1
Hâ, Mîm.
Mekke döneminin ortalarında, Fussilet sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, otuz sekizinci ayetinde geçen ve danışmanın önemini vurgulayan “şûrâ: istişâre, danışma” kelimesinden almıştır. 53 ayettir.
2
Ayn, Sîn, Kâf. Dinle, ey insanoğlu! Hâ, Mîm, Ayn, Sîn, Kâf gibi, senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşan fakat hem lafzı, hem de manasıyla eşsiz bir mucize olup Azîz ve Hakîm Allah’ın vahyi olan bu mesaja kulak ver:
3
İşte böyle vahyediyor sana ve senden öncekilere, sonsuz kudret ve hikmet sahibi olan Allah.
4
O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur; gerçek anlamda yücelik ve büyüklük, yalnızca O’na aittir.
5
O’nun kudret ve azametinden, neredeyse gökler yukarıdan aşağıya çatlayıp paramparça olacaklar! Öte yandan melekler, sürekli olarak Rablerinin şânını övgüyle yüceltmekte ve yeryüzündeki mümin ler için bağışlanma dilemekteler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Hal böyleyken:
6
Kendilerine Allah’tan başka yardımcılar, kurtarıcılar, hükmüne boyun eğilecek varlıklar ve dostlar edinen müşrik lere gelince, Allah onları görüp gözetmektedir! Dolayısıyla,tebliğ görevini yaptığın sürece, sen onlar ın davranışların dan sorumlu değilsin.
7
Ey şanlı Elçi! Daha önceki Peygamberlere nasıl kendi halkının konuştuğu dilde kitap gönderdiysek, işte sana da Arapça okunan bir hitabe olan bu Kur’an’ ı gönderdik ki, asıl adı Mekke olan ve dünya kentlerinin merkezi konumunda bulunan Anakent halkını ve aşama aşama çevresindeki diğer bütün şehirleri, toplumları, ülke leri ve tüm dünyayı uyarasın ve böylece, gerçekleşeceğinde asla şüphe olmayan o kıyamet günü, o Toplanma Gününe karşı onları ikaz etmiş olasın. Çünkü O Gün gelip çatınca, insanların bir kısmı cennete girecek, bir kısmı da çılgın bir ateşe!
8
Gerçi Allah dileseydi, onları da zorla imana getirir ve tüm insanlığı, ister istemez Allah’a kulluk eden tek tip bir toplum yapabilirdi fakat öyle yapmadı. Allah, insana özgür bir irâde vermiş ve onu, dilediği inanç ve hayat tarzını seçme konusunda serbest bırakmıştır. Bu yüzden O, samîmî bir kalple Kendisine yönelerek lütuf ve merhametine nâil olmak isteyen kimseyi sonsuz lütuf ve rahmetine kavuşturur. Bile bile kötülüğü tercih ederek zulüm ve haksızlık yapanlara gelince, onlar Hesap Gününde, kendilerini Allah’ın gazâbından koruyabilecek ne bir dost bulabilirler, ne de bir yardımcı!
9
Demek onlar, Allah’ın yanı sıra başka yardımcılar, kurtarıcılar ve dostlar ediniyorlar, öyle mi? Oysa asıl koruyucu, gerçek dost yalnızca Allah’tır. Çünkü ancak O’dur, tüm canlılara hayat bahşeden! Ve sadece O’dur, her şeye kadir olan!
10
Ey insanlar! Üzerinde anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda nihâî hüküm verme yetkisi Allah’a aittir. Öyleyse, ey Müslüman! Onlara de ki: “İşte, benim boyun eğeceğim, kulu ve kölesi olacağım yegâne Efendim, Sahibim ve Rabb’im olan Allah, budur! Ben yalnızca O’na güvenir ve tüm kalbimle O’na yönelirim!”
11
O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Size kendi cinsinizden eşler armağan eden ve birçok yönden yararlandığınız hayvanları çiftler hâlinde yarat ıp istifadenize sun an; böylece, sizi bu mükemmel sistem içinde üretip çoğaltan O’dur. İşte bu çokluk ve çift kutupluluk, yaratılmışların özelliğidir. Allah ise tektir, eşsiz ve benzersizdir. O öyle kudretli, öyle merhametli, öyle adâletli, öyle bilgili, öyle azametlidir ki, insanoğlunun hayal edebileceği, zihninde canlandırabileceği hiçbir varlık, mevcut olan veya olabilecek hiçbir şey O’na benzemez. Yalnızca O’dur, her şeyi işiten, her şeyi gören.
