1
Sad! Dinle, ey insan! Rabb’in, bu harflerle, hiçbir zaman benzeri yapılamayacak mükemmel eşsiz bir kitap gönderdi: İşte, insanları eğitip mükemmel bir toplum oluşturabilmek için ihtiyaç duyabileceğiniz her türlü hikmet, öğüt, uyarı ve ibret derslerini içerisinde barındıran ve size, dillere destan olacak şan, şeref, onur, itibar, yücelik kazandırmaya ve gündem belirlemeye tek yetkili olan bu şanlı Kur’an’a yemin olsun ki, insanlığı dünyada ve âhirette mutluluğa, kurtuluşa ulaştıracak tek yol, İslâm yoludur!
Peygamberliğin beşinci yılında, Kamer sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, ilk ayetindeki harften almıştır. 88 ayettir.
2
Fakat hakîkati inkâr edenler, kendilerini anlamsız ve ahmakça bir büyüklük duygusuna kaptırmış, böylece hakîkat karşısında inatla direniyor, Rablerine karşı isyankârca tavır takınıyorlar!
3
Oysa bilmiyorlar mı ki, kendilerinden önce nice toplumları helâk ettik! Öyle ki, zâlimler azâbımızı gördüklerinde, son anda pişmanlık duyup feryât etmişlerdi; ne var ki, kurtuluş vakti çoktan geçmişti! Şimdiki inkârcılara gelince:
4
Onlar, kendi içlerinden ve aynen kendileri gibi beşerî özellikler taşıyan bir uyarıcının gelmesini garipsediler ve böylece o inkârcılar, Kur’an’ın kitlelerce benimsenmesini engellemek için, “Okuduğu o büyüleyici sözlerle vicdanları sarsıp derinden etkileyen bu adam, yalancı bir sihirbazdır!” dediler. Ve eklediler:
5
“O, bütün ilâhları mızı bir tek İlâh mı yapmış? Peki o zaman, bizim ibâdetlerimizi, yakarışlarımızı Allah’a kim ulaştıracak? Düşünebiliyor musunuz; bütün yetkileri kendi elinde toplayan, yaptığımız her şeyi kontrol eden, hayatımıza ahlâkî sınırlar çizen ve bu kurallara uymadığımız takdirde bizi cezalandıracak olan bir ilâh! Bu, gerçekten de şaşılacak bir şey!”
6
Böylece, kâfirlerin liderleri, halkı sömürerek kurdukları kölelik sisteminin yıkılacağı ve alışageldikleri lüks ve refah dolu yaşantının sona ereceği endişesiyle öne atılarak, “ Ey ahâlî!” dediler, “Haydi yürüyün, ilâhlarınıza bağlılıkta direnin! Bu, mutlaka yapılması gereken bir şeydir!”
7
“Biz, Kur’an’ın ortaya koyduğu tek tanrı inancını reddediyoruz; çünkü çağdaş inanç ve ideoloji sahiplerinin hiç birinden böyle bir şey işitmedik. Demek ki bu iddia, yalandan başka bir şey değildir!”
8
“ Haydi Allah bir kitap gönderdi diyelim; peki bu uyarı, aramızdan yalnızca ve özellikle ona mı indirildi? İçimizde Muhammed’den daha zengin, daha güçlü ve daha akıllı adam yok muydu? Allah madem emirlerine uymamızı istiyor, neden hepimize ayrı ayrı melek göndermiyor? ” Hayır; onlar aslında, Benim uyarım olan Kur’an’ dan yana şüphe içindeler! Daha doğrusu onlar, Benim azâbımı henüz tatmadılar! Bu yüzden küstahça başkaldırıyorlar!
9
Yoksa sonsuz kudret ve lütuf sahibi olan Rabb’inin rahmet hazineleri onların elinde mi ki, dilediği kişileri Peygamber yapma yetkisini kendilerinde görüyorlar ?
10
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı ve yönetimi onlara ait midir ki, hükmümüzü kabul etmiyorlar? Madem fakirlerin, garibanların arasında yaşayan bir “yetime” Peygamberliği yakıştıramıyorlar, öyleyse bulabildikleri vasıtalarla Peygamberlik, hatta tanrılık makâmına yükselsinler bakalım! Yükselsinler de, oradan âlemi yönetsinler, vahyi de dilediklerine, diledikleri gibi indirsinler! Yoksa inkârcılar, sahip oldukları sosyal, siyasal ve ekonomik güce mi güveniyorlar? Şunu iyi bilsinler ki:
11
Onlar, Allah’ın karşısında dâimâ yenilmeye mahkûm, çeşitli gruplardan oluşmuş derme çatma bir ordudur!”
