Ana SayfaMealler › Mahmut Kısa
MK

Mahmut Kısa

Mahmut Kısa
Mahmut Kısa meali ile okumaya başla
Haşr 1 / 24
1
Göklerde ve yerde bulunan bütün varlık lar, dâimâ Allah’ı n sınırsız kudret ve azametini övgüyle anarak yüceltmektedir. Şu muhteşem kâinat nizamı içerisinde yer alan her şey, kendisini yaratan Allah’ın her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olduğunu haykırmakta, O’nun sonsuz ilim, kudret, merhamet, hikmet, iyilik, güzellik ve adâletini gözler önüne sermektedir. Eğer çevrenizdeki varlıklara ibret nazarıyla bakacak olursanız, her zerresinin Allah’ı zikrettiğini duyacak, göreceksiniz. Gerçekten O, sonsuz kudret ve hikmet sahibidir. Asla yersiz ve gereksiz hüküm vermeyen ve hükmüne karşı konulamayan Yüce Yaratıcıdır. İşte kudret ve hikmetinin bir örneği olarak: Medîne’de, hicretin dördüncü yılında indirilmiştir. Yahudi kabîlelerinden Nadir Oğullarının sürgün edilme olayını ele alan sûre, adını ikinci ayetinde geçen ve “savaş için toplanma” veya “sürgün” anlamına gelen “haşr” kelimesinden almıştır. 24 ayettir.
M. Kısa 59:1
2
Müslümanlarla yaptıkları antlaşmaya ihânet eden Medîneli Yahudilere karşı başlatılan ilk büyük taarruzda, Kitap Ehlinden olduklarını öne süren, fakat Son Elçiyi inkâr eden Nadir Oğulları kabîlesine mensup kâfir leri Medîne yakınlarındaki yurtlarından sürüp çıkaran O’dur! Oysa siz ey müminler, tam teçhizatlı yüzlerce savaşçıya sahip olmalarına rağmen, onların hiçbir direniş göstermeden kalelerinden çık ıp size teslim ol acaklarını hiç beklemiyordunuz; zaten onlar da o sağlam ve korunaklı kalelerinin, kendilerini Allah’ ın hükmünü yerine getiren İslâm ordusunun taarruzun dan koruyacağını sanıyorlardı. Fakat Allah, bu küstah zâlimlerin kalplerine müthiş bir korku salarak, onları hiç ummadıkları bir yerden bastırdı ve en can alıcı noktadan, tam yüreklerinden vurdu onları! Öyle ki, onlar bu korkunun tesiriyle evlerini bizzat kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle yıkıp tahrip ediyorlardı. Müslümanlara sağlam bir şey bırakmamak ve giderken alabildikleri her şeyi götürebilmek için kendi elleriyle evlerinin duvarlarını yıkıyor, kapı ve pencerelerini söküyor, kereste ve eşyalarını tarumar ediyorlardı. Bu arada Müslümanlar da, kuşatma sırasında onlar tarafından siper olarak kullanılan duvarların bir kısmını çökerterek yıkıntı hâline getiriyorlardı. Sonunda, sayı ve silah bakımından İslâm ordusundan üstün olan bu büyük kabîle, savaşmaya cesaret bile edemeden Müslümanlara teslim oldu. Öyleyse, ey akıl sahipleri, Allah yolunda yürüyen bir toplumun ne büyük lütuf ve yardımlara nâil olacağını görerek bundan dersler çıkarın ve ey kâfirler, bu zâlimlerin başına gelenlerden ibret alın da, onların düştüğü hatâya düşmeyin! Peki, onlar savaşmayı tercih etselerdi acaba sürgünden kurtulabilecekler miydi? Hayır!
M. Kısa 59:2
3
Allah onlara sürgünü takdir etmemiş olsaydı, bu dünyada onları İslâm ordusu karşısında büyük bir bozguna uğratıp ölüm ve esaretle cezalandırarak daha acı bir azâba uğratacaktı. Fakat asıl ceza ileride gelecek: Âhirette onları korkunç bir ateş azâbı beklemektedir!
M. Kısa 59:3
4
Çünkü onlar, Allah’a ve Elçisine karşı geldiler. Kim Allah’a karşı gelirse bilsin ki, Allah’ın cezası çok çetindir! Müminlerin savaş esnasında yaptıkları tahribata gelince:
M. Kısa 59:4
5
Ey inananlar! Nadir Oğullarının kalesini kuşattığınız sırada, askerî harekâtı engelleyen herhangi bir ağacı kesmeniz veya harekâta mani olmayanları kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah’ın izniyle ve tamamen O’nun rızasına uygun idi. Çünkü O, yoldan çıkan inkârcı ları cezalandırmak için müminlere bu izni vermiştir. Allah, bir ordunun düşman ülkesine girdiğinde oradaki tarlaları, bağları, evleri gereksiz yere yakıp yıkmasına elbette izin vermez fakat yeryüzünü fesada boğan zâlimlerin gücünün kırılması için bu tür tahribatın yapılması zorunluysa, bunda hiçbir günah yoktur.