12
Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O’nun elindedir; dilediğinin rızkını genişletir, dilediğine az, ölçülü ve idâreli verir. Hiç kuşkusuz O, her şeyi tam olarak bilendir.
13
Ey Muhammed! İşte o sonsuz ilim sahibi Allah, vaktiyle Nûh’a emrettiği inanç sistemini; sana gönderdiği bu Kur’an’daki inanç ilkeleriyle temel hayat prensipleri ni ve ayrıca, İbrahim’e, Mûsâ’ya ve İsa’ya emrettiğimiz aynı inanç ilkelerin i sizin bireysel ve toplumsal hayatınız için mutlaka uyulması gereken bir kanun yaptı. Ve bu elçileri aracılığıyla, tarih boyunca insanlığa şu çağrıda bulundu: “Ey inanan kullarım! Bu mükemmel inanç sistemini hayatın her alanına egemen kılın ve sakın bâtıl inançlara, ideolojilere sapıp da, onda ayrılığa düşmeyin! Fakat ey Peygamber, şunu da bil ki, senin insanları dâvet ettiğin bu prensipler, Allah’tan başka otoritelerin hükmüne boyun eğen o müşriklere çok ağır gelecektir ve zâlimler, bu çağrıyı şiddetle reddedeceklerdir!Çünkü Allah, hakikat karşısında inatla direten zalimleri değil, hakîkate ulaşmak isteyen temiz yürekli kimseleri seçip Kendisine yakınlaştırır ve sadece doğruluğa, güzelliğe yönelen kimseleri Kendisine varan yollara iletir. Peki, Allah bütün Peygamberlere aynı inanç sistemini gönderdiğine göre, o Peygamberlerin izinden gittiklerini öne süren Yahudiler ve Hıristiyanlar, neden ayrı birer din gibi birbirleriyle ve Müslümanlarla sürekli çekişip duruyorlar? Neden son Elçiye iman etmiyorlar?
14
Çünkü onlar, kendilerine Allah katından iknâ edici bilgi ve belgeler ulaşmasına rağmen, sırf aralarındaki ihtirâs ve kıskançlık yüzünden Allah’ın ayetlerini tahrif ederek dinde ayrılığa düştüler! Eğer bu dünyanın imtihân yeri olduğuna, bu yüzden Allah tarafından belirlenmiş bir vakte kadar günahkârlara mühlet tanınacağına; asıl ceza ve mükâfâtın ise ancak âhirette verileceğine dâir Rabb’in tarafından ezelden belirlenmiş bir yasa olmasaydı, aralarında hüküm verilmiş ve işleri bitirilmiş olurdu. Önceki inkârcı ataları nasıl hakîkatten yüz çevirdilerse, onlardan sonra kutsal Kitabı devralanlar da, bugün onun gerçekten ilâhî kaynaklı olup olmadığı hakkında kendilerini gerçekten rahatsız eden karmakarışık bir şüphe ve tereddüt içindedirler!
15
Ey Peygamber ve onun izinden yürüyen mümin! İşte bunun içindir ki, sen onları, bütün Peygamberlerin ortak mesajı olan hak dine dâvet et ve bütün söz ve davranışlarında, sana emredildiği gibi dosdoğru ol! Dikkat et; o inkârcılar, seni Kur’an’dan saptırmaya çalışacaklar; sakın onların arzu ve heveslerine uyma! Onlara de ki: “Ben, Allah’ın gönderdiği bütün kitaplara — sonradan değiştirdiğiniz, tahrif ettiğiniz kısımları düzelterek— Allah’ın gönderdiği şekliyle doğru olduğuna iman ediyorum! Aranızda adâleti gerçekleştirmek ve insanlığı yeniden vahyin kaynağında buluşturarak yeryüzünde hakkı tesis etmek le emrolundum! Unutmayın ki, Allah hem bizim, hem de sizin Rabb’inizdir! Dolayısıyla, kulları arasından herhangi bir kavmi özel imtiyazlarla donatıp da, diğerlerini rahmetinin dışında tutmuş değildir. Aksine, ilâhî lütfa nâil olmak isteyen ve bu yolda gereken çabayı harcayan her kuluna rahmet kapılarını sonuna kadar açmıştır. O hâlde kurtuluşa erecek olanlar, yalnızca O’nun buyruklarına itaat edenlerdir. Bununla birlikte, hak dini kabullenmeniz konusunda sizi zorlayacak değilim. Çünkü bizim davranışlarımız ın sorumluluğu bize, sizinkiler de size aittir. Doğrusu, hak ve hakikat o kadar açık, o kadar berraktır ki, aslında sizinle bizim aramızda tartışacak hiçbir şey yoktur. Zaten bütün vahiylerin kaynağı birdir ve bütün Peygamberler hep aynı gerçeği tebliğ etmişlerdir. Eğer bu bütünlüğü bozar da, Son Elçiyi inkâr edecek olursanız, şunu iyi bilin ki, Allah Hesap Gününde hepimizi huzurunda toplay ıp en âdil biçimde yargılay acaktır. Unutmayın, gün gelecek bu hayat sona erecek ve hepimizin dönüş ü, eninde sonunda O’na olacak tır.
