1
Bu mesaj, bizzat Bizim gönderip ilâhî bir yasa olarak yürürlüğe koyduğumuz ve düşünüp öğüt alabilesiniz diye, içerisinde hikmet dolu apaçık ayetl ere yer verdiğimiz bir sûredir. O hâlde, ey İslâm toplumunun yöneticileri:
Hicretin altıncı yılında indirilmiştir. Adını 35-40. ayetlerinden almıştır. 64 ayettir.
2
Kendi arzusuyla evlilik dışı cinsel ilişkiye girerek zina eden ve en az dört şâhitle suçu ispatlanan kadın ve erkeğin her birine, caydırıcı bir ceza olarak yüzer değnek vurun! Bu ceza bekarlar için geçerlidir. Evli olanların cezası ise Peygamberin uygulamasında görüldüğü üzere, ölümdür. Eğer Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onlara duyduğunuz merhamet duygusu, sizi Allah’ın hükmünü uygulamaktan alıkoymasın! Çünkü bu ceza, fuhşun ve zinanın yaygınlaştığı; sadakat, dürüstlük, fedâkârlık gibi İslâmî değerlerin silinip yok olduğu, ailelerin parçalanarak başıboş nesillerin yetiştiği bir toplumu dünyada ve âhirette bekleyen âkıbetten çok daha hafiftir. Bunun için, zinayı engelleyecek cezaları uygulamaktan çekinmeyin. Fakat bu ceza, kapalı kapılar ardında infâz edilmesin, inananlardan bir topuluk da, ceza infaz edilirken orada hazır bulunarak, suçluların cezalandırılmasına şâhitlik etsin. Böylece bu, hem suçu işleyenler, hem de seyredenler üzerinde daha etkili ve caydırıcı olur. Bu suçu işleyen kişi, içtenlikle tövbe eder ve bir daha da zinaya yaklaşmazsa günahı bağışlanır ve İslâm toplumundaki saygın yerini alır. Zinayı alışkanlık hâline getiren sözde “Müslümanlara” gelince, müminler böyle kişileri kendilerine eş olarak seçmekten titizlikle sakınmalıdırlar, çünkü:
3
Zina eden ve bunu bir hayat tarzı olarak benimseyen bir erkek, ancak kendisi gibi zinâcı yahut müşrik, putatapan bir kadınla evlenebilir; nitekim, zina eden ve bunu alışkanlık hâline getiren bir kadın da, yine ancak kendisi gibi zinâcı yahut müşrik, putatapan bir erkekle evlenebilir. Çünkü, gayri meşrû ilişkileri bir hayat tarzı hâline getiren bu gibi insanlarla evlenmek, müminlere yasaklanmıştır.
4
Bir de; namuslu kadınları zinayla suçlayan, fakat bu iddiasını ispatlamak üzere dört şâhit getiremeyen kimselere gelince, onlara iftiralarının cezası olarak seksen değnek vurun ve artık onların şâhitliğini asla kabul etmeyin. Çünkü onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.
5
Ancak, işledikleri bu günah ın hemen ardından tövbe edip kendilerini düzeltenler elbette bağışlanacaklardır. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Fakat Allah’ın onları affetmesi, kendilerine verilecek cezayı düşürmez. Çünkü hâkim, suçlunun gerçekten tövbe edip etmediğini ve Allah’ın bu tövbeyi kabul edip etmediğini bilemez. Bu yüzden, zina iftirası atan kişi tövbe ettiğini söylese bile, seksen değnekten kurtulamaz. Ancak daha sonra ortaya koyduğu hayat tarzıyla tövbesini ispat ederse şâhitliği kabul edilebilir.
6
Kendi eşini zinayla suçlayan, fakat kendisinden başka da şahidi olmayan kimseye gelince, onun, kendisini aldattığı iddiasıyla eşini veya bir başkasını öldürüp “namusunu temizlemeye” hakkı yoktur. Böyle çirkin bir olayla karşılaşan kişinin, cezayı kendisi infâz etmek yerine, eşini derhal boşaması gerekir. Bunun için, bu suçlamasında doğru söylediğine dâir Allah’a yemin ederek, dört kere şahitlik etmesi gerekir.
