Ana SayfaMealler › Mahmut Kısa
MK

Mahmut Kısa

Mahmut Kısa
Mahmut Kısa meali ile okumaya başla
Mümtehine 1 / 13
1
Ey iman edenler! İslâm’a ve Müslümanlara karşı savaş açarak hem Bana, hem de size karşı düşmanlık eden kâfir leri sakın kendinize dost ve müttefik edinmeyin! Siz onlara safça sevgi gösterisinde bulunuyorsunuz, oysa onlar size gelen gerçeği inkâr etmiş ve sırf Rabb’iniz Allah’a inandığınız için Peygamberi ve sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmışlardır. Eğer gerçekten Benim yolumda mücâdele etmek ve hoşnutluğumu kazanmak amacıyla yurdunuzu terk edip çıktıysanız, kâfirlere bilgi sızdırarak onlara karşı nasıl sevgi besleyebilirsiniz? Unutmayın ki, Ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da çok iyi bilirim! Dikkat edin, bundan böyle içinizden her kim böyle bir şey yapacak olursa, kesinlikle doğru yoldan sapmış olur! Medîne’de, Hudeybiye Barış Antlaşması ile Mekke’nin fethi arasında, muhtemelen hicretin sekizinci yılında indirilmiştir. Adını, onuncu ayetinde geçen “femtehinûhunne: Medîne’ye sığınan kadınların mümin olup olmadıklarının anlaşılması için onları sınayın, imtihân edin!” kelimesinden almıştır. Mümtehine: İmtihân eden sûre ve Mümtehane: İmtihan edilen kadın adlarıyla anılan sûre, 13 ayettir. Mekkeli müşrikler Müslüman bir kabîleye saldırarak Hudeybiye antlaşmasını çiğneyince, Hz. Peygamber Mekke’ye ani bir baskın düzenlemek üzere gizlice hazırlıklara başladı. Ancak Peygamberin arkadaşlarından Hâtıb b. Ebi Beltea, bunu müşriklere bildirmek için bir cariye ile Mekke’ye mektup gönderdi. Hz. Peygamber, Allah’tan aldığı vahiy sayesinde bunu öğrenerek mektubu yerine ulaşmadan ele geçirdi. Aslında iyi bir Müslüman olan Hâtıb’a bu mektubu niçin gönderdiğini sorunca, o bunu İslâm’dan döndüğü veya kâfirlere sempati duyduğu için değil, yalnızca Mekke’deki akrabalarını müşriklerin saldırısından korumak amacıyla yaptığını söyledi. Bunun üzerine Peygamber onun doğru söylediğini belirtti ve gerekli uyarıları yaptıktan sonra onu affetti. İşte bu olay üzerine, başta Hâtıb olmak üzere kıyâmete kadar gelecek bütün müminleri, İslâm düşmanlarına yardımcı olmamaları konusunda uyaran aşağıdaki ayetler nazil oldu:
M. Kısa 60:1
2
Evet, o zâlimleri nasıl dost edinirsiniz? Hâlbuki onlar sizi ele geçirecek olsalar, sizin onlara yaptığınız gibi dostça davranmazlar, aksine, size karşı acımasız bir düşman kesilirler; hem elleriyle, hem de dilleriyle sizi incitir ve sizin de kendileri gibi Allah’ın ayetlerini inkâr etmeniz için can atarlar. Eğer korunmasını istediğiniz mal mülk ve çoluk çocuğunuzun hatırı için zâlimlerle dostluk kuruyorsanız, o zaman şunu iyi bilin ki;
M. Kısa 60:2
3
Ne yakınlarınız, ne de çocuklarınız size Allah katında en ufak bir fayda sağlamayacak, sizi işlediğiniz günahın cezasından kurtaramayacak tır! Çünkü Allah, Hesap Gününde aranızı ayıracak ve emrine itaat edenleri cennete, isyan edenleri cehenneme koyacak tır. Unutmayın; Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir. Bu gerçeği daha iyi anlayabilmek için, sizden önceki Müslümanların hayatından örnek alın:
M. Kısa 60:3
4
İbrahim ve arkadaşlarında, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar, zâlimlere karşı gösterdikleri kararlı tavırları, sarsılmayan imanları, tertemiz ahlâkları, fedâkârlıkları ve cesaretleri ile uyulması gereken en güzel örnektirler. Hani onlar, inkârcı toplumlarına meydan okuyarak, “Bakın!” demişlerdi, “Biz sizinle ve Allah’tan başka tapındığınız o sahte ilâhlar la hiçbir dostluk ve yakınlık bağımızın olmadığını ilan ediyor, sizi ve inkâra dayalı sisteminizi tümüyle reddediyoruz! Çünkü aramızda, sonsuza dek sürecek bir düşmanlık ve nefret belirmiştir ve bu düşmanlık, sizler, bir tek Allah’a iman edi p O’nun hükümlerine boyun eği nceye kadar da devam edecektir! ” Evet, bu fedâkâr müminler her yönüyle size örnektirler. Ancak İbrahim’in babasına, “Gerçi Allah’tan gelecek hiçbir şeye karşı seni koruyamam ama, yine de söz veriyorum, senin bağışlanman için mutlaka duâ edeceğim!” demesi hariç. İbrahim, onun kesin olarak cehennemlik olduğunu ve artık bağışlanmasının mümkün olmadığını anlayınca, onun için yalvarmaktan vazgeçmişti. ( 9. Tevbe: 113-114 ) Çünkü Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamayacağını kesin hükme bağlamıştır ( 4. Nisa: 48 ). Hani İbrahim, arkadaşlarıyla birlikte Rabb’ine şöyle yalvarıyordu: “Ey Rabb’imiz, yalnızca Sana güveniyor ve tüm varlığımızla Sana yöneliyoruz; çünkü dönüş ümüz Sanadır!”
