Ana SayfaMealler › Mahmut Kısa
MK

Mahmut Kısa

Mahmut Kısa
Mahmut Kısa meali ile okumaya başla
Furkan 1 / 77
1
Bütün insanlığa bir uyarı olsun diye, kuluna Furkân’ı, yani hak ile batıl arasındaki farkı açıkça ortaya koyan ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu insana fark ettiren en mükemmel ölçüyü, Kur’an’ı gönderen Allah, gerçekten ne yüce, ne mübarektir! Mekke döneminin ortalarında, Yasin sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, birinci ayette geçen “Furkân: Doğru ile yanlışı, hak ile bâtılı birbirinden ayıran, fark ettiren ilâhî ölçü” kelimesinden almıştır. 77 ayettir.
M. Kısa 25:1
2
O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir; asla bir çocuk edinmemiştir; kudret ve egemenliğinde herhangi bir eşi ve ortağı yoktur; her şeyi yaratan ve evrene yerleştirdiği yasalar çerçevesinde, her şeyi mükemmel bir ölçü ve dengeye göre düzenleyen O’dur! Hal böyleyken:
M. Kısa 25:2
3
İnkarcılar, Allah’ın yanı sıra, hükmüne boyun eğdikleri birtakım ilâhlar ediniyorlar! Hiçbir şey yaratamayan, tam tersine kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile herhangi bir zarar veya fayda verebilecek güce sahip olmayan ve ne ölüme, ne hayata, ne de yeniden dirilişe hükmedemeyen düzmece ilâhlara kulluk ediyorlar!
M. Kısa 25:3
4
İşte bu yüzdendir ki, hakîkati inkâr edenler, “Bu Kur’an, Muhammed’in kendi kafasından uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir ve başka bir topluluk da ona bu işte yardım etmiştir. Çünkü Muhammed’in, geçmiş kavimler, Peygamber kıssaları, kıyâmet, âhiret, evrenin ve insanın yaratılışı ve benzeri konularda bu kadar kapsamlı ve isabetli bilgiler verebileceğini, hayranlık verici hikmet ve öğütlerle dolu böyle mükemmel bir kitap hazırlayabileceğini akıl kabul etmez. Demek ki ona bu kitabı, hitâbet ve belâgat konusunda hiç kimsenin kendisiyle boy ölçüşemeyeceği ilim ve hikmet sahibi bir kudret öğretiyor ki, bu da olsa olsa, İncil ve Tevrat hakkında bir şeyler bilen bazı kölelerimiz yâhut kim olduklarını bilemediğimiz esrarengiz bir topluluktur. ” diyorlar. Aslında bu sözleriyle, Kur’an’ın insanüstü bir kaynaktan geldiğini itiraf ediyor, ama kibir ve inatçılıkları yüzünden hakikati kabullenmek istemiyorlar. Böylece, açıkça zulüm ve haksızlık yapıyor, gerçeği çarpıtarak bile bile yalan söylüyorlar.
M. Kısa 25:4
5
Ve insafsızca iftiraya devam ederek, “Bu Kur’an , önceki millet lerin efsânelerinden, masallarından başka bir şey değildir; Muhammed, —kendisi okuma yazma bilmediği için— onu başkalarına yazdırmış; bu hikâyeler, gece gündüz ona okunup duruyor. Bu yüzden hepsini ezberden okuyabiliyor! ” diyorlar.
M. Kısa 25:5
6
Ey Müslüman, onlara de ki: “Onu Muhammed veya bir başkası uydurmuş değil, tam tersine, göklerin ve yerin bütün gizliliklerini bilen Allah göndermiştir! Ve samimi bir yaklaşımla Kur’an’ı incelediğiniz zaman, siz de bunu açıkça göreceksiniz. Öyleyse, kibir ve inâdı bırakın da, gelin Rabb’inizin merhametine sığının! Tövbe etmek için hâlâ geç kalmış sayılmazsınız. Unutmayın ki, Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”
M. Kısa 25:6
7
Bu tür iftiralarla bir yere varamayacaklarını anlayınca, “Bu nasıl Peygamber ki!” diyorlar, “ Sıradan ölümlüler gibi yiyip içiyor, basit insanlar gibi ihtiyacını sağlamak için sokaklarda, çarşılarda gezip dolaşıyor! O gerçekten Peygamber olsaydı, ona Allah tarafından, gözlerimizle görebileceğimiz bir melek gönderilmeli ve onunla birlikte bizi uyarmalı değil miydi?”
M. Kısa 25:7
8
“Ya da ona gökten hazineler indirilmeli; yâhut hiç çalışıp yorulmadan meyvelerini yiyeceği mûcizevî bir bahçesi olmalı değil miydi?” Allah’ın nurunu söndürmek için ne yapacaklarını şaşıran bu zâlimler, önceki bütün iddialarını çürütecek bir başka iftira ortaya atarak, Kur’an’dan etkilenen insanlara, “Siz ancak küstahlığı nedeniyle ilâhlarımızın lânetine uğrayan büyülenmiş bir adamın peşinden gidiyorsunuz!” diyorlar. Sana “büyülenmiş” diyorlar; çünkü okuduğun Kur’an’dan etkileniyor, bu sözlerin beşer kaynaklı olmadığını, olamayacağını hissediyorlar. Ne var ki, kibir ve inatçılıkları onları imandan alıkoyuyor.