7
Beşincisinde de, “Eğer yalan söylüyorsam, Allah’ın lâneti benim üzerime olsun!” diyerek en ağır yemini yapar. Bu durumda, kadın suçu kabullenirse, gereken cezaya çarptırılır, fakat itiraz ederse:
8
Eşi tarafından zinayla suçlanan kadın, kocasının yalan söylediğine dâir Allah’ın huzurunda dört kere yemin eder de,
9
Beşincisinde, “Eğer kocam doğru söylüyorsa, Allah’ın gazâbı benim üzerime olsun!” derse, ceza almaktan kurtulur. Böylece, ne kadına zina cezası verilir, ne de kocasına iftira cezası. Kadın, suçlamayı reddetmekle birlikte, yemin etmekten de kaçınırsa, suçu kabulleninceye ya da yemin edinceye kadar hapsedilir. Fakat erkek, eşini suçladıktan sonra yeminden kaçınırsa, eşine iftira ettiği için —dördüncü ayette açıklandığı üzere— cezalandırılır. Ancak, her hâlükârda, bu evlilik sona erer ve çiftler, birbirleriyle bir daha asla evlenmemek üzere ayrılırlar. Bu durumda erkek, kadına verdiği evlilik bedeli olan mehri geri alamaz, fakat ona nafaka vermek zorunda da değildir. İşte Allah, her hak sahibinin hakkını korumak üzere, mükemmel bir hukuk sisteminin temellerini oluşturacak prensipleri size böyle bildiriyor. Çünkü Allah, kullarına karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. Bir düşünsenize:
10
Eğer Allah, size karşı böylesine lütufkâr, böylesine merhametli davranmasaydı ve tövbe edenlerin günahını bağışlayan ve sonsuz hikmetiyle en âdil hükümleri veren bir hakîm olmasaydı ya da sizi hikmetsiz hükümlere, hak hukuk tanımayan yönetimlere mahkûm etseydi, hâliniz nice olurdu!
Hicretin altıncı yılında, Medîne çevresindeki güçlü kabîlelerden Mustalık Oğulları Müslümanlara karşı büyük bir savaş hazırlığına girişmiş ve bu amaçla diğer kabîleleri kışkırtmaya başlamışlardı. Durumu haber alan Allah’ın Elçisi, daha atik davranarak düşmanı ansızın bastırıp ağır bir yenilgiye uğrattı. Daha sonra Medîne’ye dönerken, geceleyin bir yerde konakladılar. Sabaha karşı hareket için hazırlıklara başlandığında, bu yolculukta Hz. Peygamberin yanında bulunan hanımı Hz. Aişe, ihtiyacını gidermek üzere konak yerinden uzaklaşmıştı. Dönerken, yolda düşürdüğü gerdanlığını aramak için biraz oyalandı. Çünkü kendisi gelmeden kervanın hareket etmeyeceğini çok iyi biliyordu. Fakat onu hevdecin içinde zanneden görevliler, boş hevdeci deveye yüklemişler ve ordu, şafak sökmeden yola çıkmıştı. Hevdeç, deve üzerine yerleştirilen, etrafı örtülerle kapalı küçük oda şeklinde bir taşıma aracıdır. Hz. Aişe ufak tefek yapılı, zayıf bir kadın olduğu için, görevliler onun hevdecin içinde olmadığını fark edememişlerdi. Kamp yerine dönen Hz. Aişe, kervanın gitmiş olduğunu görünce gözlerine inanamadı. Fakat kısa zamanda yokluğunun anlaşılacağını ve kendisini götürmek üzere görevlilerin geleceğini biliyordu. Böylece, gün doğuncaya kadar orada bekledi. Nihayet, orduyu geriden takip eden Safvan b. Muattal adındaki görevli, —ki Bedir savaşına katılmış, temiz ahlâkı ve dürüstlüğüyle tanınan bir sahabiydi— Hz Aişe’yi bulup yedeğindeki deveyle kervana yetiştirdi. Buraya