1
Elif, Lâm, Mîm ( Bkz. 2. Bakara: 1, 23 ve 24 ) .
Adını, İmrân ailesinden söz eden 33-35. ayetlerden alan sûre, Medîne’de, hicretten iki veya üç yıl sonra indirilmiştir. 200 ayettir.
2
Allah, kendisinden başka ilâh olmayan ve emirlerine kayıtsız şartsız boyun eğilmesi gereken biricik otorite, eşi ortağı olmayan bir tek İlah tır; Hayy’dır, hayatın biricik kaynağıdır, ölümsüzdür, Kayyûm’dur, bütün varlıkları sürekli olarak koruyup gözeten, yöneten ve yönlendirendir.
3
Bu Kitabı sana hak ile, yani hak ve hakîkati ortaya koymak üzere, kendisinden önceki kitapları ve ilâhî metin leri onaylayıcı ve değiştirilmiş, tahrif edilmiş kısımlarını düzeltici olarak gönderen O’dur. İnsanlığa doğru yolu göstermek üzere, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmişti. İşte, doğruyu yanlıştan ayırt etmenin şaşmaz ölçüsü olan hak ve batılı farkettiren bu kitabı, Furkân’ı da indiren O’dur. Artık bunca açık delillerin gönderilmesinden sonra:
4
Allah’ın ayetlerini inkâr edenler için, çetin bir azap vardır! Hiç kuşkusuz, Allah azizdir, mutlak güç ve otorite sahibidir; ezilen, sömürülen ve hakları çiğnenen mazlum ve çaresiz kulları adına intikam alandır!
5
Doğrusu ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
6
Sizi rahimlerde yaratıp dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur ve O, sonsuz kudret ve hikmet sahibidir. İşte size bu mükemmel biçimi veren Allah, aynı mükemmellikte bir Kitap gönderdi:
7
Sana bu muhteşem Kitabı gönderen, O’dur. Kur’an’ın büyük bir kısmı muhkem ayetlerden oluşmaktadır ki, bunlar Kitabın aslı ve esasıdır. Diğer ayetleri ise, müteşâbihtir. Muhkem: Bozulmaya, yıkılmaya karşı korunmuş, sapasağlam ve dayanıklı şey demektir. Kur’an, hiçbir değişikliğe ve bozulmaya uğramayacak şekilde korunmuş, sağlamlaştırılmış olduğundan, bu anlamda bütün ayetleri muhkemdir. ( 11. Hûd: 1; 22. Hacc: 52; 47. Muhammed: 20 ) Müteşâbih: Aralarındaki fark neredeyse seçilemeyecek ölçüde birbirleriyle benzeşen şeyler demektir. Kur’an ayetleri; güzellik, doğruluk, söylem biçimi gibi bir çok yönlerden birbirlerine benzediğinden, bu anlamda da bütün ayetleri müteşâbihtir ( 39. Zümer: 23 ). Buradaki anlamıyla; bizden hem iman ve hem de o iman doğrultusunda amel isteyen, yani konusu iman ve amel olan ayetlere muhkem; ama sadece iman isteyen, konusu iman olup bizden bir amel istemeyen ayetlere de müteşabih denir. Mesela; namaz, infak, içki, kumar gibi konuları anlatan ayetler muhkem, Adem’in topraktan yaratılması, Fil olayı, Musa’nın asası ile denizin yarılması gibi konuları anlatan ayetler de müteşabihtir. Kur’an’ın asıl varlık sebebi, insan hayatını Allah’ın rızası doğrultusunda düzenleyen muhkem ayetlerdir. Ama onların uygulanabilmesi için müteşabih ayetlerle kazanacağımız iman desteğine gerçekten ihtiyacımız vardır. Fakat, Kur’an ile hayatını düzenleme ve onun dilediği gibi yaşama niyeti olmayan kalplerinde eğrilik bulunan kötü niyetli veya bilgisiz insan lar, Kur’an’ın bildirdiği gerçekler konusunda insanları şüpheye düşürerek fitne çıkarmak ve Allah’ın kitabını keyiflerince yorumla yıp bâtıl iddia ve önyargılarını Kur’an’a onaylat mak amacıyla, muhkem ayetleri görmezlikten gelirler de, kulluk derdinde olmadıkları için anlamını rahatça çarpıtabileceklerini düşündükleri bu müteşâbih ayetlerin peşine düşerler. Oysa onların gerçek anlamını ve doğru yorumunu, sadece Allah bilir. Ve bunu, kitabında size de açıkça bildirmiştir. O hâlde, birkaç anlama gelebilen bu müteşâbih ayetlerin doğru yorumunu Allah’tan, yani onun kitabından ve onları beyan hakkı verilen Elçi’sinden öğrenmelisiniz. Nitekim, ilimde derinleşmiş olanlar: “Biz, ona tüm kalbimizle iman etmişiz, muhkem olsun, müteşâbih olsun, Kur’an ayetlerinin tümü Rabb’imiz tarafından gönderilmiştir!” derler. Fakat bu hakikati, akıl ve sağduyu sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz. O temiz yürekli, derin kavrayışlı müminler, şöyle yalvarırlar:
8
“Ey Rabb’imiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme, bize katından bir rahmet bağışla! Çünkü sen, sonsuz nîmetleri cömertçe bağışlayansın!”
