilan, onları kapsamaz. Bunun için, onlarla yaptığınız antlaşmaya, süresinin sonuna kadar bağlı kalın. Size düşmanlık göstermedikleri sürece, onlarla barış içinde yaşayın ( 9. Tevbe: 7 ). Gerçek şu ki, Allah, kıyamete kadar bütün insanlara göndermiş olduğu bu ilkeleri çiğnemekten titizlikle sakınan kimseleri sever.
M. Kısa 9:4
5
İkinci ayette müşriklere tanınmış olan bu ateşkes ayları sona erince, — ki o zaman savaş hâli başlamış demektir— eğer kendilerine sunduğunuz üç seçenek içerisinden savaş seçeneğini tercih etmişlerse, o müşrikleri gördüğünüz yerde öldürün, teslim olmak isterlerse onları yakalayı p hapse atı n, sizi atlatıp kaçmaya çalışanlar olursa, onları çepeçevre kuşatıp sarın ve tüm çıkış noktalarını tutarak onları amansız bir takibe alın! Çünkü onlar, antlaşmaya ihânet ederek suç işlemişler, üstelik kendilerine tanınan dört ay içinde bu toprakları terk etmeyerek cezayı hak etmişlerdir. Fakat eğer kendi özgür irâdeleriyle Müslümanlığı tercih ederek tövbe eder ve bu tövbenin göstergesi olan namazı kılar, zekâtı verirlerse, o zaman onları serbest bırakın! Fakat onları, İslâm’ı kabul etmeye zorlamayın ( 2. Bakara: 256 ). Bir zamanlar size en ağır işkenceleri yapmış olsalar bile, onlara karşı merhametli ve affedici olun. Unutmayın ki Allah, çok bağışlayıcı, çok şefkatlidir.
M. Kısa 9:5
6
Eğer müşriklerden biri, savaş veya barış halinde, herhangi bir sebeple sana sığınmak isterse onun sığınma talebini kabul et ki, Allah’ın kelâmını duy up bu dini kaynağından tanıma fırsatı bul abilsin. Sonra Müslüman olmazsa bile, onu, güven içinde yaşayabileceği bir yere ulaştır. Çünkü onlar, savaş ve düşmanlık ortamında, İslâm aleyhindeki yoğun propagandaların da etkisiyle bu dinin içyüzünü ve barındırdığı güzellikleri bilmeyen kimselerdir.
M. Kısa 9:6
7
Verdikleri sözü her fırsatta çiğneyen, imzaladıkları antlaşmaları hiçe sayan bu müşriklerin, Allah katında ve Elçisi nazarında nasıl bir ahdi olabilir ki? Onların imzaladığı antlaşmaların, verdikleri sözlerin artık hiçbir hükmü ve değeri yoktur. Ancak, Mescid-i Haram’ın yanında, yani Kâbe yakınlarında, Hudeybiye mevkiinde antlaşma yaptığınız ve antlaşmaya sadık kalmış olan Kinâne Oğulları, Huzâa Oğulları ve Damra Oğulları gibi müşrik kabileler hariç; onlar size karşı ahitlerinde doğru davrandıkları sürece, siz de onlara karşı doğru davranın! Çünkü Allah, düşmanlarına karşı bile âdil davranan, hak hukuk çiğnemekten sakınan kimseleri sever.
M. Kısa 9:7
8
Evet, ihâneti alışkanlık hâline getiren bu insanların imzaladığı antlaşmaların nasıl hukûkî bir geçerliliği olabilir ki? Değil mi ki onlar, size veya müttefikiniz olan güçsüz kabîlelere üstünlük sağladıklarında, ne size verdikleri yemini tanıyorlardı, ne de yaptıkları antlaşmayı! Şimdi de kalkmış, doğruluktan, ahde bağlılıktan dem vurarak dilleriyle sizi razı etmeye çalışıyorlar fakat kalpleri tam tersini söylüyor, zaten onların çoğu, ahlâk, insaf, adâlet, erdemlilik nedir bilmeyen yoldan çıkmış kimselerdir.
