1
Mekke’nin ileri gelen inkârcılarına büyük bir umut ve heyecanla İslâm’ı tebliğ etmekte olan Peygamber, gözleri görmeyen bir müminin, “Ey Allah’ın Elçisi! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” diye seslendiğini duyunca, “yersiz ve zamansız” bulduğu bu müdâhaleden hoşlanmayarak suratını astı ve adamcağıza arkasını döndü! Neden mi?
Mekke döneminin başlarında, Necm sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, Hz. Peygamber’in bir davranışını eleştiren ilk ayetindeki “Abese: Suratını astı” kelimesinden almıştır. 42 ayettir.
2
Cahiliye döneminin değer yargılarına göre hem bireysel hem de ekonomik ve sosyal açıdan zayıf kabul edilen, aynı zamanda gözleri görmeyen bir mümin, Peygamberin yanına gel erek, onun çok önemli gördüğü bu konuşmasını yarıda kesti ve kendi ölçülerine göre “ayak takımı” olarak bildikleri kimseleri meclislerinde görmek istemeyen müşrikleri tedirgin edip, onların dâvete kulak vermelerini engelle di diye.
3
Hayır, bunu yapmamalıydın, ey Peygamber! Ne biliyorsun, belki de o kör adam, senin okuyacağın birkaç ayet sayesinde günah kirlerinden arın ıp tertemiz bir kul ol acak?
4
Ya da senin vereceğin öğüdü can kulağıyla dinleyecek de, bu öğüt ona fayda verecek?
5
Fakat kendisini her konuda yeterli gören ve Allah’ın yol göstericiliğine muhtaç olmadığını iddia eden o kibirli kâfir e gelince;
6
Sen, imana gelir ümidiyle —hidâyete gönlünü açan o tertemiz mümini ihmal etme pahasına— ona yöneliyorsun.
7
Oysa apaçık hakîkati kendisine tebliğ ettiğin hâlde, hâlâ inat ve kibirle yüz çeviriyorsa, sen onun inkâr ve günah kirlerinden arınmamasından sorumlu değilsin ki!
8
Öte yandan, Kur’an’a susamış bir hâlde sana büyük bir istekle gelen,
9
Üstelik, kalbi Allah’a karşı saygıyla dopdolu olduğu hâlde gelmişken,
10
Sen ona gereken ilgi ve şefkati göstermiyorsun. Oysa tebliğ ve irşatta öncülük hakkı, dâimâ “arınmak” isteyen kimselerin olmalıdır.
11
Hayır; sakın bunu bir daha yapma! Kur’an’a iman etme “lütfunda” bulunacaklar diye, o inkârcılara aşırı yüz verip onları şımartma; Allah’ın ayetlerini onlara “yalvarırcasına” tebliğ ederek bu Kitabın değerine gölge düşürme! Çünkü bu Kur’an, yüreklerini hakîkate açan kimseler için bir öğüt ve uyarıdan ibarettir.
12
Öyleyse, dünya ve âhirette kurtuluş ve esenliğe ulaşmak isteyen, ondan öğüt alsın. Kendisini ebedî azâba mahkûm etmek isteyen de, bırak ondan yüz çevirsin!
13
O Kur’an ki, kutsal sahifelerde ayet ayet, sûre sûre nakşedilmiş bir ilâhî yol göstericidir.
14
Hiçbir kâfirin himmetine muhtaç olmayan yüce ve tertemiz sahifelerde...
15
Melekler arasından seçilen üstün ve erdemli elçiler aracılığıyla Muhammed (s)’in kalbine vahyedilen, böylece Son Elçinin diliyle insanlığa sunulan ve onun izinden yürüyen İslâm dâvetçilerinin tebliğ çalışmalarıyla tüm dünyaya duyurulan ilâhî kurtuluş reçetesidir. Ama gel gör ki, insanların çoğu ayetlerimizden yüz çeviriyor:
16
Melekler arasından seçilen üstün ve erdemli elçiler aracılığıyla Muhammed (s)’in kalbine vahyedilen, böylece Son Elçinin diliyle insanlığa sunulan ve onun izinden yürüyen İslâm dâvetçilerinin tebliğ çalışmalarıyla tüm dünyaya duyurulan ilâhî kurtuluş reçetesidir. Ama gel gör ki, insanların çoğu ayetlerimizden yüz çeviriyor:
17
Kahrolası insan; ne kadar da nankördür!
18
Hiç düşünmez mi ki, Allah onu hangi şeyden yaratmış:
19
Bir damlacık sudan! Öyle ki, Rabb’i onu bir çiğnem et parçası hâlinde yarattı, sonra ona, yeryüzünde karşılaşacağı ortam ve şartlara uygun, hârika bir şekil verdi.
20
Böylece, ona birçok imkân ve yetenekler bahşederek, önce annesinin karnından çıkmasının, daha sonra yeryüzünde yaşamasının yolu nu ona kolaylaştırdı.
21
Derken, kısacık bir ömrün ardından onu öldürüp mezara koydu.
22
Ve dilediği zaman da onu yeniden dirilt ip hesaba çek ecektir. Peki insanoğlu, kendisine bahşedilen bütün imkanları yerinde ve yeterli bir şekilde kullanarak istenen olgunluk seviyesine ulaşabildi mi?
23
Hayır; çünkü o, Rabb’inin Kitap göndererek kendisine emrettiği kulluk görevi ni henüz tam olarak yerine getirmiş değildir!
24
Öyleyse insan, yiyece klerinin nasıl mûcizevî bir şekilde hazırlanıp önüne getirildi ğine bir baksın:
25
Biz canlıların hayat kaynağı olan suyu nasıl bulutlardan şarıl şarıl akıttık.
26
Sonra, toprağı nasıl lime lime yar ıp oradan yemyeşil filizler çıkar dık.
27
Böylece, orada hârika bitkiler yetiştirdik; örneğin, besin deposu tahıllar,
28
Üzüm bağları, sebzelerle dolu bostanlıklar,
29
Boy boy zeytinlikler, hurmalıklar,
30
İri ve sık ağaçlı bahçeler,
Sonraki 12 ayet →