M. Kısa 25:8
9
Ey Muhammed! Bak; zâlimler, gerçeği çarpıtmak için senin hakkında kimi zaman büyücü, kimi zaman büyülenmiş, bazan zeki bir düzenbaz, bazan deli, bazan da şâir diyerek nasıl saçma ve anlamsız örnekler getirdiler de doğru yoldan iyice saptılar; bu gidişle, bir daha da doğru yola gelemezler! Demek inkârcılar, mûcizevî bir bahçen olmadığı için sana iman etmiyorlar, öyle mi?
M. Kısa 25:9
10
Dilediği anda sana bunlardan çok daha hayırlısını, yani içerisinde ırmaklar çağıldayan cennet bahçelerini verebilecek ve senin için köşkler, saraylar kurabilecek kudrete sahip olan Allah, gerçekten ne yüce, ne mübarektir!
M. Kısa 25:10
11
Kâfirlerin bunca itirazlarının arkasında yatan gerçek sebep şudur: Aslında onlar, kıyâmeti ve ölümden sonraki hayatı inkâr ediyorlar. Oysa biz, kıyâmeti inkâr edenler için çılgın bir ateş hazırladık. Öyle ki:
M. Kısa 25:11
12
Ateş onları ta uzaktan görür görmez, zâlimler onun öfke dolu kükremesini ve harıl harıl yanarken çıkardığı o korkunç uğultuyu duyacak ve korku, pişmanlık ve dehşet içerisinde, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayacak lar.
M. Kısa 25:12
13
Ve orada, elleri boyunlarına zincirlerle kelepçelenmiş bir hâlde cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman, işte o anda tek çâre olarak ölümü çağıracak ve “Yetiş ey ölüm, kurtar bizi bu azaptan!” diye yalvarıp yakaracak lar.
M. Kısa 25:13
14
Bunun üzerine azap melekleri onlara, “Bugün bir kerecik ölmeyi değil, defalarca ölmeyi isteyin! Çünkü bu azap hiçbir zaman bitmeyecek, yanıp kavrulan vücudunuz her defasında yeniden yaratılacak ve artık ölmek isteseniz de ölemeyeceksiniz! ” diyecekler.
M. Kısa 25:14
15
O hâlde, ey Müslüman! Bu felâkete doğru adım adım yaklaşmakta olan bütün kâfirlere de ki: “ Şimdi söyleyin bakalım, bu korkunç son mu daha iyidir, yoksa kötülüklerden titizlikle sakınan kimselere bir mükâfât ve yerleşme yurdu olarak söz verilen sonsuz cennet nîmetleri mi?” Öyle bir cennet ki:
M. Kısa 25:15
16
Onlar için orada diledikleri her şey vardır ve onlar, sonsuza dek orada yaşayacaklar. Bu, bizzat Rabb’inin taahhüt ettiği ve yerine getirilmesi istenen bir sözdür. İnkârcılara gelince:
M. Kısa 25:16
17
O gün Rabb’in onları ve Allah’tan başka kulluk ettikleri melek, Peygamber gibi kimseleri bir araya toplayacak ve o ilâhlaştırılan kişilere soracak: “Siz mi benim bu kullarımı sapıklığa sürüklediniz; yoksa onların kendileri mi yoldan çıktılar?”
M. Kısa 25:17
18
Onlar, “Sen her türlü eksiklik ve noksanlıktan uzaksın, yüceler yücesisin ya Rab !” diye cevap vere cekler, “Senden başka hükmüne boyun eğilecek otoriteler, sığınılacak dostlar edinmek bize asla yaraşmaz! Dolayısıyla, insanlardan bize kulluk etmelerini istememiz de asla olacak şey değildir! Biz onları kesinlikle saptırmadık! Sen onlara ve atalarına türlü nîmetler bahşetmiştin fakat onlar, bu nîmetlere şükredip sana kulluk edecekleri yerde, senin öğüt ve uyarılarını dile getiren Kitabını, yani Zikri hayatın dışına itip tamamen unuttular ve böylece, cezayı hak eden bir toplum hâline geldiler.”