M. Kısa 9:8
9
Çünkü onlar, bu dünyada elde edecekleri gelip geçici ve değersiz bir kazanç uğruna, Allah’ın ayetlerini göz ardı ettiler de, böylece hem kendileri İslâm’dan yüz çevirdiler, hem de başkalarını O’nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onlar, ne kötü işler yapıyorlardı!
M. Kısa 9:9
10
Bir mümin in hakk ına saldırma fırsatı bulduklar ında, ne ettikleri yemini tanırlar, ne de imzaladıkları antlaşmayı! İşte, hak hukuk tanımayan asıl saldırganlar, bunlardır.
M. Kısa 9:10
11
Ama yine de, zulüm ve inkârcılıktan vazgeçip kendi özgür irâdeleriyle tövbe eder ve bu tövbenin göstergesi olan namazı kılar, zekâtı verirlerse, artık sizin sahip olduğunuz bütün yetki ve sorumluluklara sahip din kardeşleriniz olurlar. Aksi hâlde, bu hâinlerle yeni bir barış antlaşması imzalamayın! Bilinçli bir toplum için, ayetleri mizi işte böyle açıkça ve ayrıntılarıyla ortaya koyuyoruz!
M. Kısa 9:11
12
Eğer onlar, İslâm’ı kabul ettiklerini söyledikten ve sizinle kardeşçe yaşayacaklarına dair söz verdikten sonra tekrar yeminlerini bozup hakaret ve iftiralarla inancınıza dil uzatmaya kalkışırlarsa, o zaman, kâfirleri size karşı kışkırtıp harekete geçiren öncü kadroyla, yani küfrün önderleriyle sonuna kadar savaşın! Çünkü onların yaptıkları antlaşmaların ve ettikleri yeminleri n artık hiçbir inandırıcılığı, hiçbir değeri kalmamıştır. Onlarla savaşın ki, yeryüzünü kana bulayan o zalimler, zulüm ve haksızlıktan vazgeçsinler.
M. Kısa 9:12
13
Eymüminler! Antlaşmaya ihânet ederek yeminlerini bozan, Peygamberi yurdundan sürüp çıkarmak için ellerinden geleni yapan ve ilk saldırıyı kendileri başlatan bu insanlarla savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa asıl korkmanız gereken Allah’tır, eğer gerçekten inanıyorsanız!
M. Kısa 9:13
14
Evet, onlarla savaşın ki, böylelikle Allah, sizin ellerinizle onları cezalandırıp perişan etsin; onlara karşı size zafer ihsan etsin ve vaktiyle onlar tarafından işkenceye uğramış olan mümin bir topluluğun yüreklerine su serpsin,
M. Kısa 9:14
15
Ve zâlimlere gereken cezayı vererek, o müminlerin kalplerindeki haklı öfkeyi, kan dâvâlarına, intikam saldırılarına meydan vermeyecek biçimde silip atsın! Gerçi mümine yaraşan, kin ve nefretten olabildiğince uzak durmaktır. Unutmayın ki, bugün azılı birer kâfir olarak sizinle savaşanlar, yarın iman edip din kardeşiniz olabilirler. Zira Allah, dilediğine tövbeyi nasip eder. Öyle ya, Allah, her şeyi bilendir; asla yersiz ve gereksiz hüküm vermeyen, sonsuz hikmetiyle her şeyi yerli yerince ve en uygun biçimde yapan bir hakîmdir. Ve o sonsuz hikmet sahibi olan Allah, zulüm ve haksızlığı ortadan kaldırmak için var gücünüzle mücâdele etmenizi size emrediyor! Bu uğurda nice sıkıntılara uğrayacak, pek çetin sınavlardan geçeceksiniz! Ya ne sanıyordunuz;
M. Kısa 9:15
16
Yoksa siz, hep öyle nîmetler içinde yaşayarak cenneti kazanabileceğinizi mi umuyordunuz? Allah, sizin içinizden, canını dişine takarak uğrunda mücadele eden ve kendilerine Allah’tan, Elçisinden ve inananlardan başkasını dost ve yardımcı edinmeyen fedâkâr mümin leri ikiyüzlülerden ayırıp ortaya çıkarmadan, kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sandınız? Hiç kuşkusuz Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
M. Kısa 9:16
17
İlâhî hükümleri reddederek ya da Allah’tan başka varlıklara taparak yahut birtakım varlıkları, mutlak itaat makamına yücelterek Allah’a ortak koşan kimselerin, imansız olduklarına bizzat kendileri şahit iken, Allah’ın mescitlerini imar etmeye ve oraların bakım ve gözetim hizmetlerini yürütmeye hak ve yetkileri yoktur! İman ve samimiyetten yoksun bu tür iyilikler, onlara ne sevap kazandırır, ne de günahlarını azaltır. Onların hayır nâmına yaptıkları her şey boşa gitmiştir ve onlar, sonsuza dek ateşte kalacaklardır!
