1
Ha, mîm. Dinle, ey insanoğlu! Senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşan fakat hem lafzı, hem de manasıyla eşsiz bir mucize olan bu mesaja kulak ver:
Mekke döneminin ortalarında, Zuhruf sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, onuncu ayetinde geçen ve Kur’an’ı terk eden toplumların başına gelecek felâketlere işâret eden “duhân: duman, sis” kelimesinden almıştır. 59 ayettir.
2
En mükemmel inanç sistemini, hayat programını ortaya koyarak hakîkati gözler önüne seren bu apaçık Kitaba yemin olsun ki,
3
Biz onu Kur’an’ın inişiyle bereketlenen mubarek bir gecede indirdik. Kur’an’ın ilk ayetlerini, insanlığın kaderinin dönüm noktası olan bir gecede, mübarek Kadir gecesinde gönderdik. Çünkü Biz, zâlimleri bekleyen korkunç âkıbete karşı, insanlığı dâimâ uyarırız. Bu öyle muhteşem bir gecedir ki;
4
O gece indirdiğimiz Kur’an sayesinde bütün hikmetli ve faydalı işler, insanı felâkete sürükleyecek şeytânî değer yargılarından, bâtıl inanç ve ideolojilerden ayırt edilir ve insanlığın hayatını düzenleyecek en mükemmel prensipler şeklinde hükme bağlanır.
5
Ve bütün bunlar, katımızdan bir emir olarak derhal yerine getirilir. Çünkü Biz, insanı yaratıp başıboş bırakmayız! Aksine, ona doğru yolu gösterecek mesajlar göndeririz.
6
Bütün bunlar, Rabb’inin sonsuz lütuf ve rahmeti sayesinde dir. Unutma; yalnızca O’dur, her şeyi işiten, her şeyi bilen.
7
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan bütün varlıkların gerçek Sahibi, Efendisi ve Rabb’idir O! Buna gerçekten inanıyorsanız, yalnızca O’na kulluk ve ibâdet etmeniz gerektiğini de bilmelisiniz. O Allah ki;
8
O’ndan başka hükmüne kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir otorite, bir tanrı yoktur! Hayat veren de O’dur, öldüren de O! Hem sizin, hem de önceki atalarınızın yegâne Rabb’idir O!
9
Ama gel gör ki, ayetlerimden yüz çeviren gâfiller, şüphe ve tereddütler içinde bir o yana, bir bu yana bocalayıp duruyorlar. Kur’an’ı terk ederek her gün yeni bir ideolojinin peşine takılıyor, fakat hiç birinde gerçek huzuru, mutluluğu bulamıyorlar.
10
Öyleyse, ey Müslüman! Kur’an’ı hayatın dışına iten toplumlar için, göğün apaçık bir duman getireceği günü, yani yeryüzüne peş peşe belâların yağacağı zamanı bekle!
11
Çünkü bu belalar sadece zâlimleri değil, zulme seyirci kalan bütün insanları çepeçevre sarıp kuşatacaktır! Bu, gerçekten can yakıcı bir azaptır!
12
O zaman zâlimler, “Ey Rabb’imiz! ” diye yalvaracaklar, “Ne olur, başımızdan kaldır bu felaketi! Çünkü artık, senin ayetlerine yürekten iman ediyoruz!”
13
Felâketlerle yüz yüze gelince Allah’ı hatırlayan, fakat rahata kavuşunca yeniden inkâra dönen bu insanların, yaşadıkları acı tecrübelerden ibret al arak gerçekten tövbe etmiş ol maları hiç mümkün mü? Nitekim onlara, ayetlerimizi apaçık tebliğ eden bir Elçi gelmişti de, onun hak Peygamber olduğunu gâyet iyi bildikleri hâlde, sırf kibir ve inatlarından dolayı inkâr etmişlerdi.
14
Sonra da onun hakkında, “ Bu adam, Yahudi ve Hıristiyan bilginler tarafından eğitilen ve kendisini Peygamber zanneden bir akıl hastasıdır!” diyerek on un getirdiği mesaj dan yüz çevirmişlerdi.