16
Yeryüzünü aydınlatan ilâhî dâvet, dürüst ve erdemli insanlar tarafından kabul gördükten ve iman nuru tertemiz gönüllere yerleştikten sonra, müminleri yeniden inkâra sürüklemek için Allah ’ın dini hakkında yanıltıcı propagandalarla, asılsız iddialarla tartışmaya girişenlere gelince; onların bütün itirazları ve ileri sürdükleri sözde delilleri, Rabbleri yanında geçersizdir! Ve gerçekleri bilerek çarpıttıkları için, onları Allah tarafından bir öfke, bir gazâb ve şiddetli bir azap beklemektedir! İşte bu kısır tartışmalara son noktayı koymak ve yeryüzünde Allah’a kulluk ve teslimiyeti sağlamak için:
17
Allah, hakîkati açıkça ortaya koyan bu Kitabı göndermiş ve bu sayede insana, doğruyu eğriden ayırt edebileceği en mükemmel Ölçüyü bahşetmiştir. Öyleyse ey insan, hemen şimdi, hiç vakit kaybetmeden hayatını bu ölçüye göre yeni baştan düzenle! Ne biliyorsun, belki de ecelin gelip kapıya dayanmıştır ya da evrenin eceli olan kıyâmet iyice yaklaşmıştır!
18
Kıyâmet in gerçekleşeceğin e inanmayanlar, Allah’a karşı küstahça meydan okuyarak onun çabucak gelmesini isterler. İman edenler ise, bunun kesin bir gerçek olduğunu bildiklerinden, on un gelipçatmasın dan korkarlar. Şunu iyi bilin ki; kıyâmetten şüphe duyan ve Hesap Gününü inkâr eden kimseler, kendilerini felâkete sürükleyecek büyük bir yanılgı içindedirler!
19
Oysa Allah, kullarına karşı çok cömert ve çok lütufkârdır; dilediğine, dilediği kadar nîmetler bahşeder. Çünkü yalnızca O’dur, sonsuz kuvvet ve kudrete sahip olan.
20
Kim âhiret kazancını ister ve bu yolda gayret gösterir se, onun kazancını dünyada da âhirette de kat kat artırırız. Kim de âhireti bırakıp dünya kazancını isterse, ona belki ondan bir parça veririz fakat o, âhirette ki nîmetlerden hiçbir pay alamayacaktır. Hal böyleyken, bunlar ne cesaretle Allah’ın hükümlerine alternatif kanunlar, kurallar koyabiliyorlar?
21
Yoksa onların; inanç, ahlâk ve temel hukuk prensipleri, yani din konusunda Allah’ın izin vermediği kanunlar koyarak kendileri için bir inanç sistemi belirleyen ve sınırsız egemenliğinde O’na ortak olan sözde ilâh ları mı var? Bu o kadar büyük bir suçtur ki, eğer bu dünyanınimtihân diyarı olduğuna, asıl ceza ve mükâfâtın ancak âhirette verileceğine dâir Rabb’in tarafından ezelden verilmiş bir karar olmasaydı, aralarında çoktan hüküm verilmiş ve işleri bitirilmiş olurdu. Fakat Allah, onları hemen helâk etmiyor, son ana kadar fırsat veriyor; ta Hesap Günü gelip çatıncaya kadar: Hiç kuşkusuz zâlimleri, can yakıcı bir azap bekliyor!
22
O Gün zâlimlerin, o korkunç azapla yüz yüze geldikleri anda, geçmişte yaptıkları çirkin işlerden dolayı tir tir titrediklerini göreceksin. İman edip güzel davranış gösterenler ise, yemyeşil cennet bahçelerinde olacaklar. Onlara Rableri katında, diledikleri her şey verilecektir. İşte insanoğlunun kazanabileceği en büyük lütuf, en büyük başarı budur!
