1
Esip savuran rüzgâr lara,
Mekke döneminin dördüncü yılında, Ahkâf sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, ilk ayetinde geçen aynı kelimeden almıştır. 60 ayettir.
2
Yağmur yük ü taşıyan bulut lara,
3
Denizlerde kolayca akıp giden gemi lere,
4
Ve yaratıklar arasında rızık işleri ni bölüştüren melek lere andolsun ki;
5
Size söz verilen ölüm ötesi hayat, kesinlikle doğrudur!
6
Ve ilâhî adâletin tecellî edeceği Hesap Günü, mutlaka gelecektir! Emsalsiz bir düzen içinde gerçekleşen bu doğa olayları, her şeyin bir hikmete dayalı olarak yaratıldığına şâhitlik etmektedir. Bu düzende akıl, şuur, irâde ve dolayısıyla Allah’ın vahyine muhatap olma gibi üstün yeteneklerle donatılmış olan insanoğlu, yapıp ettikleri konusunda elbette hesaba çekilecektir. Ama insan, bu gerçekten dâimâ yüz çevirmek istemiştir:
7
İç içe geçmiş kıvrım kıvrım yollara, hârika bir şekilde desen desen işlenmiş mükemmel yörüngelere sahip göğe andolsun ki,
8
Siz ey insanlar; evren, insan ve Allah; Kur’an, kulluk, ahiret ve benzeri konularda karmakarışık ve çelişkili görüşler içindesiniz. Uzaydaki yıldız kümelerinin nasıl farklı şekilleri, yörüngeleri varsa, ilâhî rehberliği göz ardı eden insanların inanç ve yaşam şekilleri arasında da o kadar büyük çelişkiler, farklılıklar vardır. İnsanlar arasında bu kadar farklı iddiaların var oluşu, şu gerçeği ortaya koymaktadır: Allah’ın gönderdiği mesaj ile yolunu aydınlatmayan insanlık, hiçbir zaman hakîkati bulamayacak, asla kurtuluşa erişemeyecektir.
9
Demek ki, ancak sapıklığı baştan kabullenmiş, haktan sapan , yalana sürüklenmiş insan bu ilâhî dâveti reddedip ondan yüz çevirir. Öyleyse;
10
Şeytânî propagandalarla hakîkati tersyüz edip halkı Kur’an’dan çeviren sahtekârlara yazıklar olsun!
11
Onlar ki, cehâlet bataklığı içinde bilinçsizce bocalayıp duruyorlar.
12
Ve alaycı bir edayla : “ Şu vaadedilen Yargı Günü , kıyamet günü ne zaman gelip çatacakmış ?” diye soruyorlar
13
Ne zaman mı? O zâlimler, ateşin üzerinde kavrulacakları Gün!
14
O gün onlara, “Kötülüklerinizi n acı meyvelerini bugün tadın!” denilecek, “ Küstahça meydan okuyarak çabucak gelmesini istediğiniz azap budur işte!”
15
Öte yandan, dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek kötülüklerden sakınanlar ise cennet bahçelerinde, pınar başlarında ebedî mutluluğu tadacak lar.
16
Hem de, Rablerinin kendilerine bahşettiği sonsuz cennet nîmetleri ni büyük bir sevinçle al ıp onlardan istedikleri gibi faydalan arak. Evet; çünkü onlar, bundan önce ki hayatlarında güzel davranan kimselerdi.
17
Gecenin az bir kısmında uyur, saatler boyu ilim, ibâdet ve tefekkürle meşgul olur lardı.
18
Ve ruhların ilâhî esintilere açık olduğu sabah namazında, evrenin âdetâ yeniden diriltildiği o seher vakitlerinde, Rab’lerine el açıp yalvararak bağışlanma dilerlerdi.
19
Ve Allah’ın kendilerine imtihan için emanet verdiği mallarında, yardım isteyen fakir lerin ve yardıma muhtaç oldukları hâlde dilenmekten çekinen yoksul ların da hakkı olduğunu bilir, onların payını mutlakaayırırlardı.
20
İnan maya gönlü ol anlar için, yeryüzünde Allah’ın varlığını, rab ve ilâh olarak birliğini, sonsuz ilim, kudret ve merhametini gözler önüne seren ve ilâhî adâletin mutlaka gerçekleşeceğine şehâdet eden nice işâretler, nice deliller vardır.
21
Ve bizzat kendi iç dünyanızda... Hâlâ hakîkati görmeyecek misiniz?
22
Yeryüzünde yaşamak için ihtiyaç duyduğunuz hava, su, yağmur, ısı, ışık, yiyecek, içecek gibi maddî; ilâhî vahiy, rahmet, hidâyet gibi mânevî gıdalarınız ın ve ölümden sonraki hayatınız için size vaadedilen cennet, cehennem, hesap, mahşer gibi ceza ve mükâfâtın kaynağı gök lerde, yani Allah’ın yanında O’nun dilemesin dedir.
23
Hayır; göklerin ve yerin Rabb’ine andolsun ki, sizin kendi konuşmanız ne kadar gerçekse, bu Kur’an’ın haber verdiği olaylar da en az o kadar gerçektir! Kendi varlığınızdan, benliğinizden, konuşmanızdan kuşku duyabilir misiniz? Elbette hayır! Bu Kur’an, bundan çok daha açık bir gerçektir! İşte Kur’an’ın anlattığı ibret verici gerçeklerden biri:
24
İbrahim’in o değerli misafirleriyle ilgili ibret verici öyküsü sana anlatılmadı mı?
25
Hani insan sûretinde melekler, selâm vererek onun huzuruna girmişlerdi, o da “Selâm size, sanırım buralarda yabancısınız!” demişti.
26
Derken misafirlere aç olup olmadıklarını sormadan usulca ailesinin yanına gidip közde kızartılmış besili bir buzağı getirdi.
27
Ve yemeği önlerine koyarak, “ Buyrun, yemez misiniz?” dedi.
28
Fakat misafirlerin yemeğe el uzatmadıklarını görünce, azap melekleri olduklarını düşünerek onlardan dolayı endişeye kapıldı. İbrahim’in iyiden iyiye kaygılandığını gören melekler, “Korkma! Bizler Allah’ın görevli elçileri melekleriz. ” dediler. Ve sonra onu, İshak adında bilgin bir oğul ile müjdelediler.
29
Bunun üzerine, konuşmalara kulak misafiri olan İbrahim’in hanımı Sâre, bir çığlık kopararak yanlarına geldi. Şaşkınlıktan yüzüne vurarak, “ Benim gibi kısır bir yaşlı kadın dan mı olacak bu çocuk !” diyordu.
30
Melekler, “Elbette!” dediler, “ Çünkü Rabb’in böyle buyurdu. Unutma ki Rabb’in, sonsuz hikmet ve ilim sahibidir.”
Sonraki 30 ayet →