1
Kendi inancından emin bir şekilde, Allah’ın ayetleriyle alay etmek isteyen zalim, kafir ve hâin bir adam Hz. Peygamber’in karşısına geçip mutlaka gerçekleşecek olan azabı n bir an önce gelip çatmasını istedi! Aynı zamanda, yaşadığı çetin imtihandan bunalarak Allah’ın yardımını isteyen sabırsız bir mümin de kendisine zulmeden inkarcılara beddua ederek, mutlaka gerçekleşecek olan bu azabın bir an önce gelip çatmasını istedi!
Mekke döneminin başlarında, Hâkka sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, üçüncü ayetinde geçen ve “yükselme dereceleri” anlamına gelen “el-Meâric” kelimesinden almıştır. 44 ayettir.
2
İnkârcılar için hazırlanan bir azabı ki, yeri ve zamanı geldiğinde, hiç kimse ve hiçbir güç ona engel olamayacak , hiç kimse de onu savunamayacak tır!
3
O azap, dilediğini yücelten, dilediğini alçaltan; varlık mertebelerindeki bütün derecelerin ve olgunlaşma basamaklarının sahibi olan Allah tarafından takdir edilmiştir. Allah, kararını asla değiştirmez. Yeri ve zamanı geldiğinde, vaatlerini gerçekleştirecektir.
4
Şu evrende görevli bütün melekler ve ölü kalplere hayat bahşeden vahiy meleği Kutsal Ruh Cebrail bile, dünya takvimine göre tam elli bin yıl süren bir günde bütün mertebeleri aşıp O’ nun huzuru na yükselirler. Oysa sen ey insan, meleklerin dahi ancak elli bin yılda ulaşabildiği olgunluk makamlarına, şu kısacık ömründe ulaşabilirsin.
5
O hâlde, ey Müslüman! Acele etme, ümit ve heyecanını yitirme, dayan, diren, bıkıp usanma Rabb’inin vaat ettiği gün gelinceye kadar, geri adım atma; bu yolda başına gelebilecek belâ ve sıkıntılara karşı güzelce sabret. Sana düşeni yapmaya devam et.
6
Gerçi inkârcılar onu n gerçekleşeceği vakti uzak görüyorlar.
7
Biz ise onu yakın görüyoruz.
8
O Gün kıyamet gelip çatacak ve gökyüzü parçalanıp erimiş kızıl bir madene,
9
Dağlar da darmadağın edilerek atılmış hallaç pamuğuna dönüşecek.
10
Ve herkes kendi canının derdine düşecek; öyle ki, dost dostu n hâlini sormayacak.
11
Hem de birbirlerini görüp duruyorlarken, bütün insanlar yargı önüne çıkarılıp birbirleriyle yüzleştirilecekler. İşte o anda suçlu, o günün azâbından kurtulabilmek için dünyada —Allah’ın emirlerini terk etme pahasına— kazandığı her şeyini fedâ etmek isteyecek: Örneğin, bir zamanlar üzerlerine titrediği, öpmeye bile kıyamadığı kendi öz çocuklarını,
12
Ya da, bir ömür boyu aynı yastığa baş koyduğu hayat arkadaşını ve öz kardeşini,
13
Yâhut, kendisini yetiştirip büyüten ana-babasını, ailesini, aşiretini, kavmini,
14
Ve hattâ yeryüzünde bulunan herkesi fedâ edip cehenneme yollamak isteyecek; ta ki, kendisini azaptan kurtarabilsin.
15
Hayır; o nun hakkı, alev saçan bir ateştir!
16
Derileri yakıp kavuran korkunç bir ateş! Öyle bir ateş ki;
17
Hep kendisine çağırır; Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip uzaklaşan,
18
Ve durmadan mal ve servet toplayıp kasalarda biriktiren zâlim leri.
19
Doğrusu insanoğlu, açgözlü ve doyumsuz bir karakterde yaratılmıştır. Ama ne var ki o, bu özelliğini kullanıp daha mükemmele ulaşmak için çaba harcaması ve böylece kendisini Allah katında yücelere, daha yücelere ulaştıracak güzel davranışlar göstermesi gerekirken;
20
Başına bir kötülük geldiği zaman, her şeyden ümidini keserek sızlanır durur.
21
Bir nîmetle karşılaşınca da, açgözlülük ederek hepsine kendisi sahiplenmek ister, başkalarını bu nîmetten engellemeye çalışır.
22
Ancak Namaz Ehli olarak bilinen samîmî ve fedâkâr müminler böyle değildir. İşte Namaz Ehli olanların özellikleri:
23
Onlar, günde beş vakit namazlarına düzenli olarak devam edenlerdir.
24
Onlar mal ve servetlerinde, başkalarından yardım dilenen fakir lerin ve onurlu davranıp dilenmedikleri için zengin zannedilen ve bu yüzden yardım ve sadakadan mahrum kalanların da hakkı ol duğunu asla unutmay an cömert ve fedâkâr kul lardır.
25
Onlar mal ve servetlerinde, başkalarından yardım dilenen fakir lerin ve onurlu davranıp dilenmedikleri için zengin zannedilen ve bu yüzden yardım ve sadakadan mahrum kalanların da hakkı ol duğunu asla unutmay an cömert ve fedâkâr kul lardır.
26
Onlar, hem sözleri hem davranışlarıyla Hüküm Gününü tasdik ede rek iman iddialarında doğru olduklarını ispatlayan mümi nlerdir.
27
Onlar, Rablerinin azâbından kork up kötülüklerden uzak dur anlardır.
28
Çünkü bilirler ki, Rablerinin azâbına karşı hiç kimse kendisini tam olarak güvende hissedemez.
29
Onlar, iffet ve namuslarını titizlikle koruyanlardır.
30
Ancak nikah sözleşmesi yoluyla sahip oldukları hanımları ya da cariyelik sözleşmesi yoluyla sahip oldukları savaş esiri cariyeler hariç. Çünkü onlar, hanımlarıyla veya cariyeleriyle olan ilişkilerinden dolayı asla kınanmazlar. Dolayısıyla, meşrû yollarla cinsel duyguları tatmin etmek kişiyi hiçbir zaman Allah’tan uzaklaştırmaz. Zira İslâm’da ruhbanlık yoktur.
Sonraki 14 ayet →