M. Kısa 60:4
5
“Ey Rabb’imiz, bizi inkârcılar için bir imtihân aracı kılma! Bizi onlar karşısında yenik düşürerek onların iyice azgınlaşmasına sebep kılma!Bizi zalimlerin baskı ve işkenceleriyle yüz yüze getirme, altından kalkamayacağımız çetin belâlarla bizi imtihan etme Allah’ım! Sana kulluk görevimizi hakkıyla yerine getiremedik, bizi bağışla ey Rabb’imiz! Hiç kuşkusuz Sen , tüm varlıklar üzerinde mutlak otorite sahibisin, hakîmsin. Sonsuz ilim ve hikmetinle her konuda en mükemmel hükmü verir, yaptığın her şeyi yerli yerince yaparsın. ”
M. Kısa 60:5
6
Gerçekten de onlarda, içinizden Allah’ı ve âhiret gününü arzulayanlar için güzel bir örnek vardır. Onları kendilerine örnek alanlar kurtulur fakat kim de yüz çevirirse yalnızca kendisine zarar vermiş olur. Çünkü Allah, hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir, fakat siz O’na kulluk etmeye muhtaçsınız. Hiçbir varlık O’nu övüp yüceltmese bile, O kendi zatıyla Yücedir. Zira gerçek anlamda yüceltilmeye, şükredilmeye ve övülmeye lâyık olan sadece Odur. O hâlde, atanız İbrahim’in izinden yürüyerek sarsılmaz bir inanç ve kararlılıkla, zâlimlere karşı mücâdelenizi sürdürün!
M. Kısa 60:6
7
Sizler üzerinize düşeni yapar ve kâfirlere karşı açık ve net tavrınızı koyarak Allah yolunda cihat ederseniz, Umulur ki Allah da sizi onlara üstün kılar ve İslâmî dâvetin kalplere ulaşmasını engelleyen azılı kâfirleri bertaraf ederek, sizinle düşmanlarınız arasında karşılıklı sevgi ve dostluk duyguları yeşertir. Böylece, sizin ortaya koyacağınız güzel ahlâk sayesinde onları İslâm’a kazandırabilir. Bu nasıl olur demeyin, neden olmasın ki; Allah her şeye kadirdir. Aynı zamanda Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Bu ayetlerin gelişinden kısa bir süre sonra Allah’ın vaadi aynen gerçekleşti: Mekke kan dökülmeden fethedildi, yirmi yıl boyunca Müslümanlarla savaşan kâfirler bölük bölük İslâm’a girdiler, kin ve intikam duyguları kalplerden silindi ve insanlar, samîmî bir dostluk ve kaynaşma içinde bir araya geldiler.
M. Kısa 60:7
8
Ey iman edenler! Allah, inancınızdan dolayı sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere —kâfir bile olsalar— iyilik yapmanızı ve onlara adâletli davranmanızı yasaklamaz. Tam tersine, adaletten kıl kadar ayrılmamanızı emreder. Hiç kuşkusuz Allah, âdil davrananları sever. Demek ki Allah, Müslümanlara bir kötülük yapmamış olan kâfirlere iyi davranmanızı ve onlarla beşeri ilişkilere girmenizi yasaklamıyor.