12
Nitekim onlardan önce Nûh kavmi, Âd kavmi ve dev piramitlerle simgelenen büyük bir saltanata, güçlü ordulara sahip ozâlim diktatör, kazıklı Firavun da ayetlerimi yalanlamıştı.
13
Semud kavmi, Lut kavmi ve Eyke halkı da inkâr etmişlerdi. İşte onlar, kötülük amacıyla örgütlenmiş birer şer çetesiydi.
14
Ve hepsi de Elçileri mi yalanlamış, böylece vereceğim cezayı hak etmişlerdi. Bunlardan ibret almayan çağdaş zâlimlere gelince:
15
Onlar, ölümün habercisi olan ve gelip çattığı anda ertelenmesi asla mümkün olamayan korkunç bir çığlıktan başka ne bekliyorlar! Öyle bir gaflet bataklığına gömülmüşler ki:
16
İnkârcılar, küstahça meydan okuyarak, “Ey Rabb’imiz!” diyorlar, “ Eğer yeniden dirilme ve yargılanma iddiası gerçekse, Hesap Günü gelmeden önce payımız a düşen cezay ı hemen ver bize!” Onlar böyle diye dursunlar.. Gündem oluşturmaya tek yetkili yani zikir sahibi Kur’an konuyu belirliyor:
17
Ey Müslüman! Bu kafirlerin gündemine takılı kalma. Onların bu çirkin ve incitici sözlerine sabret; ne derlerse desinler sen vahyi dinlemeye devam et ve hem beden, hem de ruh ve irâde bakımından son derece güçlü kulumuz Davud’u hatırla ve onu kendine örnek al! Çünkü o, dâimâ Rabb’ine yönelen bir kuldu. Öyle ki:
18
Davud, ruhları okşayan o tatlı sesiyle Zebur’dan ayetler okurken, bu içli nağmelerle perde perde yankılanıp çınlayan dağları taşları ona eşlik ettirmiştik; hepsi birlikte, sabah akşam Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini terennüm ederlerdi.
19
Ve seher vakitlerinde Allah’ı anarken, Davud’un etrafında öbek öbek toplanan kuşları da, âhenkli cıvıltılarıyla ona eşlik ettirmiştik. Davud ve ona eşlik eden varlıkların hepsi, duâ ve yakarışlarla hep O’na yönelirlerdi.
20
Biz de buna karşılık onun devlet ve otoritesini güçlendirmiş ve kendisine Peygamberlik, hak ve batılı birbirinden ayırma ve bunu insanlara farkettirme, ayrıca doğru karar verme ve yerli yerince söz söyleme yeteneği bahşetmiştik.
21
O’nun bu özelliklerini anlatan güzel bir örnek olarak Sen dâvâcılardan haber aldın mı? Onların kıssası sana anlatıldı mı? Hani ekonomik ve sosyal hayatta Allah’ın yasalarını hiçe sayan, dünyada nasıl imtihan olacaklarını —haşa— Allah yerine kendileri karar veren iki kişi, sarayında özel olarak ibadetle meşgul olduğu bir sırada, istenmeyen ve beklenmeyen bu konuyla aniden Davud’un makamına çıkagelmişlerdi.
22
Onlar İslâm’dan sapmanın eşiğinde, ekonomik ve sosyal düzeni alt-üst edecek, toplumsal kıyameti koparacak düşüncelerle huzuruna girince Davud onlardan duyduğu bu sapıklığın, varlığından ve yayılmasından korktu. Fakat onlar: “Korkma, ey Davud!” dediler, “Biz sadece, biri diğerine haksızlık etmiş iki dâvâcıyız. Şimdi, doğruluktan sapmadan aramızda âdil bir hüküm ver ve bize, dâvâmızda doğru ve âdilane bir çözüm yolu göster!” Davud, “O hâlde davanız nedir, söyleyin!” deyince, ikisinden biri, yanındakini göstererek dedi ki:
23
“Bu adam, benim din kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benimse sadece bir tek koyunum var. Buna rağmen, elindekilerle yetinmeyerek, “Onu da bana ver!” dedi. Üstelik sahip olduğu güç ve makâmın da yardımıyla “Bir koyun ile ne yapabilirsin? Çoban tutulmaz. Peşinde koşulmaz. Bir koyun ne getirir? Eti ne, sütü ne? Neden oyalanıyorsun? Allah’ın verdiği imkanlarla sen daha iyisine layıksın! Gel birleşelim, güçlenelim. Beraber olalım. Böylece gelişir, ilerleriz. Büyük adam oluruz...ve benzeri şeyler söyleyerek tartışmada bana üstün geldi. Şimdi bir tek koyunumu elimden almak istiyor. Söyle, nedir bu adamın yaptığı?! ”
24