kadar her şey normal seyrinde gidiyordu. Fakat Peygamberi yıpratmak için fırsat kollayan münâfıklar, bu olayı bahane ederek Hz. Aişe hakkında korkunç bir iftira kampanyası başattılar. Aişe’yi, babası Ebu Bekr’i ve annesi Ümmü Ruman’ı perişan eden, Hz. Peygamberi yüreğinden yaralayan ve İslâm toplumunu neredeyse bir iç savaşın eşiğine getiren bu uğursuz iftira, tam bir ay boyunca Medîne’de çalkalandı durdu. Gerçi müminler, bu çirkin iddiayı hiçbir zaman onaylamadılar; ne var ki, birçokları, bu iftirayı yayan münâfıklara karşı açıkça ve sert bir şekilde tavır da koyamadılar. Müslümanların çetin bir sınavdan geçtiği bu bir aylık sıkıntılı dönemin ardından, nihâyet ilâhî rahmet kapıları açıldı ve hem Hz. Aişe’nin masumiyetini bildiren, hem de buna benzer iddialar karşısında nasıl davranılması gerektiğini Müslümanlara öğreterek güzel dersler veren aşağıdaki ayetler nazil oldu:
11
O iftirayı ortaya atanlar, sizin içinizde ki münâfıklardan oluşa n örgütlü bir çetedir. Fakat ey inananlar; bunu kendiniz için kötülük sanmayın; aksine, bu sizin için hayırlıdır. Çünkü öncelikle, aranıza sızan münâfıkların maskesi bu olay sayesinde düştü. Ayrıca, Hz. Aişe’nin masumiyeti de ilâhî vahiyle belgelenmiş oldu. Korkmayın, size karşı atılan her iftira, sizin daha da güçlenmenizi ve Allah katında derecenizin yükselmesini sağlayacaktır. Masum insanlara alçakça iftira atan o münâfıklara gelince; onların her biri, kazandığı günahın cezasını çekecektir; hele iftirada öncülük ederek bu işin başını çeken Abdullah b. Übeyy adındaki münâfıkların reisi yok mu, işte onun hakkı cehennemde ebediyen mahkûm edileceği büyük bir azaptır!
12
Peki, hiçbir delile dayanmayan bu söylentinin sağda solda konuşulduğu nu işittiğiniz zaman siz inanan erkek ve kadınların, Hz. Aişe gibi tertemiz bir insana karşı kalplerinde güzel düşünceler beslemeleri ve “Bu düpedüz bir iftiradır!” demeleri gerekmez miydi? Çünkü suçu ispatlanmadıkça, bütün insanlar masum kabul edilmelidir.
13
Öte yandan, bu iftirayı ortaya atanların, iddialarını doğrulamaları için dört şâhit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki, değil dört, bir tane dahî şâhit gösteremiyorlar, öyleyse, Allah katında belirlenen evrensel ahlâk ve hukuk kurallarına göre, onlar yalancıların ta kendileridir!
14
Eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti, dünyada da, âhirette de sizi kucaklamış olmasaydı, içine daldığınız bu dedikodular dan dolayı, mutlaka başınıza müthiş bir belâ gelirdi.
15
Çünkü bunu dilinize dolamış, içyüzünü bilmediğiniz bir konuda ileri geri konuşup duruyordunuz. Bir iftiranın yayılmasına sebep olmak Allah katında büyük bir günah olduğu hâlde, siz bunu basit ve önemsiz görüyordunuz. Oysa ki:
16
Bunu işittiğiniz anda, derhal mümine yaraşan tavrı takınmalı ve “Bu konuda öyle ileri geri konuşmak bize yakışmaz; aman Allah’ım, bu gerçekten büyük bir iftiradır!” demeniz gerekmez miydi?
17
Eğer gerçekten iman ediyorsanız, Allah böyle bir işe bir daha asla bulaşmamanızı size öğütlüyor!
