1
Hamd; gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a aittir. Her türlü övgüye, teşekküre lâyık olan, sadece O’dur. Gerçek anlamda övülmek O’nun hakkıdır ve yalnızca O’na yaraşır. Çünkü kâinatı yoktan var eden ve gecesi-gündüzüyle, ışığı-karanlığıyla ona bu mükemmel sistemi veren O’dur. Hâl böyleyken, kâfirler, bunca hârikaları gözleriyle gördükleri hâlde, hâlâ birtakım sahte ilâhları, efendileri, önderleri Rab’lerine denk tutuyorlar. Oysa ki:
Adını, putperestlerin kurbanlık hayvanlarla ilgili bâtıl inanç ve geleneklerinin ele alındığı 136 ve 138. ayetlerde geçen “enâm: hayvanlar” kelimesinden almıştır. Mekke devrinin ikinci yarısında indirilmiştir. 165 ayettir.
2
Sizi basit bir çamurdan yaratan, sonra da yeryüzünde bir süre yaşamanız için her birinize bir ömür tayin eden O’dur. Bu ömrün sona ermesiyle her şey bitmeyecek: Bir de O’nun katında, O’nun plân ve programına göre tüm insanlık için belirlenmiş bir süre, bir Kıyâmet Günü vardır. Fakat siz hâla şüphe içerisinde bocalıyorsunuz! Ey inkârcılar! Kainatın her zerresine hükmeden Allah’ın, insanoğlunun hayatına müdâhale etmeyeceğini, bu konuda hüküm verme yetkisini başkalarına devredeceğini mi sanıyorsunuz? Hayır;
3
O, göklerde de Allah’tır, yerde de. O’nun hükmü sadece göklerde değil, yeryüzünde de geçerlidir. Kâinatın her zerresine hükmeden Allah, elbette insanoğlunun hayatına da müdâhale edecek, onun için haram helal sınırları koyacaktır. O, gizlediğiniz ve açıkladığınız her şeyi bildiği gibi, yaptığınız ve yapacağınız şeyleri de bilmektedir. Ve ona göre karşılığını verecektir. Hâl böyleyken:
4
Onlara ne zaman Rab’lerinden bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.
5
İşte, Kur’an vasıtasıyla kendilerine gelen bu hakîkati de yalanladılar. Fakat alay edip durdukları cennet, cehennem, hesap ile ilgili haberler in gerçekliği, yakında karşılarına çıkacaktır. Yoksa bu zâlimler, sahip oldukları sınırlı güce mi güveniyorlar?
6
Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi görüp bundan ibret almıyorlar mı? Üstelik onlara, yeryüzünde size vermediğimiz nice imkânlar bağışlamıştık; göğün bütün nîmetlerini üzerlerine yağdırmış ve bereketli toprakları bağ ve bahçelerle donatmış, ağaçların altından çağıldayan ırmaklar akıtmıştık. Fakat bunca nîmetlere nankörlükle karşılık vererek isyan ettiler. Biz de, günahları sebebiyle hepsini helâk ettik ve arkalarından başka toplumlar, başka nesiller yarattık. Şimdi bunlardan ibret alıp ilâhî çağrıya kulak vermeleri gerekirken, Kur’an’ın ortaya koyduğu mükemmel hayat nizamını görmezlikten gelerek, yersiz bahanelerle bu muhteşem çağrıyı reddedecekler. Mesela, Kur’an’ın sana yazılı bir metin olarak değil de, vahiy yoluyla gönderilişini itiraz konusu yapacaklar. Fakat niyetleri hakîkate ulaşmak değildir, zira;
7
Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik ve ona kendi elleriyle dokunmuş olsalardı bile, yine de iman etmeyi çıkarlarına ters gören bu kâfirler, “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir!” diyeceklerdi. Hâlbuki, gözlerini kör eden inat, kibir ve bencillik duygularından bir an için sıyrılıp Kur’an’ı dikkatli bir gözle incelemiş olsalardı, onun Allah’tan gelen en büyük mûcize olduğunu göreceklerdi.
8
Fakat onlar, “ Madem Muhammed Peygamber olduğunu iddia ediyor, o hâlde ona bir melek indirilseydi ya!” dediler. Eğer Biz öyle bir melek gönderseydik, o zaman imtihân süresi sona ermiş, işleri bitirilmiş olurdu ve artık kendilerine tövbe etmeleri için ikinci bir fırsat verilmezdi.
9
Kaldı ki, Biz elçi olarak bir melek gönderseydik, onu bir insan şeklinde gönderirdik; böylece o inkârcıları, şimdi düştükleri şüphelere yine düşürmüş olurduk. İnsanlara Peygamber olarak kim gönderilirse gönderilsin mutlaka o da Hz. Peygamber’in tavrıyla O’nun söylediklerini söyleyecek, istemeyenler de aynı asılsız bahanelerle inanmayacaklar. O hâlde ey Peygamber! Sen hakîkate çağırmaya devam et, onların kaba davranışlarına üzülme:
10
Andolsun, senden önceki Peygamberlerle de alay edilmişti, fakat onları alaya alan küstahları, sonunda alay ettikleri o korkunç azap çepeçevre sarıp helâk etmişti!
