1
Tâ Hâ. Dinle, ey hak yolunun yolcusu! Kendilerine Kur’an’ı tebliğ ettiğin hâlde, inatla hakkı inkâr eden zalimlerin davranışları seni üzmesin, ümitsizliğe ve yılgınlığa düşürmesin! Unutma ki;
Mekke devrinin ortalarında, Meryem sûresinden sonra indirilmiştir. Ömer bin Hattâb’ın —Allah ondan razı olsun— bu sûreden etkilenip Müslüman olduğu rivâyet edilir. Adını ilk kelimesinden alan sûre, 135 ayettir.
2
Biz sana bu Kur’an’ı, sıkıntıya düşüp mutsuz olasın diye göndermedik.
3
Ancak, Allah’a saygılı davranan kimselere bir öğüt ve uyarı olsun diye gönderdik.
4
Hem de, yeri ve yüce gökleri yaratan Allah’ ın katından indirilen bir Kitap olarak.
5
O sonsuz merhamet sahibi olan Rahmân katından ki, bütün işleri yönetmek ve yönlendirmek üzere, kâinâtın mutlak hâkimi olarak, Egemenlik Tahtı olan Arş’ta bulunmaktadır.
6
Bütün göklerdekiler, yerdekiler, göklerle yer arasında bulunanlar ve toprağın altında olanlar, yalnızca O’nundur.
7
Ey insanoğlu! Sözlerini içinde gizlesen de, açığa vursan da, Allah için birdir; çünkü O, gizli söz ve düşünce leri de bilir, bundan çok daha gizlileri de...
8
O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur; en mükemmel özellikler, en üstün nitelikler ve bütün güzel isimler O’nundur. İşte, gelmiş geçmiş bütün Peygamberler ve kutsal kitaplar bu hakîkati dile getirmiş ve bu temel prensiplere dayalı bir inanç sistemi ortaya koymuşlardır. Örneğin:
9
Mûsâ’nın ibretlerle dolu o ilginç öyküsü anlatılmadı mı sana?
10
Hani Mûsâ, ailesiyle birlikte Medyen’den Mısır’a dönerken, geceleyin yolunu kaybetmiş ve uzaklarda bir ateş görmüştü. Ailesine, “Siz burada bekleyin!” dedi, “ Ağaçların arasında bir ateş ilişti gözüme, belki ısınmak için size oradan bir kor parçası getiririm, yâhut ateşin yanında, bize yol gösterecek biriyle karşılaşırım.”
11
Ve ateşe yaklaşınca, “Ey Mûsâ!” diye bir ses duyuldu:
12
“Ben, evet Ben senin Rabb’inim! Öyleyse çıkar ayakkabılarını, çünkü şu an Sînâ dağının eteklerindeki Tuvâ’da, o kutsal vadide, yüce bir makâmın huzurunda bulunuyorsun!
13
Ey Mûsâ, seni kendime elçi olarak seçtim; şimdi sana vahyedilenleri dinle:
14
Hiç kuşkusuz Ben, kendisinden başka ilâh olmayan bir tek Allah’ım; o hâlde, yalnızca Bana kulluk et ve Beni anıp yüceltmek için namazı dosdoğru kıl!
15
Vaktini sizden gizlemiş olduğum kıyâmet, herkese yapıp ettiklerinin karşılığı en âdil biçimde verilmesi için, mutlaka gelip çatacaktır!
16
“ O hâlde ey Mûsâ! Kıyamete inanmayan, böylece kendi arzu ve ihtirâslarının peşine düşen kimseler, sakın seni ondan, yani hesap gününe dayalı inanç ve hayat nizamından çevirmesin, yoksa helâk olur gidersin!” Ve bu öğütlerin ardından Allah, Mûsâ’yı rûhen yatıştırıp Peygamberliğe hazırlamak üzere, ona sordu:
17
“Şu elindeki nedir, ey Mûsâ?”
18
“Bu benim asâmdır!” dedi, “Ona yaslanırım, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak silkelerim ve daha pek çok işime yarar.”
19
Allah, “ Şimdi onu yere at, ey Mûsâ!” dedi.
20
Bunun üzerine, Mûsâ onu yere attı, bir de ne görsün; asâsı bir yılan olmuş, kıvrıla kıvrıla akıp gidiyor!
21
Allah, “Onu tekrar eline al!” dedi, “Korkma, onu hemen eski hâline çevireceğiz! İşte bu, sana verilen bir mûcize olacak. ”
22
“ Şimdi de elini koynuna sok; onu geri çıkardığında, —herhangi bir hastalıktan değil, sana verilen bir başka mûcize olarak— gözleri kamaştıracak derecede ışıl ışıl, bembeyaz olarak çıksın.”
23
“Ki böylece, sana büyük mûcizelerimizden bir kısmını göstermiş olalım.”
24
“ O hâlde, şimdi doğru Firavuna git ve onu, bir tek Allah’a kulluğa dâvet et! Çünkü o, iyice azgınlaştı!”
25
Mûsâ, “Ey Rabb’im!” diye yalvardı, “ Bu ağır görevi başarmam için bana cesaret, kararlılık ve özgüven bahşederek yüreğime genişlik ver!
26
İşlerimde bana kolaylık bahşet.
27
Ve dilimdeki şu bağı çöz; düzgün ve akıcı konuşmamı sağla Allah’ım!
28
Ki, hakîkati tebliğ edeceğim insanlar ne dediğimi iyice anlayabilsinler.
29
Ve yakın akrabalarımdan birini,
30
Mesela ağabeyim Hârûn’u, bana yardımcı bir Peygamber kıl.
Sonraki 30 ayet →