Ana SayfaMealler › Mahmut Kısa
MK

Mahmut Kısa

Mahmut Kısa
Mahmut Kısa meali ile okumaya başla
Kasas 1 / 88
1
Tâ, Sîn, Mîm. Dinle bak, ey insan! Rabb’inden sana bir mesaj geldi: Mekke döneminin ikinci yarısında, Neml sûresinden hemen sonra indirilmiştir. Sadece seksen beşinci ayeti, Medîne’ye hicret esnasında vahyedilmiştir. Adını, yirmi beşinci ayetinde geçen “el-kasas: kıssa, ibret verici öykü” kelimesinden alan sûre, 88 ayettir.
M. Kısa 28:1
2
Bunlar, insanlığa mutluluk ve kurtuluş yollarını gösteren apaçık ve apaydınlık Kitabın ayetleridir.
M. Kısa 28:2
3
Ey şanlı Elçi! Şimdi Biz, inananlar a yol gösterici bir örnek ve ibret verici bir ders olması için, Mûsâ ile Firavun arasında geçen olaylardan bir kısmını sana bütün gerçekliğiyle anlatacağız:
M. Kısa 28:3
4
Doğrusu Firavun, o ülkede sahip olduğu güç ve saltanatla şımarıp kibre kapılmış ve saltanatını sürdürebilmek için halkı çeşitli gruplara ayırmıştı. Şöyle ki, onlardan bir kısmını el üstünde tutarken, İsrail Oğulları denilen bir topluluğu köle gibi kullanarak tamamen zayıf ve çaresiz bir hâle getirmişti. Nüfuslarının artmasını engellemek için erkek çocuklarını hunharca boğazlatıyor, kız çocuklarını ise utanç verici işlerde kullanmak üzere sağ bırakıyordu. O, gerçekten de yeryüzünde bozgunculuk çıkaran zâlim kimselerdendi.
M. Kısa 28:4
5
Biz ise, bu ülkede ezilen, sömürülen bu insanlara lütufta bulunarak onları adâlet, dürüstlük ve erdemlilik konusunda insanlığa örneklik ve öncülük eden önderler kılmak ve Firavunu helâk ettikten sonra, onları yeryüzünün nîmet ve zenginliklerini devralan mirasçılar yapmak istiyorduk.
M. Kısa 28:5
6
Yani istiyorduk ki, onlara yeryüzünde kudret ve egemenlik bahşedelim ve onlar vasıtasıyla, Firavun ile baş danışmanı Haman’a ve onların bütün ordularına korktukları şeyi göster ip saltanatlarını başlarına geçir elim. Bunun için:
M. Kısa 28:6
7
Mûsâ’nın annesine, “Çocuğunu birkaç ay emzir!” diye vahyettik, “Ona Firavunun askerleri tarafından zarar geleceğinden endişelendiğinde, kendisini bir sandığın içine koy ve öylece Nil nehr in e bırak. Başına bir şey gelir diye korkma, üzülme, çünkü çok yakında yavrunu sana kavuşturacağız ve ayrıca onu, ileride büyük bir Peygamber yapacağız.”
M. Kısa 28:7
8
Mûsâ’nın içinde bulunduğu sandık, ilâhî kudretin koruması altında, akıntıyla birlikte suda süzülmeye başladı. Nehrin ilerisinde, Firavun ve askerleri kamp kurmuşlardı. Firavunun adamları ndan biri, onu buldu ve Firavunun son derece dürüst ve iyi kalpli olan hanımına verdi. Çünkü ilâhî plâna göre, bu çocuk ileride onlara başkaldırıp düşman lık edecek ve zâlimler için büyük bir üzüntü kaynağı olacaktı. Böylece, bir diktatörün daha yıkılış süreci başlamış oluyordu. Gerçekten Firavun, baş danışmanı Haman ve askerleri, tepeden tırnağa günaha batmış kimselerdi.
M. Kısa 28:8
9
Firavunun hanımı kucağındaki bebeği eşine göstererek, “ Bu şirin çocuk, hem benim hem de senin için sevinç kaynağı olabilir! ” dedi, “ Ne olur onu öldürmeyin; belki ileride bize faydası dokunur; yâhut onu evlat ediniriz.” Firavun, karısının ricasını kıramadı. Böylece çocuğu alıp saraya götürmeye karar verdiler. Onlar bütün bunları yaparlarken, aslında ilâhî plânın bir parçası olduklarının farkında değillerdi.
M. Kısa 28:9
10
Bu arada Mûsâ’nın annesi, bütün gece yavrusunu düşünmüş, gönlü bomboş bir hâlde sabahlamıştı. O kadar üzülmüştü ki, eğer vaadimize olan inan cını sonuna kadar canlı tut ması için yüreğine dayanma gücü bahşetmemiş olsaydık, onu n kendi çocuğu olduğunu az kalsın açığa vuracaktı.
