1
Ey insanlar, Rabb’inizden gelen ilkeler doğrultusunda yaşayın, dürüst ve erdemlice davranışlar göstererek, kötülüğün her çeşidinden titizlikle sakının! Çünkü kıyâmetin sarsıntısı gerçekten çok korkunçtur! Öyle ki:
Büyük bir kısmı Mekke döneminin sonunda, bazı ayetleri de hicret esnasında ve hicretten sonra indirilmiştir. Yirmi yedinci ayet ve devamında hac ibâdetinden söz edildiği için bu adı almıştır. 78 ayettir.
2
Kıyâmet başınıza gelip çattığı gün, her emzikli kadın kucağında emzirmekte olduğu yavrusu nu bırakıp kaçacak ve bütün hamileler, korku ve dehşetten çocuğunu düşürecek; öyle ki, o an hallerini görsen, insanları sarhoş sanırsın, oysa sarhoş değildirler; ne var ki, Allah’ın azâbı çok çetindir! Hal böyleyken:
3
Öyle insanlar var ki; doğru ve geçerli bir bilgiye dayanmaksızın, tutup Allah hakkında körü körüne ve inatla tartışmaya girişir ve nerede isyankâr, azgın bir insan veya cin şeytan ı varsa, hep onun peşinden gider. Oysa ki:
4
Şeytanlarla ilgili olarak şu değişmez yasa ortaya konulmuştur: Her kim onları ve onların dostlarını sever, destekler ve kendisine yönetici, yardımcı, dost ve kurtarıcı edinirse, o zaman bu şeytanlar onu doğru yoldan çıkaracak ve dosdoğru cehennemdeki o alevli azâba sürükleyecektir!
5
Ey insanlar; eğer ölümden sonra yeniden diriliş konusunda herhangi bir şüpheniz varsa, kendi yaratılışınıza bir bakın: Hiç kuşkusuz biz sizi, ilk önce atanız Âdem’de olduğu gibi topraktan, sonra topraktan yetişen yiyeceklerle babanızın vücudunda oluşan nutfeden, sonra ana rahmine düşen bu nutfenin belli bir dönem sonunda kan pıhtısı görünümünde, rahmin duvarına yapışmasıyla oluşan alakadan, sonra temel unsurları bakımından yaratılışı kısmen tamamlanmış, fakat bütün organlarıyla henüz tamamlanmamış olan bir çiğnem et parçasından yarattık ve bu yaratılışı size böyle ayrıntılarıyla anlattık ki, Kur’an’ın ilâhî bir kelam olduğunu, hiçbir şüpheye meydan vermeyecek biçimde size açıkça gösterelim. Cenin hâlinden sonraki aşamalara gelince: Bu ceninlerden, sağlıklı bir şekilde doğmasını dilediklerimizi belirli bir vakte kadar rahimlerde tutar, zamanı gelince de sizi bir bebek olarak dünyaya getiririz; sonra da ergenlik çağınıza erişinceye kadar sizi besleyip büyütürüz; içinizden bazıları daha genç yaşta hayata gözlerini yumarken, kimileriniz de bildiği şeyleri dahî bilemez hâle geleceği, ömrünün o en düşkün ve perişan çağına kadar yaşatılır. Gelelim, dış dünyanızdaki delillere: Kış mevsiminin sonunda, yeryüzünü, bitki örtüsü ölmüş, kupkuru bir hâlde görürsün; derken oraya bahar yağmurları halinde su indirdiğimizde, bir de bakarsın ki, düne kadar hayattan eser olmayan yerde, toprak birdenbire coşup harekete geçer, altındaki tohumların çatlamasıyla öbek öbek kabarır ve her güzel çiftten, renk renk, çeşit çeşit ürünler verir.”
6
İşte bütün bu mûcizelerin her an gözlerinizin önünde yaşanması, şunun iyice bilinmesi içindir ki; Allah, hakkın ve hakikatin ta kendisidir; O, ölüleri yeniden diriltecektir ve O’nun her şeye gücü yeter!
