1
Elif, Lâm, Mîm, Sâd. ( 2. Bakara: 1, 23, 24 )
Mekke döneminin son yıllarında indirilmiştir. Adını, 46-48. ayetlerde geçen ve bilgi, marifet, tanıma anlamına gelip, cennet ile cehennem arasındaki yüksek sûru ifâde eden “Ârâf” kelimesinden almıştır. 206 ayettir.
2
Ey şanlı Elçi! İşte Elif, Lâm, Mîm, Sâd gibi, hiç de yabancısı olmadığın ‘sıradan’ harflerin olağanüstü bir âhenkle yan yana dizilerek oluşturduğu bu muhteşem ayetler, sana Allah tarafından gönderilmiş bir kitaptır. O hâlde, uğrayacakları âkıbete karşı insanları uyarman ve bu evrensel çağrıya inananlara öğüt vermen konusunda, yüreğinde asla bir şüphe, endişe ve sıkıntı olmasın!
3
Ey insanlar! Rabb’iniz tarafından size gönderilen bu prensip lere uyun; O’ndan başka hiçbir güce boyun eğmeyin! Kur’an’ın hükümlerini terk edip kendi otoritelerine kayıtsız şartsız boyun eğmenizi isteyen birtakım kurtarıcıların, koruyucuların, velilerin peşine takılmayın! Kulağınıza küpe olması gereken bu öğütleri ne kadar da az düşünüyorsunuz!
4
Oysa Biz, emrimize başkaldıran nice toplumları helâk ettik; geceleyin uyurlarken yâhut gündüz vakti dinlenirlerken, azâbımız ansızın başlarına çöküvermişti!
5
Ve azâbımız gelip çattığı zaman, “ Eyvah! Meğer biz ne kadar zâlimmişiz!” diye feryat etmekten başka bir şey yapamamışlardı. Fakat son pişmanlık fayda vermemişti. Ama iş bununla da bitmeyecek, öyle bir gün gelecek ki:
6
Kendilerine Peygamber veya dâvetçi gönderilen kimseleri, bu çağrıya uyup uymadıkları konusunda Mahşer Günü elbette hesaba çekeceğiz ve onlara gönderilen dâvetçi ve Peygamberlere de, görevlerini yerine getirip getirmediklerini elbette soracağız.
7
Sonra da, tüm yaptıklarını şaşmaz ve kesin bir bilgi ile onlara bildireceğiz. Çünkü Biz, her an onların yanındaydık ve olup bitenlerden asla habersiz değildik!
8
O gün tartı haktır. Dünyada yapılmış olan bütün iyilik ve kötülükler dosdoğru bir şekilde ölçülecek ve ilâhî adâlet tam anlamıyla gerçekleşecektir. O gün kimin iman ve iyilik tartıları ağır gelirse, işte onlar ebedî saadet ve kurtuluşa erenlerdir.
9
Kimin de tartıları hafif gelirse, onlar da Kur’an’dan yüz çevirerek ayetlerimize haksızlık etmelerinden dolayı kendilerine yazık etmiş olanlardır!
10
Gerçek şu ki, Biz sizi yaratıp yeryüzüne yerleştirdik ve size orada yaşamanız için nice nîmet ve imkânlar bahşettik. Buna rağmen, ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11
Evet, sizi yarattık, sonra size mükemmel bir şekil verdik ve meleklere, “ Tüm insanlığın temsilcisi olarak karşınızda duran Âdem’e secde edin, size üstünlüğünü kabul ederek önünde saygıyla eğilin !” dedik. Bunun üzerine meleklerin hepsi Allah’ın emrine uyarak derhâl secde ettiler, ancak aralarında yaşayan ve aslen bir cin olan İblîs hariç; zira o, bunu gururuna yediremedi, Allah’ın emrine başkaldırma pahasına, Âdem’e secde etmekten kaçındı.
12
Allah İblîs’in niçin secde etmediğini gâyet iyi bildiği hâlde, insanlığa ibret olması için ona sordu: “Sana emrettiğimde, Âdem’e secde etmekten seni alıkoyan neydi? İblîs, “Ben ondan daha üstünüm, çünkü beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın! Bence ateş çamurdan üstün olduğuna göre, benim ona secde etmem doğru olmazdı. Bu yüzden, arzu ve beklentilerime uygun düşmeyen bu emri asla yerine getirmeyeceğim! ” dedi.
13
Bu yüzden Allah, “O hâlde, sana bahşettiğim yüce makâmı ve içinde yaşadığın cenneti terk ederek haydi hemen çık dışarı Çünkü orada öyle böbürlenmeye hakkın yok; derhal in aşağıya oradan! Bundan böyle sen, kibrinden vazgeçmediğin için, zillet ve alçaklığa mahkûm edilmiş aşağılık bir varlıksın!” dedi. İblîs’in Allah’ı tanıması, O’nun varlığına ve sıfatlarına inanıyor olması kendisine bir yarar sağlamadı. Allah’ın emirlerini reddeden bütün zâlimler de, o gibi ilâhî rahmetten uzaklaştırıldı.