11
Ey Müslüman! Onlara de ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın ve geçmiş toplumları, medeniyetleri araştırın da, hakîkati yalanlayanların sonu nice olmuş, bir görün!”
12
De ki: “Kimindir, göklerde ve yerde olan bütün varlık lar? Onların da mecburen kabul edecekleri cevabı kendin vererek “Allah’ındır!” de. O Allah ki, kullarına merhamet etmeyi ve onlara dâimâ sevgi ve şefkatle yönelmeyi kendisine ilke edinmiş, vazgeçilmez bir görev olarak yazmıştır. Fakat bu merhamet, adâleti engelleyecek bir merhamet değildir. Nitekim Allah, gerçekleşeceğinde asla şüphe olmayan Diriliş Günü hepinizi hesaba çekmek üzere huzurunda toplayacaktır. Fakat kendilerini felâkete sürükleyenler, bu hakîkate iman etmezler. Hâlbuki;
13
Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey O’nun kudret ve hükümranlığı altında dır ve O, her şeyi işitendir, bilendir.
14
De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden, her canlıyı besleyen, fakat kendisi beslenmeye muhtaç olmayan Allah’tan başkasını kendime dost ve yardımcı edinir miyim ben?” De ki: “Ben, Müslümanların ilki olmak ve Allah’tan başka hayata karışmaya yetkili otoriteler tanıyan o müşriklerden olmamakla emrolundum. Asla ümitsizliğe, yılgınlığa kapılmadan, benden önce birilerinin başlamasını beklemeden Rabb’imin buyruklarına boyun eğerek, sözlerimle, davranışlarımla, hayatımla ve ölümümle müminlere örneklik ve öncülük edeceğim ve asla müşriklerin yanında yer almayacağım!”
15
De ki: “Doğrusu ben, inkârcıların arzu ve heveslerine uyup Rabb’imin emirlerine karşı gelecek olursam, tüm insanların hesaba çekileceği o dehşetli Gün başıma gelecek azaptan korkarım.”
16
O gün kim azaptan kurtarılırsa, Allah ona gerçekten merhamet etmiş demektir ve apaçık kurtuluş, işte budur. O hâlde, ebedî kurtuluşa ulaşmak için Kur’an’a sımsıkı sarıl, başına geleceklerden de korkma!
17
Eğer Allah sana bir zarar verecek olsa, onu O’ndan başka hiç kimse önleyemez ve eğer sana bir iyilik nasip etse, bunu da O’ndan başka hiç kimse engelleyemez. Unutma ki, O’nun her şeye gücü yeter.
18
O, kullarının üzerinde mutlak hükümranlık ve otorite sahibidir. Bununla birlikte O, hakîmdir, sonsuz ilim ve hikmetiyle her şeyi yerli yerince yapar, her şeyden haberdardır.
19
Ey Muhammed! Senin hak Peygamber olduğuna inanmak için Yahudi ve Hıristiyanların tanıklığını şart koşan câhillere de ki: “ Sorarım size, sözüne güvenilecek en büyük ve en âdil şâhit kimdir?” De ki: “İşte, sizinle benim aramda, benim Peygamberliğime bizzat Allah şâhittir. O hâlde ey insanlar, dinleyin: Bu Kur’an bana gönderildi ki, sizi ve kıyâmete kadar ulaşabileceği herkesi onunla uyarayım.” “Şimdi siz, bütün bunlara rağmen Allah ile birlikte başka ilâhların varlığına şâhitlik edebilir misiniz? Buna dâir elinizde en küçük bir delil var mıdır? ” De ki: “ Allah’tan korkmuyorsanız, yalan şâhitlikte bulunabilirsiniz, fakat ben, böyle bir iftiraya asla şâhitlik etmem!” Artık o inkârcılara karşı açıkça tavrını ortaya koyarak de ki: “Allah, eşi ve ortağı olmayan bir tek tanrıdır. O hâlde şunu iyi bilin: Ben, sizin Allah’a ortak koştuğunuz her şeyden uzak olduğumu ilan ediyorum!”