M. Kısa 25:18
19
Bunun üzerine Allah kâfirlere seslenerek, “İşte görüyorsunuz ya!” diyecek, “ Tanrı yerine koyduğunuz bu varlıklar, ileri sürdüğünüz bütün iddialarınızın yalan olduğunu ortaya koydular! Artık ne başınıza gelecek azâbı geri çevirebilirsiniz, ne de kendinize bir yardım cı bulabilirsiniz! Çünkü içinizden her kim böyle bir zulüm işlemişse, ona büyük bir azap tattıracağız!” İşte kâfirlerin tanrılaştırdığı kimseler, onları Kıyâmet Gününde böyle reddedecek. Fakat yine de, Peygamberlerde olağanüstü özellikler arayanlar var. Oysa ki:
M. Kısa 25:19
20
Ey Muhammed! Senden önce göndermiş olduğumuz bütün Peygamberler, tıpkı senin gibi yiyip içen ve çarşı pazarda dolaşan ölümlü kimselerdi. Gerçi dileseydik, melekleri de elçi olarak gönderebilirdik. Fakat Biz, kulluk ve ibâdet konusunda sabır ve sebat gösterebilecek misiniz diye, iyilerle kötüleri karşı karşıya getirerek sizin bir kısmınızı diğerleriyle böyle imtihân ediyoruz. O hâlde, ey hak yolunun yolcusu! Bu dünyada karşılaştığın zorluklar seni yıldırmasın! Bıkıp usanmadan Allah yolunda mücâdeleye devam et! Unutma ki, Rabb’in her şeyi görmektedir. Dolayısıyla, O’nun yolunda gösterdiğin samîmiyet ve bağlılığın mükâfâtını sana tam olarak verecek, zâlimleri de hak ettikleri cezaya çarptıracaktır.
M. Kısa 25:20
21
Hal böyleyken, Hesap Gününde huzurumuza çıkarılacakları gerçeğini inkâr eden o kâfir ler, imtihân hikmetini göz ardı ederek ve göklerde ve yerde Allah’ın varlığını, rab ve ilah olarak birliğini, sonsuz kudret ve merhametini gözler önüne seren sayısız varlıkları görmezlikten gelerek, “ Eğer bizim ille de inanmamız isteniyorsa, bize neden uyarıcı melekler gönderilmiyor; yâhut neden Rabb’imizi gözlerimizle görmüyoruz?” diyorlar. Doğrusu onlar, sıradan bir kul olmayı içlerine sindiremeyerek içten içe kibirleniyor, her biri birer Peygamber makâmına yükselmedikçe iman etmeyeceklerini îmâ ederek büyük bir küstahlıkta bulunuyorlardı. Gerçi istedikleri olacak ve günün birinde elbette melekleri karşılarında bulacaklar, fakat:
M. Kısa 25:21
22
Melekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara hiç de sevindirici haberler verilmeyecek! Tam tersine melekler, “ Artık sevinç ve mutluluk yasak size, yasak!” diyecekler. Yaptıkları sözde iyilikler de —doğru bir inanç ve samimiyet ürünü olmadığı için— onları kurtaramayacak:
M. Kısa 25:22
23
Biz, yaptıkları her işin önüne geçmiş, hepsini toz duman etmişizdir! İman edip salih amel işleyenlere gelince:
M. Kısa 25:23
24
O gün cennetlikler hârika bir yurda yerleşecek ve güzelce dinlenip safa süreceklerdir.
M. Kısa 25:24
25
Gök leri ve yeri içinde barındıran şu koskoca evren bir toz bulut u hâlinde paramparça olduğu ve birbiri ardınca meleklerin mahşer alanına indirildiği Gün;
M. Kısa 25:25
26
İşte o Gün, kulların tercih ve irâdeleri ellerinden alınacak ve gerçek hükümranlık, tamamen ve yalnızca Rahmânın olacaktır. Bugün otorite sahibiymiş gibi görünenlerin, gerçekte ne kadar zayıf ve âciz oldukları anlaşılacak ve hâkimiyetin, yalnızca Allah’a ait olduğu apaçık ortaya çıkacaktır. İşte bunun içindir ki o Gün, kâfirler için gerçekten çetin bir gün olacaktır! Öyle ki:
M. Kısa 25:26
27
Dünyada iken zulüm ve kötülük yapmış olan kişi, o Gün pişmanlıktan ellerini ısıracak ve “Ah, ne olurdu!” diye feryat edecek, “Keşke Peygamberin gösterdiği yolu izlemiş olsaydım!”
M. Kısa 25:27
28
“Yazıklar olsun bana, ne olurdu filancayı kendime dost edinmeseydim!”
M. Kısa 25:28
29
“Uyarı ve öğütlerle dolu olan Kur’an tam da bana ulaşmışken, beni nasıl da ondan saptırdı!” İşte şeytan, insanı en zor anında böyle yapayalnız ve çaresiz bırakır!
M. Kısa 25:29
30
Derken, kendilerine şefaat edeceğini umdukları Peygamber veya onun yolunu izleyerek toplumunu hak dine çağıran İslâm dâvetçisi, “Ey Rabb’im!” diyecek, “Benim halkım dan Müslüman olduğunu iddia eden bazı kimseler, bu Kur’an’ı tozlu raflar içine hapsederek terk ettiler. Kimileri onu anlamak ve uygulamak niyeti taşımaksızın okudu; ölülerin ruhlarına üfledi; kimileri onun yerine, başka eserleri başucu kitabı hâline getirdi; kimileri onu, üzerinde çalışmalar yapmaya yarayan bir malzemeden ibaret gördü; kimileri de onun bu çağda geçerliliğini yitirmiş bir kitap olduğunu ileri sürerek hayatın dışına itti; bunların yaptıklarından şikâyetçiyim yâ Rab! ” diyecek.
M. Kısa 25:30