1
Bütün övgüler ve yücelikler, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin gerçek sahibi ve efendisi olan Allah’a aittir. Evet, dünyada da âhirette de, her işin başında ve sonunda övgüler hep O’na aittir. Gerçek anlamda hikmet sahibi olan O’dur, her şeyden haberdar olan da yalnızca O’dur. Öyle ki:
Mekke döneminin ikinci yarısında, Lokman sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, bir zamanlar Yemen’de hüküm sürmüş Sebe kavminin anlatıldığı ayetlerden almıştır. 54 ayettir.
2
Allah, yerin içine giren bütün varlıkları; akan suları, süzülen damlaları, atılan taneleri, gömülen cesetleri, ekilen tohumları, gizlenen böcekleri, madenleri, doğalgazı, kömürleri, elmasları, tarihi kalıntıları, fosiller i ve oradan çıkan her şeyi; mezarlarından çıkan cesetleri, fışkıran pınarları, yeşeren filizleri, patlayan volkanlar ı bilir ve aynı şekilde, gökten inen rızıkları, yağan yağmurları, gönderilen vahiyleri, rahmeti ve azâbı; çakan şimşekleri, düşen yıldırımları, yansıyan ışınları, kayan göktaşların ı ve oraya yükselen her şeyi; duâları, yakarışları, ruhları, melekleri; buharları, gazları, bulutları, ses dalgalarını, soğukluğu, sıcaklığ ı bilir. O, çok bağışlayıcıdır, sonsuz merhamet sahibidir. Hal böyleyken:
3
Hakikati inkâr edenler, “Kıyâmet asla kopmayacak!” diyorlar. Ey Müslüman, onlara de ki: “Hayır, evrende insanların bildiği ve kimsenin bilemeyeceği herşeyi, bütün gaybı bilen Rabb’ime yemin olsun ki, kıyâmet mutlaka kopacaktır! Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O’ndan gizli kalmaz; bundan daha küçük ve daha büyük hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitapta olmasın. Sizin bildiğiniz ve bilmediğiniz her şey Allah’ın ilminde vardır. Allah her şeyi bilir ”
4
Bütün bunlar, inanıp güzel işler yapanları Allah’ın ödüllendirmesi içindir. İşte onlar için âhirette bağışlanma ve cömertçe bahşedilen nîmetler vardır.
5
Kur’an’ın hükmünü geçersiz kılmak amacıyla ayetlerimize karşı mücâdele edenlere gelince, onlar da tiksinti verici ve can yakıcı bir azâba mahkûm olacaklar!
6
Öte yandan, kendilerine ilim ve anlayış bahşedilen dürüst ve insaflı kimse ler, Rabb’inden sana indirilen bu muhteşem ayetler in gerçeğin ta kendisi olduğunu; sonsuz kudret sahibi ve her türlü övgüye lâyık olan Allah’ ın yoluna ilettiğini bilirler.
7
Buna karşılık inkârcılar halka seslenerek, “Bakın!” dediler, “Sizler öldükten ve vücutlarınız didik didik parçalanıp iyice dağıldıktan sonra yeni bir yaratılışla hayata döneceğinizi iddia eden bir adamı size gösterelim mi?”
8
“ Bilmiyoruz, bu adam acaba Allah’a karşı bile bile yalan mı söylüyor, yoksa zavallı bir deli mi?” Hayır! Peygamber ne yalancıdır, ne deli! Tam tersine, âhireti inkâr edenler, ruhsal bir çöküntü, manevi bir azap ve bunalım içinde kıvranıyorlar ve bu yüzden böylesine büyük bir yanılgı içindeler!