7
Ve geleceğinde asla şüphe olmayan kıyâmet bir gün mutlaka kopacak ve Allah, tıpkı yeryüzünden bitkileri çıkardığı gibi, mezarlarda yatanları da aynen öyle kaldıracaktır! Hal böyleyken:
8
Öyle nankör, öyle câhil insanlar da var ki; ne ilâhî kaynaklı bir bilgiye, ne bir yol göstericiye ve ne de aydınlatıcı bir Kitaba dayanmaksızın, Allah hakkında körü körüne ve inatla tartışmaya girişir.
9
Ve insanları Allah’ın yolundan saptırmak için, koltuklarını kabarta kabarta tartışmasını sürdürür. İşte onun hakkı, bu dünyada yenilgiye uğrayıp aşağılanmaktır ve Diriliş Gününde ona, o yakıp kavurucu azâbı tattıracağız!
10
O Gün ona, “Bu ceza, kendi ellerinle yaptığın zulüm ve haksızlıklar ın karşılığıdır!” diyeceğiz, “Çünkü Allah, kullarına asla zulmetmez! Dolayısıyla, hiç kimseyi işlemediği bir suçtan ötürü cezalandırmaz. ”
11
İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah’a kıyısından kenarından kulluk eder; öyle ki, kendisine Allah tarafından bir iyilik ulaşsa, gönlü onunla huzura kavuşur fakat fakirlik, hastalık, başarısızlık gibi bir imtihânla yüz yüze gelecek olsa, hemen gerisin geriye dön erek Allah’a kulluğu terk ed er. Böyle bir insan, hem dünyayı, hem de âhireti kaybetmiş demektir ki, işte en büyük felâket budur! Çünkü Allah’a kulluğu bırakınca, kaçınılmaz olarak:
12
Allah yerine, kendisine hiçbir fayda veya zarar veremeyen âciz varlıklara kulluk edip yalvarır; işte doğru yoldan uzak lara sapma ve gerçek anlamda yoldan çıkma, budur!
13
Birtakım dünyevî menfaatler elde etmek veya sözde mânevî derecelere, yüce makâmlara erişmek amacıyla, zararı faydasından çok daha büyük olan putlardan, şeytanlardan veya ilâhlık taslayanlardan medet umarak, on ları kurtarıcı olarak çağırır, onlara el açıp yalvarırlar fakat o çağırdıkları, gerçekte ne kötü bir dost, ne kötü bir arkadaştır! Peki, gerçek dostunuz, yardımcınız kimdir:
14
Hiç kuşkusuz Allah, gönderdiği Kitaba yürekten iman eden ve bu imana yaraşır güzel ve yararlı davranışlar ortaya koyanları, içerisinde ırmaklar çağıldayan cennet bahçelerine yerleştirecektir. Gerçek şu ki, Allah, insanların arzu ve heveslerine göre değil, sonsuz ilim ve hikmetine uygun olarak, dilediğini yapar. O hâlde, dünyada ve ahirette kurtuluşa ermek isteyen, iman ve salih amel ile Rabb’ine yönelmeli, O’nun gönderdiği mesaj doğrultusunda hayata yön vererek, yalnızca O’na kulluk ve itaat etmelidir.
15
Her kim ki, Allah’ın kendisine dünyada da, âhirette de yardım etmeyeceğini sanıyor ve kurtuluş için O’ndan başka varlıkların himâyesine sığınarak onlardan medet umuyor sa, o zaman haydi, o sözde ilahların ona vereceği bir araçla göğe yükselsin de, Allah ile kendi arasındaki bütün bağlantıları kessin; sonra da bir düşünsün bakalım; acaba bu çözüm yolu, kendisini çâresizliğin, terk edilmişliğin verdiği sıkıntılardan kurtarıp öfkesini giderebilecek mi? Ayrıca, Allah’a ve Elçisine savaş açan zalimler şunu iyi bilsinler ki: Her kim Allah’ın, kendi yolunda mücadele eden kulunu terk ettiğini ve ona dünyada da, âhirette de yardım etmeyeceğini sanıyor ve beklediğinin tam tersinin gerçekleştiğini gördükçe öfkesinden kuduruyorsa; o zaman haydi, gücü yetiyorsa bir araçla göğe yükselsin de, Allah ile müminler arasındaki bağlantıyı keserek ilâhî lütuf ve yardımları engellesin; sonra da bir düşünsün bakalım; acaba böyle bir şeye güç yetirebilecek mi; Allah’ın nurunu söndürmek için kurduğu tuzaklar amacına ulaşıp da, müminlere karşı yüreğinde beslediği kinini, öfkesini giderebilecek mi?