M. Kısa 28:10
11
Fakat o Rabb’ine güvenerek sabretmişti. Daha sonra kızına, yani Mûsâ’nın ablasına, “Onu sahil boyunca takip et de, neler olup bittiğini bana haber ver !” demişti. Bunun üzerine kızcağız, kıyı boyunca yürüyerek kardeşinin bulunduğu yere ulaşmış ve hiç kimseye sezdirmeden kardeşini ve onu nehirden alan insanları uzaktan izlemeye başlamıştı.
M. Kısa 28:11
12
Öte yandan, Biz daha ilk günden itibaren, sütannelerini Mûsâ’ya haram kılmış ve onun, annesinden başka hiçbir kadının sütünü emmemesini sağlamış tık. Bu yüzden, Mûsâ acıktığı için ağlıyor, fakat kendisini emzirmeye çalışan bakıcıların sütünü kabul etmiyordu. Bu fırsatı çok iyi değerlendiren Mûsâ’nın ablası, yanlarına sokularak, “Sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve onu şefkatle yetiştirecek bir aileyi size göstereyim mi?” dedi.
M. Kısa 28:12
13
Böylece onu yeniden annesine kavuşturduk ki, kadıncağızın yüreği sevinçle dolsun, çektiği üzüntülerden kurtulsun ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu görsün. Evet, elbette Allah verdiği sözü yerine getirecekti, ne var ki, insanların çoğu bunu bilmez.
M. Kısa 28:13
14
Ve aradan yıllar geçti. Nihâyet Mûsâ gençlik çağına ulaşıp zihni ve bedeni açıdan iyice olgunlaşınca, kendisine derin bir hikmet ve ilim verdik. İşte Biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
M. Kısa 28:14
15
Bir gün, halkın öğle sıcağında evlerine çekildikleri bir sırada saraydan çıkıp şehre indi. Orada, biri kendi halkından, diğeri düşman tarafından olan iki adamın kavga etmekte olduğunu gördü. Kendi halkından olan adam, düşmanlarından olan adama karşı Mûsâ’dan yardım istedi. Bunun üzerine Mûsâ, İsrail Oğulları’ndan birisini tartaklamakta olan Mısırlıyı engellemek için ona bir yumruk indirdi ve istemeden de olsa onu öldürdü. Çok geçmeden büyük bir pişmanlıkla, “Bu yaptığım, düpedüz şeytan işi ve besbelli ki şeytan, insanı yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır!” dedi.
M. Kısa 28:15
16
Ve “Ey Rabb’im!” diye yalvardı, “Doğrusu ben, bu suçu işlemekle kendime gerçekten yazık ettim fakat senin merhametinden asla ümit kesilmez, o hâlde beni bağışla Allah’ım !” İçtenlikle yaptığı bu tövbeden dolayı, Allah da onu bağışladı; çünkü O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
M. Kısa 28:16
17
Bunun üzerine Mûsâ, “Ey Rabb’im; bana verdiğin bu nîmetin hakkı için, kim olursa olsun, bir daha asla zâlimlere arka çıkmayacağım!” dedi.
M. Kısa 28:17
18
Böylece, korku içinde çevresini gözetleyerek, sabaha kadar şehirde bekledi. Ne yapacağını bilemez bir hâlde dolaşırken, bir de ne görsün; dün kendisinden yardım isteyen adam, bu sefer başka bir Mısırlıyla kavgaya tutuşmuş, yine kendisini yardıma çağırmıyor mu! Fakat bu kez Mûsâ ona, “Hayır!” dedi, “Anlaşılan o ki, sen ona buna sataşan azgın bir adamsın!”
M. Kısa 28:18
19
Yine de, kavga edenleri ayırmak için düşmanları olan adamı tutmaya yeltenince, adam “Ey Mûsâ!” dedi, “Dün suçsuz bir kişiyi öldürdüğün gibi, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Demek ki, senin niyetin insanlar arasında hakkın egemenliğini sağlamak filan değil; senin tek amacın, yeryüzünde zâlimce kan döken bir zorba olmak!”
M. Kısa 28:19
20
Bir süre sonra, şehrin ta öteki ucundan bir adam koşarak yanına geldi ve nefes nefese, “Ey Mûsâ!” dedi, “ Ülkenin ileri gelenler i bir mahkeme kurmuş, seni öldürmek üzere aralarında görüşüyorlar! Çabuk burayı terk et! Güven bana, çünkü ben, gerçekten senin iyiliğini isteyen biriyim.” Bu adam, Firavun hanedanından olduğu hâlde, onun zulmünü onaylamayan birisi idi.
M. Kısa 28:20
21
Bunun üzerine Mûsâ, korku içinde çevresini gözetleyerek şehri terk etti. “Ey Rabb’im!” dedi, “Beni zâlim toplumun elinden kurtar!” Sonra Mısır’dan çıktı. Nereye gideceğini bilmiyordu.
M. Kısa 28:21
22
Firavunun etki ve hâkimiyeti dışında kalan Medyen’e doğru yönelip yola çıkarken de, “Ümit ederim ki, Rabb’im beni doğru yola yöneltir” diyordu.