9
Peki onlar, kendilerini çepeçevre kuşatan gökyüzüne ve yeryüzüne ibret nazarıyla hiç bakmıyorlar mı? Şu uçsuz bucaksız evrenin hikmetsiz ve amaçsız yaratılmış olamayacağını; her şeyi mükemmel bir sistem hâlinde düzenleyen Allah’ın onları başıboş bırakmayacağını anlamıyorlar mı? Ve şunu düşünemiyorlar mı ki; Biz dilesek onları korkunç bir depremle yerin dibine geçirebilir ya da başlarına gökten parçalar yağdırabiliriz! Hiç kuşkusuz bunda, içtenlikle Rabb’ine yönelen her kul için Allah’ın varlığını, birliğini, sonsuz kudret, merhamet ve adâletini gözler önüne seren ve dolayısıyla, âhiretin varlığını ispatlayan nice işâretler, nice delil ler vardır. İşte size, içtenlikle Rabb’ine yönelen güzel bir kul örneği:
10
Biz, Dâvûd’a tarafımızdan büyük bir lütuf ve üstünlük bahşetmiştik: Dağları, taşları onun emrine vermiş ve “Ey dağlar; Davud ile birlikte siz de Allah’ı tesbih edin ve ey kuşlar Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini terennüm ederken, siz de ona eşlik edin !” diye ilham etmiştik. Ayrıca, ona demiri işleme sanatını öğretmiş, madenleri onun elinde âdetâ hamur gibi yumuşatmıştık.
11
“ Ey Davud!” demiştik, “Demiri özenle, ilmek ilmek dokuyarak sizi savaşta koruyacak sapasağlam zırhlar imal et! Ve siz, ey inananlar, güzel ve yararlı işler yapın! Unutmayın ki Ben, yaptığınız her şeyi görmekteyim.”
12
Süleyman’a gelince, sabahleyin bir aylık bir mesafeye giden ve akşamleyin de bir aylık mesafeden geri dönen rüzgarı onun emrine verdik. Ayrıca onun kullanması için, erimiş bakır madenini sel gibi akıttık. Cinlerden de, Rabb’inin izniyle onun emri altında çalışanlar vardı. Öyle ki, içlerinden hangisi buyruğumuza karşı gelecek olsa, ona alevli ateşin azâbını tattırırdık!
13
Bu cinler Süleyman’a, dilediği şekilde büyük mâbedler, saraylar, kaleler; binaların etrafını süsleyen sanat hârikası eserler, bu muhteşem bina ları süsleyen şekiller, tasvirler, resimler ile,binlerce kişiye aynı anda yemek pişirmek için kullanılan havuz büyüklüğünde yemek kapları ve yerinden kaldırılamayan çok büyük kazanlar imal ederlerdi. Onlara Peygamber aracılığıyla, “Ey Davud ümmeti!” demiştik, size bahşedilen bunca nîmetlere karşı şükretmek için Allah yolunda çalışın! Unutmayın ki, kullarım arasında gerçek anlamda şükredenlerin sayısı çok azdır.”
14
Nihâyet Süleyman’ı vefât ettirdiğimizde, her şeyi bildiklerini sandığınız bu cinler, onun öldüğünü ancak üzerine yaslandığı bastonunu kemiren bir ağaç kurdu sayesinde fark edebildiler. Kurdun kemirip iyice çürüttüğü baston kırılıp da Süleyman yere yıkılınca anlaşıldı ki, eğer cinler gaybı bilmiş olsalardı, Süleyman’ın çoktan ölmüş olduğunu da bilir, böylece, ölü bir adamın emri altında günlerce çalışarak bu alçaltıcı azap içinde kalmazlardı. İşte, nankörlük edenlerin başına neler geleceğini gösteren tarihi bir örnek:
15
Andolsun, geçmişte helâk edilen Sebe halkının o cennet gibi yurtlarında, onlara Allah’ın kudret ve merhametini göstermeye yetecek apaçık bir delil vardı: Şöyle ki, biri sağdan diğeri soldan, iki meyve bahçe si, şehri boydan boya kuşatmıştı. Elçileri onlara, “Ey halkım!” demişti, “Rabb’inizin size bahşettiği nîmetlerden yiyin, için ve yalnızca O’na şükredin! Daha ne istiyorsunuz: Güzel bir yurt ve bağışlayıcı bir Rab!”