9
“Ey Rabb’imiz! Elbette Sen, gerçekleşeceğinde asla şüphe olmayan bir Gün de, hesap sormak için tüm insanlığı bir araya toplayacaksın. Hiç kuşku yok ki, Allah asla sözünden caymaz!”
10
Allah’ın ayetlerini inkâr edenlere gelince; o çok güvendikleri servetleri, saltanatları, orduları, güçleri, yani malları ve çocukları, onları Allah’ ın azâbın dan kurtaramayacaktır! İşte onlar, cehennemdeki korkunç ateşin yakıtıdırlar!
11
Şu inkârcıların gidişâtı, tıpkı Firavun hanedanının ve onlardan önceki zâlim lerin durumuna benziyor. Onlar da Allah’ın ayetlerini yalanlamışlardı; Allah da günahları yüzünden onları kıskıvrak yakalayıvermişti. Cezalandırması, gerçekten çok şiddetli olan Allah’tır.
12
Ey Müslüman! O inkârcılara de ki: “ Ey zâlimler; hepiniz eninde sonunda yenilgiye uğrayacak ve topluca cehennemi boylayacaksınız, orası ne fenâ bir döşektir!”
13
Nitekim, Bedir savaşında karşı karşıya gelen şu iki toplulukta sizin için büyük bir ibret vardı: Bir grup Allah yolunda savaşırken, diğeri O’nun ayetlerini ve mutlak egemenliğini inkâr etmekteydi. Savaşın ilk anlarında, her iki taraf da karşısındakini olduğundan daha az gördükleri hâlde ( 8. Enfâl: 44 ), çarpışmanın kızıştığı sırada, Allah’ın gönderdiği melekler müminlerin safında yerlerini alınca, kâfirler, onları açık ve net olarak kendilerinin iki katı görüyorlardı. Aynı zamanda müminler de onları olduklarından daha az; kendilerinin sadece iki katı olarak görüyorlardı. İşte Allah, dilediğini yardımıyla böyle güçlendirir. Hiç kuşkusuz bunda, akıl ve gönül gözüyle hakîkati görebilenler için Allah’ın kudret, hikmet ve adâletini gösteren nice deliller, nice ibretler vardır. Evet, Allah’ın yardımıyla nice zaferler kazanacak, ganîmetler elde edeceksiniz. Fakat er meydanında düşmanla göğüs göğse çarpışmak kadar, belki ondan da çetin bir imtihân var ki, işte asıl kahramanlığı burada göstermelisiniz:
14
Güzelliğiyle büyüleyen kadınlara, güçlü kuvvetli oğullara, gönül meyvesi kızlara yığın yığın altınlara, gümüşlere, soylu ve endamlı atlara, etinden, sütünden vs. faydalandığınız evcil hayvanlara ve bağlara, bahçelere, ekin ve tarlalara karşı aşırı düşkünlük, insanoğluna çekici kılınmıştır. Bütün bunlar, dünya hayatının gelip geçici nîmetleridir. İnsan hayatının ve neslinin devamı için verilen bu nîmetlerden uygun biçimde yararlanabilirsiniz, fakat onlara tutkuyla bağlanıp âhireti unutmayın, çünkü asıl ulaşılması gereken en güzel hedef, Allah katında sizleri bekleyen ebedî âhiret hayatı dır.
15
Ey Müslüman! Dünyanın geçici nîmetlerine bağlanan câhillere de ki: “Size bundan daha iyisini bildireyim mi? Kötülükten sakınanlar için Rab’lerinin katında, ağaçlarının altından ırmaklar çağıldayan, sonsuza dek içerisinde yaşayacakları cennet bahçeleri, tertemiz eşler ve hepsinin üstünde, Allah’ın hoşnutluğu vardır.” Allah, kullarını elbette görmektedir.