M. Kısa 59:5
6
Allah’ın, ciddî bir çarpışmanın yaşanmadığı bu kuşatma sonucunda onlardan alıp Elçisine verdiği mal, mülk, silah, arazi, bahçe ve benzeri fey’lere gelince; onlar, ganîmetler gibi askerler arasında paylaşılmayacak, aşağıdaki ayette belirtilen gruplar arasında dağıtılacaktır. Çünkü siz ey mücahitler, bunları ele geçirmek için ne at, ne de deve sür üp düşmanla çarpışmaya gir mediniz fakat Allah, İslâm nizamının temsilcisi olan Peygamberini kâfirlere gâlip kılarak, İslâm toplumunun güçlenmesinde kullanması için bu nîmetleri onun tasarrufuna devretti. Çünkü Allah, elçilerini dilediğinin üzerine gönderir de, zâlimlerin kalplerine korku salarak onları yenilgiye uğratır. İşte bu kuşatma da aynen böyle olmuştur. Unutmayın ki, Allah’ın her şeye gücü yeter. Ganîmet; savaş yoluyla düşman ordusundan ele geçirilen silah, teçhizat, hayvan, altın ve benzeri menkul mallardır. Bunun hükmü 8-Enfal:1 ve 41’de açıklanmıştı. Bir ülke savaşılarak fethedilmiş bile olsa, o ülkenin toprağı, evleri, menkul ve gayrimenkul malları ganîmet değil, fey’dir. Aynı şekilde, savaşılmadan ele geçirilen “ganîmetler” de fey’dir ve şu şekilde paylaştırılmalıdır:
M. Kısa 59:6
7
Allah’ın, fethedilen bu şehirlerin halkından alıp Elçisine verdiği fey’e gelince, bunlar; 1-Öncelikle Allah’ın, yani O’nun fakir ve muhtaç kullarının, 2- Peygamberin ve onun vefâtından sonra İslâm Devlet başkanının, 3-Savaşta şehit düşen askerlerin yakın akrabalar ın ın, 4-Yardıma muhtaç yetimlerin, 5-Diğer yoksulların 6- Ve evinden yurdundan uzak düşmüş, memleketine dönemeyecek şekilde yolda kalmış olanların hakkıdır. Allah, bu tür düzenlemelerle aranızdaki fakirleri de kalkındırmak istiyor ki, böylece mal ve servet, sadece zenginlerinizin arasında dolaşıp duran bir güce dönüşmesin! Öyleyse, dünya ve âhirette kurtuluşa ermek istiyorsanız, Peygamberin Allah’tan aldığı yetkiyle size getirdi ği hayat prensipleri ni gönülden benimseyerek alın, uygulayın; sizi yasakladığı şeylerden de uzak durun! Diğer bir deyişle, Allah’tan gelen ilkeler ışığında hayatınıza yön vererek, kötülüğün her çeşidinden titizlikle sakının! Unutmayın, Allah’ın cezalandırması çok çetindir!
M. Kısa 59:7
8
Evet, bu mallar, yoksulların, özellikle de, zulmün egemen olduğu öz yurtlarını terk ederek Allah yolunda İslâm diyarına hicret eden muhacirlerin hakkıdır! Çünkü onlar, yalnızca Allah’ın lütuf ve rızasını aradıkları bir de Allah’ı ve Elçisini destekledikleri için mallarına mülklerine el konularak yurtlarından sürülmüşlerdir. İşte onlar, gerçektensözlerinde duran dosdoğru insanlardır.
M. Kısa 59:8
9
Onlardan önce o diyarı yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan Medîneli fedâkâr Müslüman lara gelince, onlar, kendi ülke lerine göç eden bu muhacir leri kendi canları gibi severler ve onlara fazladan verilen ganîmet lerden dolayı içlerinde en ufak bir kıskançlık, bir burukluk duymazlar. Hattâ kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, daha muhtaç durumda olan mümin kardeşlerini kendilerine tercih ederler. Unutmayın; her kim kendi heva ve hevesinin bencillik, kıskançlık, cimrilik gibi ihtirâslarından korunursa, işte dünyada ve âhirette kurtuluşa erecek olanlar onlardır.