M. Kısa 9:17
18
Allah’ın mescitlerini ziyaret etme ve oraların bakım ve gözetim hizmetlerini yürütme işini, ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan Müslüman lar yapabilirler. İşte onların, doğru yola ulaşan kimselerden oldukları umulabilir.
M. Kısa 9:18
19
Yoksa siz, ey müşrikler, öteden beri yapageldiğiniz, Kâbe’de hacılara su dağıtma ve Mescid-i Haram’ın bakım ve gözetimini üstlenme gibi hizmetleri, Allah’a ve âhiret gününe inanan ve Allah yolunda mallarını canlarını fedâ ederek cihâd edenler in yaptığı işler le bir mi tutuyorsunuz? Olacak şey mi bu? Bu iki grup, Allah katında elbette eşit olamazlar! Allah, sırf atalarından kendilerine miras kaldı diye, kutsal mekânların sahipleri ve hizmetkârları olduklarını iddia eden ve yalnızca biçim ve kalıplara indirgenmiş yüzeysel tören ve ibâdetleri yerine getirmekle doğru yolda olacaklarını zanneden böyle zâlim insanları, samîmî olarak Allah’a yönelmedikleri sürece, doğru yola iletmeyecektir!
M. Kısa 9:19
20
Allah’a ve Elçisine yürekten inanan, sonra zulmün egemen olduğu ülkeyi terk ederek İslâm diyarına hicret eden, ardından da, üstün bir gayret göstererek mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihâd edenler var ya; işte Allah katında en üstün dereceyi kazananlar onlardır ve kurtuluşa ermesi ümit edilenler değil, kesin olarak kurtuluşa erecek olanlar da, yine onlardır! Şöyle ki:
M. Kısa 9:20
21
Rab’leri onlara rahmetini, hoşnutluğunu ve içinde kendileri için ölümsüz nîmetler bulunan cennet bahçelerini müjdeliyor.
M. Kısa 9:21
22
Hem de, sonsuza dek içinde kalmak üzere... Şüphesiz en büyük mükâfât, Allah katında olandır. Dünya nîmetlerinin hiçbiri uğruna can vermeye değmez, âhiret nîmetlerini elde etmek için ise, can vermek bile azdır. Bunun içindir ki:
M. Kısa 9:22
23
Ey iman edenler! Eğer kâfirliği imandan üstün görüp inkârı tercih ediyor ve İslâm’a karşı aktif bir mücâdelenin içinde yer alıyor larsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile hakkınızda karar verme yetkisine sahip bir yönetici, koruyucu ve dost edinmeyin! İçinizden her kim onları bu şekilde dost edinirse, hem kendisine, hem de İslâm toplumuna karşı büyük bir suç işlemiş olur.
M. Kısa 9:23
24
Ey Müslüman! De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, bağlı olduğunuz sosyal çevre veya içerisinde yetiştiğiniz vatanınız, devletiniz, milletiniz veya aşiretiniz, kazanmış olduğunuz mallar, kesintiye uğramasından korktuğunuz ticâret ve hoşunuza giden evler; evet, bütün bunlar, eğer size Allah’tan, Elçisinden ve O’nun yolunda mücadele etmekten daha sevimli ise, o zaman, Allah hakkınızdaki toplumsal çöküş emrini gönderinceye kadar bekleyin; çünkü Allah, bilerek ve isteyerek yoldan çıkan bir toplumu, asla doğru yola ve başarıya iletmez!” Fakat Allah yolunda mücadele ederseniz, dünyada da, âhirette de kazanan siz olacaksınız:
M. Kısa 9:24
25
Gerçekten de Allah, sayı ve silah bakımından kendinizden çok daha üstün ordularla çarpıştığınız birçok yerde olduğu gibi, düşmandan güçlü olduğunuz Huneyn savaşında da size yardım etmişti: Hani sayıca ve silahça çokluğunuz, Allah’ın yardımı olmaksızın zaferin kazanılamayacağı gerçeğini unutturarak sizi yersiz bir gurura sürüklemiş, fakat bu gurur, sizi düşman karşısında bozguna uğramaktan kurtaramamıştı; öyle ki, bütün genişliğine rağmen dünya başınıza dar gelmiş ve sonunda dağılarak arkanızı dönüp kaçmaya başlamıştınız.