20
Kendilerine daha önce Kitap verdiklerimiz, yani Yahudi ve Hıristiyan bilginleri, Muhammed’in gerçek bir Peygamber olduğunu pekâlâ bilir, hattâ onu kendi öz evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Fakat bile bile kötülüğü tercih ederek kendilerine yazık edenler, çıkarlarına ters gördükleri için Kur’an’a inanmazlar. O hâlde:
21
Kendi uydurduğu hükümleri kutsal kitaba dayandırarak Allah adına yalanlar uyduran, yâhut O’nun ayetlerini inkâr edenlerden daha zâlim kim olabilir? Gerçek şu ki, zâlimler asla kurtuluşa eremeyecekler! Özellikle de Diriliş Gününde:
22
O Gün, onların hepsini bir araya toplayacağız; sonra da birtakım sahte ilâhları, itaat edilecek mutlak otorite kabul ederek veya makâm, şöhret, servet ve benzeri değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek Allah’a ortak koşanlara soracağız: “ Söyleyin bakalım, emir ve otoritesine boyun eğilmesi gerektiğini iddia ettiğiniz ortaklarınız şimdi neredeler?”
23
Bunun üzerine onların, sahte mâzeretler öne sürerek, “Rabb’imiz Allah’a yemin olsun ki, biz O’na asla ortak koşmuş değiliz!” demekten başka bir çareleri kalmayacak.
24
Bak; Mahşer Günü hesap verirlerken, kendi vicdanlarına karşı nasıl da yalan söylediler ve tanrı diye uydurdukları şeyler, onları nasıl da yüzüstü bırakıp gitti! Onların bu hâle düşmesinin asıl sebebi şu idi:
25
İçlerinde, sana Kur’an okurken kulak verenler de var. Ama Biz onların kalplerine, Kur’an’ı sağlıklı olarak anlamalarına engel olacak perdeler geçirmiş, kulaklarına da sağırlık vermişizdir. Bunun içindir ki, insanın özüne yerleştirdiğimiz fıtri özellikler gereğince, kibir, bencillik, inat, önyargı gibi saplantılarla Kur’an’a yaklaşanlar, onu doğru ve sağlıklı bir şekilde değerlendiremez, onun yol göstericiliğinden faydalanamazlar. Onların alışkanlık hâline getirdiği kötülükler, zamanla kalplerini iyi ve erdemli olan her şeye kapalı hâle getirmiş ve böylece kalpleri mühürlenmiştir. Bu sebep-sonuç ilişkisini bir yasa olarak koyan Allah olduğu için, kalpleri mühürleyen Allah’tır fakat bu mühürlemeye sebep insan olduğu için, sorumluluk insana aittir. İşte, gerek günahkârca tutum ve davranışları alışkanlık hâline getiren, gerekse geleneksel anlayışlara, önyargılara körü körüne ve inatla sarılan kimseler, zamanla Kur’an’ın güzelliklerini göremez hâle gelirler: Artık her türlü mûcizeyi görseler bile, yine de ona inanmazlar. O kadar ki, bu inkârcılar senin yanına geldiklerinde, “Bu Kur’an, eskilerin efsane ve masallarından başka bir şey değildir!” diyerek seninle tartışmaya girişirler.
26
Kendileri Kur’an’dan yüz çevirdikleri yetmiyormuş gibi, başkalarını da ondan vazgeçirmeye çalışırlar. Oysa böyle yapmakla, yalnızca kendilerini felâkete sürüklüyorlar, fakat bunun farkında değiller.
27
Onların, zincirlerle bağlanmış bir hâlde ateşin karşısında dururlarken, “Ah, keşke dünyaya geri gönderilseydik de, Rabb’imizin ayetlerini yalanlamayıp, inananlardan olsaydık!” dedikleri zamanki hâlleri ni bir görseydin! Ama zannediyor musunuz ki, bu kâfirlerin o zamanki pişmanlıkları ve iman etme arzuları ciddî ve samîmî bir imanın belirtisidir?
28
Hayır! Aslında, daha önce dünyalarında örtbas ettikleri âhiret hayatıyla ilgili hakîkat,inkâr edemeyecekleri biçimde karşılarına çıkmıştır. Sızlanmalarının asıl sebebi budur. Yoksa, eğer dünya hayatına geri gönderilmiş olsalardı, yine kendilerine yasak edilen şeyleri yapacaklardı. Zira onlar, kesinlikle yalan söylüyorlar. Nitekim, dünyada iken böyle defalarca başları sıkışmış ve aynı şekilde pişmanlık duyup Rablerine sığınmışlardı fakat rahata kavuşur kavuşmaz sözlerinden dönmüş ve:
29
“Şu dünyadaki hayatımızdan başka bir hayat yoktur ve bizler, asla yeniden diriltilecek değiliz!” demişlerdi.
30
Rab’lerinin huzuruna getirildikleri zaman hâllerini bir görsen: Allah, “Nasıl, bu âhiret hayatı gerçek miymiş?” diye soracak. Onlar da, “Evet, Rabb’imize yemin olsun ki, gerçeğin ta kendisiymiş !” diye cevap verecekler. Bunun üzerine Allah , “O hâlde, inkâr etmenize karşılık, ebedî azâbı tadın!” diyecek.
Sonraki 30 ayet →