18
İşte bunun içindir ki, Allah size ayetleri ni böyle açıkça ve ayrıntılı olarak bildiriyor. Unutmayın ki, Allah her şeyi bilendir, her konuda en doğru ve en adâletli hükmü veren bir hakîmdir.
19
Bu gibi asılsız iddiaları, söylentileri ve her tür ahlaksızlığı destekleyerek inananlar arasında ahlâksızlığın, çirkin davranışların, fuhşiyatın yayılmasını isteyenlere, hem bu dünyada, hem de âhirette can yakıcı bir azap vardır! Bu sayılan çirkinliklerin topluma ne büyük zararlar verdiğini ve buna karşı neler yapılması gerektiğini tam olarak sadece Allah bilir, siz bilemezsiniz. Öyleyse, her şeyi bilen Rabb’inize güvenmeli ve O’nun hükümlerini hayata egemen kılmalısınız. Bu yüzden Allah, sakınmanız gereken her şeyi size bildirerek, mükemmel bir hukuk sisteminin temellerini oluşturacak prensipleri size öğretiyor. Çünkü Allah, kullarına karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. Bir düşünsenize:
20
Eğer Allah, engin lütuf ve rahmetiyle sizleri kucaklamasaydı ve kullarına karşı bu kadar şefkatli, bu kadar merhametli olmasaydı hâliniz nice olurdu? İşte bunları düşünün de:
21
Ey iman edenler! Allah’ın emirlerini hiçe sayarak, zulüm ve haksızlık peşinde koşan insan ve cinlerin, yani şeytanın adımlarını izlemeyin! Her kim şeytanın adımlarını izlerse, şunu iyi bilsin ki, o ancak zina, fuhuş, cinsel sapıklık, çıplaklık gibi çirkinlikleri ve gerek Kur’an, gerekse sünnet tarafından çirkin görülen davranışları emreder. Ve insanoğlu, kendi gücüne, becerisine güvenerek onunla baş edemez. Öyle ki, eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti sizinle olmasaydı, içinizden hiç kimse tertemiz ve fazîletli bir hayat yaşayamaz, günahlardan ve kötülüklerden arınamazdı fakat sonsuz kudret ve merhameti sayesinde Allah, dilediğini temiz ve fazîletli hayata yönelterek arındırmaktadır. Çünkü bunu yapabilecek ilim, hikmet ve kudrete sahip olan sadece O’dur. Öyleyse, tertemiz bir toplum oluşturarak dünyada ve âhirette mutluluğa ulaşmak istiyorsanız, Allah’ın gösterdiği yolu izlemelisiniz. Unutmayın ki Allah her şeyi işitendir, kimin temiz ve fazîletli olmayı hak ettiğini en iyi bilendir. İşte size, üstün bir erdemlilik örneği: Münâfıkların Hz. Aişe hakkında yürüttükleri bu iftira kampanyasına, ne yazık ki, birkaç Müslüman da —insanî zaafları nedeniyle— katılmış bulunuyordu. Üstelik bunlardan biri, Hz. Ebu Bekir’in akrabası olan ve onun yardımlarıyla geçimini sağlayan Mistah adında bir Müslümandı. Gerçi Mistah, cehâletinin kurbanı olarak işlediği bu günahtan dolayı içtenlikle tövbe etmiş, cezasını da çekmişti. Fakat Hz. Ebu Bekir, kızı hakkında böyle çirkin bir iftiraya destek veren bu adamın nankörce tutumu karşısında o kadar incinmişti ki, bundan böyle ona asla yardımda bulunmayacağına dâir yemin etmişti. Bunun üzerine, böyle bir davranışın müminlere, hele Hz. Ebu Bekir gibi erdemli kimselere yakışmadığını bildiren aşağıdaki ayet nazil oldu:
22
İçinizdeki erdemli ve varlıklı kimseler, kendilerine karşı nankörce davranmış olsalar bile, akrabalarına, yoksullara ve Allah yolunda hicret etmiş olanlara yardım etmeme ve onlara bir daha hiçbir şey vermeme konusunda yemin etmesinler; bilakis, işledikleri günahtan dolayı tövbe eden bu insanlara karşı affedici ve bağışlayıcı olsunlar; öyle ya, Allah’ın da sizi bağışlamasını istemez misiniz? Unutmayın ki, Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir ve sizin de böyle tövbekar müminlere karşı merhametli olmanızı ister. Fakat yaptığı kötülüklerde ısrar edenler için bağışlanma söz konusu olamaz:
23
Kötülükten, günahtan haberi bile olmayan saf, temiz ve iffetli mümin hanımlara alçakça iftira atan ve günahlarından tövbe etmeyen o münâfık lara gelince; onlar, dünyada da, âhirette de lânete uğramışlardır ve onların hakkı büyük bir azaptır! Bunlar, delil yetersizliğinden dolayı dünya azâbından kurtulsalar bile, Hesap Gününde yakayı kurtaramayacaklar:
24
O gün onların dilleri, elleri ve ayakları, işledikleri günahları bir bir itiraf ederek kendileri aleyhinde şâhitlik edecektir.