M. Kısa 28:22
23
Derken, uzun ve tehlikeli bir yolculuğun ardından Medyen ’in meşhur su kuyu larına vardı ve kuyuların başında, hayvanlarını sulayan kalabalık bir grup insanla karşılaştı. Onlardan biraz ötede ise, susuz kalan hayvanlarını kuyulardan uzak tutmaya çalışan iki genç kız gördü. Yanlarına yaklaşarak, “Ne yapıyorsunuz, siz de herkes gibi hayvanlarınızı niçin sulamıyorsunuz ?” diye sordu. Bunun üzerine onlar, “Bu çobanlar buradan ayrılmadıkça, biz erkeklerin arasına karışıp hayvanlarımızı sulayamayız. Zaten onlarla başa çıkacak gücümüz de yok. Ailemizin tek erkeği olan babamıza gelince, o bu işi yapamayacak kadar çok yaşlıdır.” diye cevap verdiler.
M. Kısa 28:23
24
Bunun üzerine Mûsâ, kadınların hâline acıyıp hayvanlarını suladı; sonra bir gölgeye çekilip “Ey Rabb’im!” diye yalvardı, “ Şu anda, bana lütfedeceğin nîmetlere öylesine muhtacım ki!” Zira günlerce durup dinlenmeden yol yürümüş, iyice acıkmış ve bitkin düşmüştü. Ayrıca yabancı bir ülkede barınacak bir yere, güvenilir dostlara ihtiyacı vardı.
M. Kısa 28:24
25
Çok geçmeden, o iki kızdan biri utana utana yanına geldi ve “ Bize yaptığın iyiliği babama anlattım. Babam Şuayb, hayvanlarımızı sulama hizmetinin karşılığını ödemek için seni yanına çağırıyor.” dedi. Böylece Mûsâ, Şuayb’ın yanına gelip başından geçenleri ona anlattı. Şuayb, “Endişe etme!” dedi, “ Artık o zâlim insanların elinden kurtulmuş bulunuyorsun.”
M. Kısa 28:25
26
O iki kızdan biri, “Babacığım,” dedi, “ Sen artık iyice yaşlandın, işlerimizi yapacak bir erkek kardeşimiz de olmadığından, şu kadın hâlimizle, erkeklerin yapması gereken işleri yapmak zorunda kalıyoruz. Mûsâ’nın üstün ahlâkını sen de gördün, bana sorarsan, işlerimizde bize yardımcı olması için onu işçi olarak tut; çünkü gördüğüm kadarıyla o, bu civarda ücretle tutabileceğin işçilerin en iyisidir, üstelik güçlü ve güvenilir adamdır.”
M. Kısa 28:26
27
Genç bir adamın, yetişkin kızların bulunduğu bir evde işçi olarak kalmasını uygun görmeyen Şuayb, daha güzel bir teklifle Mûsâ’nın karşısına çıkmaya karar verdi: “Ey Mûsâ!” dedi, “Sekiz yıl yanımda kalıp işlerimde bana yardım etmen şartıyla, seni şu iki kızımdan biriyle evlendirmeyi düşünüyorum fakat sen bu süreyi on yıl a tamamlarsan, bu da senin tarafından bir iyilik olur. Şunu bil ki, sana hiçbir konuda zorluk çıkarmak istemem; zaten benim ne kadar iyi bir insan olduğumu Allah’ın izniyle ileride sen de göreceksin.”
M. Kısa 28:27
28
Bu teklife sıcak bakan Mûsâ, “Tamam!” dedi, “Bu, ikimiz arasında yapılan bir sözleşme olsun. Buna göre, sözünü ettiğin bu iki süreden hangisini yerine getirirsem getireyim, hakkımda kötü düşünceler beslenmeyecek. O hâlde, bu sözlerimize Allah da şâhit olsun!”
M. Kısa 28:28
29
Böylece Mûsâ, Şuayb’ın kızıyla evlenip orada uzun yıllar kaldı. Nihâyet, üzerinde anlaştıkları süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte Mısır’a dönmek üzere yola koyulunca, kutsal Sînâ dağının yamacında parlayan bir ateş gördü. Hava soğuk ve karanlıktı, üstelik yollarını kaybetmişlerdi. Bunun için ailesine, “Siz burada bekleyin!” dedi, “ Ağaçların arasında bir ateş ilişti gözüme! Gideceğimiz yönle ilgili size oradan bir haber getireyim, ya da hiç değilse bir parça köz getireyim ki, ateş yakıp ısınabilesiniz.”
M. Kısa 28:29
30
Mûsâ oraya yaklaşınca, bu mübarek bölgede, kutsal vadinin yamacındaki ışıl ışıl parlayan ağaç yönün den, “Ey Mûsâ!” diye bir ses işitti, “Hiç kuşkusuz Ben, tüm varlıkların Rabb’i olan Allah’ım!”
M. Kısa 28:30