23
Allah’ın iman edip güzel davranışlar gösteren kullarına müjdelediği şey işte budur. O hâlde, ey Müslüman! Hak dini insanlığa tebliğ ederek de ki: “ Bakın, ben bu tebliğ ve öğütler karşılığında, sizden herhangi bir mükâfât bekliyor değilim, çünkü benim mükâfâtımı verecek olan yalnızca Allah’tır; ancak komşu, akraba ve yakınlara saygı ve sevgi göster ip insanlar arasında dostluk ve kardeşlik ilişkilerini geliştir menizi elbette isterim!” Unutmayın ki, kim bir iyilik yaparsa, onun iyiliğini kat kat artırırız. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, her iyiliğin karşılığını verendir. Bütün bu açıklamalardan sonra, Kur’an’a inanmamak için hâlâ kayda değer bir şüphe, bir itiraz öne sürülebilir mi?
24
Ey Peygamber! Yoksa inkârcılar, “ Muhammed Allah adına yalan uydurdu!” mu diyorlar? Asla! Eğer sen bir yalancı olsaydın, bu, seni tanıyan herkes tarafından kolayca anlaşılır ve iddiaların ciddiye bile alınmazdı. Nitekim, ey Muhammed, Allah dileseydi senin kalbini mühürlerdi. Çünkü ilâhî yasalara göre, Allah adına yalan söyleyen bir insan, çirkin ahlâkı, katı kalpliliği ve saçma iddialarıyla hemen kendini ele verir. Bencildir, inatçıdır, kibirlidir, yalancıdır; yani kalbi mühürlenmiştir. Bu özelliklerini ne kadar gizlemeye çalışsa da, kısa zamanda foyası meydana çıkar. Oysa Muhammed’i tanıyan herkes, onun ne büyük bir ahlâka sahip olduğunu; hayatı boyunca bir kez olsun yalan söylemeyen böyle dürüstlük timsali bir insanın, Allah’a karşı asla yalan söylemeyeceğini bilir. Zaten onun getirdiği mesajı inceleyenler, bu sözlerin doğrudan doğruya Allah’tan geldiğini açıkça görürler. İşte böylece Allah, ilâhî kaynağa dayanmayan, aksine yalan, kötülük, inkârcılık temelinde yükselen; hikmet ve adâlet anlayışından yoksun her türlü bâtıl ideoloji ve inançlar ı devirip yok eder ve mutlak gerçeklik, doğruluk, güzellik demek olan hakkı, gönderdiği apaçık delilleri ve buyruklarıyla ortaya koyar! Hiç kuşkusuz Allah, kalplerde gizlenen her şeyi bilmektedir.
25
Kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptığınız her şeyi bilen, yalnızca O’dur.
26
Ayrıca, iman edip güzel davranışlar gösterenlerin dileklerini kabul eden ve lütfuyla onlara cennette, hak ettiklerinden çok daha fazlasını bahşedecek olan da O’dur. Allah’ın ayetlerini inkâr edenlere gelince; onları da cehennemde çetin bir azap beklemektedir!
27
Şâyet Allah, lütuf ve rahmet kapılarını sonuna kadar açarak kullarını bu dünyada sınırsız nîmetlerle rızıklandırmış olsaydı, yeryüzünde iyice azgınlaşırlardı. Bunun için, nîmetlerini size dilediği ölçüde ve yetecek miktarda gönderiyor. Hiç kuşkusuz O, kullarını n her türlü ihtiyaçların dan haberdardır ve onları dâimâ görmektedir.
28
Yağmura susamış gönüller tamamen ümitsizliğe düştükleri bir anda, gökten sağanak sağanak yağmur yağdıran ve böylece, yemyeşil bitkilerle, çeşit çeşit, rengârenk meyvelerle rahmetini her yana yayan O’dur. Evet, her türlü teşekküre, övgüye lâyık olan gerçek koruyucu, gerçek dost O’dur!
29
O’nun sınırsız ilim, kudret ve rahmetinin işaret ve delillerinden biri de, gökleri ve yeri muazzam bir sistem hâlinde yaratması ve her ikisinde çeşit çeşit canlılar üretip yaymasıdır. Bütün bunları yoktan var eden Allah’ın, ölmüş bedenleri dilediği anda diriltmeye ve hepsini huzurunda toplamaya da gücü yeter!
30
Ey zâlimler! Başınıza gelen her felâket, kendi ellerinizle yaptığınız zulüm ve haksızlıklar yüzündendir. Bununla birlikte Allah, işlediğiniz günahların birçoğunu affeder.
Sonraki 23 ayet →