M. Kısa 60:8
9
Allah sadece, inancınızdan dolayı sizinle savaşan, sizi yurdunuzdan çıkaran ve çıkarılmanıza destek veren kimseleri kendinize samîmî bir dost, koruyucu, yönetici, yandaş, müttefik; kısacası veli edinmenizi yasaklar. O hâlde, her kim onları veli edinecek olursa, işte onlar, zâlimlerin ta kendileridirler! Hudeybiye antlaşmasının ilgili hükmü gereğince, müşriklerin velâyeti altında bulunan bir kişi —ki antlaşma metninde “racul” yani, “bir adam” olarak geçer— kaçıp Medîne’ye sığındığı takdirde velisine iade edilecekti. Kureyşliler, bu hükmün kadınları da kapsadığını düşünüyorlardı. Nitekim, Ukbe bin Ebi Muayt’ın kızı Ümmü Gülsüm hicret edip Medîne’ye gelince, kardeşleri onu geri almak için Hz. Peygambere başvurdular. Fakat Peygamber, antlaşma metninde geçen “racul” kelimesine dikkat çekerek hükmün sadece erkekleri kapsadığını, bu yüzden hicret eden kadınları müşriklere iade etmeyeceğini söyleyince şaşırıp kaldılar, hiçbir itirazda bulunamadan dönüp gittiler. Buna göre Müslümanların, Medîne’ye hicret eden kadınları —hangi amaçla gelmiş olursa olsunlar— müşriklere iade etme zorunluluğu yoktu. Fakat bu kadınlar arasında casusluk yapmak, fitne ve bozgunculuk çıkarmak gibi kötü niyetlerle veya birtakım dünyevî menfaatler gözeterek gelenler de olabilirdi. Bu yüzden, hicret eden kadınlar hakkında aşağıdaki ayet gönderildi:
M. Kısa 60:9
10
Ey iman edenler! Mümin olduklarını söyleyen kadınlar, sizinle savaş halinde olan ülkelerinden İslâm diyarına hicret ederek size sığındıkları zaman, gerçekten mümin olup olmadıklarını anlamak için onları imtihan edin. Ama unutmayın: Aslında onların inançlarını en iyi bilen elbette Allah’tır. İmtihan sonucunda, bu kadınların mümin olduklarına karar verirseniz, onları kâfirlere geri vermeyin. Çünkü artık onlar kâfirlere helâl olmadıkları gibi, kâfirler de onlara helâl değildir! Fakat kâfirlerin hicret eden hanımlarına vaktiyle verdikleri evlilik bedeli olan mehirleri ni kendilerine geri ödemelisiniz. Çünkü bu durumda evliliği sona erdiren erkek değil, kadındır. Bu kadınlarla evlenmenizde, — evlilik bedeli olan mehirlerini kendilerine ödediğiniz taktirde— hiçbir sakınca yoktur. Öte yandan, dinden dönüp müşriklere sığınan kâfir kadınlarla evlilik bağınızı sürdürmeyin, onları derhal boşayın! Fakat onlara verdiğiniz evlilikbedelin i onlardan geri isteyin; aynı şekilde, müşriklerden kaçıp size sığınan mümin kadınların Mekke’deki eski kocaları da, eşlerine verdikleri mehirleri ni geri istesinler. Siz de onu vermek zorundasınız. Dikkat edin, bunlar Allah’ın koyduğu hükümlerdir. İşte Allah, aranızda böyle adâletle hüküm veriyor. Çünkü Allah, sonsuz ilim ve hikmet sahibidir.
M. Kısa 60:10
11
Eğer sizden birinin eşi dinden döner ve kaçıp kafirlere katılırsa , onlar da bu kadına yapılan evlilik bedeli mehir masraflarını geri vermezlerse, arkasından da sıra size gelir. Bu kafirlerden Müslüman olup size katılan bir kadının mehir borcunu onlara öderken veya bu kafirlerle yaptığınız savaşta elde ettiğiniz ganimetleri aranızda pay ederken, önce, o, sizden eşi kaçıp giden kardeşiniz in hanımına harcadığı mehir masrafları nın karşılığını ayırın. Önce onlara hesaplarını ödeyin. Bunları yaparken, kendisine iman ettiğiniz Allah’tan gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön vererek her türlü kötülükten, isyankârlıktan sakının ve adâletten zerre kadar ayrılmayın!
M. Kısa 60:11
12
Ey Peygamber! İnanan kadınlar; 1 . Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmamak, 2 . Hırsızlık yapmamak, 3 . Zina etmemek, 4 . Çocuklarını öldürmemek, 5. Hiç yoktan yalan uydurarak suçsuz insanlara iftira atmamak, 6 . Ve emredeceğin doğru işlerde sana karşı gelmemek üzere, İslâm’a bağlılıklarını bildirmek için huzuruna geldiklerinde, onların bağlılık ahitlerini kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Hiç kuşkusuz Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Allah’ın şefkat ve merhametini istiyorsanız, iyi dinleyin:
M. Kısa 60:12
13
Ey iman edenler! Kendilerine ilâhî vahiy bilgisi verildiği hâlde, ihtirâslarının peşinden sürüklenerek dünyevî çıkarlarının kulu kölesi olan ve böylece Allah’ın gazâbına uğrayan bir topluluğu — yani Yahudileri ve Yahudileşen kimseleri— kendinize koruyucu, yönetici, yandaş, müttefik ve dost edinmeyin! Çünkü onlar, gâyet iyi bildikleri ilâhî prensiplere ihânet ettiklerinden, âhiretten tamamen umut kesmişlerdir; tıpkı, âhireti inkâr eden kâfirlerin, mezardaki cansız beden ler in yeniden dirilişin den umut kestikleri gibi!
M. Kısa 60:13
Mümtehine suresi tamamlandı