16
İşte Biz bu Kur’an’ı, böyle apaçık ayetler şeklinde indirdik. Hiç kuşkusuz Allah, samîmî olarak doğruya, gerçeğe ulaşmak isteyenleri inkâr ve cehâlet karanlıklarından kurtarıp doğru yola iletecektir. Nitekim, mahşer gününde sizi kavminize, soyunuza, kültürünüze göre değil, göndermiş olduğu ayetlere karşı gösterdiğiniz tavra ve ortaya koyduğunuz iyi-kötü davranışlara göre değerlendirecektir:
17
Gerçek şu ki; Allah’a ve gönderdiği bütün Peygamberlere iman edenler, Allah’ın seçkin ve imtiyazlı kulları olduklarını öne süren Yahudiler, yıldızlara tapan Sâbiiler, Son Elçiyi inkâr eden ve İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu öne süren Hıristiyanlar, Zerdüşt’ün izleyicileri olduklarını iddia ettikleri hâlde ateşe tapan Mecusiler ve Allah’ın birliğini, eşsiz-ortaksız olduğunu açıkça reddederek Peygamberlik ve âhiret gerçeğini tümüyle inkâr eden müşrikler var ya; elbette Allah, sonsuz ilmi, merhameti, hikmet ve adâletiyle, Diriliş Gününde aralarında en âdil biçimde hükmünü verecektir. Çünkü Allah, her an her şeye şâhitlik etmektedir. O hâlde, Rabb’inizin emirlerine boyun eğerek dünyada ve âhirette kurtuluşa ulaşın:
18
Göklerde ve yerde bulunan bütün varlıkların; örneğin Güneş’in, Ay’ın, yıldızların; dağların, ağaçların, hayvanların zorunlu olarak Allah’ın kanunlarına boyun eğdiğini ve insanlardan bir çoğunun, sonsuz kudret ve yüceliği önünde Allah’a bilinçli olarak secde ettiğini ve O’na boyun eğmekten kaçınan diğer bir çok insanın da bundan dolayı azâbı hak ettiğini görmüyor musun? Evet, Allah kimi alçaklığa mahkûm ederse, artık hiç kimse ona onur kazandıramaz! Hiç kuşkusuz Allah, dilediğini yapa bilecek kudrete sahipti r. Demek ki, aslında insanlar, Allah’a secde edenler ve etmeyenler olarak iki kısma ayrılacak ve mahşer gününde, buna göre hesaba çekilecekler:
19
İşte şu iki grup, Rableri nin gönderdiği Kitaba iman edip etmeme konusunda birbirleriyle çekişen iki düşmandır; bunlardan inkâr edenlere, ateşten elbiseler biçilecek ve başlarından aşağı kaynar sular dökülecek. Öyle korkunç bir su ki:
20
Onunla, kâfirlerin karınlarındaki bütün iç organları ve derileri eriyip kavrulacaktır!
21
Ayrıca onlar için, demirden kamçılar var!
22
Yüreklerine işleyen acı ve ıstıraptan dolayı, ne zaman oradan çıkmaya davransalar, her defasında, azap kırbaçlarıyla, demir kamçılarla tekrar oraya gönderilecekler ve kendilerine, “Tadın bakalım, zulüm ve haksızlığınızın cezası olan yakıcı azâbı!” denilecek. Öte yandan:
23
Hiç kuşkusuz Allah, gönderdiği Kitaba yürekten iman eden ve bu imanın gereği olarak güzel ve yararlı işler yapanları, içerisinde ırmaklar çağıldayan cennet bahçelerine yerleştirecektir. Bu bahtiyârlar orada altın bilezikler ve inciler takınacak, hârika işlemeli ipek elbiseler giyinecekler.