M. Kısa 9:25
26
Derken Allah, Elçisinin ve samîmî müminlerin kalbine kendi katından bir iç huzuru, bir güven duygusu bahşetmiş ve sizin görmediğiniz meleklerden oluşan mânevî ordular göndererek inkârcıları helâk edip cezalandırmıştı. İşte, kâfirlerin cezası budur! Ama bu cezadan kurtulmak için, tövbe kapısı her zaman ve herkes için açıktır:
M. Kısa 9:26
27
Allah, bütün bunlardan sonra bile, içtenlikle tövbe edip hak dine yönelmek isteyenlerin tövbesini kabul eder. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. İnkârcılıkta diretenlere gelince:
M. Kısa 9:27
28
Ey iman edenler! Allah’ın varlığına inansalar bile, gerek putlara taparak, gerekse kutsal ilan edilen birtakım “yüce şahsiyetlerin” hüküm ve otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğerek Allah’a ortak koşan o müşrikler, inanç ve ahlâk bakımından ancak birer pisliktirler; o hâlde, bu yıl yaptıkları hac larından sonra, hicretin dokuzuncu yılından itibaren, artık Mescid-i Haram’a, yani Kâbe’nin çevresindeki kutsal bölgeye —hac ve umre amacıyla bile olsa— yaklaşmasınlar! Eğer hacdan alıkonulan müşriklerin öfkeye kapılıp kervanlarınıza saldırması veya her hangi bir nedenle geçim sıkıntısına düşmekten korkuyorsanız, şunu iyi bilin ki, Allah dilerse, kendi katından bahşedeceği nîmet ve lütuflarla sizi zengin kılacaktır. Öyle ya, Allah, her şeyi bilendir; asla yersiz ve gereksiz hüküm vermeyen, sonsuz hikmetiyle her şeyi yerli yerince ve en uygun biçimde yapan bir hakîmdir. Yahudi ve Hıristiyan gibi Allah’a ve ahiret gününe inandığını iddia eden, ancak Son Elçi’ye imandan yüz çeviren ve müminlerle birlikte yaşamak istemeyen ( 8. Enfâl: 61 ) kimselere gelince:
M. Kısa 9:28
29
Kendilerine Tevrat, Zebur, İncil gibi kutsal Kitap verilen Hıristiyan ve Yahudi lerden, Allah’a ve âhiret gününe gereğince inanmayan, Allah’ın ve son Elçisinin haram kıldığını haram kabul etmeyen ve Kur’an’da özellikleri belirtilen Hak Dini din olarak benimsemeyen kimselerle, alçalmış ve gururları kırılmış bir hâlde, size kendi elleriyle vergi verinceye dek Allah yolunda savaşın! Onlar, Peygamberlerin emânet ettiği hak dini o kadar değiştirip tanınmaz hâle getirdiler ki:
M. Kısa 9:29
30
Yahudiler Üzeyr Peygamberi gereğinden fazla yücelterek, “Üzeyr Allah’ın oğludur!” dediler; Hıristiyanlar da İsa Peygamberi ilâhlaştırarak, “Mesih, Allah’ın oğludur!” dediler. Bu iddialar, kendilerinden önceki putperest inkârcıları taklit ederek, ağızlarında geveledikleri gerçek dışı sözlerdir. Allah kahretsin onları, nasıl da göz göre göre hakîkatten yüz çevirip dönüyorlar! O kadar ki:
M. Kısa 9:30