16
“Ey Rabb’imiz, biz Sana ve gönderdiğin ayetlere iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azâbından koru!” diye yalvaran kullarını...
17
Özellikle de, zorluk ve sıkıntılar karşısında ümitsizliğe kapılmayan, zulme karşı mücâdelesinde asla yılgınlığa düşmeyen, bıkıp usanmayan belâ ve musîbetlere kahramanca göğüs gererek dayanıp, direnen, sabreden, söz, niyet ve davranışlarında doğruluktan ayrılmayan, Allah’ın irâdesine gönülden boyun eğen, malını, yeteneğini ve enerjisini Allah yolunda harcayan ve ruhların en dingin ve duyarlı olduğu o seher vakitlerinde Rablerine el açıp yalvararak bağışlanma dileyen o seçkin kullarını görmektedir ve en büyük nîmetlerini onlara verecektir. Sakın bu vaatleri ve uyarıları; gerçekliği şüpheli, temelsiz, şâhitsiz, ispat ve delillerden yoksun kuru iddialar sanmayın:
18
Bizzat Allah, kendisinden başka tanrı olmadığına şâhittir; bütün melekler ve adâlet ölçüsünü gözeten ilim adamları da bu gerçeğe şâhitlik ederler: O’ndan başka ilâh yoktur! Gerçek anlamda kudret ve hikmet sahibi, ancak O’dur! Peki, bir olan Allah; her biri diğeriyle çelişen, mensupları arasında bitmez tükenmez kavgalar yaşanan Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi farklı dinler göndermiş olabilir mi?
19
Gerçek şu ki, Allah katında kabul gören ve insanoğlunu dünya ve âhirette mutluluğa ulaştıracak yegâne din, kişisel çıkarları, arzu ve ihtirâsları terk edip Allah’ın hükmüne kayıtsız şartsız boyun eğerek barış, esenlik ve güvenliğe ulaşmak anlamına gelen ve bütün Peygamberlerin insanlığa getirdikleri mükemmel bir hayat nizamı olan İslâm’dır. İşte, Âdem’den bu yana, bütün Peygamberlerin insanlığa tebliğ ettiği tek din, budur. Ama ne var ki: Kendilerine daha önce Kitap verilenler, onlara ilim ve hikmet dolu ayetler geldikten sonra, sırf aralarındaki çıkar çatışmaları, kin, ihtirâs, azgınlık ve çekememezlik yüzünden hakîkati inatla reddederek din konusunda anlaşmazlığa düştüler. Böylece her ümmet, bir sonraki Peygamberi inkâr etti. Bununla da kalmayıp, Peygamberlerin getirdiği inanç sistemini terk ederek, onun yerine kendi uydurdukları hurâfeleri din hâline getirdiler. Nihâyet Allah, Son Elçiyi göndererek hakîkati yeniden ve açıkça ortaya koydu. O hâlde, her kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, şunu iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir!
20
Eğer bunca delillere rağmen, onlar yine de hakikati kabullenmeye yanaşmayıp seninle tartışmaya girişirlerse, onlara de ki: “Ben, tüm benliğimle Allah’a teslim oldum, benim izimden gelenler de tüm kalpleriyle O’na teslim olup gönülden boyun eğmişlerdir. ” O hâlde, Ey Müslüman! Kendilerine vaktiyle Kitap verilmiş olan Yahudi ve Hıristiyan lara ve ilâhî vahiy bilgisinden tamamen yoksun bulunan ümmilere bu gerçeği tebliğ etmek üzere de ki: “Siz de Allah’a, yani ilâhî vahiy yoluyla gönderdiği hükümlerine kayıtsız şartsız teslim olmak istemez misiniz?” Eğer kibir, bencillik, bağnazlık ve haksız önyargılardan kurtularak hakîkate teslim olurlarsa, doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, bundan dolayı üzülme. Bir sonraki toplumsal aşamanıza uygun emirler ( 9. Tevbe: 29 ) gelinceye kadar, onları sapıklıklarıyla baş başa bırak. Çünkü bu aşamada senin görevin, yalnızca ilâhî mesajı onlara ulaştırmaktan ibarettir. Hiç kuşkusuz Allah, kulları nı görmektedir. Elbette zâlimleri de:
21
O zâlimler ki, Allah’ın ayetlerini inkâr ederler, haksız yere Peygamberleri öldürür, adâleti emreden insanlara hayat hakkı tanımazlar. Sen de onlara, can yakıcı bir azâbı müjdele!