M. Kısa 59:9
10
Onlar, ta başından beri iman dâvâsına gönül veren öncü Müslümanlardır. Onlardan sonra gelen ve kıyâmete kadar gelecek olan mümin ler ise, “Ey Rabb’imiz!” diye yalvarırlar, “Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; inananlara karşı kalbimizde en ufak bir kırgınlık ve nefret duygusuna yer verme! Duâmızı kabul eyle ey Rabb’imiz, şüphesiz Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”
M. Kısa 59:10
11
Baksana şu ikiyüzlüler in yaptığı hâinliğ e; Kitap Ehlinden olduklarını iddia etmelerine rağmen Son Elçiyi inkâr eden “din!” kardeşlerine arka çıkarak, “ Sakın Müslümanların tehditlerini ciddiye alıp geri adım atmayın! Korkmayın, eğer sizler bu ülkeden çıkartılacak olursanız, biz de sizinle birlikte çıkacağız; söz veriyoruz, size karşı yapılacak muhtemel bir harekâtta, Peygamber de dahil hiç kimseye itaat etmeyeceğiz! Eğer Müslümanlar sizinle savaşırlarsa, mutlaka sizi destekleyeceğiz!” diyorlar. Fakat Allah şâhittir ki, onlar böyle atıp tutarken kesinlikle yalan söylüyorlar! Şöyle ki:
M. Kısa 59:11
12
Şâyet Yahudiler topraklarından sürülüp çıkarılsalar, onlarla birlikte çıkmayacaklar; onlara karşı savaş açılsa, onları desteklemeyecekler! İçlerinden bazıları onları savaşta desteklemeye kalksa bile, İslâm ordusu karşısında bozguna uğrayarak arkalarını dönüp kaçacaklar ve azâbımıza karşı hiç kimseden yardım göremeyecekler!
M. Kısa 59:12
13
Çünkü gösterişli birer savaşçı gibi görünen o kâfirler aslında o kadar korkaktırlar ki, yüreklerinde size karşı duydukları korku, Allah’a karşı duyduklarından çok daha büyüktür. Çünkü onlar âhiret, cennet, şehâdet ve benzeri ulvî hakîkatleri idrâk edemeyen bir toplumdur.
M. Kısa 59:13
14
Onlar, sizinle toplu hâlde göğüs göğse bir savaşa giremezler; ancak iyi korunmuş kalelerde veya siperlerin arkasında sizinle savaşı göze alabilirler. Kendi aralarındaki anlaşmazlıklar, çarpışmalar ve savaşlar da çok çetindir. Kuvvet ve yiğitlikleri birbirleriyle çarpıştıkları zamandır. Yoksa Allah için cihad eden müminlerin karşısında harb meydanına çıkacak olurlarsa, o kuvvet ve şiddetleri zayıflık ve yenilgiye dönüşür. Ayrıca sürekli birbirleriyle didişip dururlar. Dışarıdan bakınca onları birlik ve beraberlik içinde sanırsın; oysa kalpleri darmadağınıktır. Bir inanç etrafında toplanıp da gönül birliği ile hareket edemezler. Çünkü onlar, akıllarını kullanmayan ve bu yüzden de, doğru bir inanca ve sağlam ahlâkî ölçülere sahip olmayan inkârcı bir toplumdur.
M. Kısa 59:14
15
Bu durumdaki bütün münâfık ve kâfirlerin âkıbeti, tıpkı kendilerinden kısa bir süre önce Bedir savaşında ve Benî Kaynuka Yahudilerinin topluca sürgün edilmesinde ihânetlerinin cezasını çeken ve âhirette can yakıcı bir azâba mahkûm olan inkârcı lar ın uğradığı âkıbet gibi olacaktır .
M. Kısa 59:15
16
Yahudileri kışkırtan münâfıkların durumu, şeytanın durumuna ne kadar da benziyor: Şeytan, insana vesvese vererek, “ Allah’ın ayetlerini inkâr et! Korkma, ben senin yanındayım! ” der fakat insan onun sözüne güvenip Rabb’ini inkâr edince hemen ardından Bedir savaşında olduğu gibi ( 8. Enfal: 48 ) aynı şekilde Hesap Gününde de onu yapayalnız bırakarak, “Ben seni tanımıyorum ve yaptıklarının sorumluluğunu da kabul etmiyorum! Çünkü ben her ne kadar isyankâr olsam da, âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım!” der.
M. Kısa 59:16
17
Böylece her ikisinin âkıbeti de, sonsuza dek içinde kalacakları cehennem ateş i olacaktır. İşte zâlimlerin cezası budur!
