1
Ey Muhammed! Sana, düşmanla savaşarak ele geçirilen silah, mal ve erzak gibi ganîmetleri n kime ait olduğunu soruyorlar. Üstelik bu konuda, yersiz ve kırıcı tartışmalara girişiyorlar: Bazı müminler, savaşta ele geçirdikleri ganîmetin kendilerine ait olduğunu ileri sürerken, —ki İslâm öncesi uygulama böyleydi— ganîmet toplamak yerine, kaçmaya başlayan düşmanı takip eden veya Allah’ın Elçisini koruyan diğer müminler, haklı olarak bunda kendilerinin de pay sahibi olduğunu iddia ediyorlar. De ki: “ Her konuda olduğu gibi, ganîmetler hakkında da hüküm verme yetkisi Allah’a ve O’nun hükümlerini size ileten bir elçi olarak Peygambere aittir. Yani ganîmet, onu ele geçiren savaşçıya değil, kamuya ait bir maldır ve onun nasıl pay edileceğini Allah kırk birinci ayette bildirilecektir. O hâlde, Allah’tan gelen ilkeleri çiğnememe konusunda son derece titiz ve dikkatli davranın; dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek kötülüğün her çeşidinden titizlikle sakının, aranızdaki ilişkileri iyileştirip geliştirmeye çalışın ve gerçekten inanan kimseler iseniz, Allah’a ve Elçisine kayıtsız şartsız itaat edin!
Medîne döneminde, hicretin ikinci yılında meydana gelen Bedir savaşından hemen sonra indirilmiştir. Adını, birinci ayette geçen “enfâl: ganîmetler” kelimesinden almıştır. 75 ayettir.
2
Gerçek müminler ancak o kimselerdir ki, Allah ’ın adı anıldığı zaman yürekleri korku ve heyecanla ürperir, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman, bu onların inancını pekiştirirerek artırır ve onlar, yalnızca Rab’lerine dayanıp güvenirler.
3
Onlar ki, Müslümanlığın vazgeçilmez şartı olan namazı — ona gereken dikkat ve özeni göstererek, dosdoğru ve aksatmadan— kılarlar ve kendilerine bağışladığımız nîmetlerden bir kısmını, toplum yararına fedâkârca paylaşarak Allah için yoksullara harcarlar.
4
İşte gerçek anlamda inanmış olanlar, bunlardır. İşte onlar, Rab’leri katında en yüksek derecelere erişecek, ufak tefek kusurları affedilerek bağışlanacak ve en kıymetli nîmetlere kavuşacaklardır. Bu muhteşem nîmetlerin yanında dünya malının, savaş ganîmetlerinin ne değeri olabilir? O hâlde, ganîmetlerin size Allah tarafından fazladan ve peşin olarak lütfedilmiş bir hediye olduğunu unutmamalısınız, Allah’ın rızasını kazanmak ve böylece âhiret nîmetlerini elde etmek için çaba göstermelisiniz. Hiç kuşkunuz olmasın, nihâî zafer, kesinlikle inananların olacaktır! İşte buna çarpıcı bir örnek; Bedir Savaşı: Hicretin ikinci yılında, yani mîlâdî 624’de, Mekke müşrikleri, Medîne’de oluşan İslâm toplumunu imhâ etmek amacıyla kapsamlı bir saldırı yapmaya karar vermişlerdi. Bunun için de, tüm gelirini bu savaş için harcamak üzere, ortaklaşa hazırladıkları büyük bir ticâret kervanını Ebû Süfyan komutasında Sûriye’ye gönderdiler. Kervan, dönüş yolculuğunda Medîne yakınlarından geçecekti. Bunu haber alan Allah’ın Elçisi, kervanı ele geçirmek üzere, 313 kişilik küçük bir askerî birlikle harekete geçti. Çünkü bu kervan, yurtlarından sürülen Müslümanların geride bıraktıkları tüm mal varlığına el koyan müşriklere aitti. Bu arada, Ebû Süfyan’ın acil yardım çağrısını alan bin kişilik tam teçhizatlı Kureyş ordusu, kervanı kurtarmak amacıyla Mekke’den yola çıkmıştı. Bunun üzerine Rasul-ü Ekrem, Allah’tan aldığı emir uyarınca, kervanı ele geçirmekten vazgeçip bu güçlü orduyla savaşmak üzere Bedir vadisine doğru yöneldi. Hz. Peygamberin arkadaşları, böyle bir savaş için hazırlıklı değillerdi. İçlerinden, kendilerinin en az üç katı olan tam teçhizatlı bir orduyla savaşa girmekten çekinenler vardı. Fakat önde gelen Müslümanlar, Allah’a ve Elçisine sonsuz güven duyduklarını ve ölünceye kadar Peygamberin izinden ayrılmayacaklarını söyleyerek tüm tereddütleri bertaraf ettiler. Böylece iki ordu, Bedir’de karşı karşıya geldi ve Allah’ın yardımıyla, Müslümanlar Kureyş ordusunu tamamen bozguna uğratarak büyük bir zafer kazandılar. Müşriklerden yetmiş tanesi öldürüldü, bir o kadarı da esir alındı. İşte Bedir savaşı öncesinde de, tıpkı ganîmetler konusunda olduğu gibi, yersiz itirazlar ve tartışmalar yaşanmıştı:
5
Nitekim Rabb’in, hak uğrunda seni Bedir savaşı için evinden çıkardığı zaman da, müminlerden bir bölümü bundan hiç hoşlanmamıştı.