16
Fakat onlar Elçinin mesajından yüz çevirdiler; Biz de üzerlerine, baraj larını yerle bir eden o meşhur Arim selini gönderdik ve sahip oldukları verimli iki bahçeyi, yalnızca böğürtlen, ılgın ve Arabistan kirazı denilen birkaç yabani sedir ağacından ibaret iki vîrâne bahçeye çevirdik.
17
Evet, nankörlükleri yüzünden onları işte böyle cezalandırdık. Öyle ya, Biz nankörlük yapanlardan başkasını hiç cezalandırır mıyız?
18
Oysa Biz, bundan önce onlara nice nîmetler bahşetmiştik. Örneğin, bereketli kıldığımız Kudüs, Şam ve Mekke gibi şehirlerle onlar arasına, kervanların konaklaması için birbiri ardınca kasabalar serpiştirmiş ve bu şehirler arasında düzenli ulaşım imkânlar ı sağlamıştık. Ve Peygamberler aracılığıyla “Ey Sebe halkı!” demiştik, “Bu şehirler arası nda gece gündüz güven içinde seyahat edebilirsiniz!”
19
Fakat onlar, aralarında zulüm ve haksızlığı yaygınlaştırarak, lisan-ı hal ile âdetâ, “Ey Rabb’imiz, yol güzergâhı üzerinde bulunan konaklarımız arasındaki mesafeyi uzat. Artık mesafeler çok kısa kalıyor. Şimdiki haliyle bunu herkes yapabilir. Biz güçlü, kuvvetli, her türlü imkana sahip insanlarız. Daha uzun mesafelere, daha büyük işlere lâyığız !” diyerek şımardılar. Büyüklük tasladılar. Kendilerine yazık ettiler. Biz de onları paramparça edip Arabistan’ın dört bir yanına dağıtarak, bir zamanlar dillere destan Sebe ülkesini, artık unutulmuş bir efsaneye dönüştürdük. Hiç kuşkusuz bunda, musîbetler karşısında isyan etmeyip sabreden ve nîmetler karşısında şımarmayıp şükreden kimseler için nice ibret dersleri vardır.
20
Doğrusu İblîs, “Ey Rabb’im! İnsanları saptırmak için yeryüzünde ne kadar çirkinlik ve kötülük varsa, hepsini allayıp pullayıp onların gözünde süslü göstereceğim ve böylelikle, hepsini kandırıp yoldan çıkaracağım!” ( 15. Hicr: 39-40 ) derken, onlarla ilgili düşüncesinde haklıydı; çünkü bir grup mümin dışında, hepsi onun peşinden gittiler.
21
Oysa İblîs’in, onlar üzerinde hiçbir otoritesi ve yaptırım gücü yoktu; Biz İblîs’e sadece, onları kötülüğe çağırma yetkisi verdik. Böylece, âhirete inananları, ona kuşkuyla bakanlardan ayırt etmek için onları imtihâna tâbi tuttuk. Hiç kuşkusuz Rabb’in, her şeyi koruyup gözetmektedir.