M. Kısa 59:17
18
O hâlde, ey iman edenler! Allah’tan gelen ilkelere sımsıkı sarılın ve şeytanın adımlarını izlemekten titizlikle sakının! Herkes kendisini şimdiden hesaba çeksin ve yarın ki ebedî hayat için ne hazırladığına baksın! Evet, Allah’a yürekten bir saygıyla bağlanın! Hiç kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
M. Kısa 59:18
19
Ve sakın ola ki, Allah’ı unutan ve bu yüzden O’nun da kendi benliklerini ve insanlıklarını kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın! Çünkü onlar, Allah’ın bahşettiği nîmetleri kötülük amacıyla kullanarak yoldan çıkmış olan kimselerdir.
M. Kısa 59:19
20
Bunun içindir ki, cennet halkıyla cehennem halkı asla bir olamaz; dünyada ve âhirette kurtuluşa erecek olanlar, ancak cennet halkıdır. Fakat bunu hak edebilmek için, omzunuzdaki sorumluluk yükünün farkında olmanız ve Kur’an ile hayatınızı şekillendirmeniz gerekir. Gerçekten bu Kur’an’ın ruhlar üzerinde öyle bir ağırlığı, öyle bir gücü ve etkisi vardır ki;
M. Kısa 59:20
21
Eğer Biz bu Kur’an’ı siz insanlara değil de, bir dağın üzerine indirseydik, o koskocaman dağın Allah korkusuyla ezilip paramparça olduğunu görecektin! Ama ne gariptir ki, akıl ve bilinç yeteneğiyle donatılarak kulluk emânetini yüklenen insanoğlu, bir taraftan cehennem ateşi, diğer taraftan cennet nîmetleriyle kuşatılmış bir geleceğe doğru yol alırken pervasız ve gamsız davranıyor, bu muhteşem Kur’an karşısında duyarsız kalıyor! İşte Biz insanlara böyle ibret verici örnekler veri p onları rûhen ve zihnenaydınlatı yoruz ki, düşünüp öğüt alsınlar.
M. Kısa 59:21
22
O Allah ki, Kendisinden başka emrine kayıtsız şartsız boyun eğilecek hiçbir otorite, kulu kölesi olunacak, her dediği dinlenecek hiçbir ilâh yoktur! O, yaratılmışların algılama sınırlarının ötesinde bir âlem olan gaybı da, duyularla kavranabilen şehâdet âlemini de en mükemmel şekilde bilmektedir. Görülen ve görülmeyen, açıkta ve gizli olan her şeyden haberdardır. Aynı zamanda O, sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir.
M. Kısa 59:22
23
O Allah ki, Kendisinden başka kulluk edilecek bir otorite, bir ilâh yoktur! O, mutlak hükümranlık sahibi, Melik’tir. Her türlü kusurdan, noksanlıktan uzak; Kuddüs’tür. İslâm, kurtuluş ve esenliğin kaynağı; Selâm’dır. İman, güven ve emniyet veren; Mümin’dir. Her an her şeyi gözetip koruyan, her muhtacın ihtiyacını karşılayan; Müheymin’dir. Gerçek anlamda kudret, izzet ve şeref sahibi; Aziz’dir. Dağınıkları toparlayan, yaraları sarıp sarmalayan gücüne karşı konulamayan sonsuz kudret sahibi; Cebbâr’dır. Her konuda yüceliğini gösteren, yüceliğiyle övünmeye hakkı olan; Mütekebbir’dir. Daha büyüğü olmayan en büyüktür. Allah, müşriklerin düşünce ve anlayışlarının bozukluğundan kaynaklanan şirkin her şeklinden ve her türünden münezzehtir; acziyet ve noksanlık anlamına gelebilecek her türlü nitelikten uzaktır; insanların ilâhlık pâyesi vererek O’na ortak koştukları her şeyin üzerinde ve ötesindedir, çok yücedir!
M. Kısa 59:23
24
O Allah ki, her şeyin yaratıcısıdır; Hâlık’tır, yoktan var edendir; Bâri’dir ve her varlığa en uygun şekil ve özellikleri verendir; Musavvir’dir. Kısacası, en mükemmel nitelikler, en güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde bulunan bütün varlık lar, dâimâ Allah’ı n sınırsız kudret ve azametini övgüyle anarak yüceltmektedir. Şu muhteşem kâinat nizamı içerisinde yer alan her şey, kendisini yaratan Allah’ın her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olduğunu haykırmakta, O’nun mükemmelliğini gözler önüne sermektedir. Gerçekten O, sonsuz kudret ve hikmet sahibidir. Asla yersiz ve gereksiz hüküm vermeyen ve hükmüne karşı konulamayan Yüce Yaratıcıdır.
M. Kısa 59:24
Haşr suresi tamamlandı