6
Oysa kervana saldırmaktan vazgeçip Kureyş’in güçlü ordusuna doğru yönelmenizi size emreden, Allah’tan başkası değildi. Bunun böyle olduğuna dâir hakîkat tamamen ortaya çıkmış olmasına rağmen, müşriklerle savaşmayı tehlikeli görerek, sanki göz göre göre ölüme gidiyorlarmış gibi, hâlâ o konuda seninle tartışıyorlardı.
7
Hani Allah, bu iki topluluktan birinin — ya Kureyş ordusunun, ya da kervanın— elinize geçeceğini Peygambere müjdeleyerek size söz vermişti fakat siz, tehlikeye atılmaktan çekiniyordunuz. Güçlü Kureyş ordusunu bozguna uğratıp muhteşem bir zafer kazanmak yerine, kuvvetsiz olan kervan ı ele geçirmek istiyordunuz. Oysa Allah, buyruklarıyla hakkı —yani hak ve adâlet prensiplerine dayanan ve hakîkatin ta kendisi olan bu dîni— yeryüzünde egemen kılmak ve hakkın karşısında duran zâlimleri bozguna uğratarak kâfirlerin kökünü kazımak istiyordu.
8
Allah zalimlerle savaşmanızı emrediyordu ki, —suçlular kahrından çatlasalar da— hakîkati yeryüzünde egemen kılsın ve inkâr, zulüm, haksızlık temeline dayanan sistemleri, yani bâtılı ortadan kaldırsın.
9
Hani siz, en güçlü silahlarla donanmış düşman ordusuna karşı Rabb’inizden yardım istiyordunuz; O da bunun üzerine, “Ben, birbiri ardınca yeryüzüne inecek olan bin melek ile size elbette yardım edeceğim!” diye duânıza cevap vermişti. Aslında bu vasıfları taşıyan kahramanların, meleklerin desteğine bile ihtiyacı yoktu. Nitekim:
10
Allah bunu, sadece, size ilâhî bir müjde olsun ve bu sayede kalpleriniz huzura kavuşsun diye yapmıştı. Yoksa zafer ve yardım meleklerden değil, yalnız Allah katındandır. Hiç kuşkusuz Allah, sonsuz kudret ve hikmet sahibidir. Hani Bedir savaşında susuz kalmış, abdest ve gusül için bile su bulamaz hale gelmiştiniz. Ayrıca, bulunduğunuz yer kumluk olduğu için ayaklarınız kuma gömülüyor, yürümekte zorluk çekiyordunuz. Şeytan bunları fırsat bilerek sizi tam korku ve ümitsizliğe düşürmek üzereydi ki;
11
İşte o zaman Allah, kendi katından gelen ve tüm korkuları, endişeleri kalbinizden söküp atan bir cesâret ve güven duygusu olarak, iliklerinize işleyen bir iç huzuru, ruhunuzu okşayan tatlı bir uyku ile sizi dalga dalga sarıp bürüyordu. Ardından da, gökten üzerinize, sağanak sağanak boşanarak hem susuzluğunuzu gideren, hem de kumluk araziyi pekiştirerek harekete elverişli hâle getiren beklenmedik bir yağmur yağdırmıştı ki, böylece sizi bedensel ve ruhsal kirlerden arındırarak tertemiz kılsın, şeytanın susuzluktan perişan olacağınız yolundaki kir li vesvese lerini sizden gidersin, kalplerinizi güçlendirip birbirine bağlasın ve ayakları nızı yere sağlam bastırsın.
