1
Elif, Lâm, Râ. ( 2. Bakara: 1, 23, 24 ) Dinle bak, ey insan! Rabb’inden sana bir mesaj geldi: Bunlar, insanlığı aydınlatmak üzere gönderilen son ilâhî Kitabın, yani okunsun, anlaşılsın ve hayata hükmetsin diye gönderilen ve dâimâ gündemde tutulması gereken apaçık ve anlaşılır Kur’an’ın ayetleridir.
Mekke döneminin sonlarında, Yûsuf sûresinin hemen ardından indirilmiştir. Adını, sekseninci ayetinde geçen ve Semud kavminin helak edildiği bölgenin adı olan “Hicr” kelimesinden almıştır. 99 ayettir.
2
Bu apaçık ayetlerden yüz çevirerek hakîkati inkâr edenler, zaman zaman içlerinden, “Keşke Müslüman olsaydık!” diye derin bir özlem duyarlar. Fakatyersiz gururları ve dünya hayatına karşı tutkuları yüzünden, yüreklerinde zaman zaman depreşen bu duyguyu sürekli bastırır, iç dünyalarının derinliklerinden gelen sesi duymazlıktan gelirler. İşte bu yüzdendir ki, ölüm meleği karşılarına dikildiği gün, “Ah, keşke fırsat varken biz de Müslüman olsaydık!” diyerek hayıflanacaklar, fakat son pişmanlık fayda vermeyecek.
3
O hâlde, ey Müslüman! Onları şimdilik kendi hallerine bırak; hayvanlar gibi yiyip içip zevklensinler ve sonu gelmeyen hevesleri, doymak bilmeyen arzuları, gözlerini kör eden ihtirâsları ve boş ümitleri onları oyalasın dursun; bu gidişin sonunda, kendilerini nasıl bir felâketin beklediğini yakında öğrenecekler! Şimdilik, doğru yola yönelmeleri için onlara azıcık daha mühlet vereceğiz, fakat vakti gelince işlerini bitireceğiz. Unutma ki:
4
Biz, insanlık tarihi boyunca hiçbir toplumu, önceden tarafımızdan bilinen bir yazgıları, belirlenmiş hayat süreleri olmadan helâk etmedik. Ve ilâhî hikmet uyarınca belirlenen bu yazgıya göre, her birine helâk edilmeden önce belli bir süre tanınmıştı:
5
İlâhî yasalara göre, helâk edilme vakti gelen hiçbir toplum, ecelini bir an öne alamayacağı gibi, onu bir an geciktiremez de. Hal böyleyken:
6
İnkârcılar, seninle güya alay ederek, “Ey kendisine Kur’an adında bir uyarı gönderilen adam!” diyorlar, “Hiç kuşku yok ki, sen cinlerin istilasına uğramış bir deli, bir mecnunsun!”
7
“Eğer Peygamberlik iddianda doğru isen, haydi melekleri karşımıza getirsene!”
8
Ey kâfirler! Biz melekleri, kâfirlerin anlamsız isteklerini karşılamak için değil, ancak belli bir hikmet ve amaç doğrultusunda, yani hak ile göndeririz ve o zaman, onlara mühlet de verilmez, derhal işleri bitirilir. Çünkü melekler, ancak imtihân bittiğinde gönderilir ki, bu da zâlimlerin sonu demektir. Eğer kâfirler, alay ve iftiralarla elçimizi susturabileceklerini, baskı ve işkencelerle Allah’ın nurunu söndürebileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar:
9
Şunu iyi bilin ki, bu zikri, yani Kur’an’ı indiren Biziz ve onu her türlü tahrifâttan, ilave ve eksiltmelerden koruyacak olan da, elbette yine Biziz! Buna rağmen inkârlarından vazgeçmeyecek olurlarsa, üzülme ey Peygamber ve ey Müslüman!
10
Doğrusu, senden önceki toplumlara da nice elçiler, nice tebliğciler göndermiştik.
11
Onlara ne zaman bir elçi gelse, mutlaka onunla alay ederlerdi. Çünkü yeryüzü nîmetlerine aşırı bağlılık, kibir, inatçılık ve haksız önyargılar gözlerini kör etmişti. Demek ki, hakîkati inkâr eden bütün zâlimlerin değişmez bir ortak özellikleri var: İlâhî dâvet karşısında, küstahça takındıkları o alaycı tavır!
12
İşte böylece Biz onu, tavır ve davranışlarıyla kâfirliği hak eden suçluların kalplerine sokarız. Bundan dolayıdır ki:
13
Öncekilerin başına gelenler ortadayken, yine de bu Kur’an a inanmıyorlar. Ve insanlık tarihinden ders alıp, zulüm ve haksızlıktan vazgeçecekleri yerde, gereksiz mûcizeler peşinde koşuyorlar:
14
Eğer üzerlerine gökten Arş’a uzanan bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalardı,
15
Yine de “Herhâlde büyülenerek gözlerimiz perdelendi; evet evet, bize mutlaka büyü yapılmış olmalı!” diyecek ve kesinlikle iman etmeyecek lerdi. Çünkü bundan çok daha büyük mûcizeleri görüyorlar da, yine de iman etmiyorlar:
16
Şüphesiz Biz, uzayın derinliklerine büyük takım yıldızları serpiştirerek, göğe muazzam burçlar yerleştirdik ve onu, hayranlık ve ibretle seyredenler için, parlak birer inci demeti gibi ışıldayan gökcisimleriyle süsle yipgüzelleştir dik.
17
Ve göğü, bütün lânetli şeytanlar ın istilâsın dan koruduk. Dolayısıyla, ister cin ister insan olsun, hiçbir şeytan, evrenin boyutlarını aşıp melekler katına yükselemez, gayble ilgili bilgiler çalmak üzere burçlara yükselip melekler arasındaki konuşmaları dinleyemez.
18
Ancak, meleklere yakın bir yapıya sahip olan bu cinlerden, melekler arasında geçen konuşmaları gizlice dinlemeye kalkışarak kulak hırsızlığı yapan olursa, onun da peşine derhal parlak bir alev şeklinde bir yıldız, bir göktaşı takılır ve onu yakıp küle çevirir. Şu hâlde: Geleceği bildiğini iddia eden kahinler, medyumlar, falcılar kesinlikle yalan söylüyorlar. Gaybî bilgilerle dolu olan bu Kur’an, hiçbir cin veya şeytanın müdâhalesine maruz kalmadan, asıl şekliyle insanlığa ulaştırılmıştır. Bunlar, göklerdeki mucizelerdi.
19
Yeryüzüne gelince; onu canlıların üreyip gelişmesine uygun bir şekilde yayıp döşedik, üzerine sarsılmaz dağlar yerleştirdik ve orada, mükemmel bir denge kurarak miktarı, şekli, tadı... belli bir ölçüye göre ayarlanmış nice bitkiler yetiştirdik.
20
Orada hem sizin, hem de rızkını sizin vermenize imkân olmayan sayısız bitki ve hayvan türleri için hayâtî öneme sahip nice besin kaynakları yarattık.
21
Göklerde ve yerde, nimet ve lütuf nâmına hiçbir şey yoktur ki, ana kaynağı ve hazinesi Bizim katımızda olmasın fakat Biz onu öyle gelişigüzel değil, ancak belirli bir hikmet ve ölçü ile göndermekteyiz.
22
Gerek çiçek tozlarını taşıyıp bitkilerdeki erkek ve dişi unsurlar arasında döllenmeyi sağlamak, gerekse su buharlarını sürükleyerek yağmur yüklü bulutlar oluşturmak üzere, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderiyoruz; böylece gökten sağanak sağanak su indiriyor ve bu sayede sizin su ihtiyacınızı karşılıyoruz. Yoksa siz onu böyle dağlarda, pınarlarda, bulutlarda, yeraltında depolayamazdınız.
23
Gerçek şu ki; hayat veren de Biziz, öldüren de Biz. Bütün yaratılmışlar, bütün bu fani varlıklar âlemi öldükten sonra bâkî kalacak olan da, sadece Biziz!
24
Hiç kuşkusuz Biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sizden sonra gelecek olanları da. Ayrıca, iyilik yapmakta öne geçenleri de biliriz, hayır yarışında geride kalanları da.
25
Ve elbette Rabb’in, yaptıklarından dolayı hesaba çekmek üzere, insanların ve cinlerin hepsini mahşer gününde bir araya toplayacaktır. Öyle ya, Allah, her şeyi bilendir; her konuda en âdil hükmü veren, sonsuz hikmetiyle her şeyi yerli yerince yapan bir hakîmdir. İşte bu hikmet gereğince:
26
Gerçekten Biz ilk insanı, vurulduğu zaman tın tın öten kuru bir çamurdan, belirli bir ölçü ve terkibe göre şekil verilmiş bir balçıktan yarattık.
27
Cinler in atası olan İblis e gelince, onu da Âdem’i yaratmadan çok daha önce, maddenin özüne işleme özelliğine sahip zehirli ve dumansız bir ateşten yaratmıştık.
28
Ve hani Rabb’in, meleklere demişti ki: “Ben kupkuru bir çamurdan, şekil verilmiş balçıktan bir insan yaratacağım.”
29
“Ona muntazam bir insan kıvamında şekil verip ruhumdan can üflediğim zaman, derhal onun önünde secdeye kapanın! Saygıyla O’na boyun eğin !”
30
Böylece meleklerin hepsi, Allah’ın emrine uyup Âdem’in huzurunda secde ettiler saygıyla eğildiler.
Sonraki 30 ayet →