15
Bütün bunlara rağmen, ey zâlimler; Biz yine de başınızdaki azâbı birazcık kaldıraca k ve kısa bir süreliğine de olsa, size refah ve huzuru tattıraca ğız fakat siz, içtenlikle tövbe etmediğiniz için, çok geçmeden verdiğiniz sözleri unutacak ve eski nankörlüğünüze yeniden döneceksiniz.
16
Ama; kıyâmet veya ölüm vakti gelip de, zâlimleri korkunç bir darbeyle kıskıvrak yakaladığımız Gün, işte sizi asıl o zaman cezalandıracağız! Buraya kadar anlatılanları daha iyi anlamak isterseniz, insanlık tarihinde yaşanan şu ibret verici kıssaya kulak verin:
17
Gerçek şu ki, onlardan önce Firavun u ve halkını da buna benzer bir sınavdan geçirmiştik: Onlara, Mûsâ gibi değerli bir Elçi gelmiş ve şöyle demiş ti:
18
“ Ey Firavun ve onun ileri gelen yöneticileri! Allah’a kulluk edin ve İsrail Oğulları’nı anayurtlarına götürmem için, Allah’ın bu kullarını bana teslim edin! Doğrusu ben, size Allah tarafından gönderilmiş güvenilir bir Elçiyim!”
19
“Sakın gücünüze servetinize aldanıp da, Allah’a karşı büyüklük taslamayın! Bakın, iddiamı ispatlamak üzere, Allah tarafından size apaçık bir mûcize de getirdim!”
20
“ Şunu iyi bilin ki, hiçbir tehdit, hiçbir baskı beni bu yoldan çeviremeyecektir! Çünkü ben, bana yapacağınız bütün işkencelere karşı, hem benim hem de sizin Rabb’iniz olan Allah’ a sığınıyorum!”
21
“Eğer bana inanmıyorsanız, hiç olmazsa yolumdan çekilin!”
22
Fakat Firavun, gördüğü bütün mûcizelere rağmen zulmünden vazgeçmedi. Baskı ve işkenceler altında geçen uzun bir mücâdele döneminin ardından, Mûsâ Rabb’ine el açıp “Ey Rabb’im!” diye yalvardı, “Bunlar, gerçekten suç işle mekten asla vazgeçme yen azgın bir topluluktur! Onları sana havale ediyorum Allah’ım! ”
23
Biz de ona, “Ey Mûsâ!” dedik, “ İsrail Oğulları’nı Filistin’e götürmek üzere, kullarımı geceleyin Mısır’dan gizlice çıkar! Şunu da bil ki, Firavun ve ordusu tarafından takip edileceksiniz.”
24
“ Kızıldeniz’e varınca, asânla vurup denizi ikiye ayır; inananlar karşıya geçtikten sonra da, Firavun ve askerlerinin arkanızdan gelmesi için denizi öylece ikiye ayrılmış bir hâlde bırak; çünkü bu ordu, kesinlikledenizde boğulacaktır!”
25
Böylece, Firavun ve ordusu, sahip oldukları bütün güzellikleri geride bırakarak Kızıldeniz’in karanlık sularına gömüldüler! Onlar arkalarında neler bırakmışlardı neler; meyvelerle dolu yemyeşil bahçeler, şırıl şırıl akan pınarlar,
26
Cömertçe ürün veren ekinlikler, lüks ve konforlu saraylar,
27
Ve içinde sefa sürdükleri daha nice nîmetler...
28
İşte böyle dir zâlimlerin âkıbeti… Ve onların ardından, başka bir toplumu bu nimetlere varis kıldık.
29
Firavun ve ordusu öyle büyük bir lânete uğramıştı ki, ne gök ehli ağladı arkalarından, ne de yeryüzü sâkinleri; kendilerine tövbe etmek için ikinci bir fırsat da verilmedi!
30
Doğrusu Biz, İsrail Oğulları’nı onur kırıcı bir azaptan kurtarmıştık:
Sonraki 29 ayet →