22
İşte onlar, dünyada da âhirette de çabaları boşa giden ve kendilerini azaptan kurtaracak hiçbir yardımcıları olmayan kimselerdir. Allah’ın ‘seçkin’ kulları olduklarını öne sürseler bile:
23
Vaktiyle kendilerine Tevrat, Zebur, İncil gibi Kitaptan bir pay verilmiş olanlara bir baksana, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına çağırılıyorlar, fakat yine de içlerinden bazıları, inandıklarını iddia ettikleri Kitap’tan bile ısrarla yüz çevirip geri dönüyorlar!
24
Çünkü onlar: “ Hepimiz Peygamber torunları ve Allah’ın özel imtiyazlı kulları olduğumuzdan, hangi suçu işlersek işleyelim Allah bizi cehenneme atmaz! Atsa bile, sayılı birkaç gün dışında bize asla ateş dokunmayacaktır! Günahımızın cezasını çektikten sonra, nasıl olsa cennete gireceğiz! ” şeklinde bir iddia ortaya attılar. İşte, Allah adına uydurdukları bu bâtıl inançlar ve saçma iddialar, dinleri hakkında onları fenâ hâlde aldatmıştır.
25
Peki, gerçekleşeceğinde asla şüphe olmayan ve hiç kimseye haksızlık edilmeksizin, herkese yaptıklarının karşılığının tastamam verileceği bir Günde hepsini bir araya topladığımız zaman, acaba hâlleri nice olacak?
26
Allah’ın verdiği güç, servet ve saltanatla şımarıp azgınlaşan ve bunlara sahip olmayı doğru yolda olmanın göstergesi sayan o kâfirlere karşılık, sen Rabb’ine tevazu ile yalvararak de ki: “Ey mülkün ve her türlü güç, kudret, saltanat, egemenlik ve otoritenin gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen yeryüzünde mülkü ve egemenliği dilediğine verirsin; dilediğinden de çekip alırsın! Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın! Her türlü iyilik, nîmet, imkân ve güzellik, yalnızca Senin elindedir. Hiç kuşku yok ki, Senin her şeye gücün yeter!”
27
“Geceyi kısaltıp gündüze katar, gündüzü kısaltıp geceye katarsın; ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın ve hiç umulmadık imkânlar yaratarak, dilediğine sınırsız nîmetler bahşedersin.” Madem ki mülkün gerçek sahibi Allah’tır, öyleyse müminler O’na güvensinler de;
28
İnananlar, din kardeşleri olan müminleri bir tarafa bırakıp da, kâfirleri kendilerine samîmî bir dost, koruyucu, yönetici, yandaş, müttefik, veli edinmesinler. Her kim bunu yapacak olursa, Allah ile bütün bağlarını koparmış olur. Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeye karşı korunmak amacıyla — Müslümanlara zarar vermemek şartıyla— zâlimlerle iyi geçinip onlara dost görünerek kötülüklerinden sakınabilirsiniz. Bununla birlikte, Allah asıl kendisinden korkmanızı size öğütlüyor! O hâlde, zâlimlerin tehditlerinden korkmayın, asıl Allah’ın emirlerini çiğnemekten sakının! Unutmayın ki, eninde sonunda dönüş, Allah’adır.
29
Ey Müslüman! De ki: “Kalplerinizdeki düşünce ve niyet leri gizleseniz de, açığa vursanız da, Allah onları bilir. Bunların da ötesinde, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilmektedir. Doğrusu, Allah’ın her şeye gücü yeter.” Dolayısıyla, kimin zâlimlerle dost olduğunu da biliyor ve hesap Gününde cezalarını verecektir:
30
O Gün her insan, yapmış olduğu ne kadar iyilik ve kötülük varsa hepsini karşısında hazır bulacak ve kendisiyle o kötülükler arasında uzak bir mesafenin olmasını ne kadar da arzu edecek! Allah, kendisine karşı gelmemeniz konusunda dikkatli olmanızı size öğütlüyor. Hiç kuşkusuz Allah, kullarına karşı çok şefkatlidir. Fakat O’nun şefkatinin sizde tecellî etmesi için, yapmanız gereken bir şey var:
Sonraki 30 ayet →