14
Bunun üzerine İblîs, “ İnsanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana süre ver!” dedi.
15
Allah, “ Pekâlâ,Mahşer Gününe kadar değil ama, tüm canlıların yok edileceği güne, Kıyâmet Gününe kadar ( 15. Hicr: 38 ) sana süre verilmiştir!” dedi. Allah dileseydi, İblîs’i oracıkta yok edip işini bitirebilirdi. Fakat sonsuz ilim ve hikmeti gereğince, İblîs’e istediği süreyi verdi.
16
İblis, kendisine verilen bu uzun ömre şükredeceği yerde, kendi günahını Allah’a isnat ederek dedi ki: “Beni saptırmana karşılık, ben de onlar ı saptırmak için senin dosdoğru yolunda pusu kurup oturacağım!”
17
“Sonra da, bazen açıktan açığa önlerinden, kimi zaman sinsice arkalarından; bazen Müslüman kimliğine bürünüp sağlarından, bazen de şehvet ve ihtirâslarını azdırarak sollarından, yanlarına sokulacağım; kısacası, onları aldatmak için her türlü yol ve yöntemi kullanarak dört bir yandan üzerlerine saldıracağım ve böylece, pek çoklarının nankör olduğunu göreceksin! Sonunda, Âdem’in benden üstün olmadığını ve onun önünde secde etmemi bana emretmekle, hikmet ve adâletten yoksun bir iş yaptığını sen de kabul edeceksin. ”
18
Bunun üzerine Allah, “Alçaltılmış ve ilâhî rahmetten kovulmuş olarak çık oradan!” dedi, “ Çünkü melekler arasında, o yüce makamda bulunmaya hakkın yok senin! Yakında yeryüzüne inecek ve ilâhî sınavın gerçekleşmesi için insanları kötülüğe dâvet edeceksin. Fakat kullarımın üzerinde herhangi bir zorlayıcı gücün olmayacak ( 17. İsra: 65 ). Onlardan her kim sana uyacak olursa, yemin olsun ki, hepinizi birden cehenneme dolduracağım!”
19
“Ey Âdem! Sen ve eşin beraberce cennette yaşayın. Dilediğiniz yerden ve canınızın çektiği her çeşit meyveden bol bol yiyebilirsiniz, ancak sınırsız özgürlüğe sahip olmadığınızı, size bu nîmetleri bahşeden Allah’a muhtaç birer kul olduğunuzu asla unutmayın. Bunun için de, sizi imtihân etmek üzere meyvesini yasakladığım şu ağaca sakın yaklaşmayın, yoksa kendinize zulmetmiş olursunuz!”
20
Derken şeytan, birbirlerine kapalı olan mahrem yerlerini açıp kendilerine göstermek ve böylece şehvet duygularını kamçılayıp onları isyana sürüklemek için her ikisine fısıldayarak dedi ki: “Rabb’inizin size bu ağacı yasaklamasının tek sebebi, birer melek olacağınızdan yahut sonsuz hayata kavuşacağınızdan endişe duyması dır.”
21
Ve “ Allah şahidimdir ki, bunu sırf sizin iyiliğiniz için yapıyorum!” diye onlara yemin etti.
22
Böylece, ikisini de aldatarak yasağı çiğnemelerine sebep oldu ve onları, içinde bulundukları yüce makâmdan aşağıya indirdi. Şöyle ki: Âdem ile Havvâ, sözü edilen ağacı n meyvesini tadar tatmaz, nurdan cennet örtüleri kayboldu ve her ikisine de mahrem yerleri gözüktü, bunun üzerine utanç duygusuna kapılarak, mahrem yerlerini kapatmak için cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. Derken, Rableri onlara şöyle seslendi: “Ben size o ağacı n meyvesini yasaklamamış mıydım? Üstelik şeytanın, sizin apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim? Niçin emir ve uyarılarımı kulak ardı edip bu perişan hâle düştünüz? ” Böylece Âdem ile Havvâ, kıyâmete kadar insanlara musallat olacak baş düşmanları İblîs’le bu ilk karşılaşmalarında imtihânı kaybettiler. Fakat umutsuzluğa düşmediler, kibre kapılmadılar, günahlarını bir başka günahla telâfî yoluna da gitmediler. Aksine, hatâlarını itiraf ederek Rab’lerine yalvardılar:
23
İkisi de, “Ey yüce Rabb’imiz!” dediler, “Biz kendimize yazık ettik; şâyet bizi bağışlamaz ve bize merhamet buyurmazsan, elbette ki kaybedenlerden olacağız!” Bunun üzerine, Allah ikisini de bağışladı ve işledikleri günahın cezasını çekmeleri için değil asıl yaratılış gayeleri olan halîfelik görevini yerine getirmeleri için cennetten çıkarıp yeryüzüne gönderdi. Çünkü zaten tövbeleri kabul edilmiş, suçları da bağışlanmıştı:
24
Allah, “Birbirinize düşman olarak cennetten çıkıp yeryüzüne inin! Artık yeryüzüne yerleşecek ve belli bir süreye kadar oranın nîmetlerinden yararlanacaksınız!” dedi.