22
Ey Müslüman! Bu tarihi örneği anlattıktan sonra, hâlâ Allah’a kulluktan yüz çeviren çağdaş inkârcılara de ki: “Allah’tan başka kulluk edilmeye lâyık olduğunu iddia ettiğiniz varlıklara yalvarın bakalım, size bir fayda veya zarar verebilecekler mi? Hayır! Onlar, göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye bile sahip değildirler. Onlar bu evren in yaratılış veyönetimin de pay sahibi olmadıkları gibi, Allah da onlar arasından kendisine bir yardımcı seçmiş değildir. Bunun içindir ki:
23
Hesap Günü, Allah’ın huzurunda hiç kimse bir başkasını cezadan kurtarmak için aracılık edemeyecek, yani hiç kimseye kayırma, arka çıkma, arabuluculuk ve şefaat fayda vermeyecektir. Ancak O’nun izin verdiği kimseler, yine O’nun izin verdiği kimselere şefaat edebileceklerdir. Yeniden dirilişin ilk şoku atlatılıp da, nihâyet insanların korkuları yatışınca, şefaat bekleyenler, kurtulma ümidiyle meleklere, “Rabb’iniz şefaat konusunda size ne söyledi? Acaba kurtulabilecek miyiz? ” diye soracaklar. Onlar da, “ Rabb’imiz gerçeği söyledi: Sadece hak edenler, hak ve adâlet ölçülerine göre şefaatten faydalanacak. Hiç kuşkusuz O, yüceler yücesidir, azamet sahibidir!” diyecekler.
24
Ey Müslüman! İnkârcılara de ki: “ Söyleyin bakalım, gökten yağdırdığı ve yerden çıkardığı nîmetlerle size bunca rızıklar sunan kimdir?” Onların da itiraz edemeyeceği cevabı kendin vererek de ki: “ Elbette Allah’tır! İşte biz, her şeyi yaratan, yöneten ve besleyen bir tek Allah’a kulluk eder ve yalnızca O’nun hükmüne boyun eğeriz. Siz ise, yaratamayan, rızık veremeyen başka ilâhlar ediniyorsunuz. Bu durumda, her ikimizin de doğru yolda olması mümkün değildir. Ya biz müminler, ya da siz inkârcılar; ikimizden biri doğru yolda, diğeriyse apaçık bir sapıklık içindedir! Aklınızı kullanın ve kimlerin doğru, kimlerin yanlış yolda olduğuna kendiniz karar verin. ”
25
Yine onlara de ki: “ Eğer biz yanlış yoldaysak, bundan dolayı bize eziyet etmenize gerek yok; çünkü siz bizim günahlarımızdan sorumlu değilsiniz fakat siz yanlış yoldaysanız, bunun cezasını çekecek olan, sadece sizsiniz! Çünkü biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu değiliz! O hâlde, hangi yolu seçeceğinize karar verirken, çok iyi düşünün! ”
26
Yine onlara de ki: “Rabb’imiz, Diriliş Günü hepimizi bir araya toplayacak ve aramızda en âdil hükmü verecektir. Çünkü O, mutlak adâletle hüküm verendir, her şeyi en mükemmel biçimde bilendir.”
27
De ki: “O’na itaat ve ibâdette ortak koştuğunuz putları ve diğer varlıkları gösterin bana; bakalım bunlar gerçekten kulluk edilmeye lâyık kimseler mi? Hayır; Allah ’ın asla eşi ve ortağı yoktur! O, sonsuz hikmet ve kudret sahibidir!” İşte bu hikmetin bir tecellîsi olarak:
28
Ey Muhammed! Biz seni, sadece belli bir çağa ve belli bir topluma, belli bir bölgeye bir Peygamber olarak değil, kıyâmete kadar gelecek bütün insanlığı rahmetimizle müjdelemen ve azâbımızla uyarman için gönderdik; ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler.
29
Bu yüzden soruyorlar: “Eğer dedikleriniz doğru ise, söyleyin bakalım, bu yeniden dirilme ve yargılanma vaad i ne zaman gerçekleşecek ?”
30
Ey Peygamber ve onun izinden yürüyen İslâm dâvetçisi! Onlara de ki: “ Bunun vaktini bilemem, fakat şundan emîn olun ki, Allah’ın değişmez yasalarına göre sizin için bir gün tayin edilmiştir ve bu gün gelinceye kadar imtihân sürecektir. O gün gelip çatınca da, onu ne bir an geciktirebilirsiniz, ne de bir an öne alabilirsiniz!”
Sonraki 24 ayet →