1
Nûn. Dinle, ey insanoğlu! Elif, Lâm, Mîm gibi, ya da buradaki Nûn gibi, senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşan fakat hem lafzı, hem de manasıyla eşsiz birer mucize olan bu mesaja kulak ver: İlâhî vahyin aydınlığını sembolize eden ve onun insanlığa ulaştırılma aracı olan kaleme ve onunla yazılan bu yüce Kur’an’ a andolsun ki;
Mekke döneminin başlarında, muhtemelen Hz. Peygambere karşı çıkışların şiddetlendiği bir zamanda indirilmiştir. Alak sûresinden sonra gönderilen ilk sûre olduğu da rivâyet edilir. Adını, “kaleme” yemin edilen birinci ayetinden almıştır. İlk ayetinde geçen “Nûn” harfi de sûrenin diğer bir meşhur ismidir. 52 ayettir.
2
Ey Muhammed! Rabb’inin sana vahyettiği bu Kur’an nîmeti şâhittir ki, sen asla bir deli değilsin!
3
Tam aksine; sen, bütün bu eziyetlere sabırla göğüs geren aklı başında ve son derece temiz yürekli bir insansın! Bizzat Kur’an, bunun en açık delilidir. Bundan dolayı, seni Rabb’inin katında bitip tükenmek bilmeyen muhteşem bir ödül bekliyor.
4
Çünkü sen, seni delilikle suçlayan inatçı kâfirlerin de gâyet iyi bildiği gibi, pek yüce ve değerli bir ahlâk ın sahibisin ve işte bu yol üzerindesin.
5
O hâlde, yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler:
6
Hanginizin bir deli, bir mecnûn olduğunu! Dürüstlük ve erdemlilik timsali olan müminler mi, yoksa günaha batmış olan o kâfirler mi?
7
Elbette Rabb’in, kimlerin kendi yolundan saptığını çok iyi bilir; doğru yolda olanları da en iyi bilen O’dur.
8
Öyleyse, ey hak yolunun yolcusu; gerek sözleri, gerek davranışlarıyla Rabb’inin mesajını yalanlayanlar ın baskı ve işkenceleri karşısınd a asla boyun eğme, onların arzu ve heveslerine kesinlikle uyma! Bütün insanlara karşı yumuşak ve merhametle davran, fakat hoşgörü adına Kur’an’ın ortaya koyduğu gerçekleri örtbas etme! Zâlimlerin kalplerini kazanmak veya işkencelerinden kurtulmak amacıyla bile olsa, hakîkati haykırmaktan bir an geri durma! Unutma ki:
9
Onlar senin inanç konusunda istedikleri tavizleri vererek yumuşak davranmanı ve onlara yağ çekmeni isterler ki, kendileri de sana karşı şiddetli muhâlefetten vazgeçerek onlar da sana yağ çeksinler ve yumuşak davransınlar.
10
Ey Müslüman! Sakın kâfirlerin “dinde pazarlık” tekliflerine aldanıp da onlara uyma; Doğru yanlış demeden yemin edip duran böylece herkesle anlaşmak ve kendi güçlerini kabul ettirmek isteyen o alçaklara!
11
Kalplere kin ve düşmanlık tohumları ekerek hakkınızda dedikodu yayan iftiracılara!
12
Her türlü iyiliğe engel olan o saldırgan günahkârlara!
13
Son derece kaba ve saygısız, üstelik insanları sömüren ve her türlü kötülüğün simgesi hâline gelmiş o haysiyetsiz, şahsiyetsiz, aşağılık soysuzlara!
14
İşte bu tip insan, mal. mülk ve çoluk. çocuk sahibi olduğundan dolayı ,ekonomik ve sosyal imkanı nedeniyle küstahça bir kibre kapılır ve:
15
Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman, “ Bunlar eskilerin efsâneleridir!” der.
16
Biz de onu o kibirli burnundan işâretleyece k ve hem dünyada, hem de âhirette asla yakasını kurtaramayacağı ibret verici bir zillet ve azâba mahkûm edece ğiz.
17
Oysa Biz bu nîmetleri insanlara vererek onları imtihân ediyoruz, tıpkı bir zamanlar bahçe sahiplerini sınadığımız gibi: Hani onlar, olgunlaşan meyveleri sabahleyin toplayacaklarına yemin ediyorlardı.
18
Üstelik Allah’ın izin ve irâdesini hiç hesaba katmıyor, yani “İnşaallah: Allah’ın izniyle” şeklinde herhangi bir istisnâ da yapmıyorlardı.
19
Derken, onlar geceleyin uyudukları bir sırada, Rabb’in tarafından gönderilen kuşatıcı bir afet bahçelerini çepeçevre sarıvermiş,
20
Ve o meyve dolu bağlar bahçeler, yanıp yıkılmış bir harabeye dönmüştü.
21
Onlar ise tüm olup bitenlerden habersiz, sabahleyin birbirlerine seslendiler:
22
“ Ürünlerinizi devşirecekseniz, haydi erkenden tarlanızın başına gidin!”
23
Böylece, hazırlıklarını yapıp yola koyuldular. Bu arada, aralarında gizli gizli konuşuyorlardı:
24
“ Dikkat edin, bugün hiçbir yoksul bahçenize girip yanınıza sokulmasın!”
25
İşte bu şekilde, ürünleri toplayacaklarından emîn olarak, sanki istedikleri her şeyi yapabilecek güce sahiplermiş gibi erkenden çıkıp gittiler.
26
Derken bahçelerine varıp da, onu yanmış, yıkılmış bir hâlde görünce, “Galiba biz yolumuzu şaşırdık!” dediler.
27
Fakat çok geçmeden gerçeği anladılar: “Hayır hayır; aslında biz, bağımızdan bahçemizden tamamen yoksun bırakıldık!” diye feryat ettiler.
28
İçlerinde en akıllı, en insaflı olan ve daha önce kendilerini defalarca uyaran kişi öne atılarak, “Ben size, Rabb’inizi tesbih etmeniz gerektiğini söylememiş miydim? O’nun sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi olduğunu, dolayısıyla asla yanlış ve lüzumsuz hüküm vermeyeceğini, bu yüzden emirlerine kayıtsız şartsız boyun eğmek sûretiyle, söz ve davranışlarınızla yüceliğini dile getirerekO’nu tesbih etmeniz gerekmez miydi? ” dedi.
29
Bunun üzerine, hatâlarında daha fazla ısrar etmeyip, “Rabb’imizi en yüce sıfatlarla tesbih ederiz; meğer biz gerçekten zâlimmişiz!” dediler.
30
Sonra karşı karşıya geçip birbirlerini suçlamaya başladılar:
Sonraki 22 ayet →