25
Ve ekledi: “Orada yaşayacak, orada ölecek ve yeniden diriliş için yine oradan çıkarılacaksınız!” O hâlde, yeniden diriliş gününde hüsrana uğramamak için, iyi dinleyin:
26
Ey Âdemoğulları! Size, hem mahrem yerlerinizi örtecek ve hem de güzel görünmenizi sağlayacak giysiler üretebilmeniz için gereken bilgi, yetenek ve hammaddeyi bahşettik. Öyleyse, küfür ve zulüm sistemlerinin en belirgin alâmeti ve temel dayanağı olan, toplumda her türlü fuhşiyatın, sapık ilişkilerin ve cinsel sömürünün yaygınlaşmasına yol açan çıplaklık kültüründen uzak durun! Namus, iffet ve ahlâk gibi yüce değerleri pekiştirerek toplumsal çözülmenin ve yozlaşmanın önüne geçen, ayrıca sizi sıcaktan ve soğuktan koruyan elbiselerle daha zarif, daha güzel göründüğünüzü unutmayın! Fakat bu arada kalp ve ruh güzelliğini ihmal etmeyin! Zira en güzel elbise, kötülüklerden titizlikle kaçınarak dürüst ve erdemli bir insan olmak anlamına gelen takvâ elbisesidir. İşte bunlar, Allah’ın ayetlerindendir, o hâlde, bu mesajı insanlara ulaştırın ki, düşünüp öğüt alsınlar.
27
Ey Âdemoğulları! Sakın şeytan, Âdem ve Havvâ adındaki ilk atalarınızın giysilerini üzerlerinden soyup mahrem yerlerini birbirlerine göstererek günah işlemelerine ve böylece cennetten çıkmalarına sebep olduğu gibi, sizi de kandırıp günaha sürüklemesin! Aman dikkatli olun! Zira şeytan ve dostları, sizin onları göremediğiniz bir boyuttan sizi görebilirler. Gerçek kimliklerini hissettirmeden ustalıkla aranıza sızar, hiç beklemediğiniz bir anda, akıl almaz yol ve yöntemlerle sizi aldatmaya çalışırlar. Üstelik insanlar arasında, onlarla işbirliği yapmak için can atan nice hâinler de var: Doğrusu biz şeytanları, inkârcıların en yakın müttefiki, akıl hocası ve dostu hâline getirdik. Bu yüzdendir ki:
28
Kâfirler ne zaman utanç verici bir iş yapsalar, sözgelimi Kâbe’yi çırılçıplak tavaf etmeye kalksalar, “Biz atalarımızdan böyle gördük; üstelik, bunu bize emreden Allah’tır!” derler. Ey Müslüman! Çıplaklığı medeniyet, utanmazlığı medenî cesaret sayan bu şaşkınlara de ki: “ Hayır! Allah, böyle utanç verici çirkinlikleri asla emretmez! Zaten edep ve haya duygusu, her insanın yaratılışında vardır. Siz, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? O’nun emir ve hükümleri hakkında, nasıl böyle bilip bilmeden konuşabiliyorsunuz?” Peki, gerçekte nedir Allah’ın emrettiği?
29
Ey Müslüman! De ki: “Rabb’im, her türlü aşırılıktan kaçınmanızı, ölçülü ve dengeli davranarak adâleti yerine getirmenizi emretmiş ve sizden şunu istemiş tir: Allah yolunda yapmanız gereken her işi, tam bir dikkat ve duyarlılık içinde yapın! Allah’ın dinine gönülden boyun eğme konumunda yani her secde makamında, yüzünüzü yani her şeyinizle kendinizi Allah’ı razı etmeye doğru, kıble yönüne doğrultun! Namaz kılarken, özellikle de ibâdetin doruk noktaya ulaştığı secdeye varırken, tüm benliğinizle Rabb’inize yönelin! Tertemiz ve samimi bir inançla Allah’a yönelerek O’na dua edin! Kulluk ve ibadetinizi yalnızca O’nun için, O’nun emrettiği şekilde yapın ve tüm içtenliğinizle O’na el açıp yalvarın! Unutmayın ki, başlangıçta nasıl sizi O yarattıysa, yine sonunda O’na dönecek tüm yaptıklarınızın hesabını verecek siniz.
30
Bu uyarılar karşısında, insanlar farklı tavırlar gösterdiler. Allah da onlardan bir kısmını doğru yola iletti, bir kısmı ise sapıklığı hak etti. Çünkü onlar, Allah’tan başka, cinlerden ve insanlardan birtakım şeytanları kendilerine rehber, yönetici ve dost edindiler. Üstelik, bu hâlleriyle doğru yolda olduklarını sanıyorlar!
Sonraki 30 ayet →