25
İşte o gün Allah, hak ettikleri cezayı onlara tam olarak verecek ve zâlimler, o zaman anlayacaklar; Allah’ın apaçık ve mutlak doğrunun, adâletin ve hakîkatin ta kendisi olduğunu! Çünkü onlar, bir Peygamberin hanımına dil uzatabilecek kadar azgınlıkta ileri gittiler. Oysa geçerli kıldığımız hukukî, bireysel ve toplumsal yasalara göre:
26
Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara yaraşır. Aynı şekilde, iyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yaraşır. Peygamber de, Aişe de, Safvan da son derece ahlâklı ve iffetli birer mümindirler. Bu tertemiz insa nlar, o iftiracı ların ortaya attığı asılsız suçlamalar dan tamamen masumdurlar. Bu yüzden, Rableri katında onlar için hazırlanmış bir bağışlanma ve cömertçe bahşedilen nîmetler vardır! Şimdi de, kötü niyetli insanların eline koz vermemek için uymanız gereken kuralları açıklayalım:
27
Ey inananlar! Başkalarının evlerine, sahiplerinden izin alıp onlara güzelce selâm vermeden girmeyin! Bu sizin için, içeriye izinsiz girip ev halkını rahatsız etmekten çok daha iyidir. İşte Allah, size bu gibi görgü ve edep kurallarını öğretiyor ki, belki düşünüp öğüt alırsınız.
28
Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilmedikçe içeri girmeyin. Şâyet size “Gidin, şu anda müsâit değiliz. ” denirse, geri dönüp gidin. Bu, sizin için en uygun davranış şeklidir. Sakın bunu gurur meselesi yapıp da, size içtenlikle durumunu arz eden kardeşinize karşı içinizde en ufak bir burukluk, kırgınlık beslemeyin. Unutmayın ki, Allah yaptığınız her şeyi ve neyi nasıl yapmanız gerektiğini sizden çok daha iyi bilmektedir.
29
İçinde oturulmayan, fakat sizin faydalanma hakkınız bulunan câmi, kütüphane, dükkan, gibi halka açık yerlere veya hiç kimse tarafından kullanılmayan terk edilmiş evlere izinsiz girmenizde bir sakınca yoktur. Unutmayın; Allah, açığa vurduğunuz ve içinizde gizlediğiniz her şeyi bilmektedir. Öyleyse, hiç kimsenin evine kötü niyetle girmemeli, her şeyi bilen Allah’ın sizi mutlaka hesaba çekeceğini düşünmelisiniz. Öte yandan:
30
İnanan erkeklere söyle: Bakışlarında ölçülü olsun , kadınlara gözlerini dikip bakmasın lar. Eşlerinin namusunu korudukları gibi, kendi iffet ve namuslarını da aynen öyle korusunlar. Bu, onlar için en temiz ve erdemli davranış şeklidir. Unutmasınlar ki Allah, yaptıkları her şeyden haberdardır.
Sonraki 30 ayet →