12
Hani Rabb’in, meleklere diyordu ki: “Kuşkusuz ben, sizinle beraberim; o hâlde, inananların cesâretini artırarak, düşman karşısında dimdik ayakta kalmalarını sağlayın! Ben, sizleri göndererek kâfirlerin yüreğine korku salacağım; öyleyse, vurun kılıçlarınızla o zâlimlerin boyunlarına, doğrayın onların bütün parmaklarını!”
13
Çünkü onlar, Allah’a ve Elçisine başkaldırdılar; her kim de Allah’a ve Elçisine başkaldıracak olursa, bilsin ki, Allah’ın cezalandırması çok çetindir!
14
İşte, zâlimlerin dünyadaki cezası budur! Ey zâlimler, şimdilik onu tadın bakalım! Fakat asıl cezayı cehennemde çekeceksiniz: Hakikati inkâr edenler için, ateş azâbı var!
15
Ey iman edenler! Kâfirlerle savaş meydanında toplu hâlde karşılaştığınız zaman, — sizin iki katınızdan fazla olmadıkları sürece— sakın korkup kaçarak onlara arkanızı dönmeyin!
16
Zira düşmanla göğüs göğse çarpıştığınız öyle bir günde, — taktik gereği çekilip tekrar saldırmak amacıyla plânlı ve kontrollü bir şekilde bir tarafa çekilenler veya mevzi değiştirip bir başka bölüğe katılanlar hariç— her kim dağılarak arkasını dönüp kaçacak olursa, kesinlikle Allah’ın gazâbına uğrayacak ve varacağı yer, cehennem olacaktır! Ne korkunç bir son! Fakat kazandığınız zaferden dolayı da, sakın şımarıp gurura kapılmayın:
17
Onları aslında siz kendi kudretinizle öldürmediniz fakat size kuvvet, metânet ve cesâret vererek ve kâfirlerin yüreğine korku salarak asıl Allah öldürdü onları ve ey Muhammed, savaş başlamadan önce, düşmanın gözlerine isâbet eden o bir avuç kumu attığın zaman da, aslında sen atmadın, fakat bu atışın tesirlerini yaratarak, gerçekte Allah attı onu. Ve bunu, kendi katından bahşettiği, sonu hayırla biten güzel bir sınavla müminleri imtihân etmek ve böylece onları sabır, disiplin ve mücâdele konusunda eğitmek için yaptı. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir.
18
İşte inananların mükâfâtı da, budur! Elbette Allah, kâfirlerin tüm hilelerini darmadağın edecektir! O hâlde, iman eden bir ordunun artık yenilmesine imkân var mı? Gelelim inkârcılara:
19
Eykâfirler! Madem savaş öncesi, Kâbe’nin örtüsüne sarılarak, “Ey Tanrımız! Hangimiz doğru yolda ise, savaşı o kazansın!” diye yalvararak aranızda kesin bir hüküm verilmesini istiyordunuz; işte, müminlere bahşedilen bu zafer sayesinde, haksız olduğunuzu tescil eden ilâhî hüküm size ulaştı! Artık aklınızı başınıza devşirip zulüm ve haksızlıktan vazgeçerseniz, sizin için iyi olur! Fakat yeniden saldırganlığa dönerseniz, Biz de sizi cezalandırmaya döner ve bir kez daha belânızı verir iz; üstelik o güvendiğiniz gösterişli ordularınız —ne kadar güçlü ve kalabalık olursa olsun— sizi kurtaramayacaktır! Çünkü Allah, dâimâ inananlarla beraberdir! İnananların da ilâhî yardıma lâyık olmaları için, dikkat etmeleri gereken hususlar vardır:
20
Ey iman edenler! Allah’a ve O’nun Elçisine itaat edin; Kur’an’ın ve sünnetin ışık saçan mesajını yüreğinizin ta derinliklerinde hissederek işittiğiniz hâlde, O’ndan yüz çevirmeyin!
21
Ve Kur’an’ın buyruklarına kulak asmadıkları hâlde, “ Biz, Rabb’imizin emirlerini her zaman dinleriz!” diyen Yahudiler ve ikiyüzlü ler gibi olmayın!
22
Çünkü Allah’a göre yaratıkların en kötüsü, aklını kullanmayan ve bu yüzden de hakîkat karşısında sağır ve dilsiz kesilen kimselerdir!