24
Çünkü onlar, samîmî bir kalple hakka yöneldikleri için, sözlerin en güzeline, yani bir tek Allah’a kulluk esasına dayanan mükemmel inanç sistemine yöneltilmiş, böylece, her türlü övgü ve yüceliklere lâyık olan Allah’ ın yoluna iletil meyi hak et mişlerdi.
25
Allah’ın ayetlerini inkâr eden, inananları Allah’ın yolundan çevirmeye çalışan ve hem Mekke halkı, hem de dışarıdan gelen bütün insanlar için aynı derecede güvenli bir sığınak ve bütün müminlerin eşit şekilde faydalanma hakkına sahip olduğu ortak bir bölge kıldığımız Kutsal Mescit Kâbe’yi ziyaret etmek ten alıkoyanlara gelince; şunu iyi bilsinler ki, her kim azgınlık edip orada en ufak bir haksızlık yapmaya kalkışırsa, ona can yakıcı azâbı tattırırız! Çünkü Kâbe, şu temel esaslar üzerinde kurulmuştu:
26
Hani Biz İbrahim’e, Kâbe’nin kurulacağı yeri gösterip onu bu göreve hazırlarken, “Ey İbrahim!” demiştik, “Hiçbir şeyi ve hiç kimseyi bana ortak koşma ve ortak koşulmasına izin verme! Evimi, onu tavaf eden, huzurumda saygıyla kıyama duran, rükûya eğilen ve secdeye kapananlar için her türlü maddî ve mânevî kirden arındırarak tertemiz tut!”
27
“Ve gücü yeten her Müslümana, ömründe en az bir kere haccı n farz olduğunu bütün insanlara ilan et ki; gerek yaya olarak, gerekse uzak diyarlardan gelen binekler ve diğer araçlar üzerinde sana gelsinler!”
28
Gelsinler ki, bunun kendilerine sağlayacağı ahlâkî, kültürel, ticari, siyâsî ve toplumsal yararları bizzat görüp yaşasınlar. Herkesçe bilinen ve aynı zamanda haccın son günleri olan Kurban Bayramı günler in de, Allah’ın onlara bahşettiği deve, sığır, koyun, keçi gibi evcil hayvanlar ı kurban ederken, onlar üzerinde Allah’ın adını besmele çekerek ansınlar. Bu kurbanların etinden hem kendiniz yiyin, hem de fakir fukarayı doyurun!
29
Sonra da, hac sırasında uyulması gereken yıkanmamak, tıraş olmamak, tırnak kesmemek, koku sürünmemek gibi kısıtlamalardan dolayı meydana gelen kirlerini temizlesinler, varsa adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i, yani insanın her türlü kölelik boyunduruklarından kurtulup yalnızca Rabb’ine kul olarak gerçek anlamda özgürlüğe kavuşmasının sembolü olan bu tarihî mâbed, özgürlük evi Ka’be’yi son bir kez tavaf etsinler.
30
İşte bütün bu sayılanlar, bizzat Allah tarafından belirlenen hükümlerdir. Her kim Allah’ın saygıdeğer kıldığı şeyleri önemser ve O’nun çizdiği sınırlara uymakta dikkat ve özen gösterir se, şüphesiz, kendisi için Rabb’inin katında en hayırlısı budur. O’nun tarafından belirlenmeyen haramlara, yasaklara gelince, bunların hiçbir geçerliliği yoktur: Haram oldukları size daha önce ( 6. En’âm: 145 ve 16. Nahl: 115 ) bildirilenler hariç, bütün hayvanlar ın etleri size helâl kılınmıştır. O hâlde, putlardan kaynaklanan pisliklerden, küfür ve şirk sistemlerinin ürettiği bâtıl inanç ve ideolojilerden, bidatlerden, hurâfelerden kaçının ve asılsız, temelsiz iddialardan, özellikle de Allah adına uydurulan yalan sözlerden uzak durun!
Sonraki 30 ayet →