İki tarafın da konuşmasını dikkatle dinleyen Davud, ilk konuşmacıya, “Doğrusu kardeşin, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı teklif etmekle sana haksızlık etmiş!” dedi, “Zaten toplumsal hayatı paylaşan ve ortaklık yapan insan ların çoğu, birbirlerinin hakkını çiğnerler. Ancak gerçek anlamda iman eden ve bu imana yaraşan güzel davranış gösterenler başka fakat onların sayısı da o kadar az ki!” Davud bir hükümdar olarak tüm ekonomik ve toplumsal düzenden sorumlu idi. Ama o öncelikle bir Peygamberdi. Hayatın her bölümünde Allah’ın huzurunda imtihanda olduğunun bilincindeydi. Tıpkı onun gibi, oğlu Süleyman da, Belkıs’ın tahtı anında yanına geliverince “Bu Rabbimin bir fazlı... fakat beni imtihan ediyor. Şükür mü edeceğim, nankörlük mü?” demişti. Davud , bu davayı halledince kendi konumunu yeniden düşündü. Allah’ın izni, lütuf ve fazlı ile hükümdar olarak böyle bir görevdeydi. Aslında bu, onun bir kulluk göreviydi. Her zaman olduğu gibi şu anda da kendisini imtihân ettiğimizi biliyordu. Derhal yüzüstü secdeye kapanarak Rabb’inden mağfiret diledi. Namaz gibi Hacc gibi görevlerden sonra yapılması istenildiği şekliyle istiğfar etti. Nitekim Hz. Peygamber de günde yetmiş defa istiğfar ederdi: “Ya Rab! Ben gücüm yettiği kadar gayret ettim. Kulluğumu sana arz ederim. Eksikliklerimi tamamla, yanlışlarımı yok kabulediver. Senden rahmet, af ve mağfiretini isterim” dedi ve içtenlikle, tüm kalbiyle O’na yöneldi.
25
Biz de, bu samîmiyeti nden dolayı ona mağfiretimizi lütfettik, kararını ve kulluğunu kabul ettik. Doğrusu o, katımızda büyük bir dereceye sahiptir ve onun için âhirette de güzel bir gelecek vardır.
26
“Ey Davud; şunu da unutma ki, Biz seni yeryüzünde ilâhî adâleti gerçekleştirmekle yükümlü bir yönetici, bir halîfe yaptık ve sana, bu göreve uygun güç, yetki ve yetenekler bahşettik. Öyleyse, insanlar arasında adâletle hükmet! Sakın arzu ve heveslere uyma, yoksa seni Allah yolundan saptırırlar! Allah yolundan sapanlar ise, Hesap Gününü göz ardı etmelerinden dolayı, cehennemde çetin bir azâba mahkûm edilecekler!”
27
Çünkü Biz bu muhteşem gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri; hak, hukuk ve adâlet gözetmeden, öyle gelişigüzel, hikmet ve amaçtan yoksun, yani bâtıl olarak yaratmadık! Bu iddia, inkâr edenlerin kendi kuruntularıdır! Oysa, evrenin tesâdüfen yaratıldığı ve insanın başıboş bırakıldığı inancı, kaçınılmaz olarak bütün ahlâkî ve insânî değerlerin yozlaşması sonucunu doğurur ki, bu durum, insanı vahşî bir hayvana, yeryüzünü de cehenneme çevirir! Öyleyse, âhiret gününde girecekleri ateşten dolayı, vay o kâfirlerin hâline! Evrendeki mükemmel sistem, Allah’ın varlığını, O’nun sınırsız kudret, bilgi, adâlet ve merhametini açıkça göstermektedir. Buna rağmen hak ile haksızlık, adalet ve merhamet ile zulüm birarada görülüyorsa bu, imtihanın gereğidir. Sonunda bütün insanlar Hesap Günü yeniden diriltilecek ve yaptıklarının hesabını vermek üzere yargılanacaklardır.
28
Öyle ya; ayetlerime iman edip güzel davranış gösterenleri, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlarla bir mi tutacaktık? Yâhut kötülüklerden uzak duranları, günaha dalanlarla bir mi tutacaktık? Elbetteki hayır! İşte bu yüzden size, doğruyu yanlıştan ayırt etmenizi sağlayacak bir kılavuz gönderdik:
29
Bu kılavuz, sana rahmet ve merhametle katımızdan indirdiğimiz mutluluk ve bereket kaynağı kutlu bir Kitaptır ki, insanlar onun ayetleri üzerinde iyice düşünsünler ve sağduyu sahipleri onu okuyup öğüt alsınlar. İşte, ibret verici bir kıssa, örnek bir Peygamber daha:
30
Biz Davud’a, oğul olarak Süleyman’ı armağan ettik. O ne güzel bir kuldu; çünkü o, dâimâ Rabb’ine yönelirdi. Öyle ki;
Sonraki 30 ayet →