23
Eğer Allah, onlarda iyilik ve güzelliğe yöneliş konusunda en ufak bir eğilim, bir hayır görseydi, onlara hakîkati elbette işittirirdi, fakat onlarda hayır yok! Eğer Allah onlara hakîkati zorla işittirseydi bile, yine de çok geçmeden ondan yüz çevirip dönerlerdi. O hâlde, gerçek itaatin nasıl olması gerektiğini onlara gösterin:
24
Ey iman edenler! Allah ve Elçisi, bireysel toplumsal, kültürel, ekonomik, siyasi, ahlâkî... yönlerden yeniden dirilişinizi sağlayacak bir konuda size çağrı yaptığında, bu çağrıya mutlaka uyun! Şunu iyi bilin ki, Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve onu, itaatkârlığı sayesinde günaha düşmekten koruyup iyiliklere yönlendirir. Unutmayın ki, hepiniz eninde sonunda ölümü tadacak ve yaptıklarınızın hesabını vermek üzere O’nun huzurunda toplanacaksınız.
25
Bu çağrıyı kulak ardı ederek Allah yolunda mücâdeleyi terk ettiğiniz takdirde, yalnızca içinizdeki zâlimleri vurmakla kalmayacak, aksine, bütün toplumu kasıp kavuracak savaş, fakirlik, anarşi, ahlâksızlık, yozlaşma, ruhsal ve toplumsal çalkantılar... gibi bir felâket in sizi perişan etmesin den korkun; Allah’ın azâbının çok şiddetli olduğunu da bilin! Daha önce Mekke’de yaşadıklarınızı unutmayın:
26
Yeryüzünde sürekli ezilip horlanan bir avuç zayıf, korumasız bir topluluk olduğunuz ve zâlim insanlar tarafından her an yakalanıp yok edilme korkusuyla iç içe yaşadığınız günleri hatırlayın; işte bu çaresiz durumda iken, Allah sizi zalimlerin elinden kurtardı; Medîne’ye göç etmenizi ve size kucak açan yeni bir ortamda güven ve huzur içinde barınmanızı sağladı, sonra sizi düşmanlarınıza karşı yardımıyla güçlendirdi ve en güzel nîmetlerle besleyip rızıklandırdı ki, kulluk görevinizi tam yaparak Rabb’inize şükredesiniz! Şu hâlde:
27
Ey iman edenler! Sakın hak yolda mücâdeleyi terk edip de, Allah’a ve Elçisine ihânet etmeyin; aksi hâlde, dininiz, malınız, aileniz, sağlığınız, insânî değerleriniz, doğal güzellikleriniz gibi, korumanız için size teslim edilmiş olan kendi emânetlerinize bile bile ihânet etmiş olursunuz!
28
Şunu iyi bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız, ancak ve ancak, iman ve teslimiyetinizi ölçmek üzere size emânet edilmiş birer imtihân aracın dan ibarettir ve Allah’ın katında, dünyanın basit ve gelip geçici nîmetlerinden çok daha büyük bir ödül vardır. Öyleyse, bu muhteşem ödülü kazanmak için var gücünüzle çalışın ve unutmayın ki, bu çabanızda Rabb’iniz sizi asla yardımsız bırakmayacaktır:
29
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yürekten bir saygı ile bağlanarak dürüst ve erdemlice bir hayatı tercih eder ve gücünüz yettiğince kötülüklerden sakınırsanız, o zaman Allah size, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebilmenizi sağlayacak bir kavrayış ve sağlıklı düşünme yeteneği verecek ve küçük günahlarınızı silerek sizi bağışlayacaktır. Çünkü Allah, büyük lütuf sahibidir.
30
Ey Muhammed! Hani o kâfirler, İslâm’ın Mekke’de yayılmaya başladığını görünce, seni yakalayıp hapsetmek veya geceleyin ani bir baskınla öldürmek, ya da öz yurdundan sürüp çıkarmak amacıyla, sana karşı sinsice tuzaklar kuruyorlardı. Fakat onlar bu tuzaklarla uğraşırken, Allah da onların bütün hesaplarını altüst edecek müthiş bir plân kuruyordu. Ve Allah, ancak adâleti gerçekleştirmek ve zâlimlere gereken cezayı vermek için tuzak kurar; zira O, plân kuranların en hayırlısıdır. O zâlimler